KAPAK / Rabbinize İbadet Edin ki Kurtuluşa Eresiniz

  • 04 Şubat 2026
  • 13 kez görüntülendi.
KAPAK / Rabbinize İbadet Edin ki Kurtuluşa Eresiniz
REKLAM ALANI

KAPAK
Rabbinize İbadet Edin ki Kurtuluşa Eresiniz
Abdullah Sofuoğlu

Allah-u Zülcelal birçok ayet-i kerimelerde ibâdet etmemizi emrederek buyuruyor ki:
“Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Bütün işler O’na arz edilmektedir. Öyleyse sen de O’na kulluk et ve O’na dayan, tevekkül et ki, Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Hud, 123)
Bu ay içinde inşallah Recep ayına, ibâdetlerin kat kat sevapla mükafatlandırıldığı üç aylara kavuşacağız. Bu aylarda oruç tutacağız, zekât, sadaka vereceğiz, namaz, kıraat, zikir gibi ibâdetlerimizi artıracağız. İmkânı olanlar üç aylar ve Ramazan umresi için mukaddes beldelere gidecek. Bizler de Kâbe-i Muazzama’nın birer şubesi hükmünde olan camilere koşacak, teravih namazlarımızda onlarla iştirak edeceğiz.
Ramazan ayı ve bu aya ait ibâdetler İslam’ın şiarlarındandır. Şiâr, İslam’ın sembolü, ayırt edici özelliği demektir. Ramazan ayı gelince gündüz saatlerinde sokaklarda yiyip içmemek, velev ki oruç tutmamak için geçerli bir mazereti olsa bile bu aya hürmet etmek, İslam’ın şiârlarına hürmetin gereğidir.
İçinde bulunduğumuz bu çağda bazı kimseler ibâdetin, itaatin, Allah’ın şiârlarını tazim etmenin manasından gafildirler. Bunun içindir ki, oruç ibâdetinin hikmeti şudur, budur diye ne kadar anlatılsa layıkıyla da idrak edememektedir. Bu sebeple asıl vurgulanması gereken şudur ki; bu ay gelince oruç tutmak taabbüdî bir amel, yani Allah’ın emri olduğu için yapılan bir ibâdettir. Allah’ın emir ve yasaklarını tazim etmek, yüce tutmak, Allah’ı tazim etmektir.
Alimler ve tasavvuf büyükleri Ramazan ayına tazim ve hürmetlerinden dolayı ona hazırlanmayı gerekli görmüşlerdir. Hatta sahabe-i kiram Ramazan Bayramı’ndan itibaren aylarca “Ya Rabbi, Ramazan orucumuzu ve ibâdetlerimizi kabul buyur,” diye dua etmişlerdir. Bir sonraki Ramazan yaklaşırken de “Ya Rabbi bizi bu Ramazan’a kavuştur ve onu hakkıyla ihya etmeyi nasip eyle,” diye yardım istemişlerdir.
Ramazan ayı yaklaşırken oruç ve sair ibâdetleri artırmak Selef-i Salihin’in ve Allah dostu Rabbani alimlerin yolu olmuştur. Esasen onlar yıl boyunca ibâdetten uzak kalmadıkları, zikirden gafil olmadıkları halde yine de yeni bir şevkle ibâdetlere sarılmışlardır. Çünkü insanın yaratılış gayesi ibâdettir.
İbadet, yaratan ve hükmeden Allah Azze ve Celle’ye karşı bağlılığımızı, kulluğumuzu gösteren her türlü davranış ve düşünce biçimidir. İnsanlık olarak her birimizin yaratılış gayesi Yüce Rabbimize kulluk ve ibâdet etmek; Allah Azze ve Celle’nin rızasını kazandıracak salih ameller işlemektir.
İbadet, Yaratılış Gayemizdir
Rabbimizin Kur’ân-ı Kerim’de:
“Ben, cinleri ve insanları ancak Bana ibâdet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56) buyurduğunu hepimiz biliyoruz.
Cenab-ı Hak ilk insan Hz. Âdem aleyhisselam’ı aynı zamanda bir Peygamber olarak görevlendirmiş, insanoğluna ibâdet usullerini talim ettirmiştir. Tarih boyunca insanlar ne zaman dinlerini bozdu ve hak dinden uzaklaştıysa yine Peygamberler gönderip yalnız Allah’a kulluk etmeleri için davet edilmişlerdir. Rabbimiz bu hususta buyurur ki:
“Senden önce hiçbir elçi göndermedik ki, ona şunu vahyetmiş olmayalım: Benden başka ilah yoktur, öyleyse Bana ibâdet edin.” (Enbiya, 25)
Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette ahirette kurtuluş için iman ile salih amel birlikte zikredilmektedir:
“İman eden ve amel-i sâlih işleyenlere kendileri için zemininden ırmaklar akan cennetler bulunduğu müjdesini ver…” (Bakara, 25)
Bir insanın ebedî hayattaki durumu son nefeste imana bağlıdır. Ama imanın son nefese kadar muhafazası için ibâdet ve güzel ahlâk da şarttır. Çünkü iman ancak ameller sayesinde hayata geçirilir.
Sadece kuru bir söz, bir fikir veya kalpteki bu duygu olarak kalan, amelî bir sûrette yaşanmamış olan bir hakikat bir müddet içinde zayıflar. Artık bu kişinin hayat tarzı nasıl ise kalbini de o hayat tarzının etkileri işgal eder. Günde yirmi dört saatini kesintisiz nefsanî ihtiyaç ve isteklere harcar, bir saatini bile ibâdete ayırmazsa artık kulluk bilinci zayıflar, duyguları körelir.
Âhir zamanda dünyaya hâkim olan zihniyet insanı kendi fıtratına yabancılaştırmaktadır. Bugün dünyada maddî hazlar ve zevkler hayatın gayesi haline getirilmiş, insanoğluna ibâdet ve ruhâniyet ihtiyacı unutturulmuştur. Halbuki asıl bu zamanda insana ibâdet daha fazla gereklidir. Çünkü gelişen teknoloji hayatı kolaylaştırdıkça insan tembelleşmiş, zevk düşkünlüğünden mustarip hale gelmiştir.
Bugün bütün dünyayı bağımlılıklar sarıp sarmalamıştır. Kıtalar dolusu insan, kendini çürüten zevk düşkünlüğü girdabına kapılmış alkol, yeme içme, oyun eğlence, pornografi ve fuhuş bağımlısı olmuştur. Dini inancı olmayan psikologlar bile bu hali hastalık olarak görmektedir. Bu hastalıklardan kurtuluş çaresi İslâm’a sarılmaktır.
Dünyada birçok din vardır ama bunların çoğu tahrif olmuştur. Bunlarda ibâdet ve dua sadece ruhban sınıflarına ait bir üstünlük gibi görülür olmuştur. Halktan insanlar ise kendini ibâdet etmeye layık görmez, boş inançlarla, hurafelerle avunur hale gelmişlerdir. Halbuki her insan Allah’a kulluk etme şerefine layıktır.
Ruhunu maneviyatla besleyen insan nefsani sıfatlardan temizlenir ve kâmil manada insan olur. Rabbimizin “Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar…” (el-Ankebût, 29:45) âyet-i kerîmesinden de anlaşılacağı üzere, ibâdetler kötülüğü emreden nefsi tezkiye ve terbiye etmenin yöntemleridir.
Her ibâdetin ayrı bir faydası, ayrı bir mâneviyâtı vardır. Nasıl ki bedenimiz için türlü türlü gıdalara ihtiyaç duyuyoruz, tek çeşit gıda ile yetinmiyoruz; ruhumuzun da her bir ibâdetten alacağı ayrı bir mânevî vitamin vardır.
Kulluk Teslimiyettir
İbadet etmek, insanın fıtratında gizli bulunan üstün özelliklerini, ruhânî sıfatlarını geliştirmek ve hayata aksettirmek için bir vasıtadır. Esasen insan ibâdet etse de etmese de kuldur. Herkesin rızkını Allah-u Teâlâ verir. Herkesin kaderine Rabb’ul Alemin hükmeder. Yaşatır, öldürür, halden hale sokarak imtihanlara çeker. Kulluk değişmez kaderimizdir. İbâdetler bu kulluk gerçeğimizi kabullenmemiz ve ona uygun davranmamız manasına gelir.
Kul ibâdet ettiği zaman Allah-u Teâlâ’nın yardımlarına kendini açmış olur. Allah’ın onu yetiştirmesine, nefsinde gizli olan kötü sıfatlarını tezkiye etmesine, iyi ve üstün sıfatlarını inkişaf ettirip hayatına nizam vermesine kendini teslim eder. Allah-u Zülcelâl de kendisine teslim olan bu kulun elinden tutar, onu selâmet sahilinden kolayca geçirir; umduklarına nâil korktuklarından emin eyler.
İslam dini her bir kulun hayatını ve ilişkilerini düzenler. Allah ile ilişkilerini ibâdet usulleriyle düzenleyip günlük hayatın kalbine yerleştirir. Böylece günlük hayatın bitmek bilmeyen meşgaleleri arasında ihmale uğramasına engel olur. Bunun içindir ki her müslüman günde beş vakit namaz ile hayatını durdurur, Rabbiyle arasındaki kulluk sözleşmesine sadakatini ispatlar.
Elbette bu günlük ibâdet yetmez, senenin belli günlerinde, belli aylarında kulluğun ispatı olan ameller hayatımıza damgasını vurmalıdır. Çünkü güçlü bir şekilde hayata geçirilmeyen bir inanç zamanla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. İşte bu sebeple dinimiz zamanın içinde bazı mevsimlerde ibâdet hayatımızın bizi daha derinden etkilemesini ve olgunluğa eriştirmesini emretmiştir.
Üç aylar vesilesiyle kendimizi oruç ibâdetine alıştırır, nefsimizin günlük alışkanlıklarını ve rahatını bozarız. Böylece nefsimizin bizi oburluğa, zevk düşkünlüğüne sürüklemesine karşı dayanıklılığımızı artırırız. Elimize geçen nimetleri hep kendi nefsimize harcamak yerine ihtiyaç sahiplerine ikramda bulunmanın tatlı huzurunu yaşarız. Böylece tedrici bir şekilde nefsin esaretinden kurtulur, asıl fıtratımız olan yüce gönüllüğü idrak ederiz.
Allah’ın emri olan bütün ameller, imanı ve teslimiyeti kalbimize nakşederek bizi “ihlasa erdirilmiş kullar,” haline getirmeyi hedefler. Bazı ameller ferdidir. Mesela namaz kılmak, oruç tutmak, gibi… Herkesin kendi namaz ve oruç borcunu bizzat kendisi eda etmesi gerekir. Bu ibâdetler ilim öğrenip öğretmek, cihad etmek gibi, bazı kişilerin yapmasıyla diğerlerinden düşen farz-ı kifaye amellerden değildir. Öyleyse bu amellerimiz hususunda asla gevşeklik göstermemeliyiz. Evlatlarımızı da en azından bu kulluk vazifelerine alıştırmalıyız.
Allah azze ve celle bir ayet-i kerimede:
“Andolsun ki biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvîm) yarattık…” (Tin; 4) buyurarak insanın üstün yaratılışına işaret etmiştir. İnsanda ilahi bir nefha olan ruh vardır. Fakat bu ruh, ait olduğu mânevî dünyayı unutmuştur. Ayette buyruluyor ki; “Sonra onu (esfel-i safiline) aşağıların aşağısına indirdik.” (Tin, 4)
Ruh, bedene girince esfel-i safiline düşmüş olur. Çünkü bedenden gelen istek ve arzular yüzünden nefs hep dünyayı ister ve bunlarla meşgul olarak asıl yaratılışını unutur.
İmam Gazali diyor ki:
“Bu dünya hayatında insanı, şehvetler yani nefsin arzu ve istekleri kaplamıştır. Fakat insan bunlarla mücadele etmelidir. Çünkü onlara uyarsa esfel-i safiline (aşağıların aşağısına, hayvanların ve şeytanların seviyesine) iner. O sefil huylarını yendikçe, İlliyyîn’e ve meleklerin derecesine yükselir.”
Illıyyin yücelikler demektir ki, , Kur’an ı Kerim’de bir ayette şöyle geçiyor: “Hayır (o kâfirler gibi olmayın). Çünkü itâatkâr olan iyilerin kitâbları (amelleri), hiç şüphesiz İlliyyîn’dedir.” (Mutaffifîn: 18)
Müfessirler demişlerdir ki “Illiyîn, sâlihlerin amel defterlerinin arz edildiği yüce makamdır. Salih müminlerin ruhlarının tekrar cesetlerine dönünceye kadar duracağı makamdır diyenler de olmuştur.
İşte ruhun ibâdetlerle Rabbine yönelmesi lazım ki nefsin elinden yakasını kurtarsın, yücelsin. Allah-u Zülcelâl; “…Rabbinize ibâdet edin, hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” (Hac; 77) buyuruyor. İbadet, bizim kurtuluş çaremizdir.
Bilhassa takvâ, ihlas ve huşu ile ifa edilen ibâdetler, ruhun cilasıdır. Cibrîl hadisinde Peygamber Efendimiz’e “İhsan nedir?” diye sorulduğu zaman, Efendimiz’in, “Allah’a sanki O’nu görüyormuş gibi ibâdet etmendir…” (Buhârî, Îmân, 37; Müslim, Îmân, 1, 5) diye cevap verdiği üzere, ihsan derecesinde ibâdet insanın mânevî gıdasıdır.
Üç ayların kulluk şuurumuzda bir tazelenmeye vesile olması temennisiyle…

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ