Sahabe Hayatından Dua Sahneleri

Sahabe Hayatından Dua Sahneleri
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Dua; ibadetin özü, zikrin zirvesidir

Ellerini kaldırıp, Rabbine yalvaran kul, onunla arasında bulunan bütün perdeleri kaldırır. En içten duygularla ona yönelir, bütün benliği ile onu anar. Kalbi titreyerek isimlerini zikretmeye devam eder. Çünkü kalpler, ancak onu zikrederek mutmain olabilir. Bunun için Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem dua hakkında: “Dua ibadetin özüdür.” (Tirmizi, Dua, 1) buyurmuştur.
Bütün benliği ile kendisine yönelip ona dua eden mümini, Rabbi asla boş çevirmez. Yeter ki kabul edileceğine inancı tam olsun. Bu konuda en güzel örnek sahabelerdir. İşte o örneklerden birkaçı:

 

 

Eşini çok seven Ümmü Seleme radıyallahu anha Annemiz, onun ölümü ile derinden sarsılır. (Eski kocası) Ebû Seleme ile geçirdiği acı-tatlı hatıraları düşünürken, birden Ebû Seleme’nin ona söylediği bir hadisi hatırlar. Devamını Ümmü Seleme annemizden dinleyelim: “Bir gün Ebû Seleme, büyük bir sevinç ile yanıma gelerek:
– Bu gün Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemden, çok hoşuma giden bir hadis duydum. dedi.
– Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem ne buyurdu? Diye sorunca, Ebû Seleme:
– Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Bir Müslüman, başına bir musibet geldiğinde; “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn (Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve mutlaka O’na döneceğiz) diyerek, O’na teslim olur, sonra da; ‘Allah’ım onun yerine bana daha iyisini ver!’ diye dua ederse, Allah ona mutlaka kaybettiğinden daha iyisini nasip eder.” (Müslim, Cenâiz, 3.)

 

“Ebû Seleme öldüğünde, onun bana naklettiği bu hadisi hatırladım, ama yine de: “Allah’ım Ebû Seleme’nin yerine bana daha hayırlısını ver” diye dua edemedim. Kendi kendime, ‘Ebû Seleme’den daha hayırlı kim var ki? Şundan hayırlı değil mi? Şundan daha hayırlı değil mi?’ dedim. Ancak sonra yine de onun öğrettiği gibi dua ettim. Rabbim duamı kabul ederek, insanların en hayırlısı olan Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem ile evlenmemi nasip etti.” (Tirmizî, Ebû Dâvut)

 

Yemin etseler boşa çıkarılmaz

 

Berâ b. Mâlik (ra), kendini ilme, ibadet ve cihada adayan büyük bir kahramandı. Rabbi ve cihad ile yoğun bir şekilde ilgili olduğundan, kendini ihmal etmişti. Saçı başı dağılmış, üstü başı toz içinde idi. Bir gün Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem onu bu halde görünce, şöyle buyurdu: “Nice saçı başı dağınık, üstü başı eski, toz toprak içinde olup ve bu durumlarından dolayı önemsenmeyen insanlar vardır ki, eğer Allah’a yemin etseler, Allah onların yeminlerini asla boşa çıkarmaz, yerine getirir. İşte Berâ b. Mâlik onlardan birisidir.”

 

Şehadet ve zafer için yapılan dua

 

İbn Sirin anlatıyor: Tuster Kalesi kuşatması sürerken Ebû Musa el-Eşarî, Berâ b. Mâlik’in yanına gelerek;

– Ben kalenin içine giden gizli bir yol buldum. Senin ile birlikte gelecek birini yanına al da, yolu sana göstereyim, dedi. Berâ efendimiz, yanında götüreceği birini ararken Mecze b. Sevri’yi gördü ve ona:

– Arkadaşlarının arasından bana güçlü, kuvvetli ve cesur birini bul. dedi. Mecze ona:

– Niçin? Diye sordu, Berâ:

– Önemli bir işim var, dedi. Mecze:

– Aradığın kişi benim, deyince Berâ:

– Bana kaleye giden gizli bir yol gösterildi. O yoldan kaleye girmek istiyorum. Bana yardım edecek birine ihtiyacım var, dedi. Mecze:

– Sonuna kadar seninleyim, deyince hemen hazırlık yapıp gizli geçide gittiler. Gizli geçitten girip çıkış yerine kadar geldiler. Ancak dışarı çıkamadılar. Berâ geri dönerek, durumu komutanlarla konuştu. Aralarında bir değerlendirme yapıp gizli geçitten geçmeye karar verdiler. Berâ gizli geçide daldı. Mücahitler de onun peşinden gizli geçitten gittiler, geçidin ağzındaki kayayı açıp, bir anda kalenin içine girdiler. Kalenin içinde büyük bir savaş başladı. İranlıların komutanlarından biri askerleri ile Müslümanları çok fazla sıkıştırınca, Berâ’nın çevresindekiler ona:

– Dua etsen de şu halden kurtulsak, dediler. Berâ:

– Ey Rabbim! Sana yemin ederek dua ediyorum! Düşmana güç katan yiğitlerini öldürmeyi, bize lütfet. Beni de Nebîne kavuştur, diye dua etti. Duadan sonra hep birlikte büyük bir aşk ile düşmana saldırdılar.

 

Berâ biraz sonra, Müslümanlara aman vermeyen Fars yiğitlerinden Mirzabân ile karşı karşıya geldi. Aralarında kıyasıya bir mücadele başladı. Berâ, birkaç hamleden sonra Mirzabân’ı cansız olarak yere serdi. Komutanlarının Berâ tarafından öldürüldüğünü gören Farslılar, büyük bir kalabalık halinde bir anda Berâ’nın üzerine saldırıp, onu en büyük arzusuna, sevgililer sevgilisi Muhammed sallallahu aleyhi veselleme kavuşturdular. Böylece Berâ radıyallahu anh, şehadet şerefine ve Rabbine, Rabbinin onun için hazırladığı cennet nimetlerine ve sevgililer sevgilisi Resûl-ü Kibriyasına kavuştu. (İbn Hacer, el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, 620, Sahâbe.) Berâ’nın şehit olduğunu gören Müslümanlar, hep birlikte saldırıya geçerek, kaleyi fethettiler.
Dua, Rahmet-i Rahmanın coştuğu andır

Sıkışan kul, Rabbine yönelerek ellerini açıp halini arz ederek O’ndan istediğinde, rahmet deryaları coşar. Zira o an, kulunun bütün samimiyeti ile O’nu görüyormuşçasına Rabbine yöneldiği andır. Rabbimiz bu özel anın ne olduğunu bize anlatmak için şöyle buyurur: “De ki: Duanız olmasaydı, Rabbiniz size hiç değer verir miydi?” (Furkan, 77)

 

Duayı bu bilinçle yapan sahabe, Rahmet-i Rahman’ın coştuğuna anında şahit oluyordu. Cafer b. Muhammed’den rivayet edilir: “Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem, kızı Hz. Fatma’ya radıyallahu anhaya kendisine hizmet etmesi için birisini gönderdi. Fidde adındaki bu hanım, uzun bir süre Hz. Fatma’ya hizmet etti. Bir gün Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem, Fidde’nin hizmet yapmakta zorlandığını gördü. Ona kendine yardım etmesi için Allah’a dua etmesini tavsiye ederek bir dua öğretti. Bir gün Hz. Fatma, Fidde’ye:

– Hamur mu yapıyorsun yoksa ekmek mi pişiriyorsun? Diye sordu. Fidde:
-Hamur yapıyorum hanımım, dedi. Hamur bittikten sonra ekmek pişirmek için odun almak üzere kalktı odunların bulunduğu yere gitti. Bir demet odun alıp kucakladı. Ancak kaldırıp götürmeye gücü yetmedi. Tam o sırada Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin kendisine öğrettiği duayı hatırladı. Bütün benliği ile Rabbine yönelerek: “Vâhidun leyse kemislihî ehad. Tumîtu kulle ehad ve tefnî kullu ehad; ve ente ‘alâ ‘arşike vâhid; velâ te’huzuhû sinetun velâ nevm.” Diye dua etti. Henüz duası yeni bitmişti ki yoldan geçen bir bedevi yanına geldi. Odun demetini kucaklayarak Hz. Fatma’nın kapısına kadar getirip koydu. (İbni Hacer, İsâbe, 11624, Sahâbe.)

 

Dua neticesinde melekler gönderilir

 

Sahabe-i Kiram efendilerimizden olan, Ebu Ma’lak radıyallahu anh, ticaret işi ile uğraşan, ibadet ve takva sahibi bir kimseydi. Çıktığı bir ticaret yolculuğunda silahlı bir eşkiya ile karşılaştı. Eşkiya:
– Eşyanı bırak, seni öldüreceğim! Dedi. Ebu Ma’lak Hazretleri:
– Maksadın mal değil mi? deyince Hırsız:
– Ben senin canını istiyorum, dedi. Ebu Ma’lak ise:
– Öyleyse bana izin ver de namaz kılayım, deyince Eşkiya:
– Dilediğin kadar kıl, Dedi.

 

Sahabe efendimiz, abdest alıp kıldığı namazın sonunda Allah’a dua etti: “Yüce Rabbim, beni bu hırsızın şerrinden kurtarmanı diliyorum.” dedikten sonra üç defa: “Ey imdada yetişen, bana yardım et!” dedi. Tam o esnada elinde bir mızrak olan bir atlı ortaya çıkıverdi, tek seferde Hırsızı vurup öldürdü! Ebu Ma’lak Hazretleri:
– Sen kimsin, Allah seni imdadıma gönderdi? O dedi ki:
– Ben dördüncü semada bulunan meleklerdenim. İmdat sesin duyulunca, bu hırsızı benim öldürmemi Allah’tan diledim.(Mevsûatü İbnü Ebi’d-Dünya, 2/322. İbn Abdülber, el-İstîâb, 2/117. Kândehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 3. /537.)

 

Sahabe-i kiramdan Zeyd İbn Harise radıyallahu anh, Taifli (Mekke yakınlarında bir yer) bir adamdan bir katır kiralamıştı. Ancak adam onu istediği yerde indirmeyi şart koşmuştu. Yola çıkınca katırcı onu bir harabeye götürdü ve:
– İn! dedi. Zeyd radıyallahu anh, inince öldürülmüş birçok kimse olduğunu gördü. Katırcı onu da öldürmek isteyince Zeyd hazretleri:
– Beni bırak da iki rekât namaz kılayım, dedi. Adam:
– Namazını kıl. Senden önce şu adamlar da kılmışlardı, fakat kendilerine bir fayda sağlamadı, dedi.

 

Zeyd b. Harise der ki: Namazı kıldıktan sonra adam öldürmek için yaklaşınca; “Ya Erhamerrahimîn! (Ey Merhametliler Merhametlisi!)” dedim. “Onu öldürme!” diye bir ses duyuldu. Adam bundan ürktü, sesin sahibini aramak için dışarı çıktı. Fakat bir şey göremeyince tekrar bana döndü. Bu sefer, üç kere aynı şekilde seslendim. Bir de baktım ki at üstünde bir adam ortaya çıkıvermiş! Elinde demir bir mızrak vardı ve mızrağın ucu ateş közü gibiydi. O mızrağı adamın göğsüne vurup sırtından dışarı çıkardı. Haydut öldü. Sonra atlı (melek) bana dedi ki: “Birinci defa ‘Ya Erhamerrahimîn!’ diye çağırdığın zaman ben yedinci kat gökte idim. İkinci defa ‘Ya Erhamerrahimîn!’ dediğin zaman en yakın semada idim. Üçüncü defa nida edince sana geldim.” (Mevsûatü İbnü Ebi’d-Dünya 2/322; İbn Abdülber, el-İstîâb, 2/117-118; Kândehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 3/537-38)

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ