PARANTEZ / Can Çekişen Ümmet

  • 04 Mayıs 2026
  • 168 kez görüntülendi.
PARANTEZ / Can Çekişen Ümmet
REKLAM ALANI

PARANTEZ

Can Çekişen Ümmet

Hüseyin USTAOĞLU

REKLAM ALANI

İnsan olarak dünyaya gönderilmemiz, doğuştan ayrıcalıklı oluşumuzun da bir tescili sayılmıyor mu? Peki, bu himaye edilişimiz dünya üzerinde ne kadar hüküm sürebiliyor dersiniz. İnsan olmak baştan başa bizi yaratana karşı teşekkürü, bir borç olarak beraberinde getirmekte iken… Fakat ne gariptir ki, zalim sistemler ve idareciler insanlığa zulmetmekten geri kalmıyorlar. İşte birçok sahada yeniden tekrarlanan insan hakkı ihlalleri. Hem de fasılasız ve silsileli şekilde sürdürülüyor. Zulüm adına yine bir sürü kötü örnek ve dünya barbarlığı ile karşı karşıyayız. Büyük küçük her sahada; insanların canı, malı, namusu ve her türlü değeri, hem de tüm insanlığın gözü önünde çiğneniyor.

Çok yazık değil mi? İnsan olarak bir kez dünyaya gelmişiz ve misafiriz. Gelip, geçici şu koca han’ da insana insan gibi davranıp, topyekûn olarak insanca yaşamanın güzelliğine ve tadına varmak varken… Bunca kötülük kime ne kazandırıyor ki? Tabiatı bozuk olanlardan elbette düzgün davranışlar ortaya çıkmaz. İyi olma mücadelesi ise; insan olmanın mecburi gereği ve şu ahir zamanda zor olanın tercihi. Kötü insan ve kötü yönetici olmak kolay olanı seçmektir…

Evet, bir de iyiliğin karşısında yer alanlar var. Kendileri iyilik yapmadıkları gibi başkalarının da iyiliğine engel olmaya çalışanlar. Mesela Filistin de yaşananlar. İnsanlık dramı, soykırım, zülüm, kan, gözyaşı, akla gelebilecek en ağır savaş suçları işleniyor. Yardımlar engelleniyor. Kötülük yapılıyor, kötülüğe sessiz kalınıyor. İyilik yapmak isteyenlere de karşı çıkılıyor. İnsanlar zulmün pençesinde can veriyor. İyiliğe susamış bir bölgeye can suyu olacak her şeye mâni olmak hangi vicdana sığar ve neyle tarifi mümkün olabilir?

Müslüman coğrafyalardaki parçalanmışlık ise İslam ve ümmet düşmanlarını cesaretlendirdi. Bugün Ortadoğu kan gölü. Filistin yine öyle. Afganistan, Pakistan, Cezayir, Mısır, Ürdün, Sudan, Çeçenistan, Myanmar, Arakan, Doğu Türkistan ve daha niceleri. Her ne kadar itikadi yönden eleştirsek de küfrün azılı dişleri bu defa İran’ı kemiriyor. Ümmet bilincini yitirmiş Müslüman devletlerin idareleri, yöneticileri ve sözde liderleri karşı tarafta saf tutuyor. Halbuki farklı kavimleri, farklı dilleri ve kültürleri hatta coğrafyaları bir arada tutan dinimizin hoşgörüsü dünyaya rahmetti. Şimdilerde sömürgeci müsteşrikler zahiren üstün görünüyor. Küfrün eline düşen dünya her bakımdan inim inim inliyor…

Gerek bireyselde olsun gerekse kurumsalda hatta Müslüman devletler arasında “mümin kardeşliği”nin zayıflaması, birlik duygumuzu geriletti. Devletler arası bağların zayıflaması karşı tarafın işine yaradı. Dün olduğu gibi bugün de haçlı zihniyetinin oluşturduğu şemsiye ile “Küfür tek millettir.” hükmü bir kez daha tescillendi. Uluslararası hukukun yerle bir edildiği, kendilerinden başkasının insan dahi sayılmadığı katliamlar yaşanıyor. Tonlarca bomba ve füze insanlığın kalbine saplanıyor.

Evet, İslam coğrafyasının sınırları parçalara bölündüğü günden beri ümmet şuurundan uzak kalındı. Bu suretle güdümlü ve müdahale ile yönetilmeleri de kolay olmadı mı? Şimdi de her ülkeyi kendi içinde parçalara ayırıp birbirine düşman ederek iç kargaşa çıkartıyorlar. Bu hegoman güçler, “size demokrasi götürüyoruz, sizi sevmeyen rejimleri değiştiriyoruz, size özgürlük getiriyoruz, dünya adaletini sağlıyoruz” naraları atarak haydutça işgal yapıyorlar. Herkese akılsız, kendileri tek akıllı muamelesi hükmünü dayatıyorlar. Sonra ne oluyor? O ülkelerin yeraltı ve yerüstü kaynakları, bütün zenginlikleri çalınarak kendi ekonomilerini ayakta tutuyorlar. Küfrün sömürmekten başka yaptığı bir şeyi olmadı ne tarihte ne de bugün…

İslam ülkelerinin hepsi de kendi ölçeğinde dertlerle boğuşuyor. Zihinleri bozguna uğradı hakların ve idarecilerin. Ümmetin çıkarını düşünen kalmadı. Kendi çıkarını düşünen ülkeler bu uğurda küfürle yan yana poz verip açıklamalar yapıyor. Aynı ağız, aynı söylem, aynı ittifak. Haşa “İslam’a düşman Müslüman” gibi bir görüntü. “Ey mü’minler! Hepiniz birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin.” (Ali İmran,103) ilahi ihtarına rağmen gerçekleşiyor bu olup bitenler.

Şirkin ve küfrün temsilcisi olan garbın milletleri ve siyonist yayılmacılık her türlü teknolojiyi üretiyor. Uçağını, bombasını, füzesini, elektrikli arabasını. Televizyonunu, cep telefonunu. Bu teknik ile bizleri iktisadi yönden bir pazar olarak kullanıyorlar. Yazılım ve programlarla evimizin içine kadar girerek hem dinleyip hem de izliyorlar. Arama motorları, yazışma programları, navigasyonlar, çerez toplama yöntemleri, yapay zekâ uygulamaları, robot süpürgeler gibi daha birçok cihazlar üreterek bütün mahremlerimizi takip ediyorlar. Bilgi teknolojileri sayesinde uydular birer kamera. Canları istediğinde ve menfaatleri gerektirdiğinde de bir düğme ile her yeri patlatıyorlar. Keyifle içkilerini yudumlarken, imansızlıklarının mutmain düzeyini yaşıyorlar.

Peki biz ne yapıyoruz? Geçmişin nostaljisi ile övünüp slogan atarken, Allah Celle Celalühü ‘nün bizi gördüğünü ve meleklerin kayıt tuttuğunu unutunca, beşerin ürettiği makinaların elinde oyuncak oluyoruz. Elimizde duadan başka bir şey kalmıyor. Fiili dua da yokuz. Müslümanlar olarak ortak bir irade, ortak bir strateji yahut akıl geliştirebiliyor muyuz? Neslimize ve umut bekleyen coğrafyalara örnek olabiliyor muyuz? Tembelliğimizin, çıkarcılığımızın, davamıza sahip çıkmayışımızın sonucu böyle oluyor işte. Seküler bir hayatı tercih edip nefsimize ve masivaya dalınca ağır bedeller ödemekteyiz…

Kur’anı Kerimde; “Müminler ancak kardeştir.” (Hucurât, 10) buyrulurken niçin kardeşlerimiz için elimizden gelenleri yapmaktan geri duruyoruz. Şucu, bucu gibi ayrımlarla un ufak olup tozumuzu savuruyorlar. Ülke menfaati, mezhep, meşrep, etnik köken, coğrafya şartı var mıdır kardeş olun emrinde? Bir zamanlar müçtehit imamların farklı izahları ile ihtilaflar nasıl da rahmete dönüşmüştü. Düşmanlık değil zenginlik hakimdi. Fıkıhtaki nüans farklılıkları (küçük ayrıntılar) kalplerde ruhsat kapısını aralayan bir hikmet ve kolaylıktı. Halen aynı ölçüler geçerlidir oysa. Yönümüz halen aynı kıbleye dönük. Dinimiz İslam, Kitabımız Kur’an, Peygamberimiz Muhammed Mustafa Aleyhisselam. İtikadımız Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat. O zaman nedir bu aymazlık? Nedir bu parçalanmışlık? Neden düşmanın elinde oyuncak oluyoruz?  Bozulan nedir, kaybettiğimiz şeyi tekrar kazanmak bu kadar mı zor? İlla Allah Celle Celalühü ‘nün rahmet ve şefkat tokadını mı yememiz gerekiyor.  Yazık değil mi bize!

Düşman karşısında zillete düşmeyi hak etmiyor bu ümmetin mazlum Müslümanları. Unutulmamalı ki, kafir güçlü görünüp insanlığından çıkarak zulmünü en tepeye taşısa da Allah Celle Celalühü ’nün dediği olacak. İnsanlık ölse de İslam ölmeyecek. Müslümanlar dinini yaşamasa da müslümanlık baki kalacak…

Allah dinini kıyamete kadar elbette tamamlayacaktır. İmtihan ise bütün bunlar yaşanırken kimin nerede durduğu olacaktır.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ