GÖNÜL SOHBETLERİ / İnsan Dünyada Ne Yaparsa Âhirette Onunla Karşılaşacak!

  • 25 Haziran 2026
  • 72 kez görüntülendi.
GÖNÜL SOHBETLERİ / İnsan Dünyada Ne Yaparsa Âhirette Onunla Karşılaşacak!
REKLAM ALANI

GÖNÜL SOHBETLERİ
İnsan Dünyada Ne Yaparsa Âhirette Onunla Karşılaşacak!
Seyda Muhammed Konyevi -KS-

Allah-u Zülcelâl âyet-i kerimede buyuruyor;
“Erkek olsun, kadın olsun, kim imanlı olarak sâlih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl; 97)
Allah-u Zülcelal, “Kadın olsun erkek olsun mümin olarak “Kim âhiret gününe inanıyorum” diyerek amel-i sâlih yaparsa, Allah-u Zülcelâl hem dünyada hem âhirette ona güzel bir hayat inşâ edeceğiz ve nasip edeceğiz buyuruyor.
Kul, dünyada ne yaptı ise Allah-u Zülcelâl hepsini âhirette önüne açacak ve kuluna gösterecektir. Âhirette ne ile karşılaşacaklarsa dünyada kullarına beyan buyuruyor. İnsan, bu dünyada iyilik yaparsa iyiliği, kötülük yaparsa da kötülüğü karşısına çıkacaktır. Ancak yaptığı günahtan samimi bir şekilde tevbe ederse Allah-u Zülcelâl es-Settar’dır, kulunun ayıp ve günahlarını örtüyor, kıyamet gününde başka kullarına göstermez.
Görüyoruz değil mi, bazı kişiler Allah-u Zülcelâl’den hep gafildir. O’na vuruyor, bunu kırıyor, dünya hayatında katil oluyor, hırsız oluyor; Allah-u Zülcelâl ona güzel bir hayat nasip etmiyor. Bir kişi de tevbe edip Allah-u Zülcelal’e layıkıyla kul olduğu zaman ise Allah-u Zülcelâl onu ölünceye kadar selametli olarak yaşatıyor. Kıyamet gününde de dünyadaki hayatı gibi saadet ve selamet veriyor ve güzel bir hayat nasip ediyor. Öbürüyse cana kıymış, kan dökmüş, günahlara bulaşmış ama tevbe de etmiyor, birisi de onun kanını dökecek belki. Öyle bir kimse için tevbe etmediği takdirde ne âhiret vardır ne dünya! İşte amel-i sâlih böyledir, tevbe ile insanın hayatı böyle değişiyor.
Allah-u Zülcelâl, bir kişiye amel-i sâlih nasip ettiyse o kişi ferahlansın, çok şükretsin, kıymetini bilsin. Allah ona hizmetle ikram etmiş ve O’nun için çalışmayı ona nasip etmiş. Ama korkmak lazımdır, “Ya Allah-u Zülcelâl bana gazab edip, benden lütuf ve ihsanlarını alırsa,” diye, dertli olmamız ve kendimize dikkat etmemiz lazımdır.
Mümin, kıyamet gününde ne ile karşılaşmak istiyorsa ona göre hazırlık yapması lazımdır. Nasıl ki bir talebe, sene sonundaki imtihanı için kendini hazırlamazsa sınıfta kalıyor, perişan oluyorsa; kıyamet gününü düşünüp hazırlanmayanların hali de aynen öyledir. Eğer kıyamet gününde Allah’ın huzuruna çıkacağımızı düşünmezsek, sâlih amel yapmazsak, Allah’ın rızasını kazanmak için uğraşmazsak, o şekilde kıyamet gününde perişan olacağız.
Bakın, hepimiz bir gün gideceğiz bu dünyadan! Bakın, Hz. Musa aleyhisselam da gitti, Firavun da… Ama nasıl gittiler? Aynı zamanda yaşıyorlardı; Hz. Musa aleyhisselam Allah’ın Resulü, Allah’ı seven, Allah’ın emirlerini yerine getiren bir kuldu ve öyle gitti. Firavun ise düşmandı; o da öyle gitti.
Bu dünyadan gittiğimiz zaman yeni bir hayat başlıyor bizim için. Ama bu dünya hayatı gibi değil, bitmiyor. Bu dünya hayatı çok kısa bir hayattır, âhiret ise ebed-il ebed, bakidir. Onun için daha fazla gayret göstermemiz lazımdır. Böyle yaptığımız zaman Allah-u Zülcelâl de razı oluyor bizden…
O Gün Hiçbir Şey Gizli Kalmaz!
Allah-u Zülcelâl, bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:
“O gün (hesap için Allah’a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.” (Hakka; 18)
Ne kadar gizli yaparsak yapalım, hiçbir amelimizi Allah-u Zülcelâl’den saklayamayız. Ne kadar amelimiz, niyetimiz varsa Allah-u Zülcelâl onları biliyor, hepsini kıyamet gününde yüzümüze vuracaktır. Bu ayet-i kerimede çok büyük bir zecir, yani kötüleme ve yasaklama vardır.
Onun için Allah-u Zülcelal’in bize verdiği bu zamanın kıymetini bilelim; kendimizi perişan etmeyelim, Allah-u Zülcelâl’in rızasını kazanmaya gayret edelim.
Önümüzde çok dehşetli olaylar vardır. Allah-u Zülcelâl hepsini Kuran-ı Kerim’de bize bildiriyor.
Hz. Peygamber sallallahu-u aleyhi vesellem hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: ,
“Ümmetimin ömrü altmış, yetmiş yıl arasındadır.” (Tirmîzî, Deavât 101)
Çoğu insanlar altmış ile yetmiş arasında gidiyorlar. Onun için ömrümüz çok azdır. Nuh aleyhisselamın ümmeti bin sene dünyada kalıyorlardı, bizim o kadar ömrümüz yok. Görüyoruz ki birimiz ölüyor, götürüp toprağa gömüyorlar. Bu kadar gözümüzün önünde oluyor ama Allah bizi böyle yaratmış, sanki biz ölmeyecekmişiz gibi gafil davranıyoruz. Hazırlık yapalım, zayi etmeyelim ömrümüzü.
Fırsatı Değerlendirelim
Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede buyuruyor:
“Peki inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabileceksiniz?” (Müzemmil, 17)
Âhiret günü, o günün şiddetinden çocukların saçları beyaz oluyor. Biraz düşünürsek, o günün ne kadar korkunç ve dehşetli bir gün olduğunu insan anlayabiliyor.
Onun şiddeti, onun sıkıntısı böyle olduğu için, bu dünyada o gün için ibâdetle, tâatle, zikirle Allah’ın rızasını kazanmak bizim için büyük bir fırsattır. Eğer biz Allah-u Zülcelâl’i razı etmek için uğraşırsak o zaman her şey bizim için kolay olacak, inşaallah.
Bu âhiret manzaralarını gözümüzün önünde canlandıralım, hiç unutmayalım. Bize âhireti unutturmak isteyenlere fırsat vermeyelim. Bunun için de bu âhiret manzaralarını düşünmek lazımdır, bize bunları hatırlatan sohbetlere gitmek lazımdır. Çünkü bu kalbimizin tedavisidir.
Bakın, bir insanda iman varsa mutlaka âhiret için hazırlık yapmak ister. Herkes bunları yapmak istiyor ama nasıl ki insan zahiri, ağır bir hastalığa müptela olduğu zaman ayağa kalkmak istiyor ama kalkamıyorsa, yürümek istiyor, yemek istiyor ama yürüyemiyorsa aynen manevi olarak da hasta olunca öyle oluyor. İnsanda manevi hastalık olunca da amel-i sâlih yapmak istediği halde yapamıyor. Allah’ın muhabbetinden, Allah’ın emir ve nehiylerine uyarak itaatinden geri kalıyor. Öyleyse biz zahiri olarak hasta olunca nasıl tedavi oluyorsak manevi olarak hasta olunca da öyle tedavi olalım.
Eğer tedavi olursak öyle olur ki, insan ibadet, tâat, zikir, İslam hizmeti yapıyor ama haberi bile olmuyor. Ama hasta olunca ne kadar istese de gayret göstermek istese de yapamıyor.
Kalbimizin tedavisi de tevbedir. Tevbe her tedavinin başıdır. Tevbe, serumdur, iğnedir, çok büyük manevi tedavidir. İnsan önce tevbe ederse ondan sonra ibadete başlarsa kalbinin iyileştiğini hissedecektir. Onun için tevbeyi büyük fırsat bilelim, mümin kardeşlerimize de anlatalım. İbadet ve taatimizden geri kalmayalım.
Her İnsan Pişman Olacak
Öldüğü zaman, o dehşetli kıyamet manzarasını gördüğü zaman, her insan ama her insan, mutlaka pişman olur, “Ya Rabbi beni dünyaya geri gönder de ben salih ameller işleyeyim,” der.
Herkes bunu söyleyecektir. Dünyada salih ameller yapanlar, “Keşke daha fazla yapsaydım,” diyecekler. Yapmayanlar da “Keşke tevbe etseydim de salih ameller yapsaydım,” diyeceklerdir.
İşte o pişmanlık daha gelmemişken sanki ölmüşüz, âhiret âlemini görmüşüz gibi, o şekilde düşünelim, ibadete sarılalım ki Allah-u Zülcelâl de kıyamet günü bize rahmetiyle muamele etsin. Biz elimizden geldiği kadar gayret edersek, bilhassa Allah-u Zülcelâl’den istersek, bu Allah’ın bize mağfiret etmesine, affetmesine vesile olacaktır, inşaallah.
Kul Allah’tan ne isterse Allah onu verir. Kimisi dünyayı istiyor, dünya için çalışıyor, Allah veriyor. Kimisi de hem dünyada hem âhirette istiyor. Ayet-i kerimede buyrulduğu gibi:
“Onlardan bir kısmı da: ‘Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!’ derler.” (Bakara, 201)
Asıl önemli olan âhirettir çünkü dünya geçicidir, bitecek. Görüyoruz, bir arazide buğday ekiyorsun, kuruyor, biçiyorsun. İnsanlar da öyledir. Bizden öncekiler ihtiyar olmuşlardı, şimdi hiçbiri yok dünyada. Sayıyorum sayıyorum, bakıyorum hiçbiri kalmadı. Hepsi biçildi. Böyledir dünya yani. Böyle olduğu için âhiret mühimdir. Bunun için elimizden geldiği kadar âhireti isteyelim.
Günah işlemekten korkalım, sevap yaptığımız zaman ferahlanalım. Fudayl bin Iyaz büyük bir zattı. Diyor ki, Bir gün ben bir kişiyi gördüm. Üzerinde ince bir elbise vardı. Hava da o kadar soğuktu ki, sert, buzlu bir hava. Ama bakıyorum adamdan öyle bir ter akıyor ki, sanki yaz günlerinin sıcağı gibi. Şaşırdım,
“Nedir bu halin?” dedim. Dedi ki,
“Bir zamanlar bir adam burada günah işliyordu. Ona mâni olmayı istedim ama yapamadım. Ne zaman buraya gelsem, o aklıma geliyor, o yüzden Allah’ın korkusundan böyle ter içinde kalıyorum.”
O da Allah’ın bir kuluydu biz de Allah’ın kuluyuz. Niye o, o kadar Allah’tan korkuyordu, hayâ ediyordu, biz niye korkmayacağız? Allah’tan isteyelim. Allah-u Zülcelâl bize de öyle güzel hal verecek inşaallahu Teâlâ.
Kalbimize Baktığı Zaman…
İnsanın kalbi birdir, Allah azze ve celle hiç kimsenin içinde iki kalp yaratmamıştır. Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki:
“Allah, hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır.” (Ahzab; 4)
Öyleyse Allah-u Zülcelâl kalbimize baktığı zaman kendi muhabbetinden sevgisinden başka bir sevgi görmesin. Eğer kalbimize şeytandan bir vesvese, nefsin hilesi gelirse hemen Allah’a yönelelim: “Ya Rabbi, ben bunları istemiyorum, Seni istiyorum ya Rabbi, muhabbetini istiyorum, beni bunlarla meşgul etme” diye, Kerim ve Vehhab olan Rabbimize yalvaralım.
Allah dostlarından birisi bir kuyudan abdest almak istemiş. Su almak için kuyuya kovayı atmış, çektiğinde görmüş ki su değil altınla dolu kova. Tekrar kuyuya geri atmış kovayı; “Ya Rabbi, ben altın istemem, rızanı isterim, Senin aşkını ve muhabbetini isterim” demiş. Hele bakın, Allah-u Zülcelâl onu o altınla imtihan ediyor, o ise “Seni istiyorum” diyor. Biz de böyle olalım, dünyanın, dünya metâının bizi aldatmasına izin vermeyelim.
İşte onlar Allah’ın kudret ve azametini bildikleri için böyle diyorlardı. Allah layıktır bu fedakârlıklara. Her şeyin sahibi Allah-u Zülcelâl’dir; cennetin cehennemin, dünyanın, benim, kalbimin, her şeyin sahibi. Ben ise acizim, faniyim, fakirim” dememiz ve Rabbimizin emirlerine teslim olmamız lazımdır.
İnsanın Allah-u Zülcelâl’in takvasına müşteri olması lazımdır. Takvalı olmak, Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve gazab edeceği şeylerden sakınmak demektir. İşte insan bunu yaptığı zaman Allah-u Zülcelâl ona yardımcı olacak, onun bütün dertlerine derman gönderecek, rızık bakımından da ummadığı yerden kapılar açacaktır o kimseye.
Bazıları, “Borçluyum, dertliyim” diyorlar. Oysa onu bu derdinden kurtaracak olan Allah’tır. Allah’tan istemesini bilsinler yeter ki… Allah-u Zülcelal, hangi emri varsa bizi onu yerine getirirken görsün; Allah’ın gazap ettiği günahlar da nerede yapılıyorsa, Allah bizi orada görmesin. Böyle olup isteyelim Allah-u Zülcelal’den yeter ki… Rabbimiz cömerttir, ummadığımız yerden kapılar açar bizlere…
Kişi aklıyla düşündüğü zaman zaten böyle yapacaktır, ama biz aklımızı bir kenara koyuyor, nefsimiz ne derse onu yapıyoruz. İşte ondan kaybediyoruz. Eğer aklımızı çalıştırsak daima iyi işleri yaparız, kötü işlerden sakınırız. Akıl, iyi işleri yapmanın aletidir.
Her zaman diyorum bunu, bir marangoz, testeresini, keserini bir yana koysa ve, “Ben pencere yapacağım, kapı yapacağım,” dese yapabilir mi? Yapamaz. Aleti olmadan, eliyle nasıl yapacak? İşte akıl da böyledir. Eğer aklı kullanacak olursan günah yapman, sevap yapmaman mümkün değildir. Çünkü bu nefesler bir gün bitecek, önümüze gelecek olan âhiret hayatı ise bitmeyecek.
Bak bu dünya hayatı geçici olduğu halde zengin olmak istiyorsun, evin güzel olsun istiyorsun, çeşit çeşit erzaklar almak istiyorsun. Öyle değil mi? Geçici hayatta böyle isteyip de ebedi olan, hiç bitmeyen hayatta, “Ne olursa olsun” demek akıl karı mıdır?
Böyle yapmak, aklı bir yana atmaktır. Marangozun aletlerini bir köşeye atması gibi aklı böyle bir kenara atarsan, o zaman nefis devreye giriyor, bizi cehenneme doğru götürüyor, Neuzubillah.
Hepimiz adeta bir otobüsteyiz, o otobüs bizi doğru kabrin kapısına götürüyor. Şu anda götürüyor bizi. Uyusak da uyanık olsak da gidiyoruz. Gafil kalmayalım.
Allah-u Zülcelâl hepimize; razı olacağı amel-i salih nasip etsin, nefsimize teslim etmesin ve fazlı keremiyle af ve mağfiret etsin.

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ