HİKMET PINARI / Salâvât-ı Şerife’nin Faziletleri

  • 04 Mayıs 2026
  • 170 kez görüntülendi.
HİKMET PINARI / Salâvât-ı Şerife’nin Faziletleri
REKLAM ALANI

HİKMET PINARI

Salâvât-ı Şerife’nin Faziletleri

Hayrünnisa Hanım

REKLAM ALANI

Allah-u Zülcelâl âyet-i kerimede Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem üzerine salât getirdiğini ve meleklerinin de O’nu medh ederek yücelttiğini bildirir ve ‘’Ey müminler, siz de Resulullah’ın üzerine salât edin ve selam verin’’ diye emir buyurur:

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ ۚ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا   

“Gerçekten, Allah ve melekleri, Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât ediniz, selâm veriniz.” (Ahzab; 56)

Allah-u Zülcelâl’in, meleklerin ve müminlerin Resulullah Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’e salâtı vardır.

Allah-u Zülcelâl’in Resulullah Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’e salâtı, O’nu en yüce makam olan mele-i a’lâda medh etmesi ve yüceltmesidir.

Meleklerin salâtı, Resulullah Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellem için dua etmeleri ve O’nun kadrinin ve şanının yüceltilmesini Allah-u Zülcelâl’den istemeleridir. Onlar, Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’i medh ederek Allah-u Zülcelâl’den O’nun şanını yüceltmesini talep ederler.

Ve ayette Allah-u Zülcelâl; “Ey müminler topluluğu, siz de Resulullah’ın üzerine salât getirin, selam getirin ve “Allahümme salli ala seyyidina Muhammed” deyin,” buyurmaktadır.

Buyrulmuştur ki: Bu ne büyük bir fazilettir. Resulullah Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in, Allah-u Zülcelâl tarafından meleklerin içinde, en yüce makamda medh edilmesi ve meleklerin de daima O’nun makamının yücelmesi için dua etmeleri ne büyük bir şereftir. Bundan daha büyük bir şeref ve daha yüce bir makam düşünülebilir mi?

Allah-u Zülcelâl’in, kendi Resulü olan Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’e salât etmesi ve temiz, pak, iyilik sahibi olan meleklerin de O’na -aleyhisselatu vesselam- salât getirmeleri ne büyük bir şereftir. Bundan daha büyük bir şeref var mıdır?

İşte bizler de Resulullah Efendimiz aleyhisselatu vesselamın ümmeti olmak yönüyle bu büyük şereften nasiplenmiş bulunmaktayız.

Beşerin Salâtı Nasıldır? O Nasıl Bir Anlam Taşır?

Buyrulur ki, Allah-u Zülcelâl’in Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme salât etmesi ile bizim O’na -aleyhisselatu vesselam- salât etmemiz aynı değildir. Bizim salât etmemiz, Resulullah Efendimiz’in sallallahu aleyhi vesellem kadrini ve kıymetini artırmaz. Bu, kul için bir kadir, kıymet ve şereftir.

Biz, Resulullah Efendimiz aleyhisselatu vesselama salât getirmekle şereflenmiş oluruz. O’na -aleyhisselatu vesselam- getirilen salât vesilesiyle kulun derecesi Allah-u Teâlâ’nın katında yükselir. Bir kimse Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’e bir kere salât getirdiğinde, Allah-u Zülcelâl o kuluna on katıyla karşılık verir ve onun üzerine on salât eder.

Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:

“Her kim benim üzerime bir kere salât getirirse, Allah-u Zülcelâl onun üzerine on salât getirir.” (Müslim, Salât 70)

Yani Allah-u Zülcelâl ona on rahmet indirir, onu rahmetine mazhar kılar. Salâtın manası da budur.

Talha el-Ensârî radıyallahu anh rivayet eder:

Bir gün Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem geldi. Yüzünde sevinç ve tebessüm görülüyordu. Bunun üzerine sahabeler dediler ki: “Ya Resulallah, yüzünde bir sevinç görüyoruz. Bunun sebebi nedir?”

Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:

“Bana Cebrail aleyhisselam geldi ve dedi ki:

“Ya Muhammed, Rabbinin seni razı etmesi seni hoşnut etmez mi? Senin ümmetinden hiç kimse yoktur ki sana salât getirsin de Allah-u Zülcelâl onun üzerine on salât getirmiş olmasın. Ve sana selam getiren hiç kimse yoktur ki Allah-u Zülcelâl onun üzerine on selam getirmiş olmasın.” (Nesâî, Sehv 55)

Bu, Cebrail aleyhisselamın Resulullah Efendimize sallallahu aleyhi vesellem getirdiği bir müjdedir. Salât, rahmettir. Selam ise Allah-u Zülcelâl’in huzurunda, Celâl katından gelen bütün güzellikleri, iyilikleri ve duaları içine alır. Bu yüzden birbirimize selam vermeyi Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bize tavsiye eder.

Sonra devamında Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Allah-u Zülcelâl’in, ümmetinden bir kimsenin kendisine bir salât getirmesi karşılığında o kul üzerine on salât getirmesi şeklindeki ilâhî lütfuna razı olduğunu buyurmuştur.

Buradan anlaşıldığı üzere, salât getirmekle asıl nasiplenen kulun kendisidir. Mümin, Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme salât getirmekle O’nun -aleyhisselatu vesselam- şerefine nispetle şereflenir. Allah-u Zülcelâl de bu salâta karşılık kuluna rahmet eder ve rahmet kapılarını açar.

Bu sebeple, Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme salât getiren kimse, bunun bereket ve faziletinden en büyük nasibi elde eden olur.

Bilhassa Cuma Günleri…

Her türlü tahiyyatlar, hamd, senalar, selamlar ve bütün iyilikler, yapılan ibadetler, güzellikler ve medihler yalnızca âlemlerin Rabbi olan Allah-u Zülcelâl içindir.

Salât, selam, tahiyyat, ikram, hürmet Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem içindir.

Ebu Derda radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Cuma günü bana çokça salâvât getirin. Çünkü o gün hazır bulunan ve şahitlik edilen bir gündür. O gün bir kimse bana salât getirdiğinde, onun salâtı mutlaka bana arz olunur. Kişi salâvât getirmeye devam ettiği müddetçe, bulunduğu hâl üzere salâvâtı bana arz edilmeye devam eder.” (Ebû Dâvûd, Salât, 200, 201)

Yani bir kimse otururken, yürürken veya bulunduğu herhangi bir hâl üzere salâvât getiriyorsa, o hâliyle birlikte salâvâtı Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme arz olunur. Bu durum, salâvâtın yalnızca sözle değil, kulun hâliyle de değer kazandığını göstermektedir. Bu sebeple müminin, Resûlullah Efendimiz’e salâvât getirirken mümkün olduğunca edepli ve saygılı bir hâl üzere bulunmaya gayret etmesi güzel bir edeptir. Bununla birlikte, kişi hangi durumda olursa olsun salâvât getirmekten geri durmamalı, kendisini bu büyük faziletten mahrum bırakmamalıdır.

Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:

“Günlerin en faziletlisi cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokça salât-u selam getiriniz; zira sizin salât-u selamlarınız bana sunulur,” buyurunca, Sahabe-i kiram, Resulullah Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’e şöyle sordular:

“Ya Resulallah! Vefat ettiğin ve senden hiçbir eser kalmadığı zaman salât-u selamlarımız sana nasıl sunulur?”

Bunun üzerine Resulullah aleyhisselam:

“Allah-u Teâlâ Peygamberlerin bedenlerini çürütmeyi toprağa haram kıldı,” buyurdu. (Ebû Davud, Salât 201, Vitir 26)

Yani Allah-u Zülcelâl, Peygamberlerin bedenlerinin toprak tarafından çürütülmesini haram kılmıştır. Bu sebeple Peygamberler, Allah’ın izniyle diri olup rızıklandırılmaktadırlar.

Sahabelerin Salâvâta Rağbeti

Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh buyurmuştur ki:

“Resulullah Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ihlasla salât getirmek, günahları suyun ateşi söndürmesinden daha çabuk yok eder.”

Yine buyurmuştur ki, “O’na muhabbetle selam göndermek, pek çok köle azat etmekten daha faziletlidir.”

“Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Resulallah” diyerek Resulullah Efendimiz’e salât ve selam getirmek, kul ile Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem arasında manevi bir bağ kurulmasına vesile olur.

Hazreti Ebû Bekir radıyallahu anh, Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’e salât getirerek O’nunla manevi bağ kurmanın, Allah yolunda yapılan büyük amellerden daha üstün bir fazilet taşıdığını ifade etmiştir.

Hazret-i Ali radıyallâhu anh bu hususta şöyle demiştir:

“Her kim cuma günü Peygamberimiz’e yüz kere salevât getirirse kıyâmet günü mahşer yerine yüzü çok güzel ve nurlu olarak gelir. İnsanlar gıptayla, ‘Bu zât acaba hangi ameli işliyordu?’ diye birbirlerine sorarlar.” (Beyhakî, Şuabu’l-İmân, III, 212)

Bu bakımdan, Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’e getirilen salâvât, insan için hem dünyada hem de ahirette bir nûr vesilesidir.

Ubey bin Kâ‘b radıyallâhu anh şöyle anlatır:

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve selleme:

“–Yâ Rasûlâllah! Ben Size çok salevât-ı şerîfe getiriyorum. Acaba bunu ne kadar yapmam gerekir?” diye sordum.

“–Dilediğin kadar.” buyurdular.

“–Duâlarımın dörtte birini salevât-ı şerîfeye ayırsam uygun olur mu?” diye sordum.

“–Dilediğin kadarını ayır. Ama daha fazla zaman ayırırsan senin için iyi olur.” buyurdular.

“–Öyleyse duâmın yarısını salevât-ı şerîfeye ayırayım!” dedim.

“–Dilediğin kadar yap. Ama daha fazla zaman ayırırsan senin için hayırlı olur.” buyurdular. Ben yine:

“–Şu hâlde üçte ikisi yeter mi?” diye sordum.

“–İstediğin kadar. Ama artırırsan senin için hayırlı olur.” buyurdular.

“–Öyleyse duâya ayırdığım zamanın hepsinde Sana salevât-ı şerîfe getirsem nasıl olur?” deyince:

“–O takdirde Allah-u Teâlâ, dünya ve âhirete ait bütün arzularını ihsân eyler ve günahlarını bağışlar!” buyurdular. (Tirmizî, Kıyâmet, 23)

Ayrıca bildirildiğine göre, bir toplulukta Allah-u Zülcelâl’in ismi zikredilmeden ve Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’e salât ve selam getirilerek yapılan bir toplantı, eksiklik ve noksanlıktan uzaktır.

Allah Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Bir topluluk bir mecliste oturur da orada Allah Teâlâ Hazretleri’ni zikretmez ve Peygamber’lerine salevât getirmezlerse, bu yaptıkları büyük bir noksanlıktır ve kendileri için acı bir hasret ve nedâmet sebebi olur, aynı zamanda Allah tarafından bir cezâyı da hak etmiş olurlar. Artık Allah-u Teâlâ dilerse onlara azâb eder, dilerse mağfiret eder.” (Tirmizî, Deavât, 8/3380)

Bu sebeple, bir araya gelinen her ortamın Allah-u Zülcelâl’in zikri ve Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’e getirilen salâvât ile ihya edilmesi, o meclisin bereketi ve hayrı için büyük bir vesiledir.

Duaların Kabulü İçin

Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, bir gün sahabelerden birini dua ederken işitti. O sahabe duasına, “Ya Rabbi, beni affet ve bana merhamet et” diyerek başladı ve duasına bu şekilde devam etti. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, onun duasında acele ettiğini bildirdi. Sahabeler:

“Ya Resulallah sallallahu aleyhi vesellem, nasıl acele etti?” diye sordular. Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:

“Biriniz dua edeceği zaman önce Yüce Rabbine hamd ve senâ etmekle başlasın, sonra Peygamber’e salât getirsin. Daha sonra da dilediği şekilde dua etsin.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 23)

Bu öğüdü öğrendikten sonra sahabe-i kiramdan birisi dua ederken, önce Allah-u Zülcelâl’e hamd etti, sonra Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’e salât getirdi ve ardından duasını yaptı. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, o sahabeye

“Dua et kabul edilir, iste verilir.” buyurdu. (Nesâî, Sehiv, 48)

اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِأَنِّي أَشْهَدُ أَنَّكَ أَنْتَ اللَّهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ الْأَحَدُ الصَّمَدُ الَّذِي لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ

اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِأَنَّ لَكَ الْحَمْدَ لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ الْمَنَّانُ بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ

Bu duaların ism-i a‘zamı ihtiva ettiği ve bu isimle yapılan duaların geri çevrilmeyeceği bildirilmiştir.

Demek ki dua edilmeden önce ilk önce Allah-u Zülcelâl’e hamd edilir, ardından Resulullah Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’e salât ve selam getirilir, sonra da ihtiyaçlar Allah-u Zülcelâl’e arz edilir.

Şunu da belirtmek gerekir ki, Salât-ı Tefriciye ve Salât-ı Tüncina gibi salâvâtlar, duanın adabını ve mahiyetini anlamada önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu salâvâtlarda en başta Hz. Muhammed’e salât ve selam getirilmekte, ardından ise kulun ihtiyaçları ve talepleri Allah-u Teâlâ’ya arz edilmektedir. Böylece dua, baştan sona salâvâtla kuşatılmış olmaktadır. Zira talep edilen her şey, Resûlullah Efendimiz’in hürmetine istenmektedir.

Örneğin,

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَاةً تُنْجِينَا بِهَا مِنْ جَمِيعِ الْأَهْوَالِ وَالْآفَاتِ

ifadesinde, Allah Teâlâ’dan Peygamber Efendimiz’e salât etmesi niyaz edilmekte; O’nun hürmetine kulun bütün sıkıntılardan, afetlerden ve zorluklardan kurtarılması talep edilmektedir.

Bu salâvâtın devamında ise günahlardan arınma, derecelerin yükseltilmesi, manevi makamların ihsan edilmesi ve dünya ile ahirette Allah’ın razı olduğu bütün hayırların nasip edilmesi niyaz edilmektedir. Bu yönüyle Salât-ı Tüncina, kulun dünya ve ahiret saadetine yönelik pek çok talebi kapsayan kapsamlı bir dua mahiyetindedir.

Bu durum, duaya salâvâtla başlamanın ve salâvâtla devam etmenin hem dua adabına uygun olduğunu hem de duanın kabulüne vesile olan önemli bir kulluk edebi olduğunu açıkça göstermektedir.

Allah-u Zülcelâl bizlere pek çok nimet ihsan etmiştir. Bu nimetlerin en büyüğü, iman nimetidir. Bununla birlikte Allah-u Zülcelâl bizleri, Resulullah Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in ümmeti olmakla şereflendirmiştir.

Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, ümmetine karşı son derece düşkün, onların hidayeti konusunda son derece hassas ve gayretlidir. Bu sebeple bizlerin de elimizden geldiği kadarıyla salâvât getirerek Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ile manevi bağ kurmaya, onun şefaatine nail olmaya ve kendimizi buna layık hâle getirmeye gayret etmemiz gerekmektedir.

Nitekim Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurmuştur ki:

“Kıyamet gününde bana en yakın olanınız, bana en çok salâvât getirendir.” (Tirmizî, Vitir 21)

Rabbimizi sadece “Allah-u Ekber”, “Elhamdülillah” ve “Sübhanallah” demekle zikretmemiz elbette büyük bir fazilettir. Ancak bu ifadeleri sadece dil ile söyleyip, Allah-u Zülcelâl’in bizlere emrettiği hükümlere riayet etmezsek, kulluğumuz eksik kalır. Zikir ne kadar çok olursa olsun, Kur’an-ı Kerim’in emirlerine uyma hususunda eksiklik varsa, o kulluk da eksik olur.

Aynı şekilde, Resulullah Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’e salâvât getirmenin fazileti çok büyüktür ve salâvât getirmek gereklidir. Salâvât getirmenin fazileti çok büyüktür ve getirilmesi gerekir. Ancak bu salâvâtı en makbul hâle getiren, Resulullah Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in sünnetine ve yoluna tabi olmaktır.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ