KAPAK KONUSU / Modern Kölelik; Borçlanma

  • 10 Şubat 2025
  • 130 kez görüntülendi.
KAPAK KONUSU / Modern Kölelik; Borçlanma
REKLAM ALANI

KAPAK
Modern Kölelik; Borçlanma
Abdullah Sofuoğlu

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin cenaze namazını kıldırması için bir mevta getirilmişti. Efendimiz aleyhisselatu vesselam;
“Onun üzerinde borç var, arkadaşınızın namazını siz kılın!” buyurarak namazını kılmaktan uzak durdu. Bu hadis-i şerifi rivayet eden Ebu Katade:
“(Borç) benim üzerime olsun, ey Allâh’ın Rasûlü,” dedi. Efendimiz aleyhisselatu vesselam:
“Tamamen mi?” buyurdu.
“Evet, tamamen ödeyeceğim!” deyince bunun üzerine cenâzenin namazını kıldı.” (Tirmizî, Cenâiz, 69/1069; Nesâî, Cenâiz, 67)
Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam mali durumu dar olduğu sıralarda cenaze namazı kıldıracağı zaman, mevtânın üzerinde kul hakkı olup olmadığını sorar, ödeninceye kadar cenâze namazını kıldırmazdı. (Buhârî, Ferâiz, 4, 15, 25; Müslim, Ferâiz, 14) Daha sonraları imkanları genişleyince borçlu olarak ölenlerin borcunu ödemiştir.
Borç kelimesi Türkçe’de en geniş kapsamıyla bir kişinin bir kişiye karşı ödemekle yükümlü olduğu her şeyi kapsar. Hukuki bir terim olarak ise, alışveriş veya karz yani daha sonra ödemek üzere ödünç alma sebebiyle bir kişinin diğerine ödemesi gereken para, mal vesaire maddi kıymeti ifade eder.
Borç almak esas olarak dinen meşrûdur. Bir insan kendisi ve ailesinin ihtiyaçları için zarurette kaldıysa borç almaya mecbur kalabilir. Ödeyebileceğini biliyorsa iş kurmak, ev almak, evlenmek gibi sebeplerle de borçlanabilir. O zaman harama bulaşmadan borçlanmaya gayret etmelidir. İslam dini borçlanma hukukunu da düzenlemiştir.
Rabbimiz ayet-i kerime nazil ederek borcun yazılmasını emretmiş ve bu hususta ihmalkâr davranılmaması gerektiğini de bildirip, borçla ilgili detaylı açıklamalarda bulunarak insanların bu meseleyi önemsemesi gerektiğini beyan etmiştir. (Bakara, 282)
Ödemeye niyet ederek borçlanan kişiye Allah-u Zülcelâl yardım edecektir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bu hususta şöyle buyuruyor:
“Kim insanların mallarını geri ödeme niyetiyle alırsa Allah-u Teâlâ onun ödemesini kolaylaştırır. Kim de bir malı tüketip (geri ödememek) niyeti ile alırsa Allah azze ve celle de onu(n malını) telef eder.” (Buhârî, İstikrâz, 2)
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin bahsettiği ödeme niyeti, makul borçlanma için geçerlidir. Mesela belli bir işi çevirmek için birçok çiftçi, sanayici, tüccar borçlanarak mal alır. Bu borç aslında karşılığı olan bir borçtur. Büyük bir sıkıntı olmazsa kişinin ödeyecek gücü vardır veya yakında bu imkana sahip olacaktır. Zaten bu borcu da işini yürütmek için almıştır. Ancak karşılığı elinde mevcut olmayan, eline geçeceği kesin olmayan veya ödeme imkanlarını aşan aşırı borçlanma zaruret olmadığı sürece bir müslüman için kaçınılması gereken şeylerin başında gelir. Bilhassa günümüzdeki faizle borçlanma, bir müslümanın şiddetle uzak kalması gereken bir hatadır.
Faizli Borçlanma Haramdır
Günümüzde bankalar insanların arzu ve isteklerine hemen kavuşmasını, bunun için tüketici kredisi almasını teşvik eden reklamlar yayınlamaktadır. Bu reklamlarda kullanılan dile bakınca sanki o kredi denilen şey bir hediye, bir bağışmış zannedilebilir. Ama sıra ödemeye gelince, reklamlarda gördüğünüz o pek güler yüzlü, yardım sever bankacıların yerini asık suratlı icra memurları alacaktır.
Faizli borçlanma, ödeme gücü olanlar için de haramdır. Faizli muamelelerin her türlüsü dinimizde yasaklanmıştır. Parasını faizli hesaba yatırıp bunun faizini almak nasıl haramsa faizli kredi alıp faiziyle ödemek de haramdır.
Esasen faizsiz borçlanma bile bir risktir. İnsanın bugünkü arzusuna hemen kavuşmak için yarınki ekmeğini rehin vermesidir. Eline geçeceğini umduğu maaşını şimdiden tüketmesidir. Halbuki o maaşın eline geçip geçmeyeceği bile kesin değildir.
Dünya fanidir, hiçbirimizin yarına çıkacağımızın garantisi yok. Borcumuzu ödeyecek kadar yaşayacak mıyız, bunu kesin olarak bilemiyoruz.
Hz. Ömer radıyallahu anh halîfe olduğu zaman, bayram gelmişti. Herkes çocuklarına yeni ve güzel elbiseler giydirmişti. Fakat Hz. Ömer’in çocuğunun elbisesi eski olduğu için sokağa, arkadaşlarının yanına çıkmaya utanıyor, eve kapanmış ağlıyordu. Hz. Ömer radıyallahu anh’ın elbise alacak parası olmadığı için Beytülmâl Emîni’ni çağırdı.
“–Çocuk ağlıyor. Gelecek ayın maaşından bir miktar versen de çocuğa bir elbise alsak?” diye sordu.
Vazifeli dedi ki:
“–Yâ Emire’l-mü’minîn! Bir ay daha yaşayacağınıza bana bir teminat verebilir misiniz?”
Hz. Ömer radıyallahu anh teminat veremeyeceğini söyleyip borç istemekten vaz geçti. Koskoca halife, çocuğuna elbise alacak kadar bir parayı borç almak istemedi.
Dünya hayatı fani olmanın yanı sıra türlü türlü imtihanlarla da doludur. Mesela işsiz kalmak, hastalanmak, beklenmedik bir masrafla karşılaşmak herkesin başına gelebilir. Tüketici kredisi alıp ödeyemeyen, sonra başına gelen başka sıkıntılar sebebiyle daha da borçlanan kişiler sonunda ödeyemeyecekleri kadar büyük bir borç batağına sürüklenebilmektedir.
Bir kişi eline imkân geçinceye kadar sabreder de borca girmezse hayatını gönül huzuru ile yaşar. Eğer Allah’ın takdirinde o mala sahip olmak varsa eninde sonunda nasibine kavuşur. Bu sebeple istek ve arzularına acele ederek borçlanmak İslam ahlakına uygun değildir.
Borç Dert Kaynağıdır
Borcun kendisi başlı başına bir dert iken başka dertlere de yol açabilir. En başta kişinin itibarına gölge düşürür. Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam gereksiz yere borca girmekten kaçınılması gerektiği hususunda şöyle buyurmuştur:
“Borç Allah’ın yeryüzündeki zillet boyunduruğudur, Allah bir kulu zelîl etmek dilerse onu boynuna geçirir.” (Hakim, Müstedrek, II, 29, 2210)
Zillet, hor görülmek demektir. Türkçede de bu manaya gelen atasözlerimiz vardır. Mesela “Borçlunun yalımı alçak olur,” denilir. Yani borçlu insan göğsünü gere gere gezemez. Bilhassa alacaklısı karşısında eziktir, boynu eğiktir. Belki ağzını açıp konuşamaz bile. Bu manada, “Borçlunun dili kısa gerek,” denilir.
Şahsiyetine düşkün bir insan için borç yükü altında ezilmek, kınanmak, bir üzüntü sebebidir. Hele borcunu bir türlü ödeyemiyor, bir çare bulamıyorsa bu artık hastalık sebebi bile olabilir. Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam buna işaretle:
“Borçtan kaçının zira o, gece keder, gündüz de zillet vesilesidir.” (Buhârî, Mezâlim 10, Rikak 48; Tirmizî, Kıyâmet 2)
Elbette hiç borç ilişkisine girmeden ticaret yapmak, iş hayatını yürütmek çok zor bir hale gelmiş olsa da mümkün olduğu kadar borçlanma konusunda çok dikkatli olmalıdır.
Borçlu olmanın belki asıl en kötü etkisi insanın kişiliğine ve manevi durumuna zarar vermesidir. Gereksiz yere tüketen ve kredi kartı borçları üst üste biriken birçok kişi adeta bankaların kölesi durumuna düşmektedir. Günümüzde güya kölelik kaldırılmış olsa da borç köleliği devam etmekte ve insanlarımızın geleceğini rehin almaktadır.
Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam borçlanmanın getirdiği bir başka tehlikeye de şöyle dikkat çeker:
“Kişi borçlanınca konuşur, yalan söyler, vâdeder, sözünü tutmaz.” (Buhârî, İstikraz 10)
Esasen ince düşünceli, hassas insanlar kolay kolay borçlanmaz. Ancak borçlu kalmayı, alacaklılarını mağdur etmeyi umursamayan insanlar lüzumsuz yere borçlanır ve zamanında ödemeyerek sıkıntıya sebep olur. Bir insan aceleciliğinden, hırsından veya düşüncesizliğinden dolayı makul olmayan ölçüde borçlanırsa çoğu zaman sonu kötü olur. Alacaklılarını sıkıntıya sokar, düşmanlıklara sebep olur. Borçlanan bir insanı bekleyen en büyük tehlike ise borcunu ödeyemeden ölmesidir.
Borçlu Olarak Ölmek
Zaman zaman haberlerde duyarız, “İş adamı borçlarını ödeyemeyince intihar etti.”
Makul ve meşru olmayan bir borçlanma insanın iki dünyasını da felakete sürükleyebilir. Sorumlu bir insan aşırı duygulara ve ihtiraslara kapılarak risk oranı yüksek borçlara girmemeli, temkinli olmalıdır. Hatta bir müslüman elindeki avucundaki bütün parasını harcayıp da zor duruma düşmekten de sakınmalıdır. Çünkü borç bırakarak ölmek, kişinin kıyamete kadar kabirde sıkıntı içinde kalmasına sebep olabilir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:
“Borçlu ölen kimse kabirde bağlıdır, onu kurtaracak tek şey borcunun ödenmesidir.” (Buhârî, İstikrâz 12, Havâlât 1, 2; Müslim, Müsâkât 33, (1564)
Allah-u Zülcelâl kul haklarına müdahale etmediği için, şehitler dahi kul borcundan sorumlu tutulacaklardır. Resulullah aleyhisselatu vesselam Efendimiz;
“Şehidin, borç (kul hakkı) dışındaki bütün günahları affedilir.” (Müslim, İmare, 119;) buyurmuştur.
Borçlulara Yardım Edelim
Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam borçlu olarak ölen kişilerin bu durumdan kurtarılmasını teşvik ederek, gerektiğinde kendisi de borçlu sahabelerine yardımcı olmuştur.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Zâtürrikâ Gazvesi’nden dönerken, Hz. Câbir radıyallahu anh ile sohbet ediyordu. Yeni evlendiğini, bu sebeple pek çok borcu olduğunu öğrenince neye malik olduğunu sordu. O da yalnız bir devesinin olduğunu söyledi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam onu borçtan kurtarmak için devesini kendisine satmasını istedi. Pazarlık yapıldı. Efendimiz, Medine’ye varınca ücretini takdim etmek üzere devesini satın aldı.
Medine’ye vardıklarında Câbir radıyallahu anh deveyi getirdiğinde Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem tespit edilen ücreti ödedi. Alış-veriş akdi bittikten sonra Rasûlullâh aleyhisselatu vesselam deveyi de Hz. Câbir radıyallahu anh’e hediye olarak verdi.
Bu olay Müslümanları o derece duygulandırdı ki, hâdisenin gerçekleştiği geceye “Leyletü’l-baîr” (deve gecesi) dediler. O gece Hazret-i Peygamber, ayrıca Hazret-i Câbir için 25 defa istiğfar etti. (Buhârî, Cihad, 49; Büyû‘ 34; Müslim, Müsâkât, 109)
Osmanlı zamanında hâli vakti yerinde olanların, gizlice bakkallara gidip veresiye alışveriş yapan fakirlerin borçlarını kapattıklarını okuruz. En büyük sadaka ihtiyaçlarını gidermek için borçlanmak zorunda kalmış borçluların borcunu kapatmaktır.
Günümüz şartlarında bundan daha iyisi ise insanları faizli kredilere, kredi kartı borçlarına mahkum olmasınlar diye karz-ı hasen yani Allah’ın rızasını kazanmak için borç vermektir. Bilhassa borcunu ödemesi için geniş mühlet tanımak veya borcunun bir kısmını affetmek gerçek muhtaçları faiz belasına bulaşmaktan kurtaracağı için çok büyük sevap olacaktır.
Rasûlullâh sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:
“Kim bir fakire borç verirse, tanıdığı vâdeden önce geçen her gün, alacağı para kadar sadaka vermiş gibi sevaba nail olur. Ödeme günü gelince ertelerse, her gün için iki misli sadaka vermiş gibi sevaba nail olur.” (İbn-i Mâce, Sadakât, 14)
Allah-u Zülcelâl bizleri, dünya ve ahirette borç zilletinden ve kul hakkından muhafaza etsin. Gönül huzuru ile kulluk yapmayı, rızasını kazanmayı, rahmetine layık olmayı nasip eylesin. Amin.

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ