KAPAK / Müminin Sığınağı: Zikrullah

  • 03 Mart 2026
  • 28 kez görüntülendi.
KAPAK / Müminin Sığınağı: Zikrullah
REKLAM ALANI

KAPAK
Müminin Sığınağı: Zikrullah
Abdullah Sofuoğlu

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ashâbına şöyle sordu:
“–Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi?” Onlar da:
“–Evet, haber ver (ya Rasulallah)” dediler. Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam:
“–Allah-u Teâlâ’yı zikretmektir” buyurdu. (Tirmizî, Deavât 6)
Zikretmek; kelime mânâsıyla hatırlamak, hatırda tutmak, hatırda muhafaza etmek için adının anılması gibi manalara gelir. Kur’an’da birçok âyette geçen zikir kelimesi Allah’ı anmak; namaz kılmak, kulluğun gereklerini yerine getirmek mânalarının yanı sıra Kur’an, önceki kutsal kitaplar, levh-i mahfûz, vahiy, ilim, haber, beyan, ikaz, nasihat, şeref gibi anlamlarda da kullanılmıştır.
“Onlar (akl-ı selîm sahibi müʼminler), ayaktayken, otururken, yanları üzerine yatarken Allâhʼı zikrederler…” (Âl-i İmrân, 191) gibi âyet-i kerimelerde kastedilen ise Zikrullah, yani Allah’ın adını zikretmektir.
İnsan gün içinde ya çeşitli ihtiyaçlarını temin etmekle meşguldür yahut da nefsini rahatlatmak için bir şeyler yapar veya dinlenmeye çekilir. Bu sırada kalp gafil kalır, yani Allah’ı ve Allah’ın karşısında kendi kulluk vazifelerini düşünmez. İşte böyle zamanlarda şeytan insana sokulur ve nefse vesveseler fısıldar ve doğru yoldan saptırır.
Zikir, kalbi gaflet bürüdüğü ve dikkatin boş şeylere dağıldığı zamanlarda dikkati toplayıp Allah’ı hatırlamak demektir. Buna vesile olması için Allah’ın ismini zikretmek üzere her gün bir süre ayırıp o zamanda yalnız zikrullah ile meşgul olmak en doğrusudur.
Hayatında zikir ibadetine yer vermeyen kişilerin kalpleri gaflet içinde katılaşır. Rabbimiz kalbi katılaşmış kullarının gitgide dalalete düşeceğini şöyle haber vermektedir:
“Yazıklar olsun kalpleri Allah’ın zikrine karşı katılaşmış talihsizlere! Onlar apaçık bir sapıklık içindedir.” (Zümer; 22)
Mü’minler için zikrullah bir kale gibidir. Dünya menfaatleri nefsin aşırı arzularını kışkırttığı zaman, ehl-i dünya kişiler mümine musallat olup gönlünü huzursuz ettiği zaman en emin yol Allah’ın zikrine sığınmaktır. Kendini dünyevî meşgalelerden ve huzursuz eden kişilerden çekip Allah’ı zikrine vermek gönlün kasvetten kurtulmasını ve yeniden nurlanmasını sağlar.
Zikir, Allah’ın birliğini, sonsuz kudretini ve yüceliğini dile getirmek, O’nun nimetlerini tefekkür ve tezekkür etmektir. Zikir, bizi Rabbimizden uzaklaştıracak her şeyi kalbimizden söküp atmaktır. Hamd ile Allah’ı tesbih etmek ve O’na gönülden ibadet etmektir.
“Allah’ı Çok Zikredin”
Allah-u Zülcelâl insanı ibâdet için yarattığını bildirmiş, nasıl ibâdet edeceğini öğretmek için kitaplar ve Peygamberler göndermiştir. Her ibadetin ne zaman ve ne kadar yapılacağına dair ölçüler konulmuştur. Allah-u Zülcelâl birçok âyet-i kerimede “Allah’ı çok zikredin,” diye emretmiş ama zikir için belli bir sayı koymamıştır.
Rabbimiz yalnız zikir ibadeti için:
“Ey iman edenler! Allah’ı çok çok zikredin. Sabah akşam O’nu tesbih edin.” (Ahzab 41-42) buyurmuştur.
Hadîs-i şerifte Rasûlullah aleyhisselatu vesselam Efendimiz de:
“Münafıklar, “Muhakkak ki siz riyakârsınız,” deyinceye kadar Allah’ın zikrini çoğaltın (yani çokça yapın).’ (Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, Bâb:10, H. no: 527) buyurarak çok zikretmenin önemine işaret etmiştir.
Zikir Kalbe Yerleşmeli
Zikrin kalbi yumuşatması ve nurlandırması için sadece dilde kalmayıp kalbe ve ruha yerleşmesi lâzımdır. Zikir kalbe yerleşirse kalp Allah’ın zikriyle manevî olarak gıdalanır ve şifa bulur. Zikrettikçe kalbin itminânı artar; yani imanı kuvvetlenir ve ibadetin huzurunu bulur. Artık zikretmek onun için en büyük huzur ve mutluluk kaynağı olur. Böylece Allah’ı daha da çok zikreder. Nihayet Allah-u Zülcelâl’in şu âyet-i kerimede methettiği kullarının arasına girer:
“Onlar, iman eden ve kalpleri de dâima Allah’ı hatırlayıp anmakla doygunluk ve huzura eren kimselerdir. Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah’ı hatırlayıp anmakla doygunluk ve huzura erer.” (Ra‘d; 28)
Zikir bütün ibadetlerin özü ve maksadıdır. Mesela Kur’ân-ı Kerim tilâveti bir zikirdir. Namaz kılmak da bir zikirdir. Tekbir, tesbih, hamd ve tehlil gibi zikirlerle Allah’ın azametini zikretmeden namaz olmaz. Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getirmek de beden ve malla yerine getirilen zikirlerdir. Çünkü insanın bu amelleri yerine getirmekte maksadı Allah’ın emirlerini tazim etmektir.
Bunun yanında kişinin günün belli zamanlarında zikrullah ile yani; Allah’ın ismini “Allah, Allah…” diye tekrar ederek virdini yerine getirmesi de gereklidir. Çünkü bu şekilde kalbi mutmain olan kul, bütün diğer ibadetlerinden de daha fazla feyz alır ve manevî kazancı artar.
Allah-u Zülcelâl ibadetleri sadece şekil olarak yerine getirmemizden razı olmaz. Mesela Ramazan ayında oruç tuttuğumuz zaman maksadımız sadece midemizin aç kalması değildir. Midemize oruç tutturduğumuz gibi bütün azalarımızın da günah, mekruh ve çirkin şeylerden uzak tutulması gerekir. Orucumuzu açtığımız zaman teravih namazına koşmamız, günümüzü mukabele ile, ibadetlerle değerlendirmemiz gerekir. Sahura kalktığımız zaman biraz erken kalkıp teheccüd namazı kılıp, Allah’ı zikretmemiz, dualar ve niyazlarla o vaktin bereketinden faydalanmamız uygun olur. Böyle yaptığımız zaman Ramazan ayının faziletinden hakkıyla yararlanmış oluruz.
İbâdet etmekten maksat, Allah’ın üzerimizdeki hakkını bilmek, ifade etmek ve gereğini yerine getirmektir. Böylece Rabbimizle aramızdaki kulluk ahdine bağlılığımızı göstermiş oluruz. Yoksa gönlümüzde Allah’a karşı takvâ, huşû ve ihlâs olmadan yapılan ibâdet, sırf şekil olarak yapılmış olur.
İbadetlerimiz sırasında gönlümüzle Allah’a yönelmemiz için en faydalı amel, zikrullah kalesine sığınmaktır. Kalbe nakşedilen zikir bizi ibâdet esnasında gafletten kurtarma hususunda en faydalı ameldir.
Rabbimiz buyuruyor ki:
“Sana kitaptan vahyettiğimiz şeyleri onlara oku (tilâvet et). Ve namaz kıl. Muhakkak ki namaz münkerden de fuhuştan da men eder. Ama Allah’ı zikretmek en büyüktür.” (Ankebut; 45)
Bu âyet-i kerimenin ışığında bir mümin evvela Allah’ın vahyettiği emir ve yasakları okuyup tatbik ederek kulluk ahdine bağlılığını ortaya koyacak. Farz, sünnet ve nafile namazları çokça kılarak Allah’a sık sık yönelecek. Bunun haricindeki zamanlarında da zikir ile kalbine Allah’ın her an onu gördüğü, her halinden haberdar olduğu idrakini yerleştirecek. Böylece hayatın her anında Allah’ın kudret ve azamet tecellîlerini tefekkür eden, o kudret karşısındaki âcizliğini idrâk ederek ürperen bir kalb hissiyatına kavuşacak. İşte bu hale ulaşmış kulları hakkında âyet-i kerîmede de Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri titrer. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır…” (Enfâl, 2)
Elbette bu şekilde feyz ve ruhaniyet için öncelikle sahih iman, sâlih amel ve takvâ şarttır. Bunlar olmadan tesbihi eline alıp zikir çekmekle her şey bitecek manasına gelmez. Aksine kişiye gerçek zikrin nasip olması için haramlardan kaçınmak ve şüpheli, mekruh ve hatta malâyânî şeylerden uzaklaşmak lazımdır. Kalbin zikirle cilalanması için evvela bu pisliklerden temizlenmesi şarttır.
O zaman zikrin feyz ve rûhâniyeti nefsin boş şeylere yönelen bayağı arzularını yakıp kül eder. Kalp ancak Allah’a yönelmekle, ihlaslı ameller işlemekle huzur bulur. Öyle ki mü’minin nazarında Hakk’a kulluktan daha değerli ve Allah’ı zikretmekten daha lezzetli bir şey kalmaz. Böylece kulun Hakk’a yakınlığı artar; Hakk’a yakınlığı arttıkça da zikre olan iştiyâkı daha da çoğalır.
Ebû Said el-Harrâz Hazretleri, Hak dostlarının hâllerinden bahsettiği bir sohbetinde şöyle buyurmuştur:
“Cenâb-ı Hak, kullarından birinin başına velâyet tâcını giydireceği zaman, ona önce zikir kapısını açar. Kalbine zikretme tadını verir. Kul bu tadı aldıktan sonra ona, Zât’ına yakınlık kapısını açar. Onu ünsiyet, yakınlık ve ülfet makâmına oturtur. Bundan sonra tevhîd kürsüsüne çıkarır. İşte asıl olacaklar, bundan sonra olmaya başlar.”
Zikir Müminin Silahıdır
Bilindiği gibi müminler için en önemli husus, imanını son nefese kadar muhafaza etmek ve hüsn-i hatime ile ömrünü tamamlamaktır. Ama bu iş zannedildiğinden daha zordur. Çünkü bir mümin nefsinin arzularına karşı mücadele edip ibadete yönelmekle kurtulmuş olmaz. Bu sefer de nefsin kendini beğenmesi, üstün görmesi gibi başka tehlikeler baş gösterir. Bu sebeple son nefese kadar nefis mücadelesi bitmez.
Zikir, nefsiyle mücadele eden bir müminin en kuvvetli silahıdır. Zikre sarılan bir mümin nefsine sürekli acizliğini, hiçliğini hatırlatır.
Nakşibendî yolunun büyüklerinden İmam-ı Rabbânî kuddise sırruh Mektubat adlı eserinde şöyle der:
“Hulâsa, nefis temizlenmedikçe ve sevdasına kapıldığı büyüklük duygusundan kurtulmadıkça, felaha ermek imkânsızdır. Ebedî ölüme yol açmaması için bu hastalıktan kurtulmak kaçınılmazdır. Mübarek ’Lâ ilâhe illallah’ sözü, insanın içindeki ve dışındaki, bütün yalancı mabutları kovduğu için, nefsi temizlemekte, en faydalı, en tesirli araçtır. Nakşibendî tarikatının büyükleri, nefsi tezkiye etmek için, bu güzel kelimeyi tercih etmişlerdir…
Nefis inat, azgınlık, ahdi bozma, bozgunculuk yapma gibi kötü adetlerini sürdürdüğü müddetçe ’Lâ ilâhe illallah’ kelimesini sık sık tekrar etmek suretiyle imanı yenilemek gerekir. Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam:
“Lâ ilâhe illallah diyerek imanınızı yenileyiniz!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.14, s.328, h.no:8709) buyurdu. Bunu her vakitte söylemek lazımdır. Zira nefs-i emmâre, her zaman pislik içindedir. Nitekim Peygamberimizden bu kelimenin faziletine dair:
“Eğer gökler, yer ve o ikisi içerisinde bulunanlar mizanın bir kefesine ve ’lâ ilâhe illallah’ da diğer kefesine konsa onlardan ağır gelirdi.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.11, s.671, h.no:7101) buyurmaktadır. (İmam-ı Rabbâni Ahmed Farukî Serhendî, Mektubat-ı Rabbani, Abdulkadir Akçiçek, Çile Yay., İstanbul 1981)
Tasavvuf yolunun büyükleri, zikrin önce dil ile sonra kalp sonra ruh ve diğer latifelerle yapılarak insanın iç alemine hâkim hale gelmesi aşamasına zikr-i hakîkî demişlerdir. Alimlere göre zikr-i hakiki daimidir, kişinin her an kendini Allah’ın huzurunda görmesine vesile olur. Bu da ihsan makamıdır.
Rabbimiz bizleri ibadetine sarılan, zikir kalesine sığınarak nefsin şerrinden kurtulan kullarından eylesin. Âmin. Yakında kavuşacağımız Mübarek Ramazan ayının hepimize hayırlar, bereketler getirmesi niyazıyla…

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ