Şehadet Aşkı İle Kavrulanlar Vardı

Şehadet Aşkı İle Kavrulanlar Vardı
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Şehadet sevdalısı
bir çocuk sahabi

Meşhur sahabe Sa’d b. Ebu Vakkas’ın kardeşi olan Umeyr b. Ebu Vakkas, henüz çocukken İslam’ın ilk günlerinde kardeşleri ile birlikte Müslüman oldu. Onlarla birlikte Erkam’ın evine giderek Efendimizden ilim irfan öğrendi, onlarla birlikte hicret etti.

 

İslam ordusu Bedir’e giderken yine onlarla birlikte yola çıktı. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem Medine’yi çıkar çıkmaz Ebu İnebe kuyusunun yanında sahabeleri durdurup, teftiş etti. Yaşları küçük olanları ayırıp geri gönderiyordu.

 

O sırada Umeyr on altı yaşındaydı. Savaşa katılma yaşına gelmesine gelmişti ama vücudu fazla gelişmemişti. Bunun için geri gönderilirim korkusu ile saklanmaya çalışıyor, arkalara kaçıyordu.

 

Sa’d b. Ebu Vakkas anlatıyor: Allah Resulü aleyhissalatu vesselam sahabeleri teftiş yapmadan hemen önce, kardeşim Umeyr’in saklandığını gördüm. Niçin böyle yaptığına anlam veremedim ve sordum:

– Niçin arkalara saklanıyorsun?

– Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin beni gördüğünde, küçük bulup geri çevirmesinden korkuyorum. Savaşa gelmek istiyorum. Belki Allah bana şehadeti nasip eder, dedi.

Saklanması işe yaramadı. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem onu küçük bularak:

– Geri dön, Buyurdu. Efendimizin sözleri biter bitmez ağlamaya başladı. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem, Umeyr’in ağladığını görünce savaşa gelmesine izin verdi. Boyu kısa kılıcı uzundu. Kuşanmakta zorluk çekiyordu. Kılıcını alarak beline bağladım. Savaş başlayınca kahramanca düşmana saldıran Umeyr bir süre sonra şehit oldu. Şehit olduğunda on altı yaşındaydı. (Vâkidî, Megâzî, 1:21; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 4089. Sahabe; Ebu Nuaym, Marifetü’s-Sahabe, 3:461; İbn Kudâme, Ensâb, 291.)

 

Allah ve Rasülü için
her şeylerini feda ettiler

Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin halasının oğlu, Zeynep annemizin kardeşi Abdullah b. Cahş, İslam davetinin başladığı ilk günlerde ebedî saadete kavuştu. Bütün aile İslam’la şereflenerek, Efendimize tabi oldu. Mekke’nin en güzel evleri onlarındı. Müşriklerin baskısından evleri dâhil, her şeylerini terk ederek ailece önce Habeşistan’a sonra Medine’ye hicret ettiler. Acıydı acı olmasına vatanını, yurdunu, malını, mülkünü, evini, dostunu, insanını bırakıp gitmek ama Allah ve Resulü’nün rızasını kazanmak için her sıkıntıya, her fedakârlığa değerdi. İman selameti, davetin hedefe ulaşması için her şeylerini ama dünya namına her şeylerini feda edilebilirlerdi. Şair olan kardeşi Ahmed, hicret ederken söylediği bir şiirle duygularını şöyle dile getirdi: “Ahmet’in annesi (yada eşi) benim Allah’ın himayesinde hicret edip, vatanımdan ayrılacağımı anladığı zaman, beni engellemek istedi. Medine’ye hicrette kararlı olduğumu görünce, endişelendi. Bunun için ona şöyle dedim: “Bugün niyetimiz, hedefimiz ve gayemiz Yesrib’dir. Korkuya hacet yok, sonuçta Allah’ın dediği olur. Kul bineğine binmiş hedefine yönelmiştir. İyi bil ki! Ben Allah’a ve Resulü’ne teslim oldum. Resule yöneldim. Allah Resulü sallallahu aleyhi veselleme yönelen asla zarar etmez.”

 

“Nice samimi dostlardan ayrılacağız. Eşim peşimden gözyaşı döküp ağıt yakıyor. Biz ise, güzelin peşindeyiz. Güzeli arıyoruz, onu elde etmek için hicret ediyoruz. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem, İslam’ı tebliğ ettikten sonra, hak ve hakikat açıkça ortaya çıkınca, Ganm sülalesini hakikati kabule davet ettim. Onlar teşekkür edip, Allah’a hamd ettiler. Sonra da kendilerini hakikate, kurtuluşa davet edenin çağrısına koşarak geldiler. Biz ve yanımızdaki dostlarımız, küfrün karanlığında neredeyse doğru yolu bulamayacak, ondan kopacaktık.

 

Hicretten sonra dostlarımız iki gurup olup birbirlerinden ayrıldılar. Bazıları doğru yolu seçerken diğerleri batılda kaldı. Bizim hak tarafında olmamız güzel oldu. İkinci grupta yakın akrabalarımız var, ama Hakk’a yakın olmadıktan sonra akrabalığın ne önemi var.

 

Bir gün birbirimizden ayrılıp, ahirette işlerimizin hesabını verirken, hangimizin doğru olduğunu hep birlikte göreceğiz.”

 

İnançları için çektikleri
müşriklerin bile etkiliyordu

Onların inançları uğruna yaptıkları bu fedakârlık, müşrikleri bile hüzne boğuyordu. Abdullah b. Cahş ve ondan sonra hicret edenler çoğalınca, Kureyşlilerin ileri gelenleri hicret eden Müslümanları tespit etmek için mahalleleri dolaşıp, evlerini tek tek belirlediler. Ebu Cehil ve Utbe b. Rebia evleri kontrol için birlikte geziyor, onlara bir bir bakıyorlardı. Dolaşa dolaşa kardeş bacı, çoluk çocuk bütün ailesi ile hicret eden Cahş oğullarının evlerinin önüne gelmişlerdi. Onların evleri, özelliklede Abdullah b. Cahş’ın evi çok güzel ve bakımlıydı. Ancak, bir süredir içinde kimse olmadığı için pencereler rüzgârdan çarpıyor, kapılar gıcırdıyordu. Evlerin bulunduğu yerde ölüm sessizliği vardı. Utbe bu hali görünce:

– Cahş oğullarının evleri sahiplerine ağlayan, ıssız virane haline gelmiş, diyerek üzüntüsünü ve acısını dile getirdi. Ebu Cehil:

– Onlar kim oluyor da evleri onların arkasından ağlasın, diye karşılık vererek her zamanki gibi yine kalbindeki kini dışa vurdu, zehrini boşalttı hiç utanmadan. Daha sonra da Abdullah b. Cahş’ın evine el koyarak, orada oturdu.

 

Abdullah b. Cahş, evlerine el konduğunu duyunca çok üzüldü. Hemen Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin yanına giderek, durumu anlatıp, Efendimizle dertleşti. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem bu duruma çok üzüldü. Onu teselli ederek şöyle buyurdu:

– Ey Abdullah! Allah’ın sana Mekke’deki, evine karşılık cennette bir ev vermesi hoşuna gitmez mi? Müjdeyi duyan Abdullah b. Cahş rahatladı, sevinçle:

– Elbette Yâ Resulallah, diyerek hoşnutluğunu ifade etti. Allah Resulü onun sevincini gözlerinden okuyarak tekrar müjdeledi:

– İşte cennette senin için böyle bir ev olacaktır.

 

Sabrı ve sebatı Efendimiz tarafından takdir edilen Abdullah b. Cahş, ilk İslam komutanıdır. Bedir’de destan yazan Abdullah, şehadeti özlüyor, bir an önce ona kavuşmak istiyordu. Bu arzusunu ilk olarak Uhud’a giderken mola verildiğinde dile getirdi.

 

Abdullah b. Cahş’ın
şehadet duası

Muttalib b. Abdullah anlatıyor:

– Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem Uhud’a giderken ordu, geceyi Şeyheyn’de geçirdi. Sabah olunca Hz. Ümmü Seleme et pişirerek Allah Resulü sallallahu aleyhi veselleme gönderdi. Etin yanında bir miktar içecek de vardı. Allah Resulü, getirilen eti yedikten sonra içeceği içti. Kalan içeceği orada bulunan mücahitlerden biri aldı. O da biraz içtikten sonra artanını Abdullah b. Cahş’a verdi. Abdullah b. Cahş, kendine sunulan içeceği bir nefeste içince, onun suyu bu şekilde içmesi yanında bulunan sahabelerden birinin dikkatini çekti ve onu uyarmak istedi:

– Yavaş yavaş içsene! Yarın nerede olacağını biliyor musun? Abdullah b. Cahş cevapladı:

– Evet! Yarın Allah’a suya kanmış olarak kavuşmaktansa, susamış olarak kavuşmayı tercih ederim! Sonra ellerini semaya kaldırarak duaya başladı:”Ey Allah’ım! Senden şehadet diliyorum! Düşmanlarım cesedime işkence yapsınlar istiyorum! Huzuruna varınca bana, ‘Bunu sana niçin yaptılar?’ diye sorduğunda ben: “Bu bana, Senin ve Resulün için yapıldı” diyeyim.

 

Abdullah b. Cahş’ın şehadet özlemi artarak aşka dönüşmüştü. Bu aşk, kalbinin üzerindeki gayb perdelerini kaldırmış; ona adeta şehadet anını seyrettiriyordu. Şehit olacağını, müşriklerin onun burnunu kulağını keseceğini bir bir görüyor ve bundan dolayı seviniyor gibiydi. Allah için maruz kalınan her sıkıntının karşılığının, kat kat verileceğinden adı gibi emindi.

 

“Allah’ım, uğrunda
parçalara ayrılayım”

İslam ordusu Şeyheyn’den ayrılarak Uhud’a gitti. İki ordu karşı karşıya gelmiş savaş hazırlığı yapıyordu. Ötelerin ötesini gören Abdullah b. Cahş radıyallahu anh yerinde duramıyordu. Savaş başlayacağı akşam Sa’d b. Ebu Vakkas’ın yanına gitti.

– Biraz benimle gelir misin? diyerek onu kenara çekti.

– Haydi seninle birlikte Allah’a dua edelim ve birbirimizin duasına, “Amin” diyelim, dedi. Onun bu teklifi Sa’d’ın çok hoşuna gitmişti. Uhud’un bir köşesinde oturarak dua etmeye başladılar. Önce Sa’d duaya başladı:

– Ey Rabbim! Savaş başlayınca, beni son derece acımasız, kızgın ve iyi savaşan bir kişi ile karşılaştır. Senin için onunla savaşayım. Ona karşı bana zafer nasip et, onu öldürüp, ganimetlerini alayım.

 

Dua bitince Abdullah b. Cahş Sa’d’ın duasına, “Âmin” dedikten sonra, kendi duasına başladı:

– Ey Allah’ım! Savaş başlayınca, beni son derece acımasız, kızgın ve savaşçı bir adamla karşılaştır. Senin için onunla savaşayım. O da benimle savaşarak beni şehit etsin. Elbisemi soyup, burnumu kulağımı kessin. Sana kavuştuğum zaman kesilen uzuvlarımı göstererek, “Ey Rabbim! Bunlar Senin ve Resulün uğrunda kesildi” diyeyim. Sen de, “Doğru söylüyorsun” diyerek beni tasdik et!

 

Sa’d şaşkın bir halde Abdullah b. Cahş’ı dinliyordu. Sa’d’dan ses çıkmadığını gören Abdullah ona dönerek:

– Amin desen ya! diyerek onu, “Âmin” demeye zorladı. Sa’d da onu kırmayarak, “Âmin” dedi.

 

Sa’d b. Ebu Vakkas anlatıyor:

– Vallahi, Abdullah b. Cahş’ın duası benim duamdan daha hayırlı idi. Günün sonuna doğru, onun kulak ve burnunu bir ipe dizili olarak gördüm. Ben de falan müşrikle karşılaştım, onu vurup öldürdüm. Elbiselerini aldım.”

 

Kılıcı vuruşurken
parçalanmıştı

Ebu-l Hakem b. Ahnes, Abdullah b. Cahş’ı şehit ettiğinde Abdullah’ın yaşı kırkı geçiyordu. İslam ordusu dağıldığı sırada o düşman karşısında dimdik ayakta duruyordu. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemi korumak için yanına koştu. Hem ölümüne savaşıyor, hem mücahitleri savaşa teşvik ederek, onları toparlamaya çalışıyordu.

 

Çok sert kılıç sallıyor, önüne geleni deviriyordu. Sonunda kılıcı Abdullah b. Cahş’a ayak uyduramayıp param parça oldu. Bir anda kılıçsız kalmıştı. Şaşkın şaşkın etrafına bakınıyordu. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem, kılıcının kırıldığını görünce ona bir hurma dalı uzattı. Dal bir anda Abdullah b. Cahş’ın elinde kılıca dönüştü. Cihad arzusu daha da artan Abdullah, hemen düşman safları arasına daldı. Düşmana göz açtırmadı. Aslanlar gibi savaşa savaşa şehit oldu.

 

Şehitler defnedildiklerinde Abdullah b. Cahş radıyallahu anh, dayısı Hz. Hamza ile birlikte aynı kabre konuldu. (İbn Sa’d, Tabakât, 3:89; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 2856. Sahabe; İbn Hacer, İsâbe, 4585. Sahabe; İbn Abdilberr, İstîab, 3:877; Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 1:239.)

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ