TOPLUM VE HİKMET / Emrolunduğun Gibi Dosdoğru Ol
TOPLUM VE HİKMET
Emrolunduğun Gibi Dosdoğru Ol
Bilal Telci
Ahlaki Yozlaşma Karşısında İslam’ın Diriltici Nefesi
Zamanın ruhu değişti. İnsanlar değişti. Değerler değişti. Ama ne yazık ki bu değişim, bir terakki değil; bir çözülme, bir yozlaşma, bir yabancılaşma olarak karşımıza çıktı. Bugün toplumumuzda her birey, kendini bir hâkim gibi görüp hüküm veriyor. Karı-koca arasında, kardeşler arasında, dostlar arasında; dinlemeden, anlamadan, sormadan yargılıyor. O anki ruh hâline göre yakıyor, yıkıyor, dağıtıyor. Oysa bu tavır ne İslam’la ne de Müslüman ahlakıyla bağdaşır.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bize:
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud, 11/112) buyururken, bizler nefsimizin esiri olmuş, adaletin terazisini kendi duygularımıza göre eğip bükmeye başlamışız. Oysa İslam, adaletin ve merhametin dinidir. Eğer mesele nefsimize taalluk eden bir fiilse, affetmek en büyük erdemdir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:
“Allah-u Zülcelâl affedenin derecesini artırır,” buyurur (Tirmizî, Birr, 85).
Eğer bir ayıpsa, örtmek daha evladır. Zira Müslüman, Müslüman’ın ayıbını örter. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:
“Kim bir Müslüman’ın ayıbını örterse, Allah da onun ayıbını örter” (Müslim, Birr, 72) buyuruyor.
Eğer toplumsal bir suç varsa, o zaman adalet devreye girmeli; suç sabitse ceza uygulanmalı, değilse kişi aklanmalıdır. Müslüman, kimseyi kayıramaz. Yakını bile olsa adaleti yanıltamaz. Bu, İslam ahlakının temelidir.
Ahlâkî Yozlaşmanın Gölgesinde
Toplumumuz İslam’dan ve onun muhteşem ahlakından uzaklaştıkça, Peygamberimiz aleyhisselatu vesselamın sünnetinden yüz çevirdikçe, insanlar hırçınlaşıyor, kabalaşıyor, öfke krizleri geçiriyor. Kadınların öldürüldüğü, aşağılandığı; çocukların akla zarar işkencelere maruz kaldığı bir toplum olduk. Kötülük her geçen gün artıyor, insanın ruhunu bozuyor. İçki, kumar, fuhuş, uyuşturucu… Müptelası olduğumuz her şey bizi şizofrenik bir toplum olmaya sürüklüyor.
Evlenmekten kaçan, çocuk sahibi olmaktan uzak duran bir nesil yetişiyor. Oysa Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:
“Evlenin, çoğalın; çünkü ben sizin çokluğunuzla övüneceğim” buyurur (Ebû Dâvûd, Nikâh, 1).
Sünnete sırt çeviren bir toplum, zamanla günaha batıyor. Fuhuş yaygınlaşıyor, sapkınlık sıradanlaşıyor. Televizyon dizileri bir kampüs eğitim kurumu haline geldi, ahlaksızlık ve kötülüğü aşılıyor.
Sosyal medya içerikleri tam bir rezalet. Eğitimli insanlar, akademisyenler, üniversite mezunları bile günah portföyleriyle övünür hale geldi. Vicdanlar sızlamıyor, kalpler katılaştı. Günah, bile isteye işleniyor; üstelik ekranlarda anlatılıyor, normalleştiriliyor.
Medyanın ve Sessizliğin Tehlikesi
Televizyon programlarında işlenen pislikler, Müslüman toplumun ortasında yaygınlaştırılıyor. Kimse ses etmiyor. Yetkililer susuyor. Toplum susuyor. Hatta izliyor, seyrediyor. Bu sessizlik, zulme ortak olmaktır. Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde:
“Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa size ateş dokunur” (Hud; 113) buyurur.
Sessiz kalmak, zulmü onaylamaktır. Ahlaksızlık karşısında susmak, onu büyütmektir. Rabbimiz bizi bu ahlaksızlıklardan korusun. Çünkü bir toplumun ve ailenin çöküşü, o milletin yok oluşuna sebep olur. İbn Haldun’un Mukaddime’sinde belirttiği gibi, ahlaki çözülme, medeniyetlerin çöküşünün en temel sebebidir.
Aile Kurumunun Zayıflaması
Aile, İslam toplumunun temelidir. Bugün evlilikler erteleniyor, çocuk sahibi olmak istenmiyor. Kadın ve erkek birbirine düşman gibi gösteriliyor. Oysa Kur’an-ı Kerimde Rabbimiz:
“Sizin için eşler yarattık ki onlarda huzur bulasınız” (Rum, 30/21) buyurur.
Aile, sadece bir birliktelik değil; bir ibadet, bir sığınaktır. Aile çökerse toplum çöker. Bugün boşanma oranları artıyor, evlilikler zayıflıyor. Gençler evlenmekten korkuyor, sorumluluktan kaçıyor. Bu, ahlaki bir krizdir.
Eğitim Sistemimiz Gençliğin Yönsüzlüğü
Gençlik, bir milletin yarınıdır. Bugün gençler yönsüz, amaçsız, inançsız yetişiyor. Gençler sosyal medyada kayboluyor, dijital bağımlılıkla boğuluyor. Oysa Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam:
“Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin; ölüm gelmeden önce hayatın, hastalık gelmeden önce sağlığın, meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, ihtiyarlık gelmeden önce gençliğin, fakirlik gelmeden önce zenginliğin.” (Buhârî, Rikâk, 3; Tirmizî, Zühd, 25) buyuruyor.
Gençliğe değer kazandırmak, onları ahlakla donatmak zorundayız. Eğitim sistemimiz değer üretmiyor, sadece bilgi yığıyor. 16 yıl boyunca çocuklarımızı okullarda tutuyoruz. Ama sonunda ne bir meslek sahibi oluyorlar ne hayata hazır hale geliyorlar.
Gençlerimiz, yarım yamalak din ve ahlâk dersleriyle ne kültürlerini tanıyor ne de inançlarını içselleştirebiliyor. Batının emperyalist kültürel kuşatması altında, kimliksiz ve yönsüz bir nesil yetişiyor. Uyuşturucu batağında kaybolanlar, sanal dünyada gerçeklikten kopanlar, ruhlarını şeytani müziklere teslim edenler…
Ve biz, bu manzarayı izliyoruz. Oysa nice cevher, bu sistemin içinde yok olup gidiyor. Her biri bir yıldız olabilecekken, karanlıkta kayboluyor.
Artık bu sistemi kökten değiştirme zamanı gelmedi mi?
Kurtuluşun Yolu: Özümüze Dönmek
En kısa sürede özümüze, dinimize dönmeliyiz. İnancımıza sarılmalı, Allah ve Resulü’nün emirlerini baş tacı etmeliyiz. Kurtuluş, ancak Kur’an ve sünnetle mümkündür.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:
“Size iki şey bırakıyorum; onlara sarıldıkça asla sapmazsınız: Allah’ın Kitabı ve benim sünnetim” (Muvatta, Kader, 3) buyurur.
Ahlâk, sadece bireysel bir meziyet değil; toplumsal bir kalkınma aracıdır. Güzel ahlâk, huzurun teminatıdır.
“Ve Sen (Rasûlüm); büyük bir ahlâk üzerindesin” (Kalem, 4) ayeti, ahlâkın İslam’daki yerini en güzel şekilde özetler.
Vicdanı Uyandırmak
Yargılamadan önce dinlemeye,
Kınamadan önce anlamaya,
Susmadan önce konuşmaya,
Karanlığa teslim olmadan önce ışık olmaya…
Toplumun yeniden dirilmesi için,
Ailelerin yeniden inşa edilmesi için,
Kalplerin yeniden yumuşaması için,
İslam ahlakına dönmek zorundayız.
Çünkü Allah, doğrularla beraberdir.
Ve biz, emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmalıyız.