İBRET-İ ALEM / Allah Razıysa Yeter
İBRET-İ ALEM
Allah Razıysa Yeter
Ahmed Özkan
اِذَا كُنْتَ عَنّىِ يَا مُنَي الْقَلْبِ رَاضِيًا
أَرَى كُلَّ مَنْ فِى الْكَوْنِ لِى يَتَبَسَّمُ
İza kunte anni yâ munel kalbi râziyan,
Era kulle men filkevni li yetebessemu.
Ey kalbimin son arzusu ve gayesi olan yüce Allahım! Eğer Sen benden razı olursan, kâinatta bulunan herkesi benden memnun, mesrûr ve yüzüme tebessüm eder görürüm.
Bu hususta bir başkası da şöyle der:
فَإِنْ رَضِيت فَكُلِّ شَْئٍ سَاهِلٌ
وَاِنْ حَصَلْتَ فَكُلُّ شَْئٍ حَاصِلٌ
Fein radıyte fekullu şey’in sêhilun
Ve in hasalte fe kullu şey’in hâsilun.
Allahım! Eğer Sen benden razı olursan, her şey kolay olur. Senin rızan, sevgin hasıl ve nasip olursa her şey hasıl olur, her arzum yerine gelir.
O’na salat ve selam olsun, Rasûlullah Efendimiz Taif yolculuğunda gördüğü bunca eziyete, yaşadığı bunca meşakkate rağmen dönüşte yolda meşhur bir duası vardır. O duada konumuzu ilgilendiren bir cümle şöyledir: “Allah’ım! Sen bana gazap etmiyor ve kızmıyorsan benim için hiçbir şeyin önemi yoktur.”
Eğer bir kul, Yüce Allah’ın tasarruflarından ve yaptıklarından razı olursa, yüce Allah da ondan razı olur. Allah rızası bir kula nasib olunca da her işi, her adımı, her fiili ve söylemi, her sözü güzel olur. Susması, konuşması bakması, dinlemesi yüce Allah rızası için olur. Hatta sevinmesi, kızması, gidiş gelişi oturup kalkması, uykusu kısacası her şeyi Yüce Allah’ın rızası için olur.
“De ki: “Benim namazım, (her türlü) ibadetim, hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbî olan Allah içindir.” (En’âm; 162)
Allahım, bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi razı olduğun ve senden razı olan kullarından eyle, Âmîn.
On Şey Kayıpsa
اِذَا قَسَى الْقَلْبُ لَمْ تَنْفَعَهُ مَوْعِظَةٌ
كَ الْأَرْضِ اِنْ سَبُخَتْ لَمْ يَنْفَعْ الْمَطَرِ
İza kaselkalbu lem tenfe’ahu mev’izatun
Kel ardi in sebuhat lem yenfe’ilmataru.
Kalb (ma’siyetlerin ve haramların etkisiyle bir aşamaya gelir de) katılaşırsa artık vaaz ve nasihatten etkilenip fayda görmez. Bütün özelliklerini kaybeden toprağın, yağan yağmurdan fayda görmediği gibi.
İşte böyle bir kalbin sahibi:
1-) Gerekli bilgiyi öğrenmiyor ve öğrense bile onunla amel etmiyor,
2-) Amel etse bile sünnete uymuyor ihlas ve samimiyet yok,
3-) Hayırda infak etmediği ve kendisinin de istifâde etmediği mal,
4-) Yüce Allah’ın sevgisi ve iştiyakından mahrum bir kalb.
5-) Yüce Allah’a ibadet ve tâat etmeyen hantal ve tembel bir beden.
6-) Yüce Allah’ın rızası ve emirleri dışında olan bir sevgi,
7-) Geçmiş hataları telafi etmeyen, mevcut fırsatları kaçıran ve sahibi tarafından heba edilen zaman,
😎 Fayda vermeyen boş düşünce,
9-) Dinde ve dünyada kişiye fayda vermeyen kimselere hizmet etmek, boyun eğmek ve onlara vakit ayırmak
10-) Yüce Allah’ın zayıf bir kulu olan, fani ve çaresiz olan, ölecek olan birisinden korkup ondan bir şeyler beklemek.
Bütün bunlar bir insanda varsa bu bir çeşit yıkım ve tahribattır. Bunlardan bazıları varsa yıkım ve tahribat ona göre olur.
Bu yıkım ve kayıpta öne çıkan iki şey vardır: Kalbin ve vaktin kaybedilip heder edilmesi.
“Ahiret daha hayırlı ve baki olduğu halde,” (Â’la; 17) kişinin dünyayı ahirete tercih etmesi kalbi tahrip eder. Bütün kötülüklerin kaynağı olan uzun yaşama arzusuna ve hevâya uymak da vakti tahrip eder.
Halbuki bütün hayırların kaynağı, hidayet yolunu takip etmek ve ahirete takva hazırlamaktır.
Allah’ım! Bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi kalbi ve kalıbı ile birlikte emirlerine uyan yasaklarından kaçan, hidayet yolunu takip edip âhirete azık olarak takva hazırlığı yapan kullarından eyle. Âmîn.