HİKMET PINARI / Sıla-i Rahim ve Allah Katındaki Değeri

  • 06 Nisan 2026
  • 19 kez görüntülendi.
HİKMET PINARI / Sıla-i Rahim ve Allah Katındaki Değeri
REKLAM ALANI

HİKMET PINARI

Sıla-i Rahim ve Allah Katındaki Değeri

Hayrünnisa Hanım

REKLAM ALANI

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:

اَعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْـًٔا ۖ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّب۪يلِ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ ۗ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunanlara iyilik edin. Şüphesiz Allah kibirlenen ve övünenleri sevmez.” (Nisâ; 36)

Allah-u Zülcelâl bu ayet-i kerimede ilk olarak ibadeti ve şirkten uzak durmayı emretmektedir. Ardından, Allah’tan sonra iyiliğe ve hizmete en layık olan kimseler olarak anne ve babayı zikretmiştir. Bu tertip, Kur’an-ı Kerim’in İlâhî bir nizam üzere indirildiğinin açık bir göstergesidir.

Rabbimiz, kullarına karşı sorumluluklarını bildirirken hangi hakka öncelik verilmesi gerekiyorsa onu sırasıyla beyan etmiştir. Anne babadan sonra da diğer akrabaların haklarının gözetilmesini ve onlara iyilikte bulunulmasını emretmiştir.

Sıla-i Rahim Nedir?

Allah-u Zülcelâl sıla-i rahmi bizlere farz kılmıştır. “Rahim” kelimesi, insanın anne karnındaki yaratılışına işaret eder. “Sıla” ise bağ kurmak, irtibatı devam ettirmek anlamına gelir.

Bu ifade ile kastedilen; başta anne baba olmak üzere kardeşler, amcalar, halalar, dayılar, teyzeler ve tüm akrabalarla şefkat ve merhamet temelli bir bağ kurmaktır.

Sıla-i rahim; maddi ve manevi destek olmak, ilişkileri koparmamak, akrabalık bağlarını yaşatmak, zor zamanlarda birbirine yardımcı olmak demektir. Bu yönüyle sıla-i rahim, yalnızca bir ziyaret değil; kalpten kalbe kurulan merhamet köprüsüdür.

Ayet-i kerimeden açıkça anlaşıldığı üzere sıla-i rahim, her Müslüman için farz olan bir sorumluluktur. İnsan bu bağı ne kadar kuvvetli tutarsa, diğer ibadetlerinin de Allah katında makbul olmasına vesile olur.

Namaz, oruç gibi ferdi ibadetlerin ruh kazanmasında; kulun insanlarla olan hukukuna riayet etmesi büyük bir hikmete sahiptir.

Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Selamı yayınız, yemek yediriniz, sıla-i rahmi gözetiniz ve insanlar uyurken gece namazı kılınız ki selametle cennete giresiniz.” (Tirmizî, Kıyâmet, 42; İbn Mâce, İkâmetü’s-Salât, 174)

Toplumsal Bir Sorumluluk

İslam, insanı dünyada yalnız bir fert olarak değil; bir toplumun parçası olarak ele alır. Toplumun ayakta durabilmesi ise hak ve hukuk bilincinin canlı tutulmasına bağlıdır.

Sıla-i rahmin en büyük hikmetlerinden biri de; insanların birbirine şefkatle yaklaşması, merhamet duygusunun canlı tutulması, toplumsal dayanışmanın güçlenmesidir.

Sıla-i rahim yalnızca bayram ziyaretlerinden ibaret değildir. Bunun birçok gerekliliği vardır. Bunlardan bazıları; akrabaları ziyaret etmek, maddi veya manevi sıkıntıları varsa gidermeye çalışmak, uzakta olanların hâl ve hatırını sormak, hastaları ziyaret etmek, gönül kırmamaya ve bağları koparmamaya gayret etmektir. Bütün bunlar, Allah-u Zülcelâl’in rızasına vesile olan en büyük amellerden sayılmıştır.

İbn-i Mes‘ûd radıyallahu anh şöyle anlatır:

Resûlullah Efendimiz aleyhisselatu vesselama sordum:

“- Allah-u Teâlâ’ya en sevimli amel hangisidir?” Buyurdu ki:

“- Namazı vaktinde kılmaktır.”

“- Sonra hangisidir?”

“Anne ve babaya iyilik etmektir.”

“Sonra hangisi?”

“Allah yolunda cihattır.” (Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât, 5; Müslim, Îmân, 137)

Yine Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, sıla-i rahmi yerine getirsin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, ya hayır konuşsun ya da sussun.” (Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74)

Burada imanın gerekliliklerinden bir tanesi de şudur: Hakiki manada iman etmiş olan bir kimsenin, evine gelen misafire ikramda bulunması, sıla-i rahmi yerine getirmesi ve hayır konuşmasıdır. Hayır konuşmadığı takdirde susması, Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tarafından tavsiye edilmiştir.

Yine sıla-i rahimle alakalı olarak Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin Ebû Hüreyre radıyallahu anh’tan rivayet edilen hadis-i şerifi şöyledir:

“Allah Teâlâ mahlûkatı yarattı. Yaratılış tamamlanınca Rahim (akrabalık bağı) ayağa kalktı. Dedi ki:

“Bu, sıla-i rahmi kesenlerden Sana sığınılan makamdır.”

Allah-u Teâlâ buyurdu ki:

“Akrabalık bağını gözeteni Benim de gözetmeme, akrabalık bağını keseni de Ben rahmetimden kesmeye razı değil misin?”

“Evet ya Rabbi, buna razıyım.”

Allah-u Teâlâ buyurdu ki:

“İşte bu senindir.”

Sonra Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Dilerseniz şu ayeti okuyunuz, bu şekilde dediklerimi daha iyi anlarsınız;

“Demek fırsatını bulup iş başına geçecek olsanız, yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve akrabalık bağlarını keseceksiniz, öyle mi? İşte onlar, Allah’ın rahmetinden büsbütün kovduğu, kulaklarını sağır ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.” (Muhammed; 22–23)

Bu ayet-i kerimelerden de anlaşıldığı üzere; Allah’tan yüz çevirmek, yeryüzünde fesat çıkarmak ve sıla-i rahmi terk etmek, Allah muhafaza buyursun, İlâhî lanete sebep olan büyük günahlardandır.

Ebû Hüreyre radıyallahu anhten rivayet edildiğine göre Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Burnu yere sürtülsün! Burnu yere sürtülsün! Burnu yere sürtülsün!”

Ashâb-ı kiram:

“Ya Resûlallah! Kimdir o?” diye sordular. Resûlullah Efendimiz buyurdu ki:

“Anne-babasından biri veya her ikisi yaşlılık hâlinde yanında bulunduğu hâlde, onlara hizmet edip cenneti kazanamayan kimsenin burnu yere sürtülsün.” (Müslim, Birr 9)

Bu hadis-i şerif, anne ve babaya iyiliğin ne kadar büyük bir kurtuluş vesilesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Ukbe bin Âmir (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Bir gün Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile karşılaştım. Elimi uzattım; fakat o benden önce davranıp benim elimi tuttu ve buyurdu ki:

“Ey Ukbe! Sana dünya ve âhiret ahlâkının en faziletlisini haber vereyim mi?” Sonra şöyle buyurdu:

“Seninle ilişkiyi kesen akrabalarınla ilişkiyi sürdürürsün. Sana vermeyene sen verirsin. Sana zulmedeni affedersin. İşte bunlar dünya ve âhiretin en faziletli ahlâklarıdır.’” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr)

Bu hadis bize, sıla-i rahmin kolay bir ibadet olmadığını; fedakârlık, nefsi terbiye ve sabır gerektirdiğini göstermektedir. Çünkü Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Sana yapmayana sen yap.” buyurmuştur.

Akrabaları Kötülük Yapsa Bile İlişkiyi Kesmemek

Bir adam Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelerek dedi ki:

“Ya Resûlallah! Ben akrabalarımı ziyaret ediyorum; onlar benimle ilişkilerini kesiyorlar. Ben onlara iyilik yapıyorum; onlar bana kötülük ediyorlar. Ben yumuşak davranıyorum; onlar bana kaba davranıyorlar.”

Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

“Eğer söylediğin gibiysen, sen onların ağzına sıcak kül koymuş gibisin. Sen bu hâl üzere devam ettiğin müddetçe Allah’ın yardımı seninle birlikte olacaktır.” (Râvi: Ebû Hüreyre radıyallahu anh – Müslim, Birr 22)

Bu hadis-i şerif, akrabalık bağlarını korumanın Allah katında ne kadar kıymetli olduğunu ve bu yolda sabreden kulun ilâhî yardıma mazhar olacağını açıkça bildirmektedir.

İşte bu sebeple, sıla-i rahmi yerine getiren, affeden, insanlara iyilikte bulunan kimseleri Allah-u Zülcelâl her zaman gözetmiş, onları kendi katında derecelerle yükseltmiştir.

İnsanın yanında küçük gibi görülen bu ameller, Allah katında son derece kıymetlidir. Rabbimizin bizden istediği de yalnızca ibadetler değil; ibadetlerden sonra toplum hayatını ayakta tutan, insan ilişkilerini düzenleyen bu İlâhî emirlerdir.

Sıla-i rahim de işte bu büyük ve vazgeçilmez kulluk görevlerindendir.

Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, amcası Hz. Abbas radıyallahu anh’a dedi ki:

“Ey amca! İstemez misin biz, amcam Ebû Tâlib’in yükünü hafifletelim. Onun maddî durumu yoktur, çoluk çocuğuna bakmakta zorlanmaktadır.”

Bunun üzerine, onun çocuklarından alıp onlara bakmak suretiyle yükünü hafifletmek konusunda Ebû Tâlib’in yanına gittiler ve dediler ki:

“Biz senin çocuklarını alıp bakmak için geldik; yükünü hafifletmek istiyoruz.” Bunun üzerine Ebû Tâlib:

“Öyleyse bana Akîl’i bırakın; diğer çocuklarımdan kimi isterseniz götürün.” dedi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Ali, Hz. Abbas da Hz. Ca‘fer’, radıyallahu anhum aldı. Onlar büyüyünceye kadar kendilerine baktılar. Hatta Hz. Ca‘fer radıyallahu anh, Habeşistan’a muhacir gidinceye kadar Hz. Abbas radıyallahu anhın yanında kaldı. Yani ona büyüyünceye kadar baktı.

Baktığımız zaman Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, akrabalarından kendisine büyük eziyetler yapılmasına rağmen hiçbir şeye bakmadan; Mekke’nin fethinden sonra hepsini affetti. Nasıl ki İslâm davasında, ibadetlerinde ve savaşlarında ümmete örnek olduysa, akrabaları gözetme konusunda da bizlere çok büyük bir örnek oldu.

Bir başka hadis-i şerife göre de Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, kurban kesecek olsa mutlaka Hz. Hatice validemizin akrabalarına da gönderirdi.

Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

“Allah-u Teâlâ beni; akrabayı koruyup gözetmek, putları kırmak ve Allah’ın bir olduğunu bildirip O’na ortak koşulmaması gerektiğini anlatmakla vazifelendirdi.”

Bu âyet ve hadisler üzerinde derinlemesine düşündüğümüz zaman görürüz ki, Allah-u Zülcelâl bizlere akrabalık bağını daima Allah’a imandan sonra, ibadet değerinde bir emir olarak bildirmiştir.

Allah-u Zülcelâl bizlerden hem maddî hem manevî olarak birbirimize yardım eli uzatmamızı istemektedir.

Rızkın Genişlemesine Vesile Olur

Resûlullah Efendimizin bu hususta ömrün ve rızkın bereketlenmesine işaret eden bir hadis-i şerifi de vardır. Enes b. Mâlik radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim rızkının genişletilmesini ve ömrünün bereketlendirilmesini isterse, sıla-i rahim yapsın.” (Buhârî, Edeb 12; Müslim, Birr 20)

Bayram ziyaretleri, Ramazan buluşmaları, sofralar… Bunların hepsi sıla‑i rahim niyetiyle ve Allah’ın rızasını kazanmak maksadıyla yapıldığı zaman büyük ecir kazanır.

Nasıl ki bu ziyaretlerde birbirimizle oturup muhabbet etmemiz, sohbet etmemiz, birbirimize ikramlarda bulunmamız olması gereken güzel davranışlardansa; aslında bunların hepsini özel kılan, Allah katında daha makbul hâle getiren çok daha önemli bir yön bulunmaktadır.

Bu ziyaretleri kıymetli hâle getiren esas unsur, ortamın bir sohbet-i hayra, yani manevi paylaşıma dönüşmesidir. İnsanın bir hatası, bir eksiği varsa -namaz konusunda, tesettür konusunda yahut İslami hassasiyetler noktasında- birbirine menfaatli olmasıdır. İşte sıla-i rahmi bu yönüyle ihya etmektir.

Sadece yiyip içip kalkmak, Allah katında ziyareti çok da makbul hâle getirmez. Nasıl ki insan zahiri anlamda bir yardım gördüğünde bunun bir menfaati oluyorsa, aslında manevi yönüyle birbirimize çok daha fazla ihtiyacımız vardır. Çünkü insanın ahireti, dünyasından çok daha uzun ve çok daha mühimdir.

Bunun en güzel örneklerinden biri Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemdir. Allah-u Teâlâ ona şöyle buyurmuştur:

“En yakın akrabalarını uyar.” (Şuarâ; 214)

Bu buluşmalar yalnızca yiyip içip dağılmaktan ibaret olmayıp; hayır konuşulan, hayra teşvik edilen, birbirine vesile olunan meclislere dönüştüğü zaman Allah katındaki değeri kat kat artar.

Bu hâl insanın ferdi amellerini de makbul hâle getirir, kişiye Allah katında makam ve derece kazandırır.

Kur’an ve sünnet bize açıkça göstermektedir ki; iman yalnızca bireysel ibadetlerle değil, insanlarla kurulan güzel ilişkilerle kemale erer. Sıla-i rahim; merhametin, vefanın ve kardeşliğin yaşatılmasıdır.

İnsan bu sohbeti okuduğunda; “Yâ Rabbi! Bunu Senin rızana uygun bir şekilde hayatıma tatbik etmeyi bana nasip et,” diye niyet ederse, Allah-u Zülcelâl o niyete kefildir. İnşallah nasip edecektir.

Çünkü insanoğlunun zayıf olduğu bir alan vardır ki, o da akrabalık bağlarıdır. İnsan en çok bu noktadan imtihan olunur. Bu imtihan sebebiyle kişi bazen Allah’ın kendisine emrettiği görevleri yerine getirmede zayıf düşer.

İnsan kendi nefsiyle bu yükü taşımakta zorlandığında, Allah’tan güç ve kuvvet ister. Kul yapamadığını Rabbinden isterse, Allah-u Zülcelâl ona o kudreti verir.

Nasıl ki namaz kılmamız, diğer ibadetlerimiz, hizmetlerimiz ve Allah yolundaki koşuşturmalarımız hep Allah’ın inayetiyle oluyorsa; sıla‑i rahim de aynı şekildedir.

İnsan Allah’tan yardım istediği zaman Allah-u Zülcelâl ona bunu nasip edecektir.

Rabbimiz bizleri, akrabalık bağlarını gözeten, merhameti hayatının merkezine alan kullarından eylesin. Âmin.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ