Osman Gâzi’nin Şahsiyeti Ve Vasiyeti (1281-1360)

Osman Gâzi’nin Şahsiyeti Ve Vasiyeti  (1281-1360)
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Âlimleri baştacı etmiştir

Osmanlı İmparatorluğu’nun hükümranlığı süresince, dillere destan olan dürüstlük, sevgi ve adaletin temeli, Osman Bey zamanında atılarak; tüm ülke de uygulanması sağlanmıştır. Devrin gönül sultanlarından ve ahilerinden, Şeyh Edebâli Hazretleri’nin müntesibidir. Yönetim konusunda, Şeyh Edebâli Hazretleri’ni sık sık zaviyesinde ziyaret ederek bilgiler almış ve küçük bir Kayı boyu olarak teslim aldığı Beyliğin hudutlarını, kısa zamanda genişletmiştir.

Osman Gâzi’nin babası Ertuğrul Bey, annesi ise Hayme Hatun’dur. 1258 yılında Söğüt’te doğdu.1281 yılında 23 yaşında iken aşiretin başına geçti. Kısa sürede gerçekleştirdiği fetihlerle aşiretini beyliğe çevirdi. Kırk beş yıl hüküm sürdü. Bursa’nın fethi sırasında vefat ederek burada Gümüşlü Kümbet denilen yere defnedildi. Orhan Bey’den başka 6 oğlu ile Fatma adında bir kızı vardı.

Osmanlıyı Osmanlı yapan en önemli vasıflardan birisi yönetimin Allah dostlarıyla ve İslam âlimleriyle sıkı irtibatlarının olmasıydı. Babası Ertuğrul Gâzi, Allah dostlarına ihtimam hususunda, oğlu Osman Gâzi’ye ve onun şahsında sonrasındaki tüm Osmanlı padişahlarına yön verecek olan şu kıymetli vasiyette bulunmuştu: “Bak Oğul! Beni incit, Şeyh Edebali’yi incitme! O, bizim aşîretimizin maneviyat güneşidir. (Her haliyle Kur’an ve Sünnete uyduğu için) Terazisi dirhem şaşmaz!”

Zaten Osman Gâzi devrinin dikkat çeken en mühim husûsu da onun, devletin temelini mânevî ve kalıcı esaslar üzerine kurmuş olmasıdır. Onun çevresinde Edebali Hazretleri, Şeyh Mahmûd, Dursun Fakîh, Kâsım Karahisârî, Şeyh Muhlis Karamânî, Âşık Paşa, Elvan Çelebi gibi ilim, îman ve irfan sahibi has kimseler mevcuttu. Devlet yapısında maneviyâtın o kadar ehemmiyeti vardı ki, Osman Gâzi’nin beyliği, Karacahisar fethinden sonra Dursun Fakîh’in Cuma namazındaki hutbesiyle tasdîk olunmuştu.

Silsile-i Nakşibendiyye’den Hâce Ârif Rîvgerî ve Hâce Mahmûd Encîrfağnevî, Şeyh Sâdeddîn Cibâvî kuddise sirruh, Bahâüddîn Veled, Şeyh Edebali (rahmetullahi aleyhim ecmain) ve emsâlleri, Osman Gâzi zamanında yaşayıp dünyaya ışık tutan gönül sultanlarıdır.

Zahid, bir derviş gibi yaşamıştır

Osman Bey orta boylu, geniş göğüslü, teni esmere yakın, iri gözlü, vücudunun belinden aşağı kısmı gövdesinden daha uzun idi. Heybetli, cesur, cömert, tatlı dilliydi. Başına kırmızı çuhadan yapılmış, Çağatay tarzında Horasan tacı giyerdi. Gerek hususi kazancından, gerekse ganimet gelirinden eline ne geçerse fakirlere dağıtırdı. Rivayet edildiğine göre ömrü boyunca Beytü’lmal’dan (devlet hâzinesi) bir nesne almamıştır. Kendi koyunlarından gelen gelir ile geçinirdi.

Her ikindi vakti hanesinde kim var ise onlara ve fakirlere ziyafet verirdi. Topraklarını kuzeyde Marmara sahiline Sakarya Nehri ağzına, güneyde Kütahya yakınlarına taşımış bulunmaktaydı. Bu hudutlar içinde Söğüt, Eskişehir, Karacahisar, Harmankaya, Bilecik ve Yarhisar bulunmaktaydı.

Bıraktığı devlette maddi ve manevi temeller o kadar kuvvetliydi ki, kısa bir müddet sonra dünyanın en büyük devletleri arasına dâhil olurken, 150 yıl sonrasında da süper güç hâline gelmişti. Anadolu beylikleri arasındaki bu en küçük teşekkül için Türk birliğini sağlayacak ve Avrupa’da, Asya’da şu devletleri yenecek, şuralarda hâkim olacak deselerdi kimse inanmazdı.

Osman Gâzi hakkında, meşhur Fransız müellifi Lamartin: “Osman Gâzi’nin tabii istidadı sade, fakat doğru ve adilane idi. Akıl ve zekâsını Allah’ın birliğine hasrederek yeryüzünde vahdaniyet-i ilahiye aleyhinde bulunan batıl itikatları ve putperestliği men etmeye çalışırdı… Osman yavaş yavaş ilerledi. Fakat hiçbir zaman geri dönmedi. Büyük devletlerin kurucularının vasıflarına sahipti. İyi kalpli, doğru sözlü, ailesine sadık, evlatları hakkında müşfik ve merhametli idi…”

Gibbons ise: “Şüphesiz ki Osman bir padişah oğlu değildir. Hayatında ancak ufak bir malikâneye hâkim olabilmiştir. Osman’ın hükümeti seneden seneye mütemadiyen büyümüştür. Devletin büyümesi bilhassa onun devamına ve istikbalinin büyüklüğüne olan emniyetten ileri geliyordu. Bu da kendisini tesis eden adamın hakiki büyüklüğüne delalet eder…

Biz baniyi binasından tanırız. Atilla, Cengiz Han, Timur, Osman’ın mensup bulunduğu bütün bu fatihler topluluğu vücuda gelmiş bir ırkla iş görüyorlardı. Bunlar göz kamaştırıcı muzafferiyetlerine rağmen akıncı olarak kalmışlardı. Ve imparatorlukları da temsil edilmemiş bir fütuhattan ibaretti.

Osman Gazi rahmetullahi aleyhin eseri onlarınkinden daha devamlı ve neticeleri itibariyle tesiri daha geniş ve şümullü idi. Çünkü o sükûnet içinde iş görüyor; evvelkiler ise boru ve trampet sesleri arasında yakıp yıkıyordu.”

Fransız bilgini Grenard: “Bu yeni imparatorluğun kuruluşu, beşer tarihinin en hayrete değer ve en büyük vakıalarından biridir” demişti.

Fevkalâde müttakî bir hayat süren Osman Gâzi’nin, vefat ettiğinde geriye bıraktığı şahsî mal varlığı, bir zırh, bir çift çizme, birkaç tane sancak, bir kılıç, bir mızrak, birkaç at sürüsü, üç sürü koyun ve emsâlinden ibaretti. Rahmetullâhi aleyh!..

Osmanlı Devlet anlayışını
şekillendiren bir vasiyet

Osman Gazi yarım asra yaklaşan beyliği ile altı yüz seneden fazla devam edecek bir devletin temellerini attı. Adını verdiği devleti, Hulefa-i Raşidîn (dört büyük halife) döneminden sonra İslamiyet’e en büyük hizmeti yapmakla nam kazandı. Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının atasında ve Akdeniz havzasında beşer tarihinin i’la-yı kelimetullah davasının en kuvveli temsilcisi oldu. Medeniyet ve kültür alanında şaheserler ortaya koydu. Ciltler dolusu eserlere sığmayacak başarılara imza attı.

Bu zaferin sırrı neydi diye insan merak ediyor? Küçük bir beylik iken yedi düvelde egemen olan bir devleti âli Osmanlıdan bahsediyoruz. Temellerini hangi ölçüler üzerine bina etmişlerdi?

Bu sorunun cevabını Osman Gâzi’nin vefat etmeden hemen önce oğlu Orhan Gâzi’ye yaptığı vasiyetlerde arayalım. Günümüz Türkçesi ile vasiyetnamenin özeti şu şekildedir: “Genç olsun, yaşlı olsun herkes için nihaî son, ölüm şerbetini içmektir. Ben de beka (sonsuzluk) âlemine sefer ederken senin ikbal güneşinin parlamasını dilerim. Senin gibi bir halefim olduğu için bu dünyadan ayrılışıma üzülmem. Şimdi, dünyanın üzüntü ve sıkıntılarını unutarak sana yapacağım nasihatlere kulak ver.

Ey devlet ve ikbal sahibi oğlum! Zalim olma! Âlemi adaletle şenlendir ve Allah için cihadı terk etmeyerek beni şad et! Fetih hareketine devam ederek Rum memleketlerine de adalet götür. Ulemaya riayet eyle ki, din işleri nizam bulsun! Nerede bir ilim ehli duyarsan ona rağbet, ikbal ve yumuşaklık göster! Askerine ve malına gurur getirip, âlimlerden uzaklaşma, Padişahlığın aslı ve esası İslamiyet’tir. Bu sebeple Allahu Teâlâ’nın emirlerine muhalif bir iş eylemeyesin! Bizim mesleğimiz Allah yoludur ve maksadımız Allah’ın dinini yaymaktır. Yoksa kuru kavga ve cihangirlik davası değildir. Bu âlemde benim maksadım, gayem hep dinin zaferi oldu. Sana da bunlar yaraşır. Daima herkese ihsanda bulun! Memleket işlerini noksansız gör! Rabbinin lütuf ve yardımının sana yakın olmasın istersen gece gündüz halkı korumaya çalış. Hepinizi Allahu Teâlâ’ya emanet ediyorum!”

Osman Gâzi’nin bu nasihati, Osmanlı Devleti’nin yönetim anlayışının çekirdeği oldu, Osmanlı sultanlarının hemen hemen tamamı bu nasihatleri gönülden kabul ederek uygulamaya çalıştılar. Böylece dünyada hiçbir hanedana nasip olmayan 623 yıllık bir devlet, haşmet, savlet, saadet dönemi ortaya çıkmıştır.

Orhan Gazi gibi bir evlad yetiştirmiş

Orhan Gâzi, babasının bu yüce nasihatlerini bir hayat düstûru olarak dâimâ cân u gönülden tatbik etmiştir. Bunun bir bereketi olarak da, kendisine, babasının bıraktığı vatan topraklarını altı kat genişletmek, yani 16.000 km2’den otuz üç yıllık padişahlık müddeti sonunda 95.000 km2’ye ulaştırmak nasîp olmuştur.

Diğer taraftan Orhan Gâzi, bir Osmanlı sultânı ile Bizans imparatorunun karşı karşıya geldiği ilk harbi yapmış ve imparatoru açık bir şekilde mağlûb etmiştir. Adına Palekanon savaşı denilen bu harpten sonra Bizans, elinden çıkardığı yerler hususunda herhangi bir direnç gösteremez bir hâle düşerek iyice zayıflamış ve Osmanlı fütûhâtının da önü batıya doğru açılmıştır.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ