Vermek İçin Zengin Olmak Şart Değil!

Gülistan Dergisi

Yazarın şu ana kadar yazılmış 243 makalesi bulunuyor.

Yardımlaşmadan, başkalarının derdiyle dertlenmekten ve kendi nefsine başkasını tercih etmekten bahsedilince Ensar radıyallahı anhum efendilerimizi hatırlamadan geçmemiz mümkün olmaz. Zaten çok yardım ettikleri, yardımda kusur etmedikleri için yardım edenler mânâsında onlara, “Ensar” denilmiştir.

 

Allah’a ve Resûlüne bağlılıkları, İslâm’a maddî ve mânevî, malî ve şahsî yardımları unutulamaz. İşte bu sebeple, Allah, Kitabında bunları daima önce zikretmiş ve lâyık olup hak ettikleri övgüsüne mazhar etmiştir.

 

Allah’ın kitabında, en çok bahsettiği hususlardan birisi de: İctimâî Yardım, Allah yolunda karşılıksız infak etmek ve harcamaktır. Bu, imanın kemali, bir kimsenin gerçek, samimi Müslüman olabilmesi için şart kabul edilmiştir. Allah’ın müslümanlara yardımı, onları galip getirmesi, onlara metanet, sabır ve sebat bahşetmesi, Müslümanların kendi uğrunda karşılıksız harcamalarına; dine ve Peygamberine yardımları şartına bağlanmıştır. Zaten bir davanın yayılması müntesiblerinin yaptığı maddî ve manevi fedakârlıkla doğru orantılıdır.

 

Buna en güzel Örnek Sahabe-i Kiramın yaşadığı hayattır. Bir de zengin olmak vermenin şartlarından değildir. Eldeki mevcuttan vermektir önemli olan. Olunca veririm diye vermeyi ihmal etmek, bahane etmek nefs ve şeytanın bir aldatmacasıdır. Bunu takdim edeceğimiz örneklerde görmemizde mümkündür.

 

İhlâsla verilen az şey, az değildir!

 

Ebû Akîl fakir sahabilerdendi mesela. Elinin emeğiyle geçinirdi. İki sâ’ hurma karşılığı sırtında odun taşıyordu. Hurmanın bir sâ’ını ailesinin geçimi için ayırıyor, diğer kısmını ise Allah yolunda tasadduk ediyordu.(Bin kırk dirhem ağırlığındaki buğday veya arpayı alabilen bir hacim ölçeği. 1 sâ’, şer’î dirheme göre yaklaşık 2,917 kg; örfî dirheme göre ise 3,333 kg. ağırlığa denktir.)

 

Tebük seferi için destek istenildi. Herkes elinde avucunda ne var verdi. Bunlardan biri de Ebu Akîl’di. Bir gün bir sa’ hurmayı Hz. Peygamber’e getirdi. Bunları sadaka olarak vereceğini söyleyince, Allah Rasulü sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz: “Onu, sadaka olarak toplananların içine dök.” dedi. Münafıklar, bunu azımsadılar, dillerine doladılar. “Bu kadarcık hurma da verilir miymiş?” diyerek onunla alay etmeye başladılar. Şöyle diyorlardı: “Bir sa’ hurmanın sevabıyla ne olur?”

 

Bunun üzerine şu ayeti kerime nazil oldu: “Müminler içinde gönül isteğiyle sadaka verenleri, uğraşa-didişe ellerine geçirdiklerini tasadduk edenleri ayıplayıp alaya alanları Allah, maskara eder, onlara acıklı azap vardır.” (Tevbe; 79)

 

Kardeşlerini nefislerine tercih ediyorlardı

 

Bu sadece Ebû Âkil radıyallaha anhuma has, ferde özel bir davranışta değildi. Zira diğer sahabe-i kiram efenlerimizde mevzu infaksa, Allah için harcamak ise yokluğa aldırmadan ellerinde avuçlarında ne varsa veriyorlardı. Kardeşlerini kendi öz nefislerine ve kendi akrabalarına, yakınlarına hatta çocuklarına tercih ediyorlardı. Bunlardan bir tanesi örnek olarak yetecektir. Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir adam, Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimize gelip:

– Ben çok yoksulum, bana bir şeyler ver Ya Resulallah, dedi. Resulullah aleyhisselatu vesselam da hanımlarından birine, “Bir şey varsa verin!” diye haber gönderdi. Anamız ise:

– Allah’a yemin olsun ki, yanımda sudan başka hiçbir şey yok, diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulullah diğer anamıza haber gönderdi. Ondan da aynı cevabı aldılar. Öyle ki, bütün analarımız:

– Allah’a yemin olsun ki, yanımızda sudan başka bir şey yok, diye cevap verdiler. O zaman Resulullah:

– Kim bu adamı, bu gece misafir edecek? Allah ona ecrini versin, buyurdu. Ensardan biri kalkıp:

– Ya Resulallah, ben misafir ederim, dedi ve onu alıp evine götürdü.

 

Eve varınca, hanımına:

– Yiyecek bir şeyler var mı? Diye sordu. Hanımı:

– Sadece çocukların yiyeceği var, deyince, ensari:

– Onları bir şeyle avut, bir şeyler yemek isterlerse onları uyut, sonra misafir gelince ışığı söndür ki, bizi kendisiyle beraber yemek yiyor sansın, dedi. Daha sonra yemeğe oturdular. Misafir karnını doyurdu. Kendileri hiçbir şey yemediler. Fedakârlığın bu göz yaşartıcı tablosu anında Efendimize haber verilmişti. Sabahleyin ev sahibi, Resulullah’a gittiğinde, Allah Rasulü sallallahu aleyhi vesellem:

– Allah, misafirinize karşı yaptığınız davranışınızı beğendi, buyurdu. Çok geçmeden şu ayet-i kerime nâzil oldu: ” Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Haşr; 9)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ