DİN VE HAYAT / Noel, Taklit ve Yabancılaşma
DİN VE HAYAT
Noel, Taklit ve Yabancılaşma
Hatice Kübra Ergin
Her sene Aralık ayının girmesiyle birlikte caddelerde, mağazaların vitrinlerinde artık tanıdık hale gelen semboller göze çarpıyor. Çam ağacı, kırmızı kaftanlı beyaz sakallı sırıtkan bir yaşlı adam, ışıklar, süsler…
Dünyanın her yerinde rastlanır hale gelen bu sembollerin manası biliniyor. Yılbaşı kutlamaları, Noel, Christmas…
Araştırmacıların globalleşme veya küreselleşme dedikleri olgu bu manzarada da kendini hissettiriyor. Dünya küresel bir köye dönüşüyor.
Ekonomiden siyasete, bilhassa kültür ve hayat tarzına kadar birçok yansımaları olan küreselleşme basitçe, “Dünya insanlarının siyasi, ekonomik, iletişim ve sosyal açılardan birbirine yakınlaşması,” şeklinde tarif ediliyor.
Belki teknolojinin etkisiyle, insanların benzer araçları kullanarak, birbirinden daha çok haber alarak birbirine daha çok benzeşmesi şaşırtıcı gelmiyor. Ne de olsa ekonomik düzen ve göçler farklı kökenlerden insanların birlikte çalışması, beraber yaşaması ve benzer hayat tarzına sahip olmasını gerektiriyor. Bu da insanlar arasındaki inanç, görüş, kültür ve aidiyet farklarının azalması şeklinde sonuç doğuruyor.
Küreselleşen dünyada maddi haz ve konforu öne çıkaran maddiyatçı (Kapitalist) kültür, tüketimi öne çıkarırken insanların dinine, inancına, kültürüne, değerlerine bakmıyor. Bilhassa medya ve internet gibi vasıtalarıyla dünya milletlerinden bütün insanları âdeta sürü psikolojisiyle önüne katıp sürüklüyor. Maneviyat temelli değerler, inançlar, hassasiyetler yok sayılıyor. Şahsi tercihler, ahlâkî endişeler ve inançtan kaynaklanan yönelimler dikkate alınmıyor. Hatta insani ve vicdani değerler bile hiçe sayılıyor.
Küreselleşmenin kültür alanındaki yansıması “Noel kutlamaları”nda kendini en açık şekilde gösteriyor. “Yeni yıl kutlaması,” “Yılbaşı eğlencesi” adı altında kutlanan günün aslında tahrif edilmiş hıristiyanlığın bir dini bayramı olduğunu herkes pekala biliyor. Ama “yılbaşı kutlamak başka bir dini taklit etmektir.” Diye uyaranlara kulak asılmıyor.
Bugün müslümanlara kendi dinlerini yaşamak istedikleri zaman aşırı, geri kafalı gibi isim takanlar, hıristiyanların dini bayramını kutlamayı ilericilik sayıyorlar.
Müslümanlar olarak bizim yılbaşımız Hicri yılın ilk günü olan 1 Muharremdir. İslam aleminin gerçek takvimi ay takvimidir. Müslümanlar Ramazan, hac, kurban gibi ibadet hayatlarını İslam takvimine göre ifa ederler. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Allah katında ayların sayısının on iki olduğunu bildirmiştir.
Bugün yeni yetişen nesiller kendi dinini, manevi değerlerini, ahlaki hassasiyetlerini doğru düzgün bilmezken yabancı film ve dizilerde devamlı işlenen hıristiyan dünyasının simge değerlerini çok iyi tanıyor.
Ne yazık ki toplumumuzun kendi özüne yabancılaşmış kesimi, çeşitli gösterilerle ve eğlencelerle birlikte empoze edilen bu yabancı kültürü kolaylıkla benimsiyorlar.
Taklit ve Yabancılaşma
İnsanoğlunun yaratılışında taklidin önemli bir yeri var. Bir çocuk sırf taklit yeteneği sayesinde özel bir çaba gerekmeden anne babasından gördüğü, duyduğu şekilde ana dilini konuşmayı ve günlük işlerini yapmayı öğrenir. Yani taklit yeteneği insan yaratılışının bir parçasıdır, yok edilemez. Bu sebeple insan hemhal olduğu, yani birlikte vakit geçirdiği kişileri iyi seçmelidir.
Taklit yeteneği yaşla beraber azalsa da yok olmaz. İnsan ileri yaşlara kadar eğitilebiliyor, yeni şeylere alışabiliyor.
Taklit insanı iyiye de kötüye de götürebilen bir yetenek. Eğer İslam’ın emir ve yasaklarını hayatına güzelce tatbik eden, samimi Müslümanlar ile cemaat oluşturup, sık sık bir araya gelirseniz kolayca eğitim alabiliyorsunuz. Tam tersi de geçerli. Mesela birçok kişiler için her gün seyrettikleri dizi filmlerin oyuncuları neredeyse aileden biri gibi oluyor.
İşte bu yüzdendir ki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, “Kim bir kavme benzerse, onlardandır.” (Ebu Davud, Libas, 4) buyurarak, bir Müslüman’ın Müslüman olmayan kavim ve toplumlara benzememesi gerektiğini ifade buyuruyor.
Bugün hıristiyan batı alemi kitle iletişim araçları vasıtasıyla dünyamızı “tek bir kültüre” mahkûm ediyor. Medyanın hakim dili bir yandan Amerikan toplumunun tüketim alışkanlıklarını yayarken bir yandan da batının din, ahlak ve kültür değerlerini yayıyor.
Bugün bu maddiyatçı küresel kültürün yayılmasının önüne geçmek zor. Yapılabilecek tek şey kendi inancımızı ve manevi değerlerimizi canlı bir şekilde hayata tatbik etmektir.
Bu çağda başta kendimizi, sonra ailemizi ve yakınlarımızı kitle iletişim vasıtalarının tesirlerinden korumamız gerekmektedir. Bir evin baş köşesinde televizyon bulunuyor ve rastgele kanallar açılıyorsa o eve bir sürü kanaldan pislik akıyor demektir. Ancak belli saatlerde ve belli kanalları seçerek seyredebilen aileler hariç. Bunu da yapmak ve sürdürmek çok gayret gerektirmektedir. Ama yapmamız gerekiyor.
Unutmamamız gerekir ki, çocuklarımızın yabancı kültüre karşı dirençli olması için evvela onlara kendi dinlerini, ahlaki değerlerini öğretip benimsetmemiz gerekir. Bunun için ise onların kalbine Allah-u Zülcelâl’in Resul-i Zişan efendimizin ve Allah dostlarının sevgisini yerleştirmemiz gerekir.
Unutmayalım ki Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede buyurur:
“Ey iman edenler; kendinizi ve çoluk çocuğunuzu, yakacağı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim; 66)
Çocuklarımızı korumanın yolu ise onları ateş ehline benzemekten sakındırmaktır.
Allah’ın yardımı ancak Allah’ın dinine sımsıkı sarılıp, asla taviz vermeyenlerle birliktedir. Onlardan olmayı nasip etmesi dua ve niyazıyla…