PARANTEZ / Ramazan ve Sünnet-i Seniyye
PARANTEZ
Ramazan ve Sünnet-i Seniyye
Hüseyin Ustaoğlu
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin sözleri, fiilleri, ibadet hayatında yaptıkları, insanlara karşı muameleleri, günlük yaşantısı, aile hayatı gibi bütün bir alanı kuşatıcı şekilde kapsayan yaşayışın adıdır, ‘Sünnet’ tabirinin karşılığı. Bunları uygulamaya çalışmak ise Sünneti Seniyye’ye tabi olmaktır…
Günümüzde insanlar her şeyi çok biliyor! Felsefî aklı, kelâm diye sunuyorlar. Akademik bazı sıfatların gölgesinde ehl-i sünnet akidesine ters açıklamalar yapıyorlar. Daha çok da tipik bir akide misyonerliği yapılıyor. İnsanların aklını karıştırarak bugüne kadar ki akaid dünyasının temel taşlarını sarsmaya çalışıyorlar. Tartışılmazları tartışarak dini hassasiyetleri gevşetiyorlar. Peygamberlere dil uzatıp, Kuran-ı Kerimi sadeleştirmeye, Peygamber Efendimizin hadislerinin günümüze ulaşmadığına insanları iknaya çalışıyorlar. Daha nice aşırılık ve aykırılıklar yapılıyor. Epey de yol alıyorlar. Kuran-ı Kerimi kendilerince tevil ederek misyoner ağa babalarının yolundan gidiyorlar. Böylelikle de insan sayısı kadar din anlayışı ortaya çıkarmaya çalışıyorlar.
Bu yaklaşımlar dine asla hizmet etmez. 1500 yıllık geleneğe de tamamen aykırıdır. Peygamber Efendimizden bugüne kadar gelen sahabe, tabiin, tebeü’t tâbiin, müçtehitler, alperenler, evliyalar, âlimler, muhaddisler, müfessirler, fakihler ve daha nice bu davanın köşe taşları olanlar bugüne kadar sanki yanlış yapmış da ‘biz doğrusunu söylüyoruz’ diyorlar. Akademik ve dini söylem içindeki bu misyonerler, saç, sakal ve söylem tiplemeleriyle namaz dahi kılmadan bu açıklamaları yapabiliyorlar. Bunu bile isteye yapıyorlar. Çünkü isminin önüne onca akademik unvan almış kimselerin ninelerimizin dahi bildiği hususları bilmemesi imkânsızdır. O zaman dinî akidenin ve ibadet hayatının temellerini sarsarak bu dine ve inanmış insanlığa hizmet etmiş mi oluyorlar? Biraz daha derinden düşünmek lazım…
Mesela teravih namazı konusu. Niçin başka bir zamanda teravih namazı kılınmıyor hiç düşündük mü? Düşünmekle elde edebilir miyiz aradığımız cevabı?
‘Kur’an-ı Kerim’de teravih yazıyor mu?’ diyenleri duyar gibiyim. Her şeyi sulandıran, dini kendine uyduran, isminin önünde akademik kimliği de olan bazı medyatik bilgiçler(!) var. Müctehid imamlara dudak büküp kendilerini dev aynasında görenler sırf kafa bulandırmak için bunu yapıyorlar. Lakin mide bulandırmaktan öteye geçemiyorlar.
Teravihe ve sünnetlere karşı çıkmak demek, bir anlamda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme kıskançlık gütmek demektir ki, çok tehlikelidir. Bir şeye itirazın kişiyi götürebileceği boyut ise çok önemlidir. Yine karşı çıkma nedenlerinin geri planı da bir o kadar irdelenmeye değerdir. En iyisi biz onları kendi bilinçaltı çöplüklerindeki eşelenmeleriyle baş başa bırakalım.
İbadette Disiplin Şarttır
Din, yaşanmak için gönderilmiştir. Nasıl ki dünya işlerinde madden ve şeklen bir disiplin gerekiyor; aynen bunun gibi; dini meselelerde, kullukta ve ibadette de disiplin şarttır. Zira insanoğlunun tabiatı tembelliğe müsaittir.
Din, insanın fıtratı için en uygun sistemdir. Onun emirlerini zorlaştırmadan, ancak gevşetmeden de yaşanması gerekir. Dindarlığı hafifletmenin kimseye hiçbir faydası dokunmaz. İbadet etmek isteyenlerin kalbine ve kafasına şüphe düşürmenin haklı bir tarafı da olamaz. Bunda nefsani ve düşmanca bir yaklaşım aramak bir paranoya olmasa gerektir. Bırakın, insanlar saf bir düşünce ve temiz bir gönülle ibadetlerini yapsınlar. Bırakın insanları, bir secde daha fazla yapsınlar. Bırakın, ellerini semaya kaldırsınlar. Bırakın, rükûa eğilsinler. Serbest bırakın da bir Fatiha daha fazla okuyup, bir salavat daha fazla getirsinler. Ne zararı olur sizce?
1500 yıldır yaşanan teravih gibi amellere gölge düşürmek, ibadet hayatını felç etme girişimi, düşmanca ve hasmane bir tutumdur. Aksini iddia eden ister ilahiyat profesörü olsun ister hadis profesörü durum değişmez. İbadetlerin niyetine su katmak, insanlar arasına fitne düşürmek itikadı ve ameli taciz etmek anlamı taşımaz mı?
Oysa dinin müktesebatı ortadadır. ‘Onlar bilememiş’ biraz kitap okuyup, biraz da ağzımız laf yapıyor diyerek biz biliyoruz vehmine kapılmak, kötü bir rüyada yaşamaktır. Ölünce uyanır, uyanınca da hakikati gösterirler insana…
Anlı şanlı ehl-i sünnet geleneği ve ölçüsü ortadadır. Çok bilmişliğinizle teravihi ister kendiniz kılın, ister sekiz rekât kılın, isterseniz hiç kılmayın sizin bileceğiniz bir tercih. Ancak 20 rekât kılmak isteyenlerin önünde perde olmaktan çekilin.
Öyle ya! Peygamberimizi görmüş sahabeden ‘daha iyi biz biliriz’ demek, sahabe görmüş ‘tabiin de kim oluyor’ demek, evliya düşüncesi ‘hurafe’ demek, dinin geleneğine ‘ritüel’ demek, ‘mezhep diye bir şey yok’ deme cüretkarlığında olmak ne anlama gelir?
İmam-ı Maturidi’nin arkasına sığınarak onun ismini kullanıp itikadî öğretilerini tevil yoluyla bozmaya çalışıyorlar. Böylelikle akıllarınca Ehl-i Sünnet omurgaya darbe vuruyorlar.
İnternet kültürünün etkisiyle yeni kuşak da her konuda âlim olmuş görünüyor. Ölçü yok, amelî uygulama yok, usul yok, esas yok. Magazin bilgisi gibi yüklü bir malumatın gücüyle karmaşık anlayışlar sürüsü ortada kol geziyor. Bunların çarpık görüşlerini tek tek sayarak reklamlarını yapmak istemiyorum. Ancak bu yapılanların adı dindarlık ve âlimlik olamaz. İyi niyet hiç olamaz. Ağızlarının bol söz yapması, düzgün diksiyonları, süslü elbiseleri, tipik sakalları ya da başka emareleri onları irşada memur yapmaz. Yapsa yapsa bu söylemleri ile tam bir ifsada yol açarlar..! Bize düşen ise bu sinsiliklere dikkat etmektir. İtikadımızı bozmamak ve sünnete sarılmaktır.
Kimse yeni bir din uydurmuyor. Yeni olan uydurukçular sizlersiniz. Sekülersiniz, modernistsiniz! Aklınız sizi yanıltmış, körelmişsiniz. İnsanların ibadetini elinden almanın size bir yerlerden belki maddî getirisi olabilir, ancak manevî bir kâr getirmez! Bu çıkışlarınız ancak ‘Peygambersiz ve Sünnetsiz’ bir İslam projesi hedefleyen efendilerinize hizmet eder.
Sünnet-i Seniyyeye Sarılalım
Çok şükür ki, bu anlayışlar milletimizde maya tutmaz. Size rağmen; ilmi, kalbi, duygusu, ölçüsü temiz ve sağlam bu Müslümanlar, Kuran’ın tefsiri ve uygulama biçimi olan sünneti yaşayacak ve yaşatacaklardır…
Ramazan’ı vesile bilerek Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin hadislerine, onun örnek yaşantısına tabi olmalıyız. Sahabenin yolundan giden İctihad imamlarımızın yani mezheplerin rotasından şaşmamalıyız. Silsileyi takip etmeliyiz. Kendi ilimsizliğimizle üç beş kitap okuyup âlimlere, evliyalara dudak bükmemeli, ağız kıvırmamalıyız. Sahabenin yolu, İmamı Maturidi’lerin, İmamı Azam Ebu Hanifelerin ve bu ölçüye tabi olmuş âlim, arif ve takva sahiplerinin yolu her daim yolumuz olmalıdır. Gerisi ise teferruattır…
Sağlam itikadı muhafaza, sünnet yoluna tabi olan bir yaşantı ve büyüklerin izinden gittiğimiz dini bir hassasiyet üzerine yaşayarak ömür tamamlamayı niyaz ediyorum.
Allah-u Teâlâ Hazretleri’ne hamd ü senâlar, Rasûlü Muhammed-i Mustafa’ya salat ve selam olsun. Cümlemizi O’nun yolunda dâim eylesin.