Yedi Güzel İnsan

Yedi Güzel İnsan
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Herkesin malumudur ki,  toplumun çürümeye yüz tutan ahlaki değerlerini inşa ve ihya etmek; iyi insanların elleriyle olur. Açıkça ifade etmek gerekirse, değerlerimizin değersizleştiği bu çağda iyilere her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. Toplumda iyilerin azalması demek; kötülerin, fuhşiyatın, kargaşanın, günahların artması demektir. İyiliklerin/iyilerin karşısında her daim, kötülükler/kötüler de var olacaktır. Bu bakımdan bizim; yani Müslümanların temel hedefi kötülüğü azaltmak; sevgiyi, muhabbeti, iyiliği artırmaktır. Zaten İslam’ın da yegâne hedefi bu değil midir?

 

İslam dışı hareketlerin iyiliği ikame etme hususundaki iddialarının bir takım kuruntulardan ibaret olduğu izahtan varestedir. Buna rağmen insanlar, İslam dışı bazı hareketlerden medet umar hale geldi. Bu açıdan biz; Müslüman gönüllere İslam’ı tekrar anlatmak durumundayız. Geçmişte İslam’ın gerçekleştirdiği iyilik devriminin izlerini/kalıntılarını az da olsa ahir zamanda yaşıyoruz. Bunu bir fırsat bilip, ona göre hareket etme adına iyiliğin ikamesi için hadis-i şerifte işaret edildiği üzere yedi güzel insanın profilini çizmeye çalışacağız. Bir yandan da Müslüman’ın Allah adamı olmasının şiarlarını ve insanı cennete ulaştıracak, cennet vesilesi amelleri anlatmaya gayret göstereceğiz.

 

Hadis-i Şerif

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre (İyilik adına ne varsa kendisinde toplayan) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem (Efendimiz) şöyle buyurdu: “Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Tealâ, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:

– Adil devlet başkanı (imam, yönetici),

– Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,

– Kalbi mescitlere bağlı Müslüman,

– Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,

– Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit,

-Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,

– Tenhada Allah’ı anıp göz yaşı döken kişi.” (Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekat 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesaî, Kudat 2)

 

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem burada yedi güzel insandan ve amellerinden bahsediyor. Sonuç olarak bu amelleri yapanların büyük bir mükâfatı kazanacaklarını dile getirerek bir tertip gözetiyor. İlk sırada Adaletli imam (yönetici) zikrediliyor. Çünkü diğer amellerin yayılması, insanlar tarafından teşvik edilmesi ancak adaletli bir yöneticinin olduğu beldede mümkündür. Zira zalim yöneticilerin neler yaptığı tarih kitaplarımızda geniş bir şekilde anlatılıyor.

 

Adalet her şart ve zeminde uygulanmalı

Yedi sınıf insanın zikredildiği bu hadisten ilham alarak yazımızın başlığını “Yedi güzel insan” şeklinde yazdık. Yedi güzel insan sınıfının ilki olan adil devlet başkanınıyla başlıyalım.

 

Adalet, hak ile muamele etmek, hakkı gözetmek, gibi anlamları olan geniş bir kavramdır. Aslında bizim bu kavramın derinlemesine anlatma gibi bir amacımız yok. Asıl gayemiz hayata uygulanabilirliğidir. Her Cuma günü hutbe sonunda okunup adaleti emreden ayeti tekrar hatırlatmak istiyorum. “Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği ve yakınlığı olana (özellikle akrabaya muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emreder; ahlâksızlığı/hayâsızlığı, fenalığı, zulmü/azgınlığı yasaklar. İyice anlayıp tutasınız diye size (böylece) öğüt verir.”(Nahl; 90)

 

Adaleti uygulamak, adil olmak her insan için gereklidir. Ancak yönetici makamında bulunan, örneğin bir devlet başkanı, bir vakfın başkanı, bir okulun müdürü ya da herhangi bir kurumun başında bulanan yetkili/yöneticisi kişi için adalet elzemdir, olmazsa olmaz. Elzem olduğu kadar bir o kadarda zordur. Bundan dolayı hadiste ilk sırada zikredilmiştir.

 

Yönetici makamında bulananların ilk yapmaları gereken adaleti uygulamalarıdır. Yönetici din, dil, ırk gözetmeksizin herkese eşit bir şekilde yaklaşmalı ve ona göre muamele etmelidir. Böyle yapmalı ki hadiste vaad edilen mükâfatı alsın. Başka bir ayette Rabbimiz, Hz. Dâvud aleyhisselama şöyle hitab eder: “Ey Dâvud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında hak ve adaletle hükmet. Hevâ ve hevesine uyma, yoksa bu seni, Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.”(Sâd; 28)

 

Yöneticinin adalet sahibi olmasının bu denli önemli olmasının temel sebeplerinden birisi Peygamberlerin en önemli vasıflarından olmasıdır. Yetki sahibi olan Peygamberlerin adaletsizlik yapmaları muhaldir. Bu açıdan peygamberleri takip eden Müslümanların onların metodunu benimseyip hak ve adaletle hükmetmelidir. Koltuğuna güvenerek yönetimi altındaki insanlara yetkilerini dayatmaları ya da koltuğuna güvenerek hak yemek gibi habis durumlardan sakınmaması durumunda zalim yöneticilere büyük bir sorumluluk/vebal yüklenmektedir.

 

Başka bir ayet-i kerimede de şöyle buyruluyor; “Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”(Nisa; 135)

 

Bu ayet şu gerçeği ortaya koyuyor; adaletin uygulanabilirliği herkes için geçerlidir. Bu ister baba ister anne olsun, İster amir ister başkan ister memur olsun.  İsim önemli değil; yeter ki adalet ikame edilsin; yeter ki Allah razı olsun.

 

Adaleti bitiren rüşvet hastalığı

Bu ayetin tezahürünü, devlet reisi ve baba olan Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin şu ifadelerinde görüp de adaletine hayran olmamak elde değil; “Sizden öncekilerin helâk olmalarının sebebi, aralarından soylu, kuvvetli kimseler çaldıklarında, onlara ceza uygulamamaları, zayıf biri çaldığında ise ona hemen haddi uygulamalarıydı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma çalmış olsaydı elini keserdim.” (Buhârî, Hudûd 12: Müslim, Hudûd, 8-9)

 

Öte yandan Yöneticilere özel olarak bir başka ayet daha zikretmemiz gerekecek; “Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollarla yemeniz için o malları hâkimlere (idarecilere) vermeyin.”( Bakara; 188)

 

Çağımızın hastalıklarından birisi olarak karşımıza çıkan rüşvet, İslam tarafından haram kılınmıştır. Rüşvet almak vermek, adaleti yerle yeksan eden bir faaliyet olup, yöneticilerin acilen arınmaları gereken kötü hasletlerdendir.

Yönetici tebaasından sorumludur

Adalet ve uygulanabilirliği hususunda söylediklerimiz her insan için geçerlidir. Çünkü her yönetilen aynı zamanda kendi durumunun gerektirdiği şekilde yöneticidir de. Biraz daha açmak gerekirse bir baba çalıştığı kurumda yönetilen durumunda iken ailede yöneticidir, bir anne de yeri geldiğinde yöneticidir. Bu gerçeği Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle ifade buyurmuşlardır; “Her biriniz birer çobansınız ve yönetiminizde bulunanlardan sorumlusunuz. İmam (devlet reisi) çobandır ve yönettiği kimselerden sorumludur. Erkek evinin çobanıdır ve eli altındakilerden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanı (muhafızı)dır ve ondan sorumludur. Hizmetçi, efendisine ait malın çobanıdır ve ondan sorumludur.”(Buhârî, Cuma, 44; Ahmed b. Hanbel, II, 108)

 

Ebeveyn, çocuklarıyla alakalı durumlardan sorumludur. Çocuklarının ahlakından, eğitiminden hatta konulacak isme kadar sorumludur. Baba eşinden, onun haklarını yerine getirme hususunda sorumludur. Çalışan kişi, iş yeri sahibine ait mallardan sorumludur. Ne olursa olsun adaleti gözetmek durumundadırlar.

 

Görüldüğü üzere iyi insan olmak kolay bir iş değildir. Ahlakı, iyi olmayı tamamlamak için fedakârlık yapmak gerekir. Sıkıntılarla karşılaşabilirsiniz. Toplumdaki konumumuzun sarsılması söz konusu olabilir. Koltuğunuz başkaları tarafından istila edilebilir. Sürgün edilebilirsiniz. Varsın olsun bunlar. Allah için sürülmüşüz daha büyük bir mutluluk var mı? Yöneticilerin adaleti uygulamalarına karşılık, verilecek mükâfat çok büyük. Yakıcı güneşin ve sıcağın olduğu, beyinlerin sıcaktan kaynadığı bir günden bahsediyoruz. Pazar günü değil; mahşer gününden bahsediyoruz.

 

Vel hâsılı, özelde yöneticiler genelde tüm insanlar, adaleti benliklerine yazmalıdır. Yazmalı ki yazının başında zikrettiğim diğer salih ameller ardı sıra gelsin. “İyi olmak için adalet şarttır” diyerek yazımıza son verelim.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ