MANEVİ GÜNDEM / Üç Aylar ve Miraç Kandili
MANEVİ GÜNDEM
Üç Aylar ve Miraç Kandili
Gülistan Araştırma
Âhirete hazırlanmak için senenin en bereketli mevsimi olan Ramazan ayı yaklaşıyor. Şaban ayının hilali ile birlikte mübarek aya biraz daha yaklaşmış olacağız.
Şaban ayı Recep ayı ile Ramazan ayı arasında kalan mübarek aylardandır.
Allah-u Zülcelâl, kulluk şuurumuzu tazelemek, Âlemlerin Rabbi’ne yönelmek, günahlarımızdan tevbe etmek, dünyadan yakamızı kurtarıp kalplerimizi temizlemek için bazı zamanları, mekanları ve amelleri vesile kılmıştır. Üç Aylar Cenab-ı Hakk’ın müminler için yarattığı, ruhen, fikren ve bedenen toparlanma mevsimidir.
Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun ki, bize gafletten uyanma vesilesi olarak bu mübarek zamanları vermiş. Ömrü kısa, kuvveti zayıf ve sabrı az olan biz ahir zaman ümmetine sunulan bu ilahî bir ikramdan istifade etmeye bakmalıyız.
Bütün bunları düşünerek bu mübarek ay ve günleri bol bol istiğfar etmek, namaz kılmak, Kur’ân okumak ve dua etmek için fırsat bilmelidir. Gündüzü oruçlu geçirmek, gıybet, malayani ve benzeri günahlardan uzak kalmak, yoksullarla ilgilenmek, hayır, hasenat yapmak da bu günlerin en güzel ihya edilmesi demektir.
Şaban ayının mühim bir özelliği, Ramazan iklimine hazırlık yapma fırsatı olmasıdır. Bu ayda Ramazan ayına hazırlık olarak oruç ibadetine alışmak çok faydalıdır.
Alimlerin bildirdiğine göre diğer vakitlerde iyilik ve ibadetlere on sevap veriliyorsa, Receb, Şaban ve Ramazan aylarında gittikçe yükselen bir oranda kat kat fazla sevap verilir. Bütün ibadetlere kat kat sevap verilen bir ay olduğu için onu gafletle geçirmemek lazımdır.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem üç aylar girdiğinde:
“Allahım! Receb ve Şaban’ı bizler için bereketli kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 259) diye dua ederlerdi.
Bizler de bu aylar boyunca Rabbimize güzel kul olmayı ister, buna niyet eder ve bunu nasip etmesi için dua edersek Rabbimiz duamıza icabet edecektir, inşallah.
Miraç Kandili
Üç aylar mübarek kandil geceleri ile de manevî bereket kaynağıdır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin miraç mucizesinin gerçekleştiği Miraç gecesi, Recep ayının yirmi yedinci gecesine, rastlar.
Miraç sözlükte “yukarı çıkmak, yükselmek” anlamındaki urûc kökünden türemiştir. Miraç kelimesi “yukarı çıkma vasıtası, merdiven” demektir. İslam tarihinde terim olarak Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselamın Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya gidiş ve oradan da semalara yükselişini ifade eder.
Resûl-i Ekrem’in bir gece Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya yaptığı yolculuğa isrâ, oradan göklere yükselmesine Miraç denilmiştir. Geceleyin yürüme, gece yolculuğu yapma kökünden türeyen isrâ’ Kur’an’da bir sûreye ad olmuştur.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin Medine’ye hicretinden bir buçuk yıl kadar önce bir gece vaktiydi. Cebrail aleyhisselam mahiyetini bilemediğimiz “Burak” ismi verilen manevî binitle Peygamber Efendimizi Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürdü. Bu durum Kur’an-ı Kerim’in İsra suresinin ilk ayetinde şöyle anlatılmaktadır:
“Kulunu (Muhammed aleyhisselatu vesselamı) bir gece Mescid-i Haram’dan, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.” (İsra, 1)
Allah-u Teâlâ buyurur:
“Kulunu (Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm-’ı) bir gece, Mescid-i Harâm’dan kendisine bâzı âyetlerimizi göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allâh, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen, hakkıyla görendir.” (el-İsrâ, 1)
Mescid-i Aksa’dan sonraki Miraç yolculuğu hakkında bilgilerimiz daha çok Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam hadisi şeriflerine dayanmaktadır. Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam Cebrail aleyhisselamın refakatinde, hiçbir insana nasip olmayacak bir şekilde, zaman ve mekan mefhumlarını aşarak semalara yükseltilmiştir.
Resûlullâh sallallahu aleyhi vesellem Miraç’a çıkmasını şöyle anlatmıştır:
“Ben Kâbe’nin Hatîm kısmında yatıyordum. Uyku ile uyanıklık arasında bana biri geldi, şuradan şuraya kadar (göğsümü) yardı. (Bu sözünü söylerken boğaz çukurundan kıl biten yere kadar olan kısmı gösteriyordu.) Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi iman ve hikmetle dolu, altından bir kab getirildi. Kalbim (çıkarılıp su ve Zemzem ile) yıkandı. Sonra içerisi iman ve hikmetle doldurulup tekrar yerine kondu…”
Yanıma merkepten büyük, katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu Burak’tı. Ön ayağını gözünün gördüğü en son noktaya koyarak yol alıyordu. Ben onun üzerine bindirilmiştim. Böylece Cibrîl aleyhisselâm beni götürdü. Dünya semasına kadar geldik. Kapının açılmasını istedi.
− Gelen kim? denildi.
− Cibrîl! dedi.
− Beraberindeki kim? denildi.
− Muhammed aleyhissalâtü vesselâm, dedi.
− Ona Miraç dâveti gönderildi mi? denildi.
− Evet! dedi.
− Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliştir! denildi ve kapı açıldı.
Kapıdan geçince, orada Hazret-i Âdem aleyhisselâm’ı gördüm.
− Bu babanız Âdem’dir! O’na selâm ver! denildi. Ben de selâm verdim. Selâmıma mukâbele etti. Sonra bana:
− Sâlih evlât hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin! dedi.
Sonra Hazret-i Cebrail beni yükseltti ve ikinci semâya geldik. Burada Hazret-i Yahyâ ve Hazret-i Îsâ aleyhimesselâm ile karşılaştım. Onlar teyzeoğullarıydı.
Sonra Cebrail beni üçüncü semâya çıkardı ve orada Hazret-i Yûsuf aleyhisselam ile karşılaştık. Dördüncü kat semâda Hazret-i İdrîs aleyhisselâm ile, beşinci kat semâda Hârûn aleyhisselâm ile, altıncı kat semâda ise Hazret-i Mûsâ aleyhisselâm ile karşılaştık.
− Sâlih kardeş hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin! dedi. Ben onu geçince, ağladı. O’na:
– Niye ağlıyorsun? denildi.
− Çünkü, benden sonra bir delikanlı peygamber oldu, O’nun ümmetinden Cennete girecek olanlar, benim ümmetimden Cennete girecek olanlardan daha çok! dedi.
Sonra Cebrail beni yedinci semâya çıkardı ve İbrâhîm aleyhisselâm ile karşılaştık.
Cebrâîl aleyhisselâm:
− Bu, baban İbrâhim’dir; ona selâm ver! dedi. Ben selâm verdim; O da selâmıma mukâbele etti. Sonra:
− Sâlih oğlum hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin! dedi. Daha sonra bana:
− Yâ Muhammed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara Cennetin toprağının çok güzel, suyunun çok tatlı, arâzisinin son derece geniş ve dümdüz olduğunu bildir. Söyle de Cennete çok ağaç diksinler. Cennetin ağaçları “Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber!” demekten ibârettir. dedi.
Sonra Sidretü’l-Müntehâ’ya çıkarıldım. Bunun meyveleri (Yemen’in) Hecer testileri gibi iri idi, yaprakları da fil kulakları gibiydi.
Cebrâîl aleyhisselâm bana:
− İşte bu, Sidretü’l-Müntehâ’dır! dedi.”
Burada dört nehir vardı: İkisi bâtınî nehir, ikisi zâhirî nehir.
– Bunlar nedir, ey Cibrîl? diye sordum. Cebrâîl aleyhisselâm:
– Şu iki bâtınî nehir, Cennetin iki nehridir. Zâhirî olanların biri Nil, diğeri de Fırat’tır! dedi…” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Enbiyâ, 22, 43; Menâkıbu’l-Ensâr, 42; Müslim, Îman, 264; Tirmizî, Tefsîr 94, Deavât 58; Nesâî, Salât, 1; Ahmed, V, 418)
Miraç hadisesinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme beşer idrakine sığmayacak olağanüstü tecellîler lutfedildi. Miracın hakîkati Allah-u Zülcelâl ile Habîbi arasında ebedî bir sır olarak kalacaktır. Bize düşen bu mucizenin üzerinde tefekkür ederek Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin Allah-u Zülcelâl’in katındaki mevkini idrak etmeye çalışmaktır.
Miraç hâdisesinin, Hz. Peygamber Efendimiz’in son olarak Tâif’te mâruz kaldığı zulümler neticesinde kalbini dolduran hüzünden sonra lütfedilmiş olması bizler için bir tefekkür vesilesidir. Demek ki yaşanan sıkıntılar boşa gitmemekte, manevi tecellilere vesile olmaktadır. İslam’a hizmet yolunda çekilen bu sıkıntıların mükafatı: “(Muhammed Mustafâ ile Rabbinin) araları, iki yay arası kadar, ya da daha yakın oldu.” (en-Necm, 9) diye bilinen büyük bir tecelliye mazhar olması olmuştur.
Sidre-i münteha makamına ulaştığı zaman bu makamda Peygamberimiz aleyhisselatu vesselama üç ilahi ihsanda bulunulduğu hadis-i şeriflerde belirtilmektedir. Bunlar:
a) Beş vakit namaz. Bu sebeple namaza mü’minin miracı denmiştir.
b) Allah’a ortak koşmayanların bağışlanacağı müjdesi.
c) Bakara suresinin sonundaki üç ayet.
Namaz bize Miraç’ta doğrudan doğruya, bizzat Cenâb-ı Hak tarafından emredilmiştir. Bu da namazda ayrı bir sır bulunduğunu ve onun ibâdetler içinde ayrı bir yerinin olduğunu göstermektedir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, ömrünün her gecesini kandil geceleri gibi, kıyamda, secdede, elleri duaya açılmış olarak geçiriyordu. Biz bunu yapamıyorsak en azından bu fırsat gecelerini değerlendirelim.
Bilhassa Mescid-i Aksa’nın Yahudi esaretinden kurtulması ve Ümmet-i Muhammed’in uyanışı, birlik ve beraberliği için bu mübarek aylarda dua ve niyazlarımızı daha da artıralım.
Resûlullâh’ın Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya götürülmesi, tarih boyunca pek çok Peygamberin gönderildiği bu iki dinî merkez arasındaki sağlam bağı, daha da kuvvetli bir şekilde göstermiş olmaktadır. Ayrıca bu hâdise, İslâm’ın, bütün semâvî dinleri şümûlüne alan, Hak katındaki tek din olduğunu da ifade etmektedir.
Allah-u Zülcelâl’den Üç Aylar’ın bütün İslâm âlemine hayırlar getirmesini ve üzerimizdeki türlü musibetlerden kurtuluşa vesile olmasını niyaz ederiz. İnşallah yapılan ibadetler, okunan Kur’anlar, Arş’a yükselen ihlaslı dualar, bitip tükenmek bilmeyen bir şevkle devam ettirilen İslami hizmetler, İlahi rahmetin celbine vesile olur da bir daha böyle musibetlere uğramayız.
Bu mübarek gecelerde Gazze’deki mazlumlar ve mücahitler başta olmak üzere bütün İslam aleminin mensur ve muzaffer olması niyazıyla göz yaşlarıyla Rabbimize yönelelim. Yardıma muhtaç fakirlere, yetimlere el uzatalım ve ihtiyaç sahibi olan herkesi sevindirelim.
Selam ve dua ile…