Peygamberimizin sevgisinin tezahürleri

Peygamberimizin sevgisinin tezahürleri
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Öyle bir aşk ki tarif edilmez

Hakikat-i Muhammediyye’ye yakınlaşabilmek, akıldan ziyade muhabbet ve aşkla mümkündür. O’na tabi olmanın şeref, haz ve lezzetini tatmak için kendisine ümmet olmak isteyen peygamberler bile çıkmıştır.

O’nun nur cemali, âşıklarının nazarında bütün varlığı gölge halinde bırakmış, gönüller O’nun en ufak bir arzusuna: “Anam, babam Sana feda olsun ya Rasulellah!” diye cevap vermiştir.

 

Allah Rasulu sallallahu aleyhi vesellem, âşıklarının kıyamete kadar devam edeceğini şöyle beyan buyurmuştur: “Ümmetim içinde beni en çok sevenlerin bir kısmı, benden sonra gelenler arasından çıkacaktır. Onlar beni görebilmek için mallarını ve ailelerini feda etmeye can atarlar.” (Müslim, Hakim)

 

Onu sevenler öyle sevmiştir ki ne Mecnun’un Leyla’ya olan düşkünlüğü, ne Ferhat’ın Şirin’e olan sevdası ona yetişemez. Öyle bir aşkla sevilmiştir sevenlerince…

Çünkü O, öyle büyük bir peygamberdi ki, üzerinde hutbe okuduğu hurma kütüğü bile, O’nun hicranı ile yanarak ağladı…

Susuz kalan ümmetine parmaklarından mucizevî musluklar aktı…

Abdest aldığı su kabından yudumlayan hastalar, şifa buldu…

Sofrasında bulunanlar, lokmaların tesbihini duydu…

O’ndan hatıra kalan saç ve sakalının mübarek telleri, cami minberlerinde saklanarak “Sakal-ı şerif” adıyla asırlardan beri ümmete bereket vesilesi oldu…

Ashab-ı Kiram birer aşk çağlayanı halinde Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin etrafında sadakatle kenetlenmişler ve O’na bağlılık semasının yıldızları olmuşlardır. Öyle ki ashabın içinde, “Rasulullah böyle yapmıştı” diye, sırf O’na ittibaın hazzını yaşamak için O’nun yürüdüğü yoldan yürüyen, kokladığı gülü koklayan, durduğu yerde duranlar vardı.

 

Efendimiz her hususta olduğu gibi sima olarak da insanların en güzeli, en seçkiniydi. Hazret-i Aişe radıyallahu anha, Rasulullah sallallahu aleyhi veselleme duyduğu engin muhabbetle, O’nun nurlu simasını şu şekilde anlatırdı: “Mısır ahalisi, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin yüzünün güzelliğini işitmiş olsalardı, Yusuf aleyhisselamın pazarlığında bir kuruş dahi harcamazlardı. Züleyha’yı kötüleyen kadınlar, Rasul-i Ekrem’in nur gibi parlayan alnını görselerdi, elleri yerine kalplerini keserlerdi.”

 

Ashabın Rasulullah sevdası

Hayat-ı saadetlerinde, O’nun aşkıyla yanan Ashab-ı Kiram’ın hali, Efendimizin ahirete irtihalinden sonra da hiç değişmedi, bilakis arttı. Rasululullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz vefat ettiğinde, ashabın hali, hüznünden yanıp eriyen mumlar gibiydi. O gün, Allah Rasulünün firakı ile gönüller bir anda hasret yangınlarıyla kavrulmuş, Ashab-ı Kiram, halden hale girmişti.

 

Hazret-i Ömer radıyallahu anhu dahi bir an kendinden geçmiş, Hazret-i Ebu Bekir radıyallahu anhu, insanları teskin edinceye kadar binbir güçlük çekmişti. Zira O’nu görmemeye bir gün bile dayanamayan âşık gönüller, artık bu fani dünyada O’nu hiç göremeyecekti.

 

İşte, bu hicran ve yanışa dayanamayan Abdullah bin Zeyd radıyallahu anh, ellerini ilahi dergâha mahzun bir gönülle açarak: “Ya Rabbi! Artık benim gözlerimi âmâ kıl! Ben, her şeyden çok sevdiğim Peygamberimden sonra, artık dünyada bir şey görmeyeyim!” diye samimi gözyaşları içinde iltica etti ve oracıkta gözleri âmâ oluverdi.

 

Ebu Bekir radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin vefatından sonra bir hadis nakledeceği zaman, Allah Rasulü’nü hatırladıkça ağlar, konuşmakta güçlük çekerdi. Ebu Hureyre radıyallahu anh onun bu halini şöyle anlatır: “Ebu Bekir radıyallahu anh minbere çıktı ve: “Biliyorsunuz ki Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem geçen sene aranızda şu benim durduğum gibi durmuştu, dedi. Sonra ağladı. Sonra bu sözünü tekrar etti ve yine ağladı. Üçüncü kez yine tekrarladı ve kendini tutamayarak bir daha ağladı.” (Tirmizi, Ahmed)

 

Sahabeler, Rasulullah sallallahu aleyhi veselleme karşı o kadar hürmet, tazim ve muhabbet besliyorlardı ki, bazıları, Rasulullah’ın mübarek elleri dokundu diye, başlarındaki saçları kestirmemişlerdi. (Ebu Davud)
Sahabe hanımlar, evlatları, Allah’ın Rasulu ile uzun müddet görüşmedikleri zaman, onları azarlarlardı. Huzeyfe radıyallahu anh birkaç gün Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemi görmediği için annesi ona kızmış ve onu azarlamıştır. Kendisi bunu şöyle anlatmaktadır:

“Annem bana sordu:

– Peygamber Efendimizle en son ne zaman görüşmüştün? Dedi. Ben de:

– Birkaç günden beri onunla görüşemedim, dedim. Bana çok kızdı ve fena halde azarladı. Ben de:

– Dur kızma! Hemen Rasulullah Efendimizin yanına gideyim, onunla beraber akşam namazını kılayım ve O’ndan benimle senin için istiğfar etmesini talep edeyim, dedim.” (Tirmizi, İmam Ahmed)

 

Ashab-ı Kiram’ın Allah Rasulune olan bu coşkun muhabbetini, hadis-i şerif rivayetinde de aşikâre görmek mümkündü. Sahabe-i Kiram’ın, Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden bir hadis-i şerif rivayet ederken, bilmeyerek yanlış söylemek endişesiyle dizleri titrer, yüzleri sararırdı. Mesela Abdullah bin Mesud’u; “Gâle Rasulullah!” derken, müthiş bir titreme alırdı. Ve birçok sahabe, bütün beşeri zaaflarını nazar-ı itibara alarak, bir sözü Allah Rasulune izafe ederken: “Böyle veya bunun gibi, buna yakın bir şekilde buyurdu” lafızlarıyla ifade ederlerdi. (İbn-i Mace)

 

Sonrakilerin sevgisinden misaller

Âlemleri kuşatan bir rahmet olan Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin bu aşk ve muhabbet kafilesi, sahabeden sonra da aynı tazelik ve coşkunluk pınarı halinde, vuslat deryasına doğru akmaya devam etmiştir. Çünkü dünya ve ahiretin saadet ve selameti, O’na muhabbet sermayesiyle mümkündür.

 

İşte, Asr-ı Saadet’ten sonraki dönemlerde yaşayan İmam Malik rahmetullahi aleyh Hazretleri, Rasulullah’ın bastığı toprağa hürmeten, Medine-i Münevvere’de hayvan üstüne binmedi. Ayakkabı giymedi. Kendisine hadis-i şeriften sual soracak bir misafir geldiği vakit, abdest alır, sarık sarar, güzel koku sürünür, yüksek bir yere oturur, ondan sonra kabul ederdi. Kendini, Allah Rasulü’nün ruhaniyetlerine hazırlar, O’nun mübarek kelamını nakledeceği için edebe son derece itina gösterirdi. Ravza’da imam iken hep kısık sesle konuşurdu.

 

Hatta Devrin halifesi Ebu Cafer Mansur, yüksek sesle konuşunca: “Ya Halife! Bu mekânda sesini kıs! Allah Teâlâ’nın, Peygamber Efendimizin huzurunda yüksek sesle konuşulmaması hususundaki ihtarı, senden çok daha faziletli olan Ashab-ı Kiram hakkında varid oldu!” Buyurdu.
Allah Rasulu’ne aşk ile bağlı ümmetinin büyüklerinden Seyyid Ahmed Yesevi Hazretleri, 63 yaşında vefat eden Rasulullah’a duyduğu engin aşk ve muhabbet sebebiyle, bu yaştan sonraki ömründe yeryüzünde dolaşmaya veda etmiş, vefat edinceye kadar on yıl, mezar gibi bir yerde irşat hayatına devam etmiştir.

 

Büyük hadis âlimi ve müctehid İmam Nevevi Hazretleri de O Varlık Nuru’nun karpuzu nasıl yediğini bilmediği için ömrü boyunca karpuz yememiştir. Hayatının bütün safhalarını kuşatan peygambere bağlılık şuuruyla, bir karpuzu yerken bile O’nun tarzının dışında hareket etmek ihtimalinden uzak durmuştur.

 

Acaba Rasulullah’ın sevdasıyla yanan bu seçkinlerin gönül iklimlerinden bizlerde ne kadar hisse var? Bizler de Ashab’dan beri devam ede gelen bu muhabbet tezahürleri çerçevesinde, Allah Rasulu’ne muhabbetteki seviyemizi ölçmeli ve O’na ne derecede layık bir ümmet olarak yaşayabildiğimizi tartıp ruhumuza manevi bir diriliş ve uyanış aşısı yapmalıyız…

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ