GÖNÜL SOHBETLERİ / Ramazan’ı Fırsat Bilelim, Tevbe Edelim
GÖNÜL SOHBETLERİ
Ramazan’ı Fırsat Bilelim, Tevbe Edelim
Seyda Muhammed Konyevi -KS-
İnsan dünyada ne yaparsa ahirette onu görecektir. Çünkü dünya ahiretin mezraatı yani tarlasıdır. Dünyada insan ne ekerse ahirette onu biçecektir. Hayır, ibadet, zikir, tâat yaparsa, onun tohumunu atarsa, ahirette Allah’ın rızası, cennet-i alanın nimetlerini biçecektir.
Eğer günah işlerse, önüne ne gelirse Allah’ın emirlerine riayet etmeden davranırsa, ahirette de onun cezasını biçecektir.
Allah-u Zülcelâl bu konuda şöyle buyuruyor:
“İnsan için çalışmasının karşılığından başka bir şey yoktur. Ve muhakkak ki o emeğinin karşılığını elbette görecektir. Neyi hak etmişse karşılığını tam olarak bulacaktır. Ve sonunda varılacak yer Rabbindir.” (Necm, 40-42)
Yani herkes yaptığının karşılığını tam, eksiksiz alacaktır, buyuruyor Allah-u Zülcelâl. Öyleyse biz de müşteri olalım. Allah’ın rızasına müşteri olalım.
Nasıl ki bir insan, bir dükkâna giderse; dükkâna giden bazı insanlar bir şeyler alır, bazısı da öyle bakar, seyretmek suretiyle hiçbir şey almadan çıkıp gider. Bizim de dünyadaki halimiz böyledir.
Biz öyle bir şey almadan çıkıp gidenlerden olmayalım, bu dünyaya ne için geldiysek ona talip olalım, Allah’ın rızasını kazanmaya müşteri olalım.
Allah-u Zülcelâl kalbimize baktığı zaman kalbimizi O’nun rızasına müşteri olarak görsün. Öyle gördüğü zaman nasip edecek bize, inşallah. O zaman dükkanın içine girip bir şeyler almayı, yani sevap kazandıracak amelleri işlemeyi de nasip edecek bize.
Allah-u Zülcelâl Çok Merhametlidir
Allah-u Zülcelâl kullarına karşı çok şefkatli ve merhametlidir. İbrahim aleyhisselatu vesselam, bir kişiyi günah işlerken görmüştü. Allah-u Zülcelâl’e karşı böyle edebsizlik yapmasına razı olmadı, beddua etti, o adam helâk oldu. Birkaç gün sonra, bir başka kişiyi gördü ve yine beddua etti. O kişi de helâk oldu.
Allah-u Zülcelâl buyurdu ki:
“Ya İbrahim, dur, sen onları yaratmadığın için onlara acımıyorsun. Ben onları yarattığım için kullarıma acıyorum.”
İşte Allah-u Zülcelâl böyledir kullarına karşı. Bizi yarattığı için bize acıyor. Bakın, anne babalar, mecazi olarak yaratılmalarına sebep oldukları için, çocuklarına karşı ne kadar merhametlidir. Halbuki onlar sadece sebeptir, fail-i hakiki, asıl Yaratıcı Allah’tır. Asıl yaratan Allah-u Zülcelâl olduğu için, Allah bize, annemizden babamızdan daha şefkatlidir. Onun için Allah’ın hakkını bilmek suretiyle bizim de Allah’ın emir ve nehiylerine riayet etmemiz lazımdır.
Allah-u Zülcelâl böyle şefkatli olduğu için, insanların birbirine acımalarını ister. Nasıl ki İbrahim aleyhisselamın beddua etmesini istemediği gibi, insanlar birbirini incittiği zaman da buna razı olmuyor.
Haksız olarak insan bir kişiye eziyet ettiği zaman Allah-u Zülcelâl razı olmaz. Çünkü insan yeryüzündekilere merhamet etmezse gökyüzündekiler de ona merhamet etmez.
Peygamber aleyhisselatu vesselam buyuruyor ki:
“Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler. Rahim (akrabalık bağı) Rahmân’dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır.” (Ebû Dâvûd, Edeb 58; Tirmizî, Birr 16)
Zalimlere Büyük Azab Vardır
Ahmed ibni Hanbel’in hadis kitabında bir hadisi şerifte Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:
“Allah katında insanların en şiddetli azaba uğrayacak olanları, dünyada insanlara en şiddetli azab edenleridir.”
Mesela Haccac-ı Zalim, hepiniz onun ismini duymuşsunuzdur, insanlara çok azab veriyordu, çok zalim idi. Ona zalim lakabını onun için takmışlardı.
İşte bir insanın dünyada insanlara eziyeti ne kadar fazlaysa, Allah’ın katında da onun azabı öyle çok olacaktır.
Herhangi bir kimseye Allah-u Zülcelâl hayır dilediği zaman, onu kendi kusurlarıyla meşgul edecek; başkalarının kusurlarıyla meşgul etmeyecektir. Herhangi bir kimseye de hayır dilemediği zaman onu başkalarının kusurlarıyla meşgul edecek, kendi kusurlarını gözü görmeyecektir.
Buhari’de rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber aleyhisselatu vesselam buyuruyor ki:
“Zulümden sakınıp kaçınınız. Çünkü zulüm, kıyamet gününde zâlime zifiri karanlık olacaktır. Cimrilikten de sakınınız. Çünkü cimrilik sizden önceki ümmetleri helâk etmiş, onları birbirlerinin haksız yere kanlarını dökmeye, haramlarını helâl saymaya sevketmiştir.” (Müslim, Birr 56)
Kıyamet günü mahşer meydanı öyle karanlıktır ki, insanlar ancak kendi amelinin nuruyla önünü görüyor. Senin amelin ne kadar ise, o kadar senin önün aydınlık olur. Amelin yoksa karanlıktır. O zaman elimizden geldiği kadar mazlum olalım, zalim olmayalım inşallah.
Gene Peygamber aleyhisselatu vesselam buyuruyor ki; bakın, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem daima Allah azze ve celle tarafından konuşur. Bir insan kendi görüşüyle konuşabilir ama Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hakkında Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki,
“O hevasından konuşmaz.” (Necm, 3)
İşte Allah-u Zülcelâl’in böyle buyurduğu, Peygamber aleyhisselatu vesselam diyor ki:
“…Said olan, (yani dünya ve ahirette iyi olan, cennetlik olup mutlu olan) kimse, başkalarının halinden nasihat alan, faydalanan kimsedir.” (Müslim, Kader, 3)
Yani başkalarının halinden ibret alıyor, kendini düzeltiyor. Bazı evliyalara demişler:
“Sen bu edebi kimden öğrendin?”
“Kötü insanlardan aldım,” diyor.
“Kötü insanlar edebsizdir. Nasıl onlardan güzel edeb aldın?”
“Bakıyordum, onların hali karşısında huzursuz oluyordum. Ben de onlar gibi yaparsam, insanlar benden huzursuz olacak. Onun için, onlar gibi yapmadım, doğrusunu yaptım. Böyle edep öğrendim.”
İşte said kimse bu şekilde başkasının davranışlarından nasihat alır.
Müminin Ahlakı Nasıl Olmalı?
Peygamber Efendimiz bir başka hadis-i şerifte buyuruyor ki:
“İki haslet vardır ki bir mü’minde asla bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlak.” (Tirmizi, Birr 41)
Demek ki bu iki huyun müminde asla bulunmaması lazımdır. Onun için elimizden geldiği kadar, kötü ahlakı terk etmek, cimriliği de terk etmek lazımdır.
Bakın, Taberânî’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte insanların hidâyetine vesile olmanın sevabı hakkında buyruluyor ki:
“Senin elinle (vasıtanla) Allah-u Teâlâ’nın bir kişiye hidâyet vermesi, senin için üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.” (Taberânî)
İşte bir kişinin hidâyetine vesile olmak dünya ve dünyanın içindekilerden daha kıymetlidir. Dünyanın içinde ne kadar arazi varsa ne kadar altın varsa ne kadar mal varsa, hepsinden Allah’ın katında daha değerlidir.
Onun için diyorum ki, insanlara tevbeyi anlatın. İnsanlara tevbeyi anlattığınız zaman başlıyor namaz kılmaya, zikir yapmaya, ibadet yapmaya… İşte bütün bunlar, dünyanın içindeki her şeyden daha mühimdir. İnsan bir kişinin hidâyetine sebep olursa, o ebedi hayatı kazanacaktır.
Onun için, nerede oturursanız, hep tevbeden bahsedin. Olabilir ki, bir kişinin hidâyetine sebep olursunuz, inşallah.
Buhârî ve Müslim’de, yani iki sahih hadis kitabında rivayet edildiğine göre, Hz. Âişe radıyallahu anha annemiz Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin şöyle buyurduğunu bildiriyor:
“Allah azze ve celle bütün mahlûkatına karşı şefkat ve merhametlidir. Hatta bir yılan öldürürseniz dahi eziyet etmeden öldürün.”
Allah-u Zülcelâl zararlı hayvanları öldürmeyi helâl kılmıştır ama onu dahi acı çektirmeden öldürmeye gayret edin buyurmuştur. Mesela Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam “Karınca yuvalarını yakmayın,” buyuruyor. Her şeyde böyle şefkat ve merhametle davranın buyuruyor.
Yine Müslim’de rivayet edildiğine göre, Hz. Aişe annemiz radıyallâhu anhâ anlatıyor:
“Resulullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdular ki:
“Rıfk bir şeye girdi mi onu mutlaka tezyin eder, güzelleştirir. Bir şeyden de çıkarıldı mı onu mutlaka kusurlu kılar.” (Müslim, Birr 78)
Güzel ahlak, yumuşak huy ve şefkat daima sahibini güzelleştiriyor. Hem Allah’a karşı, hem insanlara karşı, hem meleklere karşı, hem Peygamberlere karşı, bütün mahlûkata karşı… Bunun tam tersi, sert ve kaba davranmak ise, insanı çirkinleştiriyor.
Ramazan Büyük Fırsattır
Yarına kadar yaşayabilecek miyiz, bilmiyoruz ama Ramazan-ı şerif yaklaştı inşallah. Bu aya kavuşmak çok büyük bir fırsattır. Peygamber aleyhisselatu vesselam bir hadis-i şerifte buyuruyor ki:
“Ümmetim Ramazan’da affolmazsa ne zaman affolacak?”
Bir başka hadis-i şerifte Peygamber aleyhisselatu vesselam şöyle haber veriyor:
“Âdemoğlunun işlemiş olduğu her iyilik ve ibadet, sevap bakımından on katından yedi yüz katına, Allah’ın dilediği sayıya kadar artar.
“Allah buyuruyor ki: ‘Ancak oruçlu böyle değildir. Çünkü oruç sırf Benim rızam için tutulmuştur, Bana aittir. O zevkleri ve yemesini Benim için bırakır.’
“Oruçlu için iki sevinç vardır: Birinci sevinci iftar vaktindeki sevincidir. Diğeri de, Rabbine kavuşup mükâfatını aldığı zamanki sevincidir.
“Allah’a yemin ederim ki, oruç tutanın ağzının kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur.” (İbni Mâce, Sıyam: 1)
İşte bunları bilelim, Ramazan geliyor diye ferahlanalım.
Yine Peygamber aleyhisselatu vesselam buyuruyor ki:
“Allah, rızası uğrunda bir gün oruç tutan bir kulunu cehennemden yetmiş mevsimlik mesafe uzaklaştırır.” (Buhârî, Cihâd, 36)
Bakın, bir günde yetmiş mevsimlik mesafe uzaklaştırıyor, bir gün daha, bir gün daha… inşallah Ramazan bizim kurtuluşumuz için büyük bir fırsattır.
Yine Peygamber aleyhisselatu vesselam buyuyor ki:
“Ramazan ayının ilk gecesi gelince sekiz cennetin bütün kapıları açılır. Bu ay boyunca cennet kapılarından hiçbiri kapanmaz. Cenâb-ı Hak, bir nidacıya şöyle ilan etmesi için emir verir:
‘Ey hayır arayan kişi, gel! Ey kötülükte ileri giden kişi, kötülükleri bırak! Günahlarının bağışlanmasını dileyen yok mu, bağışlansın! Dilekte bulunan yok mu, dileği verilsin! Tevbe eden yok mu, tevbesi kabul edilsin!’
Bu durum fecir doğup sabah oluncaya kadar böyle devam eder. Allah Teâlâ, her gece iftar vakti azabı hak etmiş bir milyon kişiyi cehennemden azat eder.” (Beyhakî, Şuabü’l-İmân, 3606, 3695)
İşte bütün bunları düşünelim, Ramazan ayını diğer aylardan biraz daha fazla ibadet, zikir ve taat yapmak için fırsat bilelim.
Allah için ibadet yaptığımız zaman sadece Allah için olsun. Onda gösteriş olmasın. Amel ihlaslı olursa az olsa da Allah’ın yanında çok kıymetli olur.
Çünkü bir şey yaptığımız zaman, “Bu amel-i sâlihi yaptım, bu günahtan kendimi muhafaza ettim. Ama bu alemi tasarruf eden kimdir? O Allah’tır, azze ve celle,” diye düşündüğümüz zaman o insana menfaat verir. Allah’tan gafil bir şekilde yapılan amel menfaat vermez.
Bahusus, hepimiz Ramazan’ın başında samimi olarak tevbe etmek, Allah’a iltica etmek suretiyle şöyle dua ve niyet edelim:
“Ya Rabbi, bana bu Ramazan-ı şerifi hayra, tevbeye, affa, vesile kılmak suretiyle bana nasip et. Eğer hayatta kalırsam, Ramazan-ı şerifte ibadet etmeyi nasip et!” diyelim.
Başta da dediğimiz gibi, bir kişinin hidâyetine vesile olmak, dünyadaki her şeyden daha hayırlı olduğu için, bu Ramazan’da da insanları tevbeye davet edelim, inşallah. İbadete, zikre davet edelim. Bu şekilde Ramazan-ı şerifi fırsat olarak değerlendirelim.
Biz, niçin namazlardan sonra istiğfar getiriyoruz?
“Ya Rabbi, ben senin rızan için ibadet yapıyorum ama hakkını vererek yapamıyorum. Namazlarımı gaflet ile kılıyorum. Senin verdiğin nimetlerin şükründen acizim. Benim yaptığım ibadet yeterli değil, onun için sen fazlınla, kereminle, ihsanınla benden bu ibadeti kabul et.” Diyerek, dua ve istiğfar etmemiz lazım geldiği için…
Çünkü kişi tevbeye devam ederse Allah-u Zülcelal o kişinin üzerinde ne kadar darlık sıkıntı varsa giderir. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor:
“Her kim, tevbe etmeye devam ederse Allah da onun sıkıntısını neşeye çevirir, darlığına bir çıkış yolu bulur ve ummadığı bir yerden onu rızıklandırır.” (Ebû Dâvud, I, 348)
Mümin için tevbe ilaçtır. Kendimiz de tevbe edelim başkalarının da tevbesine vesile olalım, onların da sevaplarına ortak olalım, inşaallah. Gençler gençleri, ihtiyarlar ihtiyarları davet etsin.
Tevbe yalnız dille değildir, tevbe aynı zamanda kalple de olmalıdır. Tevbe ettikten sonra kendimize çeki düzen vermeliyiz, haramlardan sakınmalıyız, namazlarımızı vaktinde kılmalı, ibadetlerimize ihtimam göstermeliyiz. Müezzin ezan okuduğu zaman, hemen camiye koşmalı, cemaate katılmalıyız, çünkü o Allah’ın davetidir, icabet etmeliyiz.
Eğer kişi tevbe ettikten sonra, onda bir düzelme hâsıl olduysa bu tevbesinin kabul oluşuna işarettir ki Allah onu huzuruna kabul etmiştir, onun tevbesini samimi bulmuştur.
Allah-u Zülcelal hepimize, onun katında makbul tevbeyi ve tevbemize sâdık kalmayı nasip etsin.
Allah azze ve celle bize nefsimize sahip çıkmayı nasip etsin. Cümlemize razı olacağı amelleri işlemeyi nasip eylesin, bizi hayırda kullansın, nefsimize bırakmasın. Âmin.