HİKMET PINARI / İslam Terbiyesiyle Yetişmiş Nesiller İçin

  • 24 Eylül 2026
  • 20 kez görüntülendi.
HİKMET PINARI / İslam Terbiyesiyle Yetişmiş Nesiller İçin
REKLAM ALANI

HİKMET PINARI

İslam Terbiyesiyle Yetişmiş Nesiller İçin

Hayrünnisa Hanım

REKLAM ALANI

Bismillahirrahmanirrahim.

يَا رَبِّ لَكَ الْحَمْدُ يَنْبَغِي لِجَلَالِ وَجْهِكَ وَعَظِيمِ سُلْطَانِكَ

Allah-u Zülcelal, Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirmektedir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm, 66/6)

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem bu ayeti okuduğunda, Ömer bin Hattab radıyallahu anh şöyle sormuştur:

“Ya Resulallah! Biz kendimizi ateşten koruruz; peki ailemizi nasıl koruyacağız?”

Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurmuştur ki:

“Onlara; Allah’a kul olmayı, tâat ve ibadeti emredersiniz. Allah’a isyan etmekten ve günah işlemekten de nehyeder, yani alıkoyarsınız. İşte bu, onları korumak demektir.” (Âlûsî, XXVIII, 156)

Bu ayet-i kerimeye bakıldığında, insan nasıl ki kendi nefsinden sorumluysa, aynı şekilde ailesinden, evlatlarından ve aile efradından da sorumludur. Çocuklar, Allah-u Zülcelâl’in anne babaya emanetidir.

Bir Müslümanın çocuk sahibi olurken asıl niyeti; bu emaneti en güzel şekilde korumak ve vazifesini hakkıyla yerine getirmek olmalıdır. Çünkü her şey niyet iledir.

İmam-ı Gazâlî rahmetullahi aleyh buyurur ki:

“Çocukların terbiyesi, işlerin en önemlilerindendir.”

Çünkü gerçekten insan düşündüğü zaman, çocuklar bir nesli, o nesil de başka bir nesli meydana getirir. İnsan onları İslam terbiyesiyle yetiştirdiği zaman, Allah’ın izniyle gelecek nesiller de güzel yetişir. Bir nesil iyi yetiştirildiğinde ardından gelen nesil de iyi yetişir. Bu şekilde devam eden, İslam terbiyesiyle terbiye olunmuş nesiller daima etrafa fayda saçarlar. Yani hem kendilerine hem de çevrelerine menfaatli olurlar.

İmam-ı Gazâlî rahmetullahi aleyh demiş ki:

“Çocuk terbiyesi bütün işlerin en önemlisidir. Çocuk, ebeveynin yanında bir emanettir. Onun tertemiz kalbi, nakış ve suretten boş, berrak ve saf bir cevher gibidir. Bu mübarek kalp, kendisine nakşedilen her şeyi alma kabiliyetine sahiptir. Ne tarafa meylettirilirse oraya meyleder. Eğer kendisine hayır öğretilirse hayır üzere büyür ve dünya ile ahiretini o şekilde kazanır. Bu durumda anne babası da onun sevabına ortak olur. Ona edep veren ve öğreten kim varsa o da aynı şekilde bu sevaba ortak olur. Yani sadece anne baba değil, onun terbiyesiyle ilgilenen hocası da onun ecrine ortaktır.

Eğer şerre alıştırılırsa hem kendisini helak eder hem de etrafındakilere zarar verme meyli taşır. Bununla birlikte, ondan sorumlu olan kişiler de mesul olurlar; anne baba dahil hepsi.

Bu sebeple çocuklar, Rabbimizin bizlere verdiği büyük bir emanettir.”

Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şeriflerinde buyurur:

“Müslüman öldüğü zaman, üç şey dışında amel defteri kapanır: Sadaka-i cariye, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.” (Müslim, Vasiyyet; 14)

Sadaka-i cariye; cami, çeşme, medrese gibi insanların faydalandığı kalıcı eserlerdir. Faydalı ilim de insanların istifade ettiği ilimdir. Üçüncüsü ise kişinin arkasından dua eden hayırlı bir evlat yetiştirmesidir. Böylece insan vefat ettikten sonra da amel defteri kapanmaz; hayırlı evladının duası devam ettiği sürece kendisine sevap yazılmaya devam eder.

Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurduğu gibi:

“Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez.” (Tirmizî, Birr, 33)

Eğer çocuk İslam ahlâkına göre terbiye edilip yetiştirilirse, bu anne baba için büyük bir kazançtır. Ancak Allah muhafaza, sadece mal mülk yönüyle yetiştirilir; yedirilip içirilip dünyevî olarak büyütülür, fakat uhrevî yönü ihmal edilirse, o zaman o çocuk hem bedeniyle hem malıyla günahlara yönelebilir. Bu da sadece çocuğun kendisi için değil, anne baba için de büyük bir mesuliyet olur.

Rabbimiz ayet-i kerimede buyuruyor ki:

“Mallarınız ve evlatlarınız sizin için birer imtihandır. Asıl büyük mükâfat ise Allah katındadır.” (Teğâbün, 15)

Yani Allah yolunda yetiştirilen evlat, büyük bir mükâfattır. Çocuklar, bizim için göz aydınlığı olabildiği gibi sadaka-i cariye de olabilir; aynı zamanda bir imtihan vesilesidir. O yüzden evlilikte, aslında çocuk doğmadan önce alınacak tedbirler vardır.

Niyet Hayır Akıbet Hayır

İslam’da çocuk terbiyesi daha çocuk doğmadan evvel başlar. İnsan, çocuk doğmadan önce buna niyet edip hazırlanmalıdır. Çünkü çocuğun dünyaya gelmesinden önce anne babanın çocuk sahibi olma hususundaki niyeti çocuğa tesir eder.

Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurur:

“Ameller niyetlere göredir.” (Müslim, İmâre, 155)

Her amelde niyetle birlikte mana kazanılır. O yüzden insan halisane bir şekilde, “Ben Allah’ın yolunda, Allah-u Zülcelâl’in yoluna hizmetkâr olabilecek bir zürriyet istiyorum ve bu evliliği bunun için niyet ediyorum” diye düşündüğü zaman, daha evlenmeden önce bu niyetler yapıldığı takdirde Allah’ın izniyle o çocuğun da sâlih yahut sâlihalardan olması ümit edilir.

Kur’an-ı Kerim’de bunun birçok örneği vardır. Mesela Hz. İbrahim aleyhisselam, neslinden gelecek olanların namaz kılan, ibadet eden kimseler olması için daima dua etmiştir.

رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلَاةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ

“Rabbim, beni namaza devam eden bir kimse eyle ve soyumdan da böyle kimseler yarat. Ya Rabbi, duamı kabul eyle” (İbrahim; 40)

Yine Hz. İbrahim ve Hz. İsmail aleyhimesselam, Kâbe’nin inşasını tamamladıklarında ellerini açıp şöyle dua ettiler:

رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا أُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا ۖ إِنَّكَ أَنتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

“Ey Rabbimiz, ikimizi de sana teslim olanlardan eyle. Soyumuzdan da sana teslim olan bir ümmet çıkar. Bize ibadet yer ve usullerimizi göster. Tövbemizi kabul et. Şüphesiz sen tövbeleri kabul eden ve rahmet sahibi olansın.” (Bakara Suresi, 2/128)

Yine Hz. İbrahim Aleyhisselam’ın duasında:

رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ ۚ إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

“Ey Rabbimiz, soyumuzdan gelenler arasından bir peygamber gönder ki onlara senin ayetlerini okusun, kitabı öğretsin ve onları günahlardan temizlesin. Şüphesiz sen aziz ve hikmet sahibisin.” (Bakara; 129)

Bu halisane duaların neticesinde onların neslinden Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem gibi büyük bir peygamber gelmiştir.

Çocuklarımızın Allah’ın yolunda istikamet sahibi olmaları için niyetimizin halisane, yani güçlü ve samimi bir niyet olması gerekir. Bunun için de insan evlenirken; bir erkek, çocuğuna anne olacak kimsenin sâliha olmasına dikkat etmeli; bir kadın da evlenmeye niyet ettiğinde sâlih bir erkek olmasına özen göstermelidir. Böyle olursa, evlatlar da sâlih ve sâlihalardan olur inşaallah.

Kur’ân-ı Kerîm’e baktığımız zaman görüyoruz ki anne ve baba Allah yolunda oldukları takdirde çocuklar da Allah’a itaatkâr kimseler olurlar. Bilhassa annenin çocuk üzerindeki tesiri çok büyüktür.

Mesela Hz. İbrahim aleyhisselam Hz. Hacer annemizi Mekke’nin o kurak vadisinde bıraktığında, Hz. Hacer annemiz ona:

“Bu Allah’ın emri midir?” diye sormuştur. Hz. İbrahim Aleyhisselam:

“Evet” deyince, Hz. Hacer annemiz:

حَسْبُنَا ٱللَّهُ وَنِعْمَ ٱلْوَكِيلُ

“Allah bize yeter, O ne güzel vekildir,” diyerek o ıssız yerde kalmaya razı olmuştur. Bu rıza ve itaat sebebiyle Allah-u Zülcelâl, Hz. İsmail aleyhisselam gibi yumuşak huylu ve itaatkâr büyük bir peygamberi nasip etmiştir.

Bu hususla ilgili olarak Rabbimiz Saffât Sûresi’nde şöyle buyurur:

“Biz onu halim (yumuşak huylu) bir oğul ile müjdeledik.” (Saffât, 101)

Demek ki Allah-u Zülcelâl, anne ve babanın Allah’a olan itaati nispetinde evlatlar nasip etmektedir.

Aynı şekilde Hz. Meryem annemizin kıssası da büyük bir örnektir. Onun annesi, daha hamileyken şöyle dua etmiştir:

“Rabbim! Karnımdakini sana adadım. Benden kabul buyur. Şüphesiz sen işitensin, bilensin.” (Âl-i İmrân, 35)

Ve yine Rabbimiz şöyle buyurur:

“Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmrân ailesini âlemlere üstün kıldı.” (Âl-i İmrân, 33)

Burada görüyoruz ki bu üstünlüğün sebebi halis niyettir. Hz. Meryem’in annesi, onu daha karnındayken Allah yoluna adamış; bu samimi niyet sebebiyle Hz. Meryem iffetli ve tertemiz bir kul olmuş, ondan da Hz. İsa aleyhisselam dünyaya gelmiştir. Aslında bütün bunlar niyet çerçevesindedir.

Günümüzde evliliklere baktığımız zaman şöyle deniliyor: Mesela bir anne baba çocuğunu evlendirmek istediği zaman, “Çocuğumun mürüvvetini göreyim, onun da bir düzeni kurulsun, diğer akranları nasıl evlendiyse benim çocuğum da aynı şekilde bir düzen kursun, evde kalmasın” gibi düşünceler yaygındır.

Gençlere baktığımız zaman ise daha çok duygular ön planda oluyor. Sevgi ve aşk ile düşünülerek evliliğe adım atılıyor. Aynı şekilde anne babaların düşüncesi de bir düzen kurulsun şeklinde oluyor. Bu niyetlerle evlilik kuruluyor. Evlendikten sonra da bu sefer “Bir çocuğumuz olsun, başka kimseye muhtaç olmayalım” gibi sözler söyleniyor.

Halk arasındaki düşünceler ile Allah-u Zülcelal’in Kur’an’da bahsetmiş olduğu peygamber hayatlarına baktığımız zaman, onların niyetleri ile bugünkü niyetler arasında fark vardır.

Gençler “Bir çocuğumuz olsun, çocuktan mahrum kalmayalım, ileride bize bakar, yaşlandığımızda bizi gözetir” gibi düşünürler. Kız çocuğu olunca “Bir erkek çocuğu da olsun” denilir. Ya da bir çocuk varsa “Bir kardeşi olsun” gibi düşünceler olur. Bunlar sadece dünyevî düşüncelerle olan niyetlerdir.

Bundan dolayı aslında çok büyük bir eksikliğimiz vardır. Çünkü başta dediğimiz gibi her şey niyet üzerinedir. Ameller niyetlere göre şekil bulur ve Allah-u Zülcelâl ona göre nasip eder. Yani niyet, amele tesir eder. Bu yüzden en büyük eksikliğimiz buradan başlıyor.

En başta evliliğimizi Allah için, Allah yolunda olacak. Nesillerin, zürriyetlerin temiz, salih ve Allah’ın yoluna adanmış olması için niyet ettiğimizde Allah-u Zülcelal de niyetimize göre verecektir. İşte niyet konusundaki eksikliklerimiz, düşünce konusundaki eksikliklerimiz çocuk terbiyesine de yansıyor. Bu yüzden çocuklarımızı edep ve terbiye etme, İslam’ı anlatma, İslam davası ve şuurunu kazandırma konusunda eksik kalıyoruz.

İnsanlar evlilikte nefsani menfaatleri amaç olarak görebilirler. Fakat Rabbimizin evliliği meşru kılmasının en büyük sebeplerinden biri neslin türemesidir. Nesil ise Allah’a kulluk için dünyaya gelir. Aslında Müslümanlığın çoğalması için Allah-u Zülcelâl evliliği meşru kılmıştır. Bundan dolayıdır ki Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor:

“Evleniniz, çoğalınız, çünkü ben kıyamet gününde ümmetimin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” (Beyhakî, VII/81)

Buradaki ümmetten kasıt nedir? Yani Allah’a iman eden nesillerin olmasıdır.

Aslında baktığımız zaman, bizim kafamızdaki sadece dünyevî düşüncelerle yapılan evliliğin aksine, Rabbimizin evliliği meşru kılmasının ve Resulullah Efendimizin zürriyetlerin çoğalmasını istemesinin asıl sebebi ve hikmeti, İslamiyet’in yayılmasıdır. Yani her bir Müslüman fert dünyaya geldiğinde, İslamiyet’in yayılmasına bir vesile olacaktır, Allah’ın izniyle.

İnsan, en baştan itibaren kendini Allah’a adayarak, Hz. Meryem annemizin annesi misali, “Ben bunu sana adadım ya Rabbi; onu ve neslini şeytanın şerrinden muhafaza eyle. Onu sana teslim ediyorum, şeytanın kötülüklerine karşı sana emanet ediyorum.” diye dua edip bunu halisane bir şekilde yaptığı zaman, Allah’ın izniyle zürriyeti de temiz ve salih olacaktır.

İşte aslında bizim en önemli eksikliğimiz; en başta evlenmeden önce, evlendikten sonra ve hatta henüz çocuk sahibi olmamış olsak bile, niyetlerimizi düzeltmemizdir.

Ve şu anda çoluk çocuk sahibi olan kimseler, “Peki biz ne olacağız? Biz bu niyeti tam kuramadık, bilemedik” diye düşünecek olurlarsa bilsinler ki Allah-u Zülcelâl Rahîm’dir, Kadîr’dir, Cömert’tir, verendir.

Geçmişte ne kadar hatalarımız olmuş olursa olsun, bunlara tevbe ettiğimiz takdirde ve niyetimizi halisane bir şekilde düzelttiğimizde, tıpkı peygamberlerin ve onların sâlih büyüklerinin niyetleri gibi Allah yoluna adanmış nesiller istemeye yöneldiğimizde, Allah-u Zülcelâl mevcut evlatlarımızı da Allah’ın izniyle sâlih kullardan eyleyecektir. Yani tevbe her derde deva olduğu gibi evlatlarımızın sâlih olmasına de vesiledir. Tevbe ettiğimiz zaman Allah-u Zülcelâl, bilmeyerek yaptığımız eksikliklerimizi giderecek ve bizlere hayırlı evlatlar, salih zürriyetler nasip edecektir.

Güzel Örnek Olmalı

Çocukları terbiye etmeye çalışırken aslında en çok bizim terbiye olmaya ihtiyacımız vardır. Önce kendi hâlimizi gözden geçirmek, eksiklerimizi fark etmek ve düzeltmeye çalışmak gerekir. Zira sözlü nasihatten ziyade fiilî örneklik çok daha etkilidir.

Çocuklar, söylenenden çok gördüklerinden etkilenirler. Bu sebeple ibadetleri mümkün olduğunca onların görebileceği şekilde yapmak önemlidir. Namaz kılarken, Kur’ân okurken, tesbih çekerken onların bizi görmesi; bu hâllerin onların kalbine yerleşmesine vesile olur.

Belki çocuk o anda bunu uygulamaz; fakat bu davranışlar onun zihnine ve kalbine nakşolur. Zamanla, hatta biz görmesek bile ilerleyen yıllarda bu tesirin ortaya çıkması mümkündür. Nitekim bizler de büyüklerimizden gördüklerimizi hayatımıza taşımışızdır.

Aynı şekilde, çocuklara bir şey yasaklanırken önce kişinin kendisine bakması gerekir. Mesela “Telefonla fazla vakit geçirmeyin.” diyen bir kimse, kendisi sürekli telefonla meşgulse, bu nasihat etkili olmaz. Çünkü çocuk söz ile davranış arasındaki çelişkiyi fark eder.

Unutulmamalıdır ki, bir nasihatin tesirli olması için önce o nasihatin kişinin kendi hayatında uygulanması gerekir. Bu manada İsa Aleyhisselâm’a yapılan şu ilahi hitap da çok ibretlidir:

“Ey Meryem oğlu! Önce kendine nasihat et. Eğer onu kabul edersen başkalarına da anlat; aksi hâlde Rabbinden hayâ et.”

Nasihat eden kişinin durumu, içinde insanların bulunduğu bir eve doğru gelen bir seli haber veren kimse gibidir. Böyle bir durumda insan, uzun ve dolaylı ifadelerle değil; kısa, açık ve anlaşılır sözlerle insanları uyarmayı tercih eder. Çünkü maksat, onları en kısa yoldan tehlikeden kurtarmaktır.

İşte önemli meselelerde de nasihat böyle olmalıdır: Açık, net, anlaşılır ve uzatılmadan ifade edilmelidir. Gereksiz ayrıntılarla muhatabı yormamak gerekir.

Netice olarak; önce kendi nefsimizi ıslah etmeye çalışmak, ardından çocuklarımıza hem sözlü hem de fiilî olarak örnek olmak en doğru yoldur.

Sahabelerden biri olan, Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in halası Hz. Safiyye radıyallahu anha, annelere en güzel örneklerden biridir. O, yetim olan oğlu Zübeyir bin Avvâm radıyallahu anh’ı, Peygamber Efendimiz’in terbiyesi doğrultusunda adeta bir fedaî gibi yetiştirmiştir.

Oğluna karşı son derece ciddi davranır, zaman zaman sertlik de gösterirdi. Bu sebeple bazı kimseler kendisine:

“Çocuğa bu kadar sert davranıyorsun, onu helâk mı edeceksin?” diye ikazda bulunmuşlardı.

Hz. Safiyye radıyallahu anh ise buna karşılık:

“Ben onu iyi yetişmesi için böyle yapıyorum. Çünkü o ileride ordular idare edecek.” demiştir.

Nitekim Zübeyir bin Avvâm radıyallahu anh büyüdüğünde İslam’ın büyük mücahitlerinden biri ve aynı zamanda büyük bir kumandan olmuştur.

Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem onun hakkında şöyle buyurmuştur:

“Her peygamberin bir havârîsi (yardımcısı) vardır. Benim havârîm de Zübeyir’dir.” (Buhârî, Cihâd, 40,)

Buradan anlaşıldığı üzere, sadece şefkat ve yumuşaklıkla değil; gerektiğinde disiplin ve ciddiyetle verilen bir terbiye, çocuğun istikbalinde büyük neticeler doğurur. Eğer Hz. Safiyye radıyallahu anh oğlunu bu şekilde yetiştirmemiş olsaydı, o da belki bu büyük makam ve faziletten mahrum kalacaktı.

Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, hayatı boyunca Kur’ân-ı Kerîm’i öğretmekle meşgul olmuştur. Bu sebeple bizler için de çocuklarımıza Allah-u Zülcelâl’in emirlerini ve farzlarını öğrettikten sonra en önemli vazifelerden biri Kur’ân-ı Kerîm’i öğretmektir.

Nitekim Mekke döneminde, İslam daveti gizli olarak yapılırken Dârü’l-Erkam’da ashâbına Kur’ân-ı Kerîm’i öğretir, aynı zamanda nazil olan ayetleri yazdırırdı. Ashâb-ı kiram bu ayetleri yazar, daha sonra diğer Müslümanlara ulaştırarak onların da öğrenmelerine vesile olurlardı.

Cündüb İbn-i Abdullah radıyallahu anh bu eğitim metodunu şöyle ifade etmektedir:

“Biz ergenlik çağına yaklaşmış bir grup genç olarak Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile beraberdik. Kur’ân’ı öğrenmeden önce imanı öğrendik. Sonra Kur’ân-ı Kerîm’i öğrendik. Kur’ân sayesinde imanımız daha da arttı.”

Bu rivayetten çıkarılması gereken çok önemli bir ders vardır: İslam’ı öğrenirken takip edilecek doğru bir usul vardır. Sahâbe-i kiram önce imanı, yani Allah’a imanın esaslarını ve gerekliliklerini öğrenmiş; ardından Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenmişlerdir. Böylece öğrendikleri Kur’ân, onların imanını daha da kuvvetlendirmiştir.

Günümüzde bazı kimseler çocuklarını doğrudan hafızlığa mı vermeli yoksa önce medrese eğitimi mi aldırmalı diye tereddüt edebilmektedir. Bu noktada birçok âlim, önce İslâmî ilimlerin öğrenilmesini tavsiye etmiştir. Çünkü çocuk, İslam’ın temel bilgilerini öğrenmeden sadece ezber yoluyla Kur’ân-ı Kerîm’i hafızasına alırsa, okuduğunu anlamadan ezberlemiş olur.

Bu sebeple eğitimde izlenmesi gereken önemli bir yol şudur: Çocuğa önce iman esasları, imanın şartları, İslam’ın şartları ve bunların hikmetleri öğretilmelidir. Bu temel İslami eğitim verildikten sonra Kur’ân-ı Kerîm’i ezberlemesi, öğrendiği bilgileri tasdik eden ve pekiştiren bir vesile olacaktır.

Nitekim sahâbe-i kiramın izlediği yol da bu olmuştur. Önce iman, sonra Kur’ân… Ve Kur’ân ile birlikte artan bir iman.

Bu bakımdan çocukların eğitiminde önce sağlam bir itikad ve İslami bilinç kazandırmak, ardından Kur’ân eğitimine yönlendirmek en doğru ve en bereketli metotlardan biridir.

Şefkatle Terbiye Vermeli

Çocukları terbiye ederken nasıl bir yol izlenmesi gerektiği düşünüldüğünde, bu konuda en büyük örnek hiç şüphesiz Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’dir. O, yanlış bir davranışta bulunan çocukları azarlamak yerine tatlı bir üslupla nasihat eder, onları kırmadan ikaz ederdi.

Nitekim bir gün ensardan bahçe sahibi bir kişi, küçük bir çocuğu ensesinden tutarak Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in huzuruna getirmiş ve ona ait hurma ağaçlarını taşladığını şikâyet etmiştir. Bu çocuğun adı Râfi idi.

Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, çocuğa sert davranmak yerine ona şefkatle yaklaşarak:

“Yavrucuğum, niçin ağaçları taşlıyorsun?” diye sormuştur.

Çocuk da Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in bu merhametli üslubundan cesaret alarak:

“Aç idim ya Resûlallah! Karnımı doyurmak için hurmalar düşsün diye taşladım.” demiştir.

Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ona kızmamış, azarlamamış; bilakis onun hâline acımıştır. Ona doğru yolu göstererek:

“Bir daha ağaçları taşlama yavrum, altına düşenleri alıp ye.” buyurmuştur.

Ardından çocuğun başını okşamış ve:

“Allah’ım, bu yavrunun karnını doyur.” diye dua etmiştir.

Bu hadiseden anlaşıldığı üzere, Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem çocuğun yaptığı hatanın arkasındaki sebebi anlamış ve ona göre muamele etmiştir. Çocuk aç olduğu için böyle bir davranışta bulunmuştu. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ise bu duruma merhametle yaklaşmış hem ihtiyacını gözetmiş hem de doğruyu öğretmiştir.

Buradan bizler için önemli bir ders çıkar: Çocukların hatalarına sadece dıştan bakarak hüküm vermek yerine, o hatanın sebebini anlamaya çalışmak gerekir. Onlara sertlikle değil; şefkat ve merhametle yaklaşmak, ardından da doğru yolu göstermek en etkili terbiye yöntemidir.

Ayrıca bir hata karşısında onu fiilen düzeltme imkânı bulunmasa bile, o kişi için dua etmek de önemli bir görevdir. Nitekim Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bu olayda sadece nasihat etmekle kalmamış, aynı zamanda çocuk için dua etmiştir.

Bu da gösteriyor ki, samimi bir kalple yapılan dua, şefkat ve merhametle birleştiğinde, birçok sıkıntının giderilmesine Allah’ın izniyle vesile olabilir.

Allah-u Zülcelâl bizlere ve evlatlarımıza akl-ı selîm nasip etsin. Hepimizi İslam şuuruyla yaşayıp onu taşıyan kullarından eylesin. Zürriyetimizi İslam’ın hadimi ve varisi kılsın, inşaallah.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ