Tüm İnsanlığa Örnektir; Efendimiz Aleyhisselam

Tüm İnsanlığa Örnektir; Efendimiz Aleyhisselam
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Ahlak ve karakteri ile insanlık aleminin en zirvesinde olan Allah Resûlü  aleyhissalatu vesselamın, hal, hareket ve tavırları ile kıyamete kadar gelecek insanlara Kur’an’ın ifadesi ile “Usve’i-Hasene /En Güzel Örnek” oldu. Ahlak ve Karakteri bütün ilişkilerine yansıdı. Orada tecessüm ederek, kamil insanın nasıl olacağını yaşayarak insanlığa gösterdi.

 

Abdullah b. Ebî Evfâ onu şöyle anlatırdı:

“Efendimiz Allah’ı çokça anar, asla boş konuşmazdı. Namazı uzatır, hutbeyi kısa tutardı. Kölelerle bir arada olmaktan kaçınmaz, dul bir hanım yanına geldiğinde ihtiyacını giderinceye kadar işi ile ilgilenirdi.”(1)

 

Hazreti Ali kerremallahu veche
Peygamberimizi anlatıyor…

Efendimizi en iyi tanıyanların başında gelen Hz. Ali radıyallahu anh, oğlu Hz. Hüseyin’in:

– Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellemin ev yaşantısı nasıldı? sorusu üzerine insanlığın medarı iftiharını şöyle anlattı:

– Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem eve geldiğinde zamanını üçe ayırırdı. Bir kısmında Allah’a ibadete ayırır, bir kısmında ev halkı ve ev işleri ile ilgilenir. Üçüncü kısmını ise kendine ayırırdı. Kendine ayırdığı zamanı insanlarla paylaşırdı. Önceliği halkın geneline vermek olmakla birlikte insanlarla bire bir ilgilenirdi.

 

Prensip sahibi olan Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, ümmet ile ilgilenirken fazilet sahiplerini öncelerdi. İnsanlara dindeki faziletlerine göre zaman ayırırdı. İhtiyaç sahiplerine ayrıca zaman ayırır, problemini çözmek için elinden geleni yapardı. Bunu kişilerin ihtiyaçlarının azlığı, çokluğu veya önemine göre yapardı. Problemlerini çözmek için insanlarla birlikte koşuşturur, çözüme katkı sağlayabilecek sahabilerden yardım isterdi.

 

(Hazreti Ali Efendimiz devamını şöyle anlattı)

İnsanlara başkalarının problemleri konusunda duyarlı olmaya çağırır, onlarla ilgilenmeye, ilgili yerlere yönlendirmeye veya ilgilileri haberdar etmeye teşvik eder: “Sözlerimi burada olanlar, olmayanlara iletsin. İhtiyaçlarını her hangi bir sebepten dolayı bana iletemeyenlerin ihtiyaçlarını bana bildirin. Kim, ihtiyacını yetkililere iletemeyenin sorununu yetkililere iletirse Allah kıyamet günü ayaklarını sabit kılar” buyururdu, dedi.

 

Sahabilerini gözetirdi

Ben (Hazreti Hüseyin Efendimiz):

– Dışardaki tavrı ve ilişkileri nasıldı? diye sordum. O:

– Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem, gereksiz ve boş sözler söylemez, insanlara kendini sevdirir, nefret ettirecek söz ve davranıştan sakınırdı. İnsanların değer verdiği kişilere ikramda bulunur, onları öne çıkarıp başkan seçer. Halkın birilerini ezmesine izin vermez, zayıfları korur,  bunu yaparken kimseyi incitmezdi.

Sahabilerini sürekli gözetirdi. Birini görmediği zaman yakınlarına sorar, hastalık ve sağlık, sıkıntı ve sevincini öğrenir. Hasta ise ziyaret eder, sıkıntısı varsa çözmeye çalışır, başarı ve sevincini paylaşarak tebrik eder ve desteklerdi. İyilik yapanı takdir ve teşvik eder, hata yapana tepki gösterir, düzeltmesi için uyarırdı. Hakk’ın yanında yer alır, ihtilaftan kaçınırdı. Gafletten şiddetle sakınır, adalet karşısında herkesi eşit görür, insanların hak ve hukukunu gözetirdi, dedi.

Ben:

-İnsanlarda bir mecliste nasıl oturur, nasıl davranırdı? Arkadaşları ve dostları ile ilişkileri nasıldı? gibi sorular sordum. Babam tüm sorularımı uzun uzadıya cevaplandırdı…(2)

Hayatının her karesi insanlar için numune’i-imtisal olan Efendimiz, Rabbi, insanlar, ailesi, akrabaları, dostları, toplumun ileri gelenleri, kadınlar, çocuklar, köleler, fakirler… ile ilişkileriyle insanlığa örnek oldu.

 

Allah’ın en seçkin kulu
olan Peygamberimiz

Efendimizin Allah’a karşı sorumlulukları diğer insanlardan farklı olarak çok yönlüydü. Biri peygamber olarak ve devlet kurucusu olarak sorumlulukları olduğu gibi kul olarak da sorumlulukları vardı.

Peygamber olarak vahyi telakki etmek, onu insanlara tebliğ etmek, açıklamak, öğretmek, yaşayarak örnek olmak, insanları İslam’a davet etmek, yanlışları hatırlatarak uyarmak gibi pek çok görevi vardı.

 

Peygamberliğin yüklediği sorumluluklardan biri de Kur’an ile vahiy edilen emirleri yerine getirmekti. Kur’an ona ferdi emirler verdiği gibi, toplum olarak yapılması gereken emirler de veriyordu. Bu emirleri uygulamak bir devlet olmayı gerektiriyordu. Bu nedenle Medine’ye hicret edince ilk olarak İslam Devletini kurdu. Ömrünün sonuna kadar gelen vahiyler doğrultusunda kurumlarını kurdu, kurallarını koydu.

 

Kul olarak, Allah’a iman etmek, onu tanımak, tazim etmek, emir ve yasaklarına uymak, ibadet etmek, onun istediği gibi bir kul olmak, sevmek, teslim olmak gibi görevleri vardı. Anlatılacağı üzere Allah Resûlü Rabbine karşı görevlerini en güzel şekilde yerine getirdi.

 

Sürekli, “Allah’ım! Senden sevgini, seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine ulaştıracak amelleri talep ediyorum. Allahım senin sevgini bana nefsimden, ailemden, malımdan ve soğuk sudan daha sevgili kıl!”(3) gibi dualar eden Efendimiz, sorumluluklarını yerine getiren kul olmanın ötesinde şeyler istiyordu.

 

Rabbini en güzel şekilde tanımak, onu ona layık olan bir sevgi ile sevmek, ondan razı olmak ve rızasını kazanmak, kulluğun zirvesine çıkmak istiyordu. Buna gecelerini Kur’an, secde, dua ve gözyaşları ile aydınlatarak, gündüzlerini, ibadetin yanı sıra halka hizmet ederek, eşsiz ahlakı ile örnek olarak kavuştu. Her zaman olduğu gibi o günde bir süre uyuduktan sonra gecenin bir yarısı kalktı, abdest alıp namaza durdu. Kıyam ve rükudan sonra secdeye vardı. Dakikalar akıp gittiği halde o hala secdede idi. Uykudan uyanan Hz. Âişe radıyallahu anha anamızın gözleri Efendimizi aradı. Her zaman olduğu gibi namaz kılıyordu. Secdedeydi. Bir süre onu seyretti. Lakin secdeden kalkmıyordu. Dakikalar geçtikçe endişesi artan Hz. Âişe anamız:

– Acaba ruhunu Rabbine teslim mi etti? diye içinden geçirdi. Titreyen elini yavaşça Efendimize doğru uzatıp, ayaklarına dokundu. Yaşıyordu. Bunu anlayınca derin bir oh çekerek Rabbine hamd etti. Uykusu kaçmıştı. Eşinin namazını bitirmesini bekledi. Namaz bitince (gözyaşları içinde eşine sarıldı.) Olanları tahmin eden Efendimiz:

– Yoksa korktun mu? buyurdu. Hz. Âişe anamız:

– Evet ya Resulallah! Allah geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde neden kendini bu kadar harap ediyorsun? diye sordu. Efendimiz:

– Rabbim bana bu kadar nimet ve peygamberlik ihsan etmişken şükreden kul olmayayım mı? buyurarak eşini teselli etti. (4)

 

Efendimizin insanlara
karşı davranışı

Efendimiz hür köle, büyük küçük, zengin fakir ayrımı gözetmeden herkesle yakından ilgilenir. Problemlerini dinleyerek çözmeye çalışır,(5) sağlık hastalık, sevinç ve sıkıntılarını takip eder, namazda göremediği kişileri sorar, hastaları ziyaret eder, ölenlerin cenazesine katılır, davetlere icabet ederdi. Halkın bağ bahçelerine gider, ikram edilen meyve ve sebzeleri yerdi. Halkın önde gelenleri ile irtibatını kesmez, fazilet sahiplerine ikram ederdi. İnsanları şu veya bu isimlerle ayırmadan herkese kucak açar, hak ve hukuklarını gözetir, zayıf ve güçlüye eşit mesafede dururdu.(6)

 

Halk ile arasına hiç bir zaman mesafeler koymazdı. Her zaman halkın arasında olur, onlardan her hangi biri gibi yaşardı. On yıl boyunca hep yanında kalarak Efendimizi gözlemiş olan Enes b. Mâlik radıyallahu anh onu şöyle anlatır: “Efendimiz hasta ziyareti yapar, cenazeye katılır, merkebe biner, kölenin dahi davetine icabet ederdi. Kureyza oğulları ile yapılan savaş sırasında üzerinde liften yapılmış bir çul bulunan ve liften örülmüş iple bağlı bir merkebe binmişti, derdi.”(7)

 

Ebû Büreyde radıyallahu anh ise onu: “Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem merkebe biner, yün elbise giyer, koyun sağar, misafirine hizmet ederdi” sözleri ile tanıtırdı.(8)

 

“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden selamette olduğu kişidir”(9) diye buyuran Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem asla kimseye zarar vermez, düşmanını dahi kazanmaya çalışırdı. Kaba saba davranışlara anlayışla karşılar, şahsına karşı yapılan kötülüklere sabreder ve sabredilmesini tavsiye ederdi.

 

Amr b. Abese radıyallahu anh anlatıyor: “Bir gün Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellemin yanına gittim.

– İslâm nedir? diye sordum.

– Güzel söz söylemek ve yemek ikram etmektir, buyurdu.

– İman nedir? diye sordum.

– Yanlış yapanlara karşı sabretmek ve toleranslı davranmaktır, buyurdu.

– Hangi Müslüman daha faziletlidir? diye sordum.

– Elinden ve dilinden salim olunandır, buyurdu.

– Hangi mümin daha faziletlidir? diye sordum.

– Güzel ahlak sahibidir, buyurdu.(10)

 

İnsanlara karşı güzel duygular besler, sıkıntı çektiklerini gördüğünde üzülür, herkesin iyiliğini isterdi. Ulaşabildiği bütün insanları iyiliğe teşvik ederdi. İnsanları her fırsatta sorumluluklarını yerine getirmeye teşvik eder, iyi bir insan olarak, cennete gitmelerini isterdi.

 

Muâz b. Cebel radıyallahu anh anlatıyor:

“Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem bir konuşmasında şöyle buyurdu:

“Allah yolunda cihad eden kişi, ona karşı borcunu ödemiş, sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Hasta ziyaret eden sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Namaz için sabah erkenden camiye giden sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Devlet reisine saygı gösterip yardımcı olan sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Evinde oturup insanlar hakkında dedikodu yapmayan sorumluluğunu yerine getirmiş olur, buyurdu.”(11)

 

İnsanlara sevgi ve saygı gösterir, söz ve hareketlerinde muhatabının karakterlerini dikkate alarak konuşur, dokunuşları ile hayatları değiştirirdi. Hataları görmezden gelip banane demezdi. İnsanları dikkatle takip eder, yanlışa sürüklendiklerini gördüklerinde hemen ikaz ederdi.

 

Güzel ahlakın zirvesiydi

İnsanlara her zaman şefkat ve merhametle yaklaşırdı. Paylaşırdı. Kalpleri kazanmak, sevgilerini derinleştirmek ve daha fazla şey paylaşmak için her fırsatı değerlendirirdi. Kolaylaştırırdı. İnsanları yanlışlarıyla baş başa bırakmaz, en güzel şekilde müdahale ederek hatalarını düzeltir, yanlışı anlayıp vazgeçmesine vesile olurdu. İnsanlarla yakından ilgilenir, küçük büyük, kadın-erkek demeden herkese değer verirdi. Halka konuşmalar yaparak onları iyi ve güzele yönlendirir.

 

Çocuğu çocuk olarak görür, yaptığı hataları anlayışla karşılar. Hatasını kırıp incitmeden güzel bir yolla bildirirdi. Çocukların başarıları ile yakından ilgilenir, takdir ve taltif ederdi. Yalnızca torunları ile değil diğer çocuklarla da şakalaşır, oynardı.

 

Gençlere güvenen Efendimiz onlara önemli görevler ve sorumluluklar verirdi. Zeyd b. Sâbit gibi pek çok gence vahiy katipliği görevi veren Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem, çocuk denecek yaşta tercüman yaptı. Attâb b. Esîd’i 20-21 yaşlarında Mekke valisi, Üsâme b. Zeyd’i 19 yaşında İslam ordusu komutanı yaptı.

 

Akrabalarını çok sever, iyilik, güzellik ve nimet olduğunda aklına ilk onlar gelirdi. Lakin akraba sevgisi hiçbir zaman hak ve hukuku uygulanmasını engel olmazdı.

 

Arkadaşlık yaptığı kişilere üsten bakmayan Efendimiz, dost meclislerinde, birlikte bir iş yaptıklarında veya sefer sırasında onlardan herhangi biri gibi hareket ederdi. Varlığı, yokluğu ve yapılan işi, sevinç ve kederi, sorumluluğu paylaşırdı. Kendini arkadaşlarından herhangi biri gibi görür, onlardan farklı görünmeyi sevmezdi.

 

Her konuda ölçüye riayet eden Efendimiz, insanlarla ilişkilerinde her zaman ölçülü davrandı. O Üsve-i Hasene, yani insanlık için en güzel örnekti…

 

Notlar:

1) Nesâî, 3/108; Dârimî, 1/74; İbn Hibbhan, Sahih, 6423; Hakim, Müstedrek, 2/614; Beyhaki, Delail, 1/329; Ebû Şeyh, Ahlakı Nebi, 43. 2) Tirmizî, Şemail, 8, 336, 351; Ebû Şeyh, Ahlaku Nebi, 18; Hindî, Kenz, 7/18535; Heyet, Müsnedü’l-Cami, 13/391. 3) Tirmizî, Deavât, 72. 4) Buhârî, Tefsir, 48. 5) Tirmizi, 1017; İbn Mâce, 4178; İbn Sad, Tabakât, 1/370; İbn Seyyidinnâs, Nuru’l-Uyûn, 50. 6) İbn Sad, Tabâkat, 1/423; Taberânî, Kebîr, 22/157; Beyhakî, Şuabu’l-İman, 1430; İbn Seyyidinnas, Nuru’l-Uyûn, 51. 7) Tirmizi, 1017; Şemâil, 333; İbn Mâce, 2296; Abd b. Humeyd, Müsned, 1229; Tayalisî, 2148; Beyhakî, Delâil, 1/330; Ebû Nuaym, Hilye, 8/131; Begavî, 3673; Makrîzî, İmtâu’l-Esmâ, 7/225. 8) Beyhakî, Delâil, 1/329. 9) Buhârî, 11; Müslim, 40; Müsned, 2/187; İbn Ebî, Şeybe, Musannef, 9/64; İbn Hibbân, Sahih, 400; Begavî, Ş. Sünne, 13. 10) Beyhakî, Şu’abu’l-îmân, 7651. 11) Müsned, 5/241; Taberânî, Kebîr, 20/54; İbn Hibbân, Sahih, 372; Beyhakî, Kübrâ, 9/166; Hâkim, Müstedrek, 2/90

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ