KAPAK / İslam Hem Dünya Hem Âhiret Saadeti Vaad Ediyor

  • 24 Şubat 2026
  • 22 kez görüntülendi.
KAPAK / İslam Hem Dünya Hem Âhiret Saadeti Vaad Ediyor
REKLAM ALANI

KAPAK
İslam Hem Dünya Hem Âhiret Saadeti Vaad Ediyor
Abdullah Sofuoğlu

Allah-u Zülcelâl âyet-i kerimede buyuruyor:
مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
“Erkek veya kadın, kim mü’min olarak sâlih ameller işlerse, elbette ona (hayaten tayyibe) hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.” (Nahl; 97)
Bu âyet-i kerime Allah-u Zülcelâl’in sâlih ameller işlemeye devam eden mümin ve mümine kullarına bir vaadidir. Rabbimiz bu vaadini yaparken tekit ederek ifadelerini güçlendirmiştir. Yani “mutlaka ve mutlaka onlara vereceğiz,” diye kuvvetli ifadelerle müjde vermiştir.
Kerem sahibi Rabbimiz bu âyet-i kerimeye göre iki hayır vaad ediyor. Birinci hayır, “Onlara Tayyibe hayat yaşatacağız,” kısmıdır.
Bazı alimlere göre tayyibe hayat, ahiretteki kurtuluş ve cennettir. Zira dünya hayatında insan musibet, keder, hastalık, elem, hüzünlerden uzak olmaz. Hasan, Mücahid ve Katâde rahmetullahi aleyhim ecmeiyn gibi müfessirler hoş ve güzel hayatın yalnızca ahirette olabileceğini söylemişlerdir. (Kurtubî, el-Camiu li-Ahkâmi’l-Kur’an)
Hakiki manada bütün dertlerden kurtulup güzel ve hoş bir hayat yaşamak ancak cennette mümkün olabilir. Bu dünyada hoşa giden şeyler ancak geçici bir nimettir. Zaten akıllı insan “önümüzde son nefes imtihanı var, kabir sorgusu var, mahşer günü hesaba çekilmenin sıkıntısı var, sırat köprünün üzerindeki dehşetli korku var…” diye düşünür ve dünyadan zevk alamaz. Ancak cennete girip de melekler tarafından tebriklerle karşılandığı zaman gerçek saadete erebilir.
Allah-u Teâlâ birçok âyet-i kerimede dünya hayatının değersizliğini, asıl gerçek hayatın âhiret hayatı olduğunu bildirmiştir:
“Çünkü (akıllarını kullansalar bilirlerdi ki) bu dünya hayatı geçici bir zevk ve eğlenceden başka bir şey değildir; oysa Ahiret yurdundaki hayat, tek (gerçek) hayattır: keşke bunu bilselerdi.” (Ankebût; 64)
Bu manada ‘tayyibe hayat’ ancak cennette olabilir. Fakat bu âyet-i kerimede geçen “yaşatacağız” kelimesi aynı zamanda “dirilteceğiz,” manasına işaret etmektedir. Bu manayı esas alan bazı alimlere göre ise ‘tayyibe hayat’ dünyada verilen bir lütuftur.
Allah-u Teâlâ sağlam bir iman ile salih ameller işleyen kullarını dünyadayken de tayyibe bir hayat ile “diriltecektir.” Âyet-in devamında ‘onlara yaptıklarının karşılığını en güzeliyle vereceğiz…” ifadesi, ahiretteki mükafata işarettir. Bu tertemiz bir hayat ile ihya olup, Allah’ın razı olduğu bir hayat yaşamanın mükafatıdır.
Allah-u Teâlâ mümin kullarına ahiretten evvel dünyada da temiz ve hoş nimetler verir. Rabbimiz âyet-i kerimede dünyada da ahirette de iyilik istemeyi tavsiye etmiştir:
“Ey Rabbimiz, bize dünyada da ahirette de iyilik ver. Bizi ateş azabından koru.” (2 Bekara/201)
Temiz ve Hoş Hayat
Arapça da “hoş ve lezzetli olmak” anlamındaki tîb kökünden türeyen tayyibe kelimesi, temiz, güzel, faydalı ve hoş şeyleri ifade eder. Kelimenin zıt anlamlısı habîstir. Yani kötü, pis, iğrenç ve zararlı manasına gelir.
Kur’ân-ı Kerim’de tayyib ve habis kelimeleri karşıt olarak birçok yerde kullanılmıştır. Rızık için kullanıldığı zaman tayyib helâl, temiz ve yararlı şeyleri habis, Allah’ın haram kıldığı insanlara zarar veren, kötü murdar şeyleri işaret eder:
“…Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; yine onlara temiz şeyleri (tayyibât’ı) helâl, pis şeyleri (habisât’ı) haram kılar…” (A’raf; 157)
Mümin kullar Allah’ın emir ve nehiylerine uymakla habis şeylerden muhafaza olurlar, temiz ve faydalı şeylerle rızıklandırılırlar.
İnsan helâl lokma yemekle vücudunu temiz gıdalarla beslemiş olur. Helâl lokmadan aldığı kuvvet ile sâlih ameller işlemek ona nasip olur ve ondan kabul buyurulur. Böylece hayatı boşa geçip gitmez, bereketli faydalı, tayyibe bir hayat olur. Heba olup giden bir hayat içinde çürüyüp gitmemiş, hayatını ihya etmekle kendini de ihya etmiş olur.
Müminin kalbi “kelime-i tayyibe” ye iman etmekle ihya olmuş, dirilmiştir. İnsanı asıl dirilten, bu fani hayatında ebedî hayatını kazandıran ve kazançlı ameller yapmasına güç kuvvet veren Allah’ın indirdiği vahye iman ederek dirilmesidir.
Rabbimiz bunu bir misalle açıklar:
“Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz (kelimetü’n- tayyibe), güzel bir ağaç (şecerâtü’n-tayyibe) gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir. Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alıp-düşünürler. Kötü bir sözün (kelimetü’n-habise) örneği ise, kötü bir ağaç gibidir: Onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıştır. Allah, iman edenlerin durumunu sapasağlam ve dosdoğru bir sözle), hem dünya hayatında ve hem de ahirette sağlamlaştırır; Zalimleri ise sapıklık içinde bırakır. Çünkü Allah dilediğini yapar.” (İbrahim; 24-27)
Müfessirlerden İbni Kesir rahmetullahi aleyhe göre âyette geçen (kelimetü’n- tayyibe) ‘güzel bir söz’ ‘Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik yapmak, ‘güzel bir ağaç’ nitelemesi de ‘mü’min’ anlamındadır. Şehâdet kelimesinin kökü müslümanın kalbinde yerleşir, güzel amel olarak ta göklere yükselir. Kötü söz ise, küfür sözüdür, inkârcılıktır. (İbni Kesir, Muh. Tefsir, 2/296-297)
Allah-u Zülcelâl kalbini iman ile ihya ettiği kullarını tertemiz, güzel bir hayat tarzına, makbul bir kulluk hayatına iletir:
“Şüphesiz yolun en güzeline (tayyib’e) iletilmişlerdir ve onlar övülen dosdoğru yola hidayet ettirilmişlerdir.” (Hacc; 24)
Tayyibe kelimesi insan için kullanıldığı zaman “kötü ahlâk ve çirkin davranışlardan arınmış, iyi davranışlarda bulunan kişi” manasına gelir.
Allah-u Zülcelâl âyet-i kerimede, mümin, muttakî, sâlih kullarını tayyib, müşrik, kafir ve fasık kimseleri habis olarak vasfetmiştir:
“Bu, Allah’ın murdar olanı (habis’i) temizden (tayyib’ten) ayırdetmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı üzerinde kılıp tümünü biriktirerek cehennem atması içindir. İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır.” (Enfal; 37)
Helâl ile Kanaat Et!
Müminler tertemiz, dosdoğru, iyi ahlaklı ve herkese iyilik yapan kişilerdir. Üstün ahlâkları ile saygı görürler, itimat kazanırlar, şerefli bir hayat yaşarlar. Dünyevî menfaatler uğruna önüne gelen her çirkinliğe bulaşan kişiler gibi rezilliğe duçar olmazlar. Helâl ve temiz olan nimetlerle yetinir, kendilerini çirkinliklerden muhafaza ederler.
Bu manada tayyibe hayat kanaatkarlık manasında da açıklanmıştır. Hz. Ali radıyallahu anh onu kanaat olarak tefsir edenlerdendir.
Bir mümin Allah’ın nasip ettiği rızka kanaat ettiği zaman o sade bir hayat yaşasa da mesuttur. Çünkü bu fani dünyada ihtiyacına yeterli gelen bir rızık ile kanaat eder. İnsanın ihtiyaçlarını gidermeye ve hayır işlemeye yeten mal onu azdıran fazla maldan daha hayırlıdır.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:
“Kim müslüman olursa, yeterli miktarda geçimliği bulunursa ve Allah’ın kendisine verdiğine kanaat ederse kurtulur.”( Müslim, Zühd/43) buyurmuştur.
Kanaat, gönül zenginliğidir ve iki dünya hayatında da kurtuluş vesilesidir. Bununla birlikte kanaatkâr olmak yoksul ve mahrum olmaya sebep de değildir.
Bazı alimler tayyib rızkı, “Meşrû yollarla elde edilen ve cevaz sınırları içinde kalınarak sarfedilen nimetler” olarak açıklamışlardır. (el-Müfredât, “tyb” maddesi)
Allah-u Zülcelâl takvalı bir hayat yaşayan, muhtaçlara iyilik yapan, insanlara ikram eden, Allah’ın dinine hizmet eden sâlih müminlere dünyada da nimetler verir:
“Eğer o ülkeler halkı iman etselerdi ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten hem de yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazanageldikleri ile yakalayıverdik.” (A’raf; 96)
Hidâyet En Büyük Saadet
Allah-u Zülcelâl hidayetine uyanlara dünyada da sağlık, afiyet, gönül huzuru, aile yuvasında muhabbet, hayır ve bereket verir. En önemlisi iman kuvveti verir, sırat-ı müstakime hidâyet eyler, salih amellerde istikrar verir.
İlk dönem tefsircilerinden Dahhâk rahmetullahi aleyh:
“Tayyibe hayat, Allah’ın bir müslümana itaat etmede başarı vermesidir.” Buyurmuştur.
Bir mü’mine Allah’ın emir ve nehiylerine itaat hususunda başarı verilmesi, en büyük nimettir. Çünkü kul Allah’ın hidayetine uyduğu, nefsini tezkiye ettiği ve takvalı olduğu zaman ister darlık içinde ister bolluk içinde olsun; onun hayatı güzel hayattır. İyilik yaptıkça içi huzurla dolar. Birtakım zorluklar ve imtihanlarla sınandığı zamanlarda da gönlüne tevekkül ve rıza hali verilir.
İman kalpteki bir nurdur ve insan hayata o nurla bakınca Allah’ın emir ve yasaklarında hikmet görür, seve seve uyar. Rabbimiz bir âyet-i kerimede buyuruyor ki:
“Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve ona insanlar içinde yürümesi için bir nûr verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamayanın durumu gibi midir? İşte, kâfirlere yapmakta oldukları böyle ‘süslü ve çekici’ gösterilmiştir.” (En’am; 122)
Cafer-i Sadık kuddise sırruh mümine bu dünyada vaad edilen nimet hakkında şöyle buyurmuştur:
“Tayyibe hayat, Allah’ı tanımak (ma’rifetullah) ve Allah’ın huzurunda doğru ve samimi duruştur.”
Marifetullah sahibi olan bir kul, sıkıntılarla karşılaşsa karamsarlığa düşmez, ümitli olur. Allah’a dayanır, güvenir, bu imtihanların arasından geçip selamete çıkar.
Tayyibe hayat ile ihya olmak, bu manevî nimetlerin hepsini kapsar. İslam’a uygun yaşamak büyük bir nimettir ve bu nimet insanı bu dünyada da saadete, başarıya ve itibara ulaştırır.
Eğer, “O halde neden bugün müslümanlar bu halde? Neden geçimsizlik, bereketsizlik, huzursuzluk var?” deniliyorsa o zaman demek ki biz Allah’ın hidayetine uymadığımız için bu haldeyiz.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki:
“Bir toplumda kötü kadınlar çoğalıp, zina yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş bulaşıcı hastalıklara maruz kalır. Alışverişte hile yapılırsa, geçim darlığı başlar. Zekât verilmezse yağmur yağmaz. Hayvanlar olmasaydı, rahmet yüzü görülmezdi. Dine olan bağlılık zayıflayınca, düşmanların saldırısına maruz kalınır. Dine uymayan idareciler zuhur edince, anarşi çıkar, millet birbiriyle boğuşur.” (Beyhaki, Şuabu’l-İman, 5/22, 23)
Müminler Allah’ın emir ve nehiylerine sırt çevirirse o zaman dünyada da musibetlere uğrarlar. Bundan ibret almaz, tevbe etmezlerse ahirette de perişan olurlar.
Allah-u Zülcelâl bizleri tevbe eden ve salih amel işleyen kullarından eylesin. Amin.

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ