HASBİHAL / Aileyi Yuva Yapabilmek

  • 22 Temmuz 2026
  • 21 kez görüntülendi.
HASBİHAL  / Aileyi Yuva Yapabilmek
REKLAM ALANI

HASBİHAL

Aileyi Yuva Yapabilmek

Hüseyin USTAOĞLU

REKLAM ALANI

İnsanların yaşamsal varlıklarını sürdürebilmesi için bir arada olmaya ihtiyaçları vardır. Bunun yolu da önce aile olmaktan başlar. Toplumsallaşma ise ailelerin bir araya getirdiği yapıdan beslenerek sağlanır. İnsan ilk önce fert olarak yaşamını sürdürürken, evlenerek çekirdek aile olmanın temelini atıyor. Sonra da çocuklar devreye girerek ailenin gücüne güç katıyor. Bazen de ataerkil yapı devam ettirilerek, birkaç çekirdek ailenin bir arada olması ile güçlü bir aile yapısı oluşturuluyor…

Aile ve yuva, İslam’da sadece aynı çatı altında yaşamak değildir.  Merhametin, sadakatin, güvenin ve sorumluluğun hayat bulduğu bir emanet olarak görülür. Kur’an-ı Kerim’de ve hadisi şeriflerde aile kurumuna büyük önem verilmiştir. Kur’an-ı Kerimde Yüce Allah Celle Celâlühü:

“Yine onun ayetlerindendir ki: sizin için nefislerinizden zevceler yaratmış kendilerine ısınırsınız diye ve aranızda bir sevgi ve bir esirgeme yapmış, şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için ayetler var.” (Rum:21) buyruluyor.

Günümüzde sanayileşme ile birlikte meydana gelen göç olgusu, ülkemizdeki aile yapısını ataerkil yapıdan çekirdek aile tipine kaydırmıştır. Metropollere göç eden insanlar bilmedikleri kültürlerin, bilmedikleri yaşam tarzlarının içine karışmış, adeta kaybolup gitmişlerdir. Kimisini yutmuştur koca şehirler, kimileri de kendisini muhafaza etmeyi başararak ayakta kalabilmişlerdir; kıt kanaat…

Bilgi teknolojisindeki hızlı gelişmeler, ailenin küçük bireyi olan çocuklar ve gençler üzerinde de bir takım olumsuz etki ve tesirler meydana getirmiştir. Hızlı gelişen teknik, devamında gelen kültürel aşınma, maddenin ön plana çıkması sonucunda ortaya çıkan değersizleşme, insanları özünden uzaklaştırmıştır. Karnını doyuran, üzerini giyindiren, dil bilen, bilgi yüklenen insan, maalesef iç dünyasını ihmal etmiş, ruhunu beslemekten uzak kalmıştır.

Toplum, mutsuz insanların örnekleriyle dolup taşmıştır. İnsanlar bir selama muhtaç, bir güler yüzü birbirlerine çok görür olmuşlardır. Bu sadece sokaktaki gerçek değil, evlerdeki iletişimlerde de geçerliliğini koruyan acı bir hakikat halini almıştır.

Boşanma sayıları inanılmaz şekilde artmış, aile içi kavgalar sokaklara kadar taşmıştır. Kimse halinden memnun değildir. Sevginin tesis edilemediği ilişkilerde vefa ve fedakârlıklar da rafa kalkmış, aileler her geçen günde kan kaybetmiştir…

Güçlü Aile Güçlü Toplum

Oysa yuva, sadece duvarların arasında yükselmiş bir bina değildir. O çatının altında kalplerin birbirine emanet edildiği bir iklimdir. Ev yapmak ustalık isterken yuva yapmak ise sabır, fedakârlık ve muhabbet ister. Kur’an-ı Kerim’in lisanıyla sevgi ve merhamet, hadis-i şeriflerin diliyle güzel ahlak ve sorumluluk, sağlam bir ailenin temel taşlarıdır. Çünkü insanın dünyadaki ilk okulu ailesi, ilk sığınağı yuvası, ilk aynası da sevdikleridir. Aile güçlü olursa toplum güçlenir; yuva huzurlu olursa insanın kalbi de huzur bulur. Bir yuvanın gerçek sıcaklığı merhametle ölçülür. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem:

“Bir adam Allah’ın rızasını umarak ailesinin geçimini sağlarsa, harcadıkları onun için birer sadaka olur.” (Buhârî, Îmân 41, Megâzî 12, Nefekât 1; Müslim, Zekât 49) buyurarak yuvanın geçimi için gösterilen emeğin dahi ibadet değeri taşıdığını bizlere müjdelemektedir.

Milli, dini, ahlaki, örfi ve kültürel bağların gün geçtikçe zayıflıyor olması, aile adına olumsuz örnekleri de çoğaltmaya devam etmektedir. Kültür ve kuşak çatışmasına bağlı olarak genç delikanlı; babaya yabancı, genç kız; anneye! Hal duruş ve davranışlar ise öz bünyeye aykırı, yapay ve iğreti olmuştur…

Halbuki Yüce Rabbimiz Celle Celâlühü: ” Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim: 6) emri ile aile kurmak kadar, aileyi manevi açıdan korumanın da bir sorumluluk olduğunu bizlere ihtar etmektedir.

Bireyin memnuniyeti aile içindeki uyumda gizlidir. Huzurun yaşandığı ailelerden meydana gelen bir toplumda hangi başarı elde edilmez ki? Kitabı Kerim’inde Yüce Mevla’mız Celle Celâlühü: “Onlar sizin için elbisedir, siz de onlar için elbisesiniz…” (Bakara; 187) buyurmak suretiyle eşlerin birbirini örtmesini, korumasını ve ülfet muhabbetle güzelleşmesini emir ve tavsiye buyurmaktadır.

Evet, her türlü gelişmeye açık olalım, modernizmi de yaşayalım. Günün gelişen şartlarına da uyum sağlayalım. Ancak, aile yapımızı mutlak surette koruyalım ve sağlam bir toplumsal bünye oluşturarak hem kendimizin hem de milli varlığımızın devamını sağlayabilelim.

İki Cihanın Sevgilisi sallallahu aleyhi vesellem:

“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en iyi olanınızım!” (Tirmizî, Menâkıb, 63.) tavsiyesi ile iyi muamelenin ahlakın en önemli göstergesi olduğunu ifade etmektedir.  Yine:

“Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlaktan daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.” (Tirmizî, Birr, 33; İbn Hanbel, IV, 77) ölçüsü ile evliliğin sadece sosyal bir sözleşme değil aynı zamanda manevi bir sorumluluk olduğunu, İslam’da mirasın ise sadece mal ile değil, güzel ahlak ve iyi bir eğitim ile mümkün olduğunu belirtiyor.

Öyle ise evlatlarımıza söz geçirememekten yakınmak yerine onların dünyasına inmeye çalışalım. Kendisini bilgisayar ve televizyonların cam ekranı arkasına gizleyen çocuklarımıza sıcak yuva ortamını armağan edelim. Onlarla canlı kanlı kaynaşmalar içerisine girerek, değerli olduklarını hissettirelim.

Mutluluğu Ailede Aramalı

Eşler de birbirlerine sevgi ve saygı göstermelidir. Birbirlerine değer verdiklerini hissettirmeli, huzuru ve mutluluğu kendilerine armağan ederek evlerini yuva haline getirmelidirler. Zira yaşanabilir bir hayatın armağan edildiği aile ortamında, her fert bundan en güzel haliyle nasiplenecektir…

Aksi halde her geçen günde sekülerleşen ve acımasızlaşan dünyada aile yapısı da hızla çözülüyor. Maalesef ülkemizde benzer bir kavşağa doğru ilerlemektedir.

2024 yılı istatistiklerine göre; Türkiye’de evlenen çift sayısının 568 bin 395 olduğu buna karşılık boşanan çift sayısının ise 187 bin 343’e ulaştığı görülüyor. Kaba evlenme hızı binde 6,65 gerçekleşirken kaba boşanma hızı binde 2,19 olarak sonuçlandığı görülüyor.

Boşanmak sadece iki insanın ayrılığı değildir. Aynı zamanda çocukların da parçalanan dünyası demektir. Bir toplumda boşanmalar arttığında yalnızca evler bölünmüyor. Psikolojiler bölünüyor, hatıralar bölünüyor, aidiyetler bölünüyor ve çocukların güven duygusu kayboluyor.

Rakamlara dikkatle bakıldığında boşanmalar yalnızca artmıyor daha erken dönemde gerçekleşiyor. Daha dikkat çekici olan ise ilk evlenme yaşlarının sürekli yükselmesidir. Erkeklerde ilk evlenme yaşının 30’a, kadınlarda ise 27’e yükseldiğine şahit oluyoruz. Bu yükselişin arkasında ekonomik sebepler kadar kültürel sebepler de bulunuyor.

Günümüzde modern olduğunu iddia eden insan artık evliliği bir hayat arkadaşlığı olmaktan çok büyük bir ekonomik proje gibi görmeye başlamıştır. İşte burada mesele yalnızca nüfus olmaktan çıkıp bir medeniyet meselesine dönüşüyor.

Bir düğün için yıllarca borçlanan gençler, ev kurabilmek için ömrünün en güzel yıllarını erteleyen insanlar, sürekli yükselen beklentiler, tüketim kültürü, inanç ve kültürel değerlerimizle bağdaşmayan önceden çalışılmış seremonik evlilik törenleri ve gösteriş baskısı gibi hususlar evliliği kolaylaştırmak yerine tam aksine zorlaştırmaktadır.

Oysa geçmiş nesiller bugünkü kadar zengin değildi. Ama bugünkü kadar yalnız da değildi. Çünkü onlar evliliği bir yatırım değil, bir yuva olarak görüyorlardı. Nüfus meselesine yalnızca ekonomi penceresinden bakmıyorlardı. Çocukları yalnızca maliyet hesabına indirgememek gerekir. Pek tabii ki de aileyi sadece hukukî bir sözleşme gibi görmemek lazımdır. Çünkü aile çökerse toplum çöker. Toplum çökerse devlet zayıflar. Devlet zayıflarsa dini yaşam ve medeniyet sarsılır. Bu konuda önümüzdeki en büyük sorun nedir? Daha fazla bina mı inşa edeceğiz yoksa daha sağlam nesiller mi? Geleceğimizi kurtaracak olan beton yığınları olmadığına göre insan yetiştirmenin başladığı yer olan aileye sahip çıkmak zorundayız. Zira bir milletin gerçek rezervi ahlâklı gençleri, güçlü aileleri ve umutla büyüyen çocuklarıdır…

İşte bu yüzden çocuk sesinin çoğaldığı, nüfusumuzun eksilmediği, yarınlara umutla bakabildiğimiz ve kadim medeniyetimize sahip çıkabildiğimiz nesil şuurunu artırabilmek hedefimiz olmalıdır.

Duygularını, düşüncelerini ve hayatını bir arada yaşamasını başarmış, kaynaşabilen, paylaşımcı ve mutlu aile yapıları kurabilmeyi diliyorum. Çünkü aileyi yuva yapabilmenin yolu, tüm aile fertlerini mutlu etmekten geçmektedir. Bu yoldan yürüyebilenlere ne mutlu. O mutluluğu yakalayabilenler ise ne kadar nasiplidir…

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ