Zayıf Görülen, Önemsenmeyen Kimseler…

Zayıf Görülen, Önemsenmeyen Kimseler…
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Harise İbni Vehb radıyallahu anhu Resulullah sallallahu aleyhi vesellemi şöyle buyururken işittim dedi: “Size cennetlikleri bildireyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin önemsemediği ve ‘Fakat şöyle olacak’ diye yemin etseler, isteklerini Allah’ın gerçekleştireceği kimselerdir. Size cehennemliklerin kimler olduğunu söyleyeyim mi? Katı kalpli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimselerdir.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, İbni Mâce)

 

Harabat ehline hor bakma!

 

İnsanları dış görünüşleriyle ele almak, onları giyimlerine kuşamlarına göre değerlendirmek, bizim en zayıf yanlarımızdan biridir. İşte, bu hadis-i şerîf ile Efendimiz aleyhissâlatu vesselam, bizi ikâz ediyor ve bu tür değerlendirmelerin ne kadar yanlış ve yanıltıcı olduğuna, insanları kabuğa ve kalıba göre değil; kalp ve gönül zenginliklerine, takva oluşlarına, ahlaklarına ve şahsiyetlerine göre değerlendirmemiz gerektiğiniz bizlere bildiriyor.

 

En değerli incilerin, gösterişsiz istiridye kabukları içinde bulunmasındaki gibi, sade ve basit kıyafetler içinde de ne cevherler yatar; ama malum alışkanlığımız sebebiyle, biz onların farkına varamaz hatta onları horlar, Peygamberlerin ahlakından uzaklaşır, Allah’ın rızasının dışında davranırız…

 

Bir Allah dostunun şu söylediği bu noktada önemlidir işte:

 

Harâbât ehlini hor bakma zâkir!
Defîneye mâlik nice vîrâneler var…

 

Yemin etseler yalancı çıkartılmazlar

 

Göz ucuyla bakıp geçtiğimiz veya bakmaya değer bulmadığımız nice kimseler vardır ki belki de eli öpülesi, duası alınası insanlardandır. Onlar, Allah katında öyle kıymetli, rızasını kazanmış kimselerdir ki, “Vallahi bu iş şöyle olacak” diye yemin etseler, Allahu Teâlâ onların yeminini yerine getirir, onları yalancı çıkartmaz.

 

“Biz, o ülkedeki güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak, onları önderler seviyesine çıkarmak ve onları ötekilerin yerine mirasçı kılmak istiyorduk.” (Kasas; 5) şeklindeki ayet-i kerîmede de bildirildiği üzere, Allah-u Zülcelal’in dâima bu şekilde fakir ve zayıf insanların yanında olduğunu ve onları güçlü zorbalara karşı koruduğunu anlatır.

 

‘Fakir Müslümanlardan biridir’

Ebü’l-Abbas Sehl İbni Sa’d es-Sâidî radıyallahu anhudan gelen bir rivayette şöyle anlatılır: Bir gün, Hz. Peygamber’in yanından bir adam geçti. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem yanında oturan kimseye:

– Şu adam hakkında ne dersin? Diye sordu. O da:

– Bu zat, ileri gelen hatırlı kişilerden biridir. Vallahi böyle bir adam, bir kıza talip olsa evlendirilmeye, birine aracılık yapsa sözü dinlenmeye lâyıktır, diye cevap verdi. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem bir şey söylemedi.

 

Sonra oradan biri daha geçti. Peygamber aleyhisselam yine yanında oturana:

– Ya bu adam hakkında ne dersin? Diye sordu. Bu defa o zat:

– Ya Resulallah! Bu adam fakir Müslümanlardan biridir. Bir kıza talip olsa istediği kız verilmez. Birine aracılık etse ricası kabul edilmez. Konuşmaya kalksa sözü dinlenmez, dedi. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

– Bu sonuncu adam, öteki gibi dünya dolusu adamdan daha hayırlıdır. (Buhârî, İbni Mâce)

 

Onlar öyle kimseler ki…

 

Halkımızın Veysel Karânî diye bildiği, halkının en fakiri olarak tanınan ve çobanlık yaptığı bilinen Uveysü’l-Karenî’nin, “Tâbiîn neslinin en hayırlısı olduğunu” söyleyen Peygamber Efendimiz, Hz. Ömer’e ve diğer sahabelere onun hakkında bir tavsiyede bulunmuş ve: “Üveys bir şey hakkında Allah’a yemin edecek olsa; muhakkak Allah, onun yeminini yerine getirir, duasını kabul eder. Duası makbul bir zât olduğu için, eğer kendinize dua ve istiğfar ettirebilirseniz ettirin” buyurmuş ve (zahiren hiç) görmediği Üveys’in belli başlı özelliklerini söyleyerek onu tanıtmıştır. (Müslim, Fezâilü’s Sahâbe, 224).

 

Peygamber Efendimizin vefatından sonra, Üveys Medine’ye gelince, Hz. Ömer radıyallahu anhu, Resulullah’ın bu kara sevdalı âşığını bulmuş, Efendimizin sözlerini ona nakletmiş ve kendisine dua ettirmişti. Daha sonra da kendisi hakkında Kûfe valisine bir tavsiye mektubu yazmayı teklif ettiği halde, Üveys buna yanaşmamış, onu çok iyi tanıyan birinin söylediği üzere, “kuru bakır tam takır” evine, sessiz sedasız dönüp gitmiştir. Bir zaman sonra, halk onun ne büyük biri olduğunu anlayınca, Üveys memleketini bırakıp meçhul bir diyarın yolunu tutmuştur.

 

Hadis-i şerifte, “Şöyle olacak diye yemin etseler, isteklerini Allah’ın gerçekleştireceği” söylenen bu kimseler, Allah rızasından başka bir şey düşünmeyen, gösterişe hiç değer vermeyen kimselerdir. Dağınık hâllerine bakıp da onları küçümsemeye kalkanlar yanılır ve aldanırlar. Zira bu Allah dostları “Takva elbisesi daha hayırlıdır” (A’râf; 26) ayet-i kerimesini kendilerine düstur edinmişlerdir.

 

Bununla beraber saçı başı dağınık, eli yüzü kirli herkesin mutlaka iyi insan olduğu da sanılmamalıdır. Varlıklı oldukları halde tembellikleri sebebiyle veya zenginliklerini gizlemek düşüncesiyle kötü giyinenler de az değildir. Bizim güzel dinimiz, hâli vakti yerinde olanların iyi giyinmelerini, Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine verdiği maddî nimetleri üzerlerinde sergilemelerini arzu eder.

 

Allah büyüklenenleri sevmez

 

Hadis-i Şerifte sözü edilen cehennemliklere gelince, onlar bu mütevazı insanların aksine, kendini beğenmiş, büyüklük taslayan, cimri ve merhametsiz kimselerdir. Yemek içmekten başka düşünceleri yoktur. Ellerine geçen malın nereden geldiğine bakmazlar. Allah için infak etmez, yoksul ve fakiri gözetmezler. “Haram helâl ver Allah’ım / Çoluk çocuk yer Allah’ım” zihniyetine sahip olan zalim ve katı insanlardır. Çalımlı tavırları, kurumlu yürüyüşleri ile kendilerini kabul ettirmek ve saygı toplamak isterler. Bunların Allah katında beş paralık değeri yoktur. Zira Allah Teâlâ “… Büyüklük taslayanları sevmez.” (Nahl; 23)

 

Ebu Bekir Huzeli rahmetullahi aleyhi isminde bir kimse şöyle anlatmıştır: “Bir gün, Hasan-ı Basri radıyallahu teâlâ anhum ile beraberdik. Amr bin Ehtem gelip, mihrabın yanına geçmek istedi. Üzerinde topuklarına kadar uzanan, altın işlemeli bir elbise vardı. Sallana, sallana yürüyordu. Hasan-ı Basri radıyallahu anhu ona dedi ki: “Aman bu ne kibir! Kibrinden kimseyi görmüyor sağına, soluna bakarak yürüyorsun. Sen ne kadar ahmaksın ki hakkı ödenmemiş, gayri meşru kazancına bakıp böbürleniyorsun. Vallahi, senin bu yürüyüşün delilerin yürüyüşü gibidir!

 

Bu sözleri işiten Amr bin Ehtem, Hasan-ı Basri’den özür dilemek için yanına gelince, yine ona şöyle dedi: “Benden özür dileme. Rabbine tevbe et. Sen Allah-u Zülcelal’in; ‘İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphesiz Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.’ (Lokman; 18) buyurduğunu duymadın mı?”

 

İşin garibi ve üzücü yanı şudur ki, kendini beğenmiş, kibirli kimseler, ilâhî gazaba hedef olan davranışları yüzünden cehenneme doğru gittiklerinin farkında bile değildirler.

 

Hadisten Öğrendiklerimiz

 

  1. İnsanları küçümsememelidir. Çünkü küçümsenen, hor görülenler arasında, Allah’ın yemin etse yalancı çıkartmayacağı veli kimseler bulunabilir.
  2. Allah Teâlâ, sevdiği kullarının isteklerini geri çevirmez.
  3. Müslümanlara karşı son derece mütevazı olmak, gönüllerini hiçbir şekilde incitmemek gerekir.
  4. Kibir, gurur ve kendini beğenme, cehennemlik kimselerin özellikleridir. Allah Teâlâ, bu huylara sahip olanları sevmez.

 

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ