HASBİHAL / Kalbin Sükûnetidir Hilm

  • 04 Şubat 2026
  • 13 kez görüntülendi.
HASBİHAL / Kalbin Sükûnetidir Hilm
REKLAM ALANI

HASBİHAL
Kalbin Sükûnetidir Hilm
Davut ZAT

İnsanoğlunun iç dünyası, fırtınaların hüküm sürdüğü bir arenadır. Kalbi, bazen bir kılıç gibi keskinleşir. Öfke, haksızlık, kırgınlık ve sert sözler hapis olduğu yerden gün yüzüne çıkmak için fırsat kollar. Hepsi de birer bıçak sırtı gibidir. Öyle anlar da vardır ki, kelimeler dilin ucunda bir hançer gibi bekler. Bir adım daha atsan, kendi yüreğini bile yaralayacak sözler dökülecektir dudaklarından. İşte tam o an, insanın içinden sağduyulu bir ses yükselir; “Sus ve sabret. Bırak zaman konuşsun. Allah var, gam tasa yok!”
Yüreği ilimle, ahlâkla, ibâdet ve mâneviyatla dolu olanlar bu amansız kasırgalara rağmen dingin ve sakin kalmayı başarırlar. İşte o sağlam yüreklilerin sırrı, hilm erdeminde saklıdır.
Yüce dinimiz İslam, insan karakterinin olgunlaşmasını ve ahlâkî ölçülerle donanmasını hedef olarak belirler. İşte bu ahlâklardan birisi de hilm’dir. Yani, yumuşak huylu olmak… Müslüman bir kulun yaşantısında ve davranışlarında bulunması gereken önemli erdemlerden biridir. Ahlâkın kemal yolculuğunda en kıymetli vasıflardan biri olan hilm, en zarif ve derin mânâlardandır.
Kur’an-ı Kerim, Allah-u Zülcelâl’in isimlerinden biri olarak “el-Halîm”i zikreder. Bu isim, O’nun kullarının hatalarına karşı sabırlı, cezalandırmakta aceleci olmayan ve affediciliği önceleyen sıfatını vurgular. Kitab-ı Kerimde; “Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah-u Teâlâ Ğanî’dir, Halîm’dir.” (Bakara; 263) buyruluyor. Sabır; anlayış, hoşgörü ve öfke kontrolü gibi özellikleri kapsar. Hilm ise bireyin nefsini dizginlemesini, zorluklar karşısında sakinliğini korumasını, temkinli olmasını ve affediciliği benimsemesini ifade eden üstün bir ahlâktır. Uzaktan bakıldığında narin bir çiçek gibi görünebilir. Ancak kökleri, insanlığın en derinlerine inmiş, sarsılmaz bir duruş gücünü besler. Bu erdem, kişinin olumsuzluklar karşısında irade ve dengesini kaybetmeden zor zamanlarını atlatabilme yeteneği olarak karşımıza çıkar. Çoğu zaman sabrın kardeşi, hoşgörünün ise adeta bir ikizi gibidir.
Tasavvuf yolculuğundaki hilm ise nefsi terbiye sürecinde önemli bir durak olarak kabul edilir. Bayezid-i Bestâmî, Allah onun sırlarını yüceltsin; “Hilm, Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmaktır.” diyerek bu kavramın Allah’ın bir sıfatı olduğunu vurgulamaktadır.
“Af Yolunu Tut!”
Modern çağın kalabalığında hilm, bir vâhâ gibidir. Sosyal medyanın linç kültürüne inat, bir paylaşıma cevap yazmadan önce üç nefes almaktır. Trafikte korna sesleri arasında, önümüze direksiyon kıran arabaya el sallamaktır. Evde çocuğun dağıttığı oyuncaklara sinirlenmek yerine, onun masumiyetini seyre dalmaktır. Öfke anında yükselen sesi kısmak, hakaret yerine gülümsemeyi seçmektir. İşte bu ahlâk hali, kalbî terbiyenin en kadim yöntemi değil midir?
Hilm, bir dervişin hikmete teslimiyeti misalidir. İnsanın iç âlemini sarsmadan sakinleştiren bir disiplin, kırılganlıklarımızı güce dönüştüren bir iksirdir…
Kuran-ı Kerim’de Yüce Allah Celle Celalühü; “Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve kendini bilmezlere aldırma.”(Araf; 199) buyuruyor. Demek ki güzel ahlâkın büyüyüp yeşerdiği yer, kalplerin derinliğidir.
Tarih, hilm ile kılıcı aynı kılıfta taşıyanların hikâyeleriyle dolu değil midir? Hiç kuşku yok ki, “Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” (Muvatta,Hüsnü’l Halk: 8) buyuran Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem bu vasfın en büyük mimarıdır.
Efendimiz aleyhisselatu vesselam Mekke’ye girerken yüzünde bir tebessüm, dilinde af çiçeği vardı. O gün, Fetih Suresi’nin yankısı ile yürüdü. Kâbe’nin eşiğinde, yıllarca kendisini yaralayanlara döndü ve dedi ki; “Gidiniz, serbestsiniz!” Bu cümle, bir devrin kibrini yerle bir ediyordu. Zira hilm, zaferin en keskin silahıydı. Bu duruş karşısında o topluluktan iman eden nice insan olmuştu.
İmam Gazâlî Allah ondan razı olsun, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn adlı eserinde; “Hilm, öfkenin ateşini söndüren bir sudur. Kişi, öfke anında Allah’ın rızasını gözeterek nefsini dizginlemelidir.” diye tavsiyede buyurmaktadır. İbn Kayyim el-Cevziyye ise Medâricü’s-Sâlikîn isimli eserinde: “Sabır, musibetlere katlanmaktır; hilm ise insanların kusurlarına karşı tahammül göstermektir.” şeklinde bariz bir tanımda bulunuyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, hilm ahlâkını bizzat yaşantısıyla göstermiş ve ümmetine bu konuda da en canlı örnek olmuştur. O’nun öfke anlarında bile nasıl yumuşak davrandığını ve hoşgörüsünü koruduğunu gösteren ne kadar çok örnek vardır. Nitekim hadisi şerifte; “Güçlü kişi, güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiğinde nefsine hâkim olandır.”(Buhari, Sahih: 6114) buyurarak hilm ahlâkının vasfını ilan ediyor.
Öyle ise ne yapmalıyız? Zorluk anlarında sabretmek, haksızlığa uğradığında bile bağışlayabilmek, en çetin yollarda bile yumuşak kalabilmek olmalı ahlâkımız. Bunlar, hilm erdeminin günlük hayatta nasıl tezahür ettiğinin canlı örnekleridir.
Her zaman kolay değildir; zira dünya, insanın karşısına öfkesiyle sınanacağı pek çok durum çıkarır. Ancak hilm sahibi bir yürek, bu sınavları aşmanın yolunu bilir.
Hilm, aynı zamanda akıl, sabır ve irfanla bütünleşmiş bir merhamet halidir. İslam düşüncesinde hilm, yalnızca bir karakter özelliği değil, aynı zamanda İlâhî bir ahlâk tezahürüdür.
Günlük hayatın hengâmesi içerisinde hilm, bir anda parlayıp sönen ışık gibi de değildir. Aksine, tıpkı bir mumun karanlığı aydınlatan sakin ışığı gibi, sürekli ve istikrarlı bir rehberdir. İnsanların kalbine dokunan, onları teskin eden bir feyz, öfkenin karanlık bulutlarını dağıtan bir güneş gibidir.
“Hilm Zayıflık Değildir!”
Peki, hilm bir zayıflık mıdır? Bilakis! Nefsine hükmetmektir. Büyük tasarruf gücüdür. Yumuşak huyluluk, asla boyun eğmek değil; aksine, insan onurunu korumanın en asil yoludur. Bu açıdan hilm, sadece bireysel bir erdem değil, toplumun da temel taşıdır.
Hilm sahibi bireyler, toplumsal anlayışın, barışın ve hoşgörünün mimarlarıdır. Onların varlığı, cemiyet hayatının huzurunu ve güvenliğini temin eder. Öfke ve şiddetin yerine, sevgi ve anlayışın hüküm sürdüğü bir dünyayı inşa eder.
Hilm, susmanın asaletidir. Ama öyle sıradan bir suskunluk değil… İçinde derin bir irade barındıran, sükûneti merhametle yoğuran bir sabırdır bu.
Haklı olduğunuz hâlde sessiz kalabilmektir, hilm. Söylenecek çok sözünüz olmasına rağmen susmanın asaletine sığınmaktır. Susmanızdan anlamayanların konuşmanızdan bir şey anlamayacağını bilme ferasetidir. Sadece dilini değil, gönlünü de tutabilme bahtiyarlığıdır. Gücü kudreti olduğu halde ceza kesmeyendir. Karşılık vermekte acele etmeyen, kızgınlıkla hareket etmeyen, üzülse de üzmeyen insanın kabiliyetidir. Zulüm karşısında beddua etmeyip, karşılık verme halini hassas tartı ile ölçerek cevaplarken mazlumluğu tercih eden bir güzel ahlâktır, hilm…
Canınız acıdığında öyle kolay değildir, susmak. İnsan, kendine yapılan her kötülüğün, zulmün ve haksızlığın cevabını vermek ister. Hakkını almak, kalbini soğutmak ister. Ama hilm, intikamı zamana havale eder. Çünkü bilir ki, adaletin en saf hali, sabırla tecelli edendir.
İnsan bu ahlâka erdiğinde, başkalarının kusurlarını görmekten vazgeçer. Zira kusurları affetmek, sadece karşındakine bir lütuf değildir. Aynı zamanda kendi kalbine de bir merhamettir. Kızgınlıkla yoğrulan bir yürek, bir süre sonra kendi ateşinde yanar. Hilm ise o ateşi maneviyatın suyuyla söndüren bir sabır halidir.
Şimdi gözlerini kapat ve haksızlığa uğradığın anları düşün. Kalbinin sızladığı, yutkunarak sustuğun zamanları hatırla. İşte oradaki, o ince çizgide gizli değil midir, imtihan sırrı?
Hilm, Allah’ın seni sınadığı yerdir. Belki de sabırla gelen o suskunluk hali, Allah-u Zülcelâl’i razı edecek en hayırlı amelin, gökyüzüne yükselecek en güçlü duandır…

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ