Ölüm Sonrası İki Yol Ayrımı

ismail mutlu

Yazarın şu ana kadar yazılmış 5 makalesi bulunuyor.

“Ben kimim? Nereden ve niçin geldim? Nereye gideceğim?” sualleri tarih boyunca insanların zihnini meşgul eden temel sorulardandır. Bu suallere iki kesimden cevap gelmiştir; filozoflar ve Peygamberler. Filozofların cevapları hem yetersiz kalmış, hem de birbirini tutmamıştır, her biri farklı izahlar getirmiştir. Peygamberlerin cevapları ise hem tatmin edici, hem de birbirine kuvvet verici olmuştur.

Diğer peygamberler gibi peygamberlik kapısının mührü olan Resulullah sallallahu aleyhi vesellem de ümmetini, nereden geldiği, nereye gideceği hususunda bilgilendirmiştir.

Evet, Hz. Adem aleyhisselamdan sevgili peygamberimize kadar gelen bütün peygamberler, insanlara gidecekleri adres olarak ahireti göstermişlerdir. Ahirete iman bütün peygamberlerde inanç esası olduğu gibi bizim dinimizde de böyledir. Ahiret konusu, Kur’an da yüzlerce ayetle açıklanmıştır. Mesela bu ayetlerden bir tanesi şu mealdedir: “Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyle sapıtmıştır.” (Nisa; 136)

Ahirete iman, Kur’an’ın dört temel esasından birisidir. Kur’an, her şeyden bu dört esas için bahseder. Ancak, ahirete iman  önemlidir. Çünkü rabbimiz bütün iman esaslarını ahirete iman üzerinde temellendirmiştir. Tebliğe  muhatap olanlar eğer Allah’a inanır, “inanın” dediği diğer esasları kabul eder, Allah’ın “yapın” dediklerini yaparlarsa, bunun karşılığını ahiret de göreceklerdir.

Şayet Allah’a inanmaz, diğer iman esaslarını kabul etmez, “yapın” dediklerini yapmaz, “yapmayın” dediklerini yaparlarsa, bunun cezasını da ahirette göreceklerdir. Eğer ahirete iman olmasa, tebliğ manasız ve neticesiz olurdu. İman ve ibadet için tebliği karşılığında bir yaptırım olmazdı.

Evet, ahiret itaatkârın mükafatlandırılacağı; inkarcı isyankâr ve zalimlerin cezalandırılacağı bir yer olması itibarıyla son derece önemlidir….

Yazımızda, ölümden sonraki hayatta bizleri bekleyen en önemli yol ayırımı üzerinde duracağız. Şüphesiz ki insan, bu iki yönden birine mutlaka gidecektir. Ya Cennet’e gidecek, sonsuz cennet nimetlerini tadacak; veya Cehennem’e gidip cehennem azabına uğrayacaktır. BU iki yol ortasında insan serbest bırakılmış cüzi iradesiyle hangisini seçer ve oraya gitmek için gayret gösterirse, oraya gidecektir.

Cennet nimetlerinin kısımları

Ebedi saadet iki kısımdır. Birinci ve en önemli kısmı, Allah’ın rızasına, lütfuna, tecellisine, yakınlığına mahzar olmaktır. Bu saadetin detaylı anlatıma ihtiyacı yoktur veya mümkün değildir.

İkinci kısım ise maddi saadettir. Bunun esasları ev, yemek ve evlenmek olmak üzere üçtür. Bu üç esasın derecelerine göre maddi saadet değişir. Gerek Kur’an’da, gerekse hadislerde Cennet nimetleri bazen tafsilatlı olarak, bazen de öz olarak haber verilmiştir. Mesela bu konuda bir kudsi hadis şöyledir: Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, Allah’ın “Ben Salih kullarıma ahiret azığı olmak üzere hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve insan kalbinden geçmeyen şeyler hazırladım” buyurduğunu bildirmiş ve ardından şu ayeti okumuştur: “Hiçbir nefis onlar için hazırlanmış ferahlatıcı şeyleri bilmez.” (Müslim, Cennet: 3)

Peygamberimizin, cennette at ve deve olup olmadığını soran sahabelere verdiği şu cevap da orada her şeyin bulunduğunu ifade eder: “Eğer Allah seni cennete koyarsa, orada canının çektiği, gözünün hoşlandığı her şey bulunacaktır.” (Tirmizi, Cennet: 11)

Buna Rağmen Yüce Allah, insanlara Cennetteki nimetleri anlatırken, dünyada insanların en çok zevk aldıkları, hoşlandıkları,  sevdikleri,  yemekten, içmekten, kullanmaktan, gezmekten usanmadıkları şeylere benzeterek anlatmış, Cennet hayatını biraz olsun zihinlere yaklaştırmıştır. Ama hemen ifade edelim ki, Cennet dünyadan ne kadar üstünse Cennet nimetleri de dünya nimetlerinden o kadar üstündür.

Cehennem azabının keyfiyeti

Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de kafirler,zalimler, emir ve yasaklarını dinlemeyen kimseler için, “kötü bir yer hazırladığını”  bildirmiştir.(Al-i İmran Suresi, 151) Ayrıca orasının insana susamış (Müddesir Suresi, 29) zorlu (Müddesir Suresi, 17) büyük acıklı ve şiddetli(Âl-i İmran Suresi, 4, 21, 176), gözetleyip duran(Nebe’ Suresi, 21) haber vermiştir. Acaba, bu azaplar nelerdir? Bunları Kur’an ve sahih hadisler ışığında açıklamaya çalışacağız. Ancak cehennem azabına geçmeden önce bir uyarıda bulunmak istiyoruz.

Gerek Kur’an’da gerekse hadislerde yer verilen azap çeşitleri temsilidir, yani bir örnek kabilindedir. Yoksa cehenemde sadece sayılan azap çeşitleri yoktur. Cennette, nasıl akla hayale gelmedik, göz görmedik, kulak işitmedik ni’metler varsa ve Kur’an ve hadislerde bunların sadece bir kısmı tasvir edilmişse, cehennem azabı da böyledir. Orada da bildiğimiz vaya bilmediğimiz, hayal edip yada edemediğimiz ve edemediğimiz pek çok azap şekli vardır.

Nitekim Kur’an da, “İşte kaynar su ve irin; tatsınlar onu!” buyrulduktan hemen sonra, “Bunlara benzer çeşit çeşit azaplar vardır” (Sâd Suresi; 57-58) buyurularak, azabın sadece sayılanlarla sınırlı olmadığı nazara veriliyor.

Bir hadiste cehennemliklerden en hafif azaba çarptırılacak olanı şöyle haber verilir: “Cehennemliklerin azap cihetiyle en hafif olanı, ayağında ateşten bir ayakkabı  ve bağı olan kimsedir ki, ayağındakiler sebebiyle tıpkı tencerenin içindekilerin kaynaması gibi, beyni kaynar. Öyle tahammül edilmez bir azab duyar ki, en hafif azaba çarptırıldığı halde, kendisinden şiddetli azab çeken, olmadığını zanneder.” (Buhari: Rikak: 8; Müslim, İman: 363; Tirmizi, Cehennem: 12)

Ateş azabı
Cehennem denilince, ilk akla gelen ateştir. Bir ayeti kerime de dünya ateşi için, “Biz dünya ateşini, Cehennem ateşini ve öldükten sonra dirilmeyi hatırlatıcı bir ibret kıldık.”(Vakıa; 73) buyurulur.

Demek ki, dünya ateşi bir yandan bizi ısıtırken, yemeğimizi pişirirken, diğer yandan da Cehennem azabının en dehşetlisini bize hatırlatmaktadır. Ancak dünya ateşinin, Cehennem ateşinin bir hatırlatıcısı olduğunu, Yoksa iki ateş arasında çok büyük fark bulunduğunu da hemen ifade edelim.

Nitekim Peygamber Efendimiz cehennem ateşini akıllara yaklaştırmak için, bir hadislerinde, şayet cehennem kıvılcımlarından birisi, dünyanın doğusunda görünseydi, batıdaki birisinin onun sıcaklığı hissedeceğini haber vermiştir. Bir başka hadislerin de ise “Cehennem ateşinin dünya ateşinden 70 kat” (Buhari) bir başka hadislerinde ise “100 misli fazla olduğu” (Ahmed b. Hanbel, Müsned) rivayet edilmiştir.

Şu ayetler, cehennem ateşinin dehşetini tasvir eder: “Yazıklar olsun o günü yalanlayanlara! Haydi, yalanladığınız azaba gidin! Üç parçaya ayrılıp sizi her tarafınızdan kuşatacak duman gölgesine gidin! Bir gölge ki ne gölge verir, ne de alevden korur. Her biri sanki birer sarı devedir.” (Mürselat; 28-33)

Bazı ayetlerde ise Cehennem ateşinden “alev saçan”, “kalpleri saran”, “derileri soyup kavuran”, “Allah’a imandan ve kulluktan yüz çevireni, kendisine çağıran saf ateş” olarak bahsedilmiştir.

İmam-ı Gazali Hazretleri: “Cehennem ehli dünya ateşini bulsa, cehennem ateşinden kaçarak kendilerini ona atmak da tereddüt göstermezlerdi” demiştir.

Nereye gidiyoruz?

Evet, başta da söylediğimiz gibi nereye gideceğimiz kendi elimizde; ister hayır ve hak tarafını seçip Cennet’e; istersek şer ve batıl tarafını seçip Cehennem’e… (Allah muhafaza buyursun) Üstelik ölüm gelip kapımızı çalmadan tercihimizi kesinleştirmeli ve ona göre tedbir almayı da unutmamalıyız.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ