İBRET-İ ALEM / Murâkabe Şuuru
İBRET-İ ALEM
Murâkabe Şuuru
Ahmed Özkan
إِذَا مَا خَلَوْتَ الدَّهْرَ فَلَا تَقُلْ
خَلَوْتُ وَلَكِنْ قُلْ عَلَيَّ رَقِيبُ
وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ يُغْفِلُ سَاعَةً
وَلَا أَنَّ مَا يَخْفَى عَلَيهِ يَغِيبُ
İzê mê halevte ddehre fele tekul
Halevtu ve lâkin kul aleyye rakîbun.
Ve lê tehsebennellâhe yeğfulü saaten
Ve lê enne mê yahfe aleyhi yeğîbu.
Ey yüce Allah’a iman eden mümin, yalnız başına kaldığın zaman sakın, yalnız kaldım, dolayısıyla beni kimse görmüyor deme. Aksine şunu de: “Beni murakabe edip gözetleyen biri var.”
Yüce Allah’ın bir an bile (olup bitenlerden) gafil olacağını ve gizlenen şeyin -hâşâ- ona malum olmayacağını sanma. Zira:
“Allah her şeyi görüp gözetmektedir.” (Ahzâb; 52)
“Nerede olursanız olun O(Allah) sizinle beraberdir. Allah ne yaparsanız görür.” (Hadid; 4)
Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste, Cebrail aleyhisselamın “İhsan nedir?” sorusuna Rasûlullah aleyhisselatu vesselam efendimizin verdiği cevap, hem müşahedeye hem murakabeye hem de ihlasa ve yapılanı düzgün yapmaya delildir.
“İhsan Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmendir, eğer sen onu göremiyorsan o seni görür.” (Mişkât ül Mesâbîh: 1/108)
Yani yüce Allah’ı görüyormuş gibi ibadet edemiyorsan, O’nun seni gördüğüne inanarak ibadet et, uyanık ol, gaflete dalma. İbadet ederken ciddi ol niyetin yüce Allah’ın rızası olsun.
Hicri dördüncü asırda yaşayan tasavvuf büyüklerinden Ebu Osman Mağribi rahmetullahi aleyh der ki:
“Ebu Hafs bana şöyle söyledi: İnsanlara vaaz etmek için oturduğunda önce kalbine ve nefsine vaaz et. Onların senin etrafında toplanmaları seni gurura düşürmesin. Onlar senin dışına bakarken Yüce Allah senin içine nazar edip murakabe ediyor.”
Yüce Allah her şeyi görüyor her şeyi biliyor.
Ey yüce Allah’ım! Bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi murakabe şuuru içinde ibadet eden, hayatın her zerresinde bu şuuru zinde ve önde tutan uyanık kullarından eyle. Âmîn.
TESLİMİYET
اَسْلِمْ تَسْلَمْ
Eslim teslem
Teslim ol kurtulursun.
Hayatta vukû bulan acılar zorluklar üzüntüler, geçmişi kabullenmemekten kaynaklanıyor. Vukû bulan korkular, tedirginlikler, ürpertiler geleceği kabullenmemekten kaynaklanıyor.
Yok olmaktan korkmak, usanmak ve ruhî bunalım içinde yaşamak, mevcudu kabullenmemekten kaynaklanıyor. Bütün bunların çaresi ve ilacı, kabul etmek ve (Yüce Allah’a, kaza ve kadere) teslim olmaktır. Ama gerektiği gibi sebeblere sarılmaktır.
Yüce Allah bu hususta şu iki Âyet -i kerimede şöyle buyurmaktadır:
“Bilakis kim iyi niyet ve davranış sahibi olarak kendini Allah’a teslim ederse Rabbinin katında onun mükafatı vardır. Öylelerine korku yoktur onlar üzülmeyecekler de.” (Bakara; 112)
“Her kim kendini iyiliğe adayarak özünü Allah’a teslim ederse sağlam kulpa yapışmıştır demektir, işlerin sonu Allah’a varır.” (Lokman; 22)
Mesela insanoğlu yüzüne bir kapı kapandığı zaman üzülür. Halbuki bütün kapılar ve bu kapıların anahtarları, kapıların ardındaki hazineler, yerde ve gökte her şey Yüce Allah’ın tasarrufundadır. Bunu böyle bilen ve inanan bir mümin ya hiç üzülmez veya kısa vadeli üzülürse de bu gerçeklerle kendini teselli eder.
وَلَاتَحْزَنْ اِذَا مَا سُدَّ بَابًا
فَاِنَّ اللهَ يَفْتَحُ اَلْفَ بَابٍ
Ve lê tehzen ize mê südde bêben,
Feinnellâhe yeftehu elfe bêbin
Bir kapı kapandığı zaman üzülme Yüce Allah her şeye kadir olarak bin kapı açar ve istediği zaman nice nice kapılar açabilir.
Ayrıca geçmişi, geleceği ve şimdiki hali kabullenmemek bir mümin için çok ciddi sıkıntılara ve hayatın cendereye dönüşmesine sebep olur. Buna meydan vermemek için yüce Allah’a, kaza ve kaderine boyun eğmek, kalben teslim olmak ve yine gerektiği zaman sebeplere sarılmaktan başka çare yoktur.
Sahih-i Müslimin şartlarına uygun sahih bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:
“Yüce Allah kuluna verdiği şeylerle onu imtihana çeker. Kim Yüce Allah’ın kendisine verdiği ve taksim ettiği şeye razı olursa, Allah o şeye bereket verir ve o kulun üzerindeki nimetini arttırır. Kim de Yüce Allah’ın kendisine taksim ve takdir ettiğine razı olmazsa bu onun için bereketli olmaz.” (Es-Silsilet’us- Sahîha: 1658)
Allah’ım! Bizleri ve bütün müminleri Sana, Meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine, kaza ve kadere ahirete Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin getirdiği bütün mesajlara kesin ve samimi iman eden kulların cümlesine ilhak eyle. Âmîn.