NEFSİ DEĞİL, ALLAH’IN RIZASINI TERCİH EDELİM

NEFSİ DEĞİL, ALLAH’IN RIZASINI TERCİH EDELİM
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Allahu Zülcelâl a yeti kerimede şöyle buyuruyor: “Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, artık onu O’ndan başka açacak (kaldıracak)olan kimse yoktur! Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun ih sânını geri çevirecek kimse de yoktur! (O,) bunu (bu ihsânını) kullarından dilediğine ulaştırır. Çünki O, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.” (Yunus, 107)

Allahu Zülcelal, bu ayet-i Kerime ile kullarına, kendi kudret ve azametini beyan ediyor. Bu Ayet-i Kerimeden anlamamız gereken, herşeyin Allahu Zülcelâl’den olduğunu bilmek ve inanmaktır. İster hayır olsun, ister musibet olsun herşeyi Allahu Zülcelal verir ve verdiğini insanın üzerinden kaldıracak olanda yine Allah’tır. Peygamberler, Evliyalar, Melekler; Allahu Zülcelal’e karşı sadece şefaatçidirler. Yalnızca dua ve rica ederler. Onların elinde de başka bir şey yoktur.

Allahu Zülcelal, yaratmış olduğu mahlukatlara karşı çok şefkatlidir, merhametlidir. Allahu Zülcelal zerre kadar dahi birşeyi kaybetmez. Göklerde, yeryüzünde, yerin dibinde her ne yaratmışsa hepsinden saniyesi saniyesine haberdardır. Böyle kudret ve azamet sahibidir. Bizim de Allahu Zülcelal’in emir ve nehiylerinden zikir ve ibadetinden gafil kalmamamız lazımdır.

Allahu Zülcelal’in şefkat ve merhameti ne kadar çok ise, azabı da o kadar çoktur. Allahu Zülcelal’in azametini, mü’min olan her insanın bilmesi lazımdır. Bu dünyanın, göklerin ne kadar büyük olduğunu hepimiz görüyoruz. Bunlar, Allahu Zülcelal’in yarattığı kürsi’nin karşısında ufacık bir halka gibidirler. O çok büyük olan kürsi’de arşı âlânın karşısında ufak bir halka gibidir. İşte bütün kainat, kürsi ve arş, Allahu Zülcelal’in kudret ve azametinin yanında bir zerre kadardır. Allahu Zülcelal böyle azim’dir.

Allah’tan kork ama asla ümitsiz olma!

Lokman-ı Hekim çok büyük bir zattır. (O’nun peygamberliği konusunda ihtilaf vardır; bazı rivayetlerde, ‘peygamberdir’ bazı rivayetler de ise ‘büyük evliyalardandır’ denilmektedir.) Oğluna şöyle tavsiyede bulunmaktadır: “Oğlum, Allah’tan çok kork! O’ndan korktuğun zaman da, rahmetinden ümidini kesme! O’nun rahmetine ümit besle, fakat azabından da emin olma ! ‘Allah beni affedecektir, bana merhamet edecektir’ de, fakat O’nun azabını da mekrini de unutma!”

Bakınız, lanetli şeytan ne kadar amel sahibiydi ama ne oldu! Bir günah onu ne hale getirdi! Allah’ı merhamet sahibi olarak gör, fakat hiç bir zaman azabını da unutma! Bu şekilde ikisinin arasında ol! Yani korku ve ümit arasında… Bunları kendine iki kanat yap ve Allah’a doğru git. Kuş nasıl tek kanatla uçamıyorsa, mümin de korku ve ümit arasında olmak suretiyle, bu ikisini kendisine iki kanat gibi edinip Allah’a yönelmelidir.

Allah’a yönelmek, kişinin sadece; “Ben Allah’tan çok korkuyorum ve rahmetinden de ümitliyim” demesiyle olmaz. Korku ve ümit arasında olmanın bazı belirgin işaretleri, izleri vardır ve bunlar o kişi üzerinde açıkça görülmelidir. Gözlerinin onun başına getireceği felaketlerden korkmalıdır mesela. Karşısına namahrem, yabancı bir kadın, çıktığında, Allah korkusundan ona bakmamalıdır. Çünkü Allah onunla beraberdir, onu gözetmekte, bütün yapıp ettiklerini görmektedir.

Seni, dünyayı ve bütün kainatı bir anda yok edebilecek kudret ve azamet sahibi olan Allah Celle Celaluhu, sana harama bakmayı yasaklamıştır. Aynı zamanda Allah, her an sana yakın ve seninle beraber iken… Eğer sen bütün bunlara rağmen, harama bakarsan, Rabb’ine karşı ne kadar büyük bir ayıp işlemiş, ne kadar büyük bir kabahat işlemişsin! Bunu tefekkür edinelim kendimize…

Rabb’imize karşı çok kusurluyuz! Çok günah işlemişiz. Hatalarımız dünyaları kaplayacak kadar çok olsa da asla unutmayalım ki, biz yüz sene bu şekilde Allah’a asi olsak, sonunda tövbe eder ve hatalarımızdan dönersek, samimi olarak Allahu Zülcelâl’e tevbe edersek O bizi affedecektir. Bir düşünün hele, Allahu Zülcelâl ne kadar merhamet sahibi, biz ise O’na karşı, ne kadar nankör ve kusurluyuz…

Ölümle başlayacak olan
sorulara cevap hazırlamalıyız

Ahiret gününde bize sorulacak olan soruları aklımızdan hiç çıkartmamız lazımdır. İnsan öldüğü ve teneşir üzerine boylu boyunca yatırıldığı zaman, orası Allahu Zülcelal’in ilk divanıdır. İlk huzurudur. Allahu Zülcelal kuluna o teneşir tahtasının üzerinde şöyle sorar; “Ya kulum! Seni yarattım ve sana ruh verdim. Sana sıhhat verdim. Sana mal verdim, evlat verdim. Bu emanetleri ne yaptın?”

Dünyada olan her nimet, arabalar, hayvanlar, yiyecek ve içeceklerin hepsi insan içindir. Ama biz, “Allah, bize bir şey vermemiş” gibi bir davranışın içine giriyor, bu verilen nimetlerden gafil kalıyoruz. Bu çok yanlıştır. Allahu Zücelal’in bize vermiş olduğu bu ikramları biraz düşünmemiz ve idrak etmemiz lazımdır. Allahu Zülcelal’in; “Bu emanetleri ne yaptın” sorusuna cevap hazırlamamız lazım değil midir? Yarın O’nun huzuruna çıktığımız zaman sükut mu edeceğiz? Ne cevap vereceğiz?

Şöyle dememiz lazımdır; “Yarabbi! Bana verdiğin vücudla sana secde ettim; ellerimle hizmet yaptım, sadaka verdim; verdiğin dil ile Kur’an okudum, zikir yaptım, hayrı tavsiye ettim; ayaklarımla cemaate, sohbet meclislerine, zikir yerlerine gittim. Ya Rabbi, Ben senin için için yaşadım senin rızan için çalıştım. Tek gayem de rızan idi. Senin rıza yolundan beni alıkoymaya çalışan nefse de Şeytan’a uymadım. Rahmetine layık olmak için gayret ettim Ya Rabbi!”
İşte dünyada bu salih amelleri yapmamız lazımdır ki, Allahu Zülcelal’in huzuruna çıktığımız zamanda böyle razı olacağı cevap verebilelim.

Allah’ın rızasını nefsimizin
isteklerine tercih edelim

İnsanın Allahu Zülcelal’in emir ve nehiylerini daima kendi nefsinin heva ve heveslerine tercih etmesi lazımdır. Eğer ki, nefsine mağlup olursa da hemen pişman olup, Allahu Zülcelal’e yalvararak; “Yarabbi! Ben nefsime mağlup oldum, pişmanım” diyerek özür dilemesi ve Allahu Zülcelâl’den yardım istemesi lazımdır. Belki bazı insanlar, hevayı nefse uymanın ne olduğunu bilmeyebilirler. Günahlar hep hevayı nefse uymaktan dolayı meydana geliyor. Hevayı nefs; yabancı kadınlarla dolaşmak, kumar oynamak, bir kişiyle mücadele edildiği zaman, ona karşı kibir ve ucublanmak (gururlanmak),vakti boşa harcamak; yani günaha götüren yollara düşüren her şey ister zahiri olsun ister batını hevai nefstir. İnsan ne zarar görüyorsa nefsinin arzu ve isteklerine uymasından görüyor. Ucub; nefsin kendisini beğenmesi başkasını hor ve hakir görmesi, kibir; başkasından kendisini büyük görmesi, böbürlenmesidir. Öyle basit şeylermiş gibi görmeyin bunları!

Şeytan kibri ve ucbundan dolayı Allahu Zülcelal’e karşı geldi. Oda hevayı nefsine uydu. Eğer hevayı nefsine uymasaydı; “Benim Rabbim, bana emrediyor. Neyi istese, neyi emretseydi , benim için farketmez. Bu Rabbimin taatidir, benim itaat etmem lazımdır” diyecekti. İbadetini kendinden değil Allah’tan bilecekti. Allah nasip etmese kim ibadet edebilir, ibadete güç bulabilir soruyorum size. Ama kibir ve ucubla; “Ben bu kadar ibadet yaptım. Oysa Allahu Zülcelal onu topraktan yarattı” dedi ve Allah’ın emrine asi geldi. İşte bu hevayı nefstir. Hevayı nefsin çeşitleri çoktur. Onun için, daima Allahu Zülcelal’in rızasını hevayı nefsine tercih etmelidir insan…

İnsanlar eğlence yerlerinde birbirlerine şakalar yaparak, fırsat bulur bulmaz televizyon izleyerek vakitlerini boşa geçiriyor, hevayı nefslerine uyuyorlar. Halbuki bunu yapana kadar biraz Kuran okusalar, biraz ibadet yapsalar hevayı nefslerine uymamış olurlar.

Eğer bu hale düşüyorsak da, “Yarabbi! Benim üzerime farz kıldığın hakları yerine getirmediğim için beni affet ve merhametinle bana muamelede bulun” diye Allahu Zülcelal’e tevbe etmemiz, ve bu gaflet halinden kurtulmamız için tazarru ile yalvarmamız lazımdır.

Orucun hikmeti

“Orucun hikmeti nedir? Allahu Zülcelal orucu üzerimize niçin farz kılmıştır?” Allahu Zülcelal’in razı olduğu halleri ve meleklerin sıfatını elde etmek için, oruç üzerimize farz kılınmıştır. Yani beşeri olan zulmani sıfatlardan temizlenmek ve denizden bir damla da olsa Allahu Zülcelal’in razı olduğu hallere bürünmek ve meleklerin sıfatlarını elde etmek için oruç üzerimize farz kılınmıştır.

Ama maalesef Ramazanda sanki bir kural gibi yemekler daha fazla yapılıyor, çeşit çeşit yapılıyor. Tabii insan bu yemekleri yediği zaman, orucun hikmetinden yeteri kadar istifade edemiyor.

Oysa bizden önceki insanlar, nasıldılar? Sübhanallah! İnsan kitaplarda onların hallerin gördüğü zaman; “Bunlar sanki insan değil de, melektiler” diyor. Veysel Karani kuddise sirruh karnı acıktığı zaman, Allahu Zülcelal’e dönerek; “Yarabbi! Karnımdan sana sığınırım” diye yalvarıyor ve hemen abdest alıp namaza duruyordu. Zünnun-i Mısri kuddise sirruh buyuruyor ki;

“Allahu zülcelal’in rızasına talib olalı beri, doyuncaya kadar yemek yemedim; susuzluğum gidene kadar su içmedim.” İşte onlar böyledirler. Nefsin şehvani arzularından sıyrılıp, Allahu Zülcelal’in ve meleklerin sıfatlarını elde edebilmek için daima gayret gösteriyorlardı.

İnsan daima hem Rabbini bilmeli, hem de kendini bilmeli; Rabbinin kudret ve azametinden de korkmalıdır. Önüne yemek geldiği zaman; “Ben Allahu Zülcelal’in rızası için ve O’nun hak yolunu kaybetmemek için yemeğimden birkaç lokma eksilteyim” diye düşünmelidir.

Hasanı Basri kuddise sırruh buyuruyor ki: “Allah’tan korkmak, bir atın ağzındaki gem gibidir. Azgın bir atın ağzında gem olmadığı zaman, ne yaptığını bilmeden oraya-buraya koşarak, hem kendini helak eder; hem de sahibi üzerine binerse, üzerinden atıp onuda helak eder. İşte nefsimiz de aynen öyledir.
Nefs, Allah’tan korktuğu zaman, bu korku aynı o azgın atın ağzındaki gem gibi onu durdurur. Kendi sahibini helak etmemesi için onu teskin eder. Ama korku olmadığı zaman, ağzında gem bulunmayan azgın atın sahibini üstünden atıp helak etmesi gibi, nefs de sahibini aynı öyle helak eder.”
Allahu Zülcelal’in korkusu, insanı doğruluğa teşvik eder.

Dünya kısa kadir
gecesinin kıymetini bilelim

İnsan daima kendi halini düşünmelidir. Dünya çok kısa ve geçicidir. Leylei Kadir gibi fırsatları kaçırmamalı, gereken ihtimamı göstermeliyiz. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ümmetinin ömrünün kısa oluşundan dolayı mahzun olmuştur. Allahu Zülcelal; Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemi teselli temek için şu Ayet-i Kerimeyi nazil etti; “Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.”(Kadr;2)

Bunu, şunun üzerine belirtiyorum. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ümmetinin ömrü çok azdır. Baki olan ebed’ül ebed ahiret hayatını, bu kısa ve bitecek olan dünya hayatı için tehlikeye atmak, nefsimize karşı çok büyük bir haksızlıktır. Allahu Zülcelal Ayet-i Kerimede bakın ne buyuruyor; “Allah’ın onları haşredip toplayacağı günde, sanki onlar dünyada gündüz bir parça kalmışlar da aralarında tanışmışlar gibi olacak. Allah’ın huzuruna çıkacaklarına inanmamış ve doğru yolu tutmamış olanlar hiç şüphesiz en büyük ziyana uğramış olacaklar.” (Yunus; 45)

İşte dünya hayatı böyledir. Allahu Zülcelal Ayet-i Kerimeler de dünya hayatını da, ahiret hayatını da bize beyan etmiştir. Hulasa olarak, Allahu Zülcelal bize akıl vermiştir. Bu akılla nasıl dünyanın kâr ve zararını ayırd edebiliyorsak, ahiretin kâr ve zararını da birbirinden ayırtetmemiz lazımdır. Kendi nefsimizle birbirimizi aldatmayalım.

“Ben çok iyiyim. Benim işim garantidir” diye bilmek ve bu şekilde davranmak, hem kendimizi, hemde nefsimizi aldatmaktır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bir hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor; “Senin iki tane kölen bulunsa ve bu kölelerden birisi senin her emrine itaat edip, dediklerini yerine getirse; diğeri ise senin hakkında hainlik, yalancılık yapsa ve hiçbir emrini yerine getirmezse bunlardan hangisini seversin?

Tabii doğru olan ve her emrini yerine getiren köleyi sever, daima onu takdir eder ve yanında tutmak istersin. Diğerini ise, bu köle keşke benden ayrılsa diyerek sevmez ve yanında tutmak istemezsin.İşte sizinle, Rabbinizin meselesi böyledir.

Allah kullarına bakıyor ve kim hakiki olarak samimiyetle emir ve nehiylerini yerine getirmeye gayret gösterirse, Allah’da o kullarının hem dünyada, hem kıyamet gününde bütün ihtiyaçlarını temin eder. Asi olan kullarına karşı gazablanarak rahmet nazarı ile bakmaz. Buna göre, her insanın Allahu Zülcelal’e karşı kendisini ayarlaması lazımdır.

Allahu Zülcelal hepimize razı olacağı amel-i salih nasib etsin. Amin!

 

 

 

 

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ