KAPAK / Selamete Ermiş Bir Kalp İçin

  • 06 Nisan 2026
  • 20 kez görüntülendi.
KAPAK  / Selamete Ermiş Bir Kalp İçin
REKLAM ALANI

KAPAK

Selamete Ermiş Bir Kalp İçin

Abdullah Sofuoğlu

REKLAM ALANI

Allah-u Zülcelâl bir âyet-i kerimede buyuruyor ki:

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَانًا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ

“Müminler o kimselerdir ki, Allah’ın adı anıldığında kalpleri ürperir, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır. Onlar yalnızca Rablerine güvenirler.” (Enfal, 2)

Allah-u Teâlâ bu âyet-i kerimede müminlerin bazı hususiyetlerinden bahsediyor. İlk olarak da kalbî durumundan bahsetmekle kalbin önemine dikkat çekiyor.

Allah-u Zülcelâl pek çok âyet-i kerimede müşriklerin, Yahudilerin, münafıkların durumlarından bahsederken de yine kalplerine işaret ederek: “Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar…” (A’raf, 179) buyurur.

Zayıf karakterli müminlerden, fasıklardan, münafıklara meyleden, onlardan etkilenip hali değişen arada kalmış kişilerden bahsederken de yine kalplerindeki duruma dikkat çeker: “Kalplerinde bir hastalık vardır.” (Bakara, 10)

Bütün bu âyet-i kerimeler bize göstermektedir ki, Allah-u Zülcelâl Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin hadis-i şerifinde haber verdiği gibi, daima kullarının kabine bakmaktadır:

“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 10)

İnsanın Özü; Manevî Kalptir

Kalp deyince bugün çoğu insan vücutta kan dolaşımını sağlayan maddî organı anlar. Dinî ve tasavvufî eserlerde kast edilen manevî kalp ise insanın iç dünyasının merkezi ve özüdür.

Tasavvuf büyükleri kalbin insanın iç alemindeki mevkiini açıklarken ona “Rabbânî latife” ve “İlâhî cevher” demişlerdir. İman ve küfür, muhabbet ve nefret, sadakat ve hıyanet gibi inanç, duygu ve ahlâkların merkezi bu manevî kalptir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:

“…Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o iyi (doğru ve düzgün) olursa bütün vücut iyi (doğru ve düzgün) olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.” (Buhari, İman, 40) buyurmaktadır.

“Kalbi olanlar için bunda öğüt vardır” (Kaf; 37) meâlindeki âyetler kalbin iman, ilim, mârifet ve tefekkür vasıtası olduğunu ortaya koymaktadır.

Allah-u Zülcelâl bu vazifesini yapmayan kalplerin kör olduğunu (Hac; 46), taşlaşmış olduğunu (Bakara; 74; Mâide; 13; En‘âm; 43; Zümer; 22) bildirir. Bazı ayetlerde de kulun yüz çevirmesi sebebiyle kalplerin mühürlendiği (Bakara; 7; Nahl; 108; Câsiye 23), veya kilitlendiği ve üstüne perde çekildiği (Bakara; 88; En‘âm; 25; İsrâ; 46; Mutaffifîn; 14) bildirilmiştir.

Kalbi katılaşmış olmanın alameti kalbin hissetmemesi, idrak etmemesi ve Allah’ın ayetlerinden etkilenmemesidir. Görünüşte insan bedeni içinde dolaşıyor olsa da kalbi ve ruhu yönünden yiyip içmekten ve nefsani arzularından başka bir şey düşünmeyen bir canlıdır. Bu haliyle Allah’ın takdiriyle hayvan olarak yaratılmış olan canlılardan daha aşağı ve daha sapkındırlar.

Allah-u Zülcelâl hidayete tamamen sırtını çevirmiş, kalbinde hiçbir insani his kalmamış bu zümre hakkında şöyle buyurur:

“And olsun ki biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu (kendi irâdeleri ile hak edeceklerinden) cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, bunlarla idrâk etmezler; gözleri vardır, bunlarla görmezler; kulakları vardır, bunlarla işitmezler! İşte onlar, hayvanlar gibidir; hattâ daha da sapkındırlar. İşte onlar, gâfillerin ta kendileridir.” (A’râf, 179)

İmanı kalbinde yerleşmiş hakiki müminler ise kendilerine Allah’ın emir ve hükümleri anlatıldığında veya hatırlatıldığında hürmet ve muhabbetle ürperirler. Gönüllerinde Allah’ın azabından korkmanın ve mükafatlarına kavuşmayı ümit etmenin verdiği şevk ve heyecan oluşur. Allah-u Zülcelâl’in kudret ve azametini düşünmekten dolayı yürekleri titrer, ürperir. Allah’ın zikrini duyar duymaz kalpleri harekete geçer, hisleri coşar ve heyecanları artar.

Kalbi bu şekilde rakik yani hassas olan müminler kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğu zaman içtenlikle inanıp teslim olmak suretiyle imanları kuvvetlenir, kalpleri nurlanır. Böylece Allah’ın âyetlerindeki hikmetleri idrak eder, muhabbetle itaat ederler. Bu ayetlerdeki emir ve tavsiyelere uymak suretiyle kazanacakları sevapları ve manevî faziletleri düşünür, bunlara gerçekten inanır ve itaat ederler.

Zira onların kalplerinde Allah’a karşı marifet ve muhabbet her şeyden daha fazla yerleşip kök salmıştır. İman kalplerinde yerleştikçe nefsin kir ve karanlıklarını temizleyerek iç alemlerini nûrlandırmıştır. Bu nûr ile hakkı hak bilir ve uyarlar, batılı batıl bilir ve uzak dururlar.

Âyet-i kerimenin devamında, “Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler,” buyurulması, bu kalbin ulaşacağı kemâlâta işaret etmektedir. İnsanoğlu bu dünya imtihanları karşısında sık sık sebepler alemindeki inişli çıkışlı hallerle sıkıntıya uğrar. Bazen karşılaşılan imtihanlar kalpte vesveseye, şüphe ve endişeye sebep olabilir. Ama bu sıkıntı anında insana Allah’ı hatırlatan ve Allah’ın ayetlerini okuyup, açıklayıp kalbine huzur veren bir samimi kalp ehli sohbet ettiği vakit hemen toparlanır. Kalbindeki iman kuvvetlenir ve tevekkülü yerine gelir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifinde kalplerin durumundan şöyle bahsetmektedir:

“Dört çeşit kalp vardır. Kandil gibi parıl parıl parlayan pürüzsüz kalp, kılıflara sarılmış kalp, tersine dönmüş kalp ve sadece dış yüzeyden ibaret kalp! Parıl parıl parlayan kalp müminin kalbidir. Onun kandilinde nur asla eksik olmaz. Kılıflı kalp kâfirin kalbidir. Tersine dönmüş kalp hakikati tanıyıp sonra inkâr eden münafığın kalbidir. Sadece dış yüzeyden ibaret kalp ise içinde iman ve nifak bulunan bir kalptir. Bu kalpteki iman, temiz suyla beslenen bir bitki gibi, nifak ise irin ve kanla beslenen bir yara gibidir. Artık hangi özellik diğerine baskınsa kalpte o galip gelir.”  (Müsned, 17/11129)

Kalp Değişkendir

Kalbin bir özelliği de değişken olması, hâlden hale geçmesidir. Bu husus duygu, düşünce ve inançların değişmesini beraberinde getirir. Bundan dolayı Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:

“Ey kalpleri değiştiren, evirip çeviren Allahım, kalbimi dinin ve tâatin üzerine sabit kıl” şeklinde dua ederek ümmetine bu duayı tavsiye etmiştir. (Tirmizî, Daavât, 89, 124)

Kalbin değişken olması, her türlü tesire açık olmasındandır. Bu sebeple tasavvuf yolunda kalbin temizlenmesine çok önem verilir. Bütün hayırların başı kalbi temizlemektir. Çünkü doğru söz sağlam ve güzel fiil ancak temiz kalpten çıkar.

Kalbin halden hale dönmesi çoğu insan için büyük tehlike kaynağıdır. Çünkü müminler kalplerinin muhafazası hususunda nefisle, şeytanla ve şeytanî insanlarla son nefese kadar devamlı mücahede halinde olmalıdır. Ancak kuvvetli imanla, takvâ ile, ibâdet ve zikirle kalbini devamlı kontrol altına alanlar Allah’ın huzuruna kalb-i selim ile varabilirler.

Kalb-i selim, selamete ermiş kalp demektir. Mümin için hayatta ulaşılması hedeflenen nokta budur.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem selamete erişmiş kalp hakkında şöyle buyurmuştur:

“Allah’tan korkan, tertemiz kalptir. Bu kalpte günaha, zulme, kine, hasede yer yoktur.” (İbn Mace, Zühd, 24)

Allah-u Zülcelâl Kur’ân-ı Kerim’de Hz. İbrahim aleyhisselamın duasını bize örnek göstermektedir:

“(Rabbim!) İnsanların diriltilecekleri gün beni rezil rüsvâ eyleme! O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah’ın huzuruna tertemiz bir kalple gelenler kurtulur!” (Şuara, 87-89)

Cenab-ı Hak Hz. İbrahim aleyhisselamın bu duasını kabul etmişti.

“Hani o, Rabbine selim bir kalple gelmişti.” (Saffat, 83) âyet-i kerimesi ile onun bu duasının ve gayretinin karşılıksız kalmadığı haber verilmiştir.

Elbette sadece duasıyla değil bütün bir hayatını Allah’ın yolunda, tevhid mücadelesiyle geçiren İbrahim aleyhisselamın bu uğurda ateşe atılsa bile yolundan dönmediği anlatılır. Allah’ın emirlerine itaat hususunda oğlunu kurban edecek kadar teslimiyet sahibi olan Hz. İbrahim aleyhisselam, kalb-i selim sahibi olmanın kuru bir iddia olmadığını her haliyle ispat etmiştir.

Ebedî Kurtuluş İçin Takvâ

Bilhassa günümüz şartlarında kalb-i selim sahibi olarak son nefesi vermek Müslümanlar için en büyük meseledir. Zamanın şartları erkek, kadın, genç yaşlı bütün insanları gaflete ve dünyevileşmeye sürüklemektedir. Bu zamanda kalbin her türlü fitne ve fesattan korunması ömürlük bir mücadele gerektirmektedir.

Nefis ve şeytanın devamlı dünyevî arzu ve meşgalelere sürüklediği kalbimizin tedavi edilebilmesi ve hassasiyet kazanabilmesi ancak ibâdet, zikrullâh, rûhânî sohbetler ve güzel ahlâk ile mümkündür.

Ramazan ayı ve bu ay vesilesiyle ibâdet hayatımızın canlanması kalplerimizin ihyası ve yeniden hassasiyet kazanması için büyük bir fırsattır.

Rabbimiz orucun farz kılınmasındaki asıl hikmetin kalplerde takvâ halinin yerleşmesi olduğunu haber vermektedir:

“Ey iman edenler, sizden önceki (ümmet)lere de yazıldığı gibi, oruç size de yazıldı (ve farz kılındı); umulur ki (bu sayede kötülük kirlerinden ve nefse esaretten) sakınırsınız (ve takvaya ulaşırsınız)…” (Bakara; 183)

Takvâ hali ki Allah-u Teâlâ’nın katında gerçek üstünlük ölçüsü ancak odur. Cenâb-ı Hak buyurur:

“…Şüphesiz ki Allâh indinde en değerli olanınız, takvâ bakımından en üstün olanınızdır!..” (el-Hucurât, 13)

Takvâ hâli kalb-i selim sahibi olmanın en önemli şartıdır. Ebedî kurtuluş için büyük öneme sahip olan bu hali nasıl kazanacağımızı Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle haber vermiştir:

“Kalbini yalnızca imana tahsis eden, kalbini selim, dilini sadık, nefsini doymuş, ahlâkını düzgün kılan ve kulaklarını hak yolunda haberci, gözlerini kalp izinde bekçi kılan kişi kurtuluşa ermiştir. Kalbini, ilahi güzelliklerin dolup taştığı bir kap haline getiren kişi kurtuluşa ermiştir.” (Müsned, 35/21310)

Ramazan ayı bu hâli kazanma ve son nefese kadar muhafaza etme gayreti için emsalsiz bir vesiledir.  Ramazan ayından sonra da bu halin muhâfazası için ibâdet ve virdlerde devamlı olmak, sâdıklarla beraber olmak, Allah dostlarının muhabbeti ve sohbetiyle kalpleri devamlı cilalamak şarttır.

Allah-u Zülcelâl bizleri devamlı kalbine bekçilik eden ve onu tevbe ile, zikirle, güzel sohbetlerle ve muhabbetlerle ihya eden kullarından eylesin. Amin.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ