TUFEYL BİN AMR RADIYALLAHU ANH

TUFEYL BİN AMR RADIYALLAHU ANH
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Kur‘an’ı ve İslam’ı doğru anlama ve yaşamada, Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin hayatını öğrenip örnek almanın yanı sıra, sahabelerin ve salih insanların hayatını bilip, örnek almanın da büyük önemi vardır. Sahabelerden her hangi birinin hayatına bu bilinçle baktığımızda, onların ahir zamanın karanlığında, yolumuzu aydınlatan yıldızlar olduğunu daha iyi anlarız. Dünyamızın aydınlığının artması ve halimizin düzelmesine vesile olması için o yıldızlardan Tufeyl bin Amr radıyallahu anh’ın hayatından kesitler sunacağız. İstifade edilmesi ümidiyle…

 

Cömert ve misafirperver bir kimseydi

 

Adı, Tufeyl bin Amr bin Tarif bin Âs bin Sa’lebe bin Selîm bin Fehm bin Ganem bin Devs ed-Devsî el-Ezdî’dir. Yemen taraflarında mamur ve verimli bir beldede oturan Devs kabilesine mensuptur. Hz. Tufeyl bin Amr, bu kabilenin en seçkin, en itibarlı ve akıllı kişilerindendi. Tenceresi ocaktan hiç inmez, kapısı gelene her zaman açıktı. Açları doyurur, kendisine sığınan kimseyi korur ve yardım isteyene yardımını esirgemezdi. Aynı zamanda zeki ve yetenekli bir edebiyatçıydı. İnce ve yumuşak huylu, sözün tatlısını ve acısını hatta etki edeni iyi bilen bir şairdi.

 

 

Tufeyl, Mekke’ye gitmek üzere Tihame’den ayrıldı. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemle Kureyş kâfirleri arasındaki mücadele devam etmekteydi. Herkes taraftar kazanmak istiyordu. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem ise insanları Allah’a davet ediyordu, onun silahı, iman ve hakikatti.

 

Kureyş kâfirleri, onun davetine türlü silahlarla karşı koymakta ve halkı ondan her türlü bahaneyle döndürmekte idiler. Tufeyl, hiç hazırlığı yokken, bu savaşın içine girmiş ve bu kavgaya başlamış oldu. Esasında Mekke’ye bu gayeyle gelmemişti. Kureyş, aklının ucundan bile geçmemiş ama öyle yâda böyle olmuştu işte. Onun asıl amacı, Hazreti Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizi tanımaktı. İşte bu kavgada Tufeyl’in unutulmayan bir hikâyesi vardı, enteresan bir hikâye…

 

İman edişinin hikâyesi

Bu olayı, Tufeyl radıyallahu anh kendisi şöyle anlatmaktadır: “Mekke’ye geldim. Kureyş’in ileri gelenleri beni görür görmez, yanıma geldiler. Beni en iyi şekilde karşılayıp en güzel evde misafir ettiler.Sonra da müsait bir vakit, bu Kureyş’in büyükleri benimle görüşmek için bir araya gelip dediler ki: “Tufeyl! Sen bizim şehrimize geldin. Şu peygamber olduğunu iddia eden adam, bizim işimizi bozdu, bizi parça parça edip topluluğumuzu dağıttı. Ancak bizim başımıza gelenin; senin ve kavminin başına da gelmesinden korkuyoruz. Bu adamla konuşma ve ondan bir şey dinleme. Onun sözleri büyü gibidir. Oğulla babayı, kardeşleri ve karı kocayı birbirinden ayırır.”

 

Bana, Allah Rasulü aleyhisselatu vesselamla alakalı, tuhaf haberler anlatıp beni ve kavmimi uyarıyorlardı. Nihayet, asla ona yaklaşmamaya, onunla konuşmamaya hatta ondan hiçbir şey dinlememeye karar verdim.

 

Ertesi gün, Kâbe’yi tavaf etmek, her zaman ziyaretine gidip saygı gösterdiğimiz putlardan uğur dilemek üzere Mescid’e gittiğimde, Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin sözlerini duymamak için kulaklarıma pamuk tıkadım. Fakat Kâbe’ye girdiğimde, onun ayakta, bizim namazımızdan başka bir namaz kıldığını, bizim ibadetimizden başka bir biçimde ibadet yaptığını gördüm. Onun görünüşü beni etkiledi. İbadeti beni coşturdu. Ona yaklaşmakta olduğumu fark ettim. İstemediğim halde, kendimi onun yanında buldum.

 

Allah Celle ve Celaluhu nasip etti, bazı sözlerini duydum. Bunlar çok güzel sözlerdi. Kendi kendime dedim ki: “Yazıklar olsun sana! Sen şiir yazan aklı başında birisisin. Sen güzeli çirkinden ayırabilirsin. Niçin bu adamın söylediklerini dinlemiyorsun? Onun söylediği güzelse kabul edersin, eğer çirkinse kabul etmezsin.”

 

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem evine dönünceye kadar orada kaldım. Onu takip ettim. Evine girince, ben de girdim ve: “Ey Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)! Kavmin, bana senin hakkında şöyle şöyle dedi. Vallahi onlar seni bana korkunç gösterdiler. O kadar ki senin sözünü işitmemek için kulaklarımı pamukla tıkadım. Fakat Allah’tan olacak, senden bir şeyler duydum ve onları güzel buldum. Dinini bana öğret” dedim.

 

O da bana İslam’ı anlattı. Kur’an’dan İhlâs ve Felak surelerini okudu. Vallahi ben, bundan daha güzel bir söz duymamış ve onun dininden daha doğru ve adilini görmemiştim. Hemen elimi ona uzattım. Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin Allah’ın elçisi olduğuna şehadet getirdim ve Müslüman oldum.”

 

‘Ona bir keramet ihsan et’

Tufey radıyallahu anhu sözlerine şöyle devam etti: “Bir müddet daha Mekke’de kaldım. O süre içinde İslam’ın emirlerini öğrendim ve biraz Kur’an ezberledim. Kavmimin yanına dönmeye karar verdiğimde, dedim ki: ‘Ey Allah’ın Rasulü! Ben kavmim içinde sözü dinlenen birisiyim. Kavmime dönüp onları İslâm’a davet edeceğim. Davetimde benim, onlara karşı tesirimi artıracak bir keramet vermesi için Allah’a dua et.’ Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem dua etti: ‘Ya Rabbim! Ona bir keramet ihsan et.’

 

“Kavmime gitmek üzere yola çıktım. Yüksek bir yerdeyken, alnımda, kandile benzer bir ışık belirdi. Şöyle dua ettim: ‘Allah’ım! Bu ışık, alnımdan başka bir yerde olsun. Halkımın, onların dininden ayrıldığım için bunu alnımda meydana gelen bir hastalık zannetmelerinden korkuyorum. Işık yer değiştirip kırbacımın ucuna geldi. Tepeden inerken halk, kırbacımdaki bu ışığı, asılı kandil gibi görüyorlardı. Tepeden indiğimde babam (kendisi çok yaşlı idi) yanıma geldi:

– Benden uzak dur baba! Ben artık senden değilim. Sen de benden değilsin, dedim. Babam:

– Niçin oğlum? Dedi.

– Ben Müslüman oldum, Muhammed aleyhisselamın dinîne girdim, dedim Bunun üzerine babam:

– Yavrum! Senin dinin benim de dinimdir, dedi. Ben:

– Öyleyse git, yıkan, elbiselerini temizle. Sonra gel de bana öğretilenleri sana öğreteyim, dedim.

 

Gidip yıkandı. Elbiselerini temizledi, geldi. Kendisine İslam’ı anlattım. O da Müslüman oldu. Daha sonra yanıma hanımım geldi. Dedim ki:

– Yaklaşma bana artık. Ben senden değilim, sen de benden değilsin.

– Niçin, kurban olayım söyle! Dedi. Ben de:

– İslâm, bizi ayırdı. Ben Müslüman oldum. Muhammed aleyhisselamın dinine girdim, dedim. O zaman hanımım:

– Senin dinin benim de dinimdir, dedi.

– Git Züşşera suyunda temizlen. Züşşera, Devs’in bir putudur, onun yanında dağdan gelen bir su vardır, dedim. Hanımım:

– Kurbanın olayım. Sen çocuklara Züşşera’dan bîr kötülük gelmesinden korkmuyor musun? Diye sordu. Ben de dedim ki:

– Allah, Züşşera’yı kahretsin… Git, orada insanların görmeyeceği bir yerde temizlen. Bu sağır taşın hiçbir şey yapamayacağını ben sana garanti ediyorum, dedim. Gidip temizlendi geldi. Ona da İslam’ı anlattım. Müslüman oldu.

 

Devslileri de İslam’a davet ettim. Ebu Hureyre dışında hepsi, İslam’a girmede ağır davrandı. Aralarından İslam’a en erken giren Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) oldu.

 

Efendimiz Tufeylin kavmine dua etmişlerdir

Tufeyl radıyallahu anh anlatmaya devam etti: “Ebu Hureyre ile Mekke’ye Rasulullah’ın yanına geldik. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bana dedi ki:

– Tufeyl! Geride ne var ne yok?

– Hakkı göremeyen kalpler ve aşırı bir küfür, Devs’e günahkârlık ve isyankârlık üstün geldi, dedim… Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem kalkıp abdest aldı, namaz kıldı ve ellerini semaya kaldırdı.

 

Ebu Hüreyre demiştir ki, “Onu bu halde görünce, kavmime beddua edeceğinden ve onların helak olacaklarından korkup: ‘Vah kavmime!’ dedim.” Fakat Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, “Allah’ım! Devs’i doğru yola ilet… Allah’ım! Devs’i doğru yola ilet… Allah’ım! Devs’i doğru yola ilet…” diye dua etti. Sonra, Tufeyl’e dönüp dedi ki, “Şimdi kavmine dön, onlara yumuşak davran ve onları İslam’a davet et.”

 

Yine Tufeyl radıyallahu anhu devamla şöyle anlatmıştır: “Devs’lileri devamlı İslam’a davet ettim. Nihayet Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Medine’ye hicret etti. Bedir, Uhud ve Hendek savaşları oldu. Devs’ten İslam’a giren ve iyi Müslüman olan seksen aileyle birlikte Rasulullah’a geldim. Bizden memnun oldu. Diğer Müslümanlarla birlikte, bizi de Hayber ganimetlerine ortak etti. Biz dedik ki: “Yâ Rasulallah! Yapacağın her savaşta, bize sağ cenahı ver.”

 

“Daha sonra, Mekke fethedilinceye kadar Rasulullah aleyhisselamla devamlı bir arada olduk. Ona dedim ki: ‘Ey Allah’ın Rasulü! Beni, Amr İbnu Hameme’nin putu ‘Zülkeffeyn’i yakmaya gönder…’

 

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, ona izin verdi. Kendi halkından bir grupla putun yanına gitti. Putu yakmak istediğinde, Zülkeffeyn’e bir zarar gelirse Tufeylin başına bir kötülük geleceğine ve ona bir yıldırım çarpacağına inanan kadın, erkek ve çocuklar orada toplandılar. Fakat Tufeyl, onların gözü önünde, bir de şiir söyleyerek putu ateşe verdi: “Ey Zülkeffeyn! Ben sana tapanlardan değilim. Bizim doğumumuz seninkinden daha öncedir. Ben ateşi senin kalbinin içine koydum.”

 

Ateş putu yakarak ortadan kaldırınca, onunla birlikte Devs kabilesindeki şirk kalıntılarını da ortadan kaldırmış oldu. Böylece halkın tümü müslüman oldu. Bundan sonra, Tufeyl, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem vefat edinceye kadar ondan ayrılmadı.

 

Şehadetle yorumlanan ve çıkan rüyası

Hz. Ebubekir halife olunca, Tufeyl, kendisini, kılıcını ve oğlunu Rasulullah’ın Halifesinin hizmetine adadı. Dinden dönenlerle yapılan savaşlar başlayınca, oğlu Amr’la birlikte Müseylimetü’l-Kezzab’la savaşmak için Müslüman askerlerinin öncü birlikleri arasında yola çıktı, Yemame yolundayken bir rüya gördü. Arkadaşlarına dedi ki:

– Ben bir rüya gördüm. Onu bana yorumlayın!

– Ne gördün? Dediler.

– Başımın tıraş edildiğini, ağzımdan bir kuşun çıktığını, bir kadının beni karnına soktuğunu ve oğlum Amr’ın beni çok arzu ettiğini, aramıza bir engel girip benimle birlikte oraya giremediğini gördüm, dedi.

– Hayrolsun, dediler.

– Vallahi ben bu rüyayı şöyle yorumladım: Başımın tıraş edilmesi, başımın kesilmesi demektir. Ağzımdan çıkan kuş ise ruhumdur. Beni karnına sokan kadın ise benim için kazılan yerdir, oraya gömüleceğim. Ve ben şehit edileceğimi umuyorum. Oğlumun beni arzu etmesi ise benim kavuşacağım şehitliği arzu etmesi manasına gelmektedir. Fakat o, Allah izin verirse bundan sonrakinde şehitliğe kavuşacak.

 

Yemame savaşında, büyük sahâbi Tufeyl, üstün bir kahramanlık gösterdi ve savaş alanında şehit düştü. Oğlu Amr ise döğüşmeye devam etti. Aldığı yaralar onu güçsüz bıraktı ve bir de sağ kolu kesildi. Yemame toprağında babasını ve kolunu bırakarak Medine’ye döndü. Babasından ayrıldığından beri, Amr’a şehitlik rüyası görünüyordu. Yermük savaşı çıktığında, Amr, diğer savaşçılarla birlikte hemen koşup geldi. Sürekli düğüştü. En sonunda babasının arzu ettirdiği şehitliğe kavuştu.

 

Allah, Tufeyl İbnu Amr ed-Devsî’ye rahmet etsin. (Âmin) O hem şehittir hem de şehit babasıdır.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ