TEFEKKÜR UFKU / Yunan Mitolojisinin Gölgesindeki Sosyal Bilimler

  • 04 Şubat 2026
  • 12 kez görüntülendi.
TEFEKKÜR UFKU / Yunan Mitolojisinin Gölgesindeki Sosyal Bilimler
REKLAM ALANI

TEFEKKÜR UFKU
Yunan Mitolojisinin Gölgesindeki Sosyal Bilimler
Dr. Cengiz Karagöz

Sosyal bilimlerin modern bir bilim olarak ortaya çıkışı 19. yüzyıla kadar uzansa da sosyal bilimlerdeki disiplinlerin kullandığı temel kavramlar ve terimler Antik Yunan mitolojisinden ilhamla türetilmiştir. İnsanı, toplumu ve evreni açıklamada mitolojik anlatılar, arketipler ve karakterler kullanılmıştır. Bugün hala bu kavramlar kullanılarak yeni yorumlar yapılmaktadır. Bu durum sosyal bilimlerin ne kadar yenilikçi ve çağdaş olduğu konusunu da sorgulamamıza neden olmaktadır. Sosyal bilimlerdeki kavramların binlerce yıl öncesine dayanan mitleri temel alarak üretilmesi bilimin yenilikçi ve objektif olduğu iddiasına da gölge düşürmektedir.
Örneğin psikoloji alanında türetilen kavramlara baktığınızda Yunan mitolojisinin açık etkisini görebilirsiniz. “Psikoloji” kelimesinin kökeni doğrudan doğruya Yunan mitolojisindeki “Psyche” karakterinden alır. “Ruh”, “nefes” veya “yaşamın özü” anlamına bu isim aynı zamanda mitolojideki bir tanrıçanın adıdır.
Narsist kişilikleri tanımlamak için kullanılan narsizm kavramı da mitolojiden alınmıştır. Mit anlatısında geçen olayda Narkissos kendi yansımasına âşık olur ve sonunda kendisine kavuşamamanın verdiği acıyla eriyip bir çiçeğe (nergis) dönüşür. Bu mit, kişinin kendisine duyduğu patolojik hayranlığı ve dış dünyaya ilgisizliği tanımlamak için kullanılır.
Sigmund Freud ve Carl Gustav Jung, kuramlarını oluştururken sıklıkla mitolojik karakter ve hikayelerden ilham almışlardır. Freud’un psikanaliz kuramlarının temel taşlarından biri olan Oidipus kompleksi, adını Sophocles’in bir tragedyasından alır. Oidipus’un bilmeden babasını öldürüp annesiyle evlenmesi miti, Freud tarafından çocuğun karşı cinsteki ebeveyne yönelik cinsel arzusu ve aynı cinsteki ebeveyne duyduğu rekabeti açıklamak için kullanılmıştır.
Freud’un takipçisi Carl Gustav Jung, kız çocuklarının babalarına yönelik aynı türden arzularını tanımlamak için Yunan mitolojisindeki bir başka trajik karakter olan Elektra’nın adını kullanmıştır. Jung bunu Elektra kompleksi olarak adlandırmıştır. Mitolojideki hikâyeye göre Elektra, babası Kral Agamemnon’un öcünü almak için annesini öldürtmüştür. Jung ayrıca kolektif bilinçdışında var olduğunu öne sürdüğü evrensel ve ilksel imgeler olan “arketipleri” tanımlarken mitolojiden bolca yararlanmıştır.
İktisat ve siyaset bilimi gibi rasyonel ve sistematik disiplinler dahi mitolojik figürlerin etkisinden kurtulamamıştır. Fransız düşünür Michel Foucault, modern gözetim toplumunu anlatmak için Yunan mitolojisindeki her şeyi gören dev Panoptes’ten esinlenerek “panoptikon” kavramını kullanmıştır. Bu kavram, iktidarın bireyler üzerindeki görünmez ve sürekli kontrol mekanizmasını açıklamak için sosyolojide ve siyaset biliminde sıklıkla başvurulan bir araç haline gelmiştir.
İktisadi ve sosyal bağlamda, sürekli değişen, tutarsız ve şekil değiştiren davranışları tanımlamak için deniz tanrısı Proteus’un adı kullanılır. Bu davranışlar protean olarak adlandırılmıştır. Proteus, kendisini yakalamaya çalışanlardan kaçmak için sürekli şekil değiştirirdi. Bu mit, modern iş dünyasındaki değişken stratejileri veya sosyal etkileşimdeki tutarsız tavırları betimlemek için kullanılmıştır.
Toplumsal yapıları ve varoluşsal sorunları inceleyen disiplinler de mitolojik temalarla iç içedir. Yunan mitolojisindeki Prometheus karakteri, sosyal değişim, devrim ve entelektüel özgürlük üzerine düşünen birçok sosyolog ve filozof (örneğin, Karl Marx) için bir ilham kaynağı olmuştur. Mitolojiye göre bu karakter ateşi tanrılardan çalıp insanlara verir ve bu yüzden korkunç bir cezaya çarptırılır. Prometheus, otoriteye başkaldırı, ilerleme, bilgi uğruna çekilen acı ve teknolojik gelişmenin bedeli gibi temaları simgeler.
Mitolojinin etkilediği bir başka sosyal bilimler alanı da Albert Camus’un absürt felsefe anlayışıdır. Albert Camus, absürt felsefesini anlatmak için Sisifos mitine başvurmuştur. Bir kayayı durmadan bir tepeye çıkarmaya mahkûm edilen Sisifos, anlamsız ve sıkıcı bir varoluşun simgesi haline gelmiştir. Camus, “Sisifos Söyleni” adlı eserinde, asıl önemli olanın, bu anlamsızlığın bilincine varıp yaşamı bir anlamla donatmak olduğunu savunur. Bu tema, modern bireyin anlam arayışını sosyolojik ve felsefi açıdan inceleyen çalışmaların merkezinde yer alır.
Burada belli başlı örnekleri verdik. Bu örneklerden anlaşılacağı gibi sosyal bilimler alanında kullanılan ve bize yenilikçilik adı altında sunulan kavramlar batının binlerce sene öncesinde anlatılan mitlerinden ve tanrılarından bağımsız değildir. Yani batı dünyası bilimde düşünce üretirken bile köklerinden kopmamıştır ve bunları yaparken kompleksle hareket etmemiştir.
Sosyal bilimlerdeki temel kavramlar önümüze objektif gibi konulsa da bir dünya görüşünün ve mitolojik hikayelerin insanların zihnine işlenmesinden başka bir şey değildir. Gördüğümüz üzere bilim bile batının inancından ve antik kökenlerinden uzak değildir. Bize düşen de bilimi kendi köklerimize bağlı kalarak yeniden yorumlamaktır.

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ