DİN VE HAYAT / Kariyer Uğruna Tükenen Hayatlar

  • 12 Ekim 2026
  • 78 kez görüntülendi.
DİN VE HAYAT / Kariyer Uğruna Tükenen Hayatlar
REKLAM ALANI

DİN VE HAYAT

Kariyer Uğruna Tükenen Hayatlar

Hatice Kübra Ergin

REKLAM ALANI

 

Eski devirlerde insanlar tapınaklardaki taştan veya tahtadan yapılmış putlara taparlardı. Biraz araştırma yapanlar görür ki aslında ilâh edindikleri o putlar, dünyevî menfaat ve korkularının mücessem hâliydi. Bu putların onlara ahlâklı olmayı emrettiğine inanmıyorlardı. Sadece dünyevî istek ve endişeleri için onlara adaklar sunuyorlar, dilekler diliyorlardı.

Zamanımızda; görünüşte, böyle açık ve doğrudan bir putperestlik, yaygınlığını kaybetti. Elbette Hindistan’da ve benzeri yerlerde devam ediyor ama daha yaygın olan hâli, sinsice devam eden eski veya yeni hurâfeler. Bir de insanoğlunun en eski putu, para.

Para kazanmak bu kadar önemli olunca haliyle başarı, kariyer, şöhret gibi vasıtalar da hayatın gayesi haline geliyor.

ABD-İsrail’in İran’a yaptığı saldırıların ilk günlerinde, vurdukları ilk binalardan biri bir kız mektebiydi. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir haber dolaşıyordu. Haberde bir televizyon kanalında bu konu üzerine konuşuyorlar. İçlerinden biri diyor ki:

“–Bu kız çocukları zaten büyüyünce kariyer sahibi olamayacaktı!”

Yani; “Kariyer sahibi olamayacaksa ölsünler daha iyi!”

Para kazanmak, insanın dünyevî ihtiyaçlarını gidermek için gereklidir elbette. Ama asıl olan para kazanmak değil helâl yoldan ihtiyaçlarını gidermektir.

İslâm ekonomisine dair çalışmalar yapan bir köşe yazarı dikkat çekiyor:

“Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem Medine’ye hicret edince, ilk yaptığı birkaç şeyden biri de müslümanların kendi çarşılarını kurmaktı.”

Eğer kazançlar helâl olmazsa, helâl kazanmak için meşrû yollar açılmazsa, sadece mescid inşâ etmek yetmezdi.

Kıyamet alâmetlerine dair bir hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem;

“Öyle bir zaman gelecek ki kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buhârî, Büyû, 7) buyuruyor.

Âyet-i kerîmede de şeytanın en başta gelen hilelerinden birinin fakirlikle korkutmak olduğu bildiriliyor. Hâlbuki Allah-u Teâlâ helâl ile yetinen, takvâlı bir hayat yaşayan sâlih mü’minlere, dünyada da yetecek kadar rızık ve hattâ dilerse güzel nimetler verir:

“Eğer o ülkelerin halkı îmân etselerdi ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten hem de yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri ile yakalayıverdik.” (el–A‘râf, 96)

Para Kazanırken Kaybedilenler

Birkaç anne dertleşiyor. İçlerinden birinin derdi o kadar büyük ki, diğerleri artık susmuş onu dinliyorlar. Oğlunun psikolojisinin çöktüğünü anlatıyor. Gelini hem psikiyatri hastası, hem bağımlı hem de çok ciddî davranış bozuklukları olan bir kadınmış. Çocukların da ruh hâli hiç iyi değilmiş.

Bir ara bu dertli anne oradan ayrılınca, onları daha yakından tanıyan komşum açıklama yaptı:

“Zaten bu kız, evlenmeden önce eğlence yerlerinde şarkıcılık yapan bir kızdı.”

Şaşkınlıkla soruyorum:

“Oğlu böyle bir kızla nasıl ve nerede tanışmış?”

Komşum kısık sesle ve kaş-göz işaretleri ile durumu özetledi:

“Oğlu da gümrükte komiserdi. Anlarsın ya. Haydan gelen huya gider.”

Pek anlamadığımı görünce; gümrüklerde rüşvet işleri döndüğünü, rüşvetin bazen eğlence yerlerine götürmek sûretiyle verildiğini anlattı.

İnsanın yüreği daralıyor. Başarı, kariyer, kazanç, konfor, refah zannedilen yolun sonu uçurum. Son zamanlarda böyle hikâyeler hızla artıyor.

Geçmişte kölelik vardı ama bazı efendiler kölelerine karşı bile insaflıydı. Bazen hiçbir işe yaramadığı hâlde; “Nihayetinde insandır,” diye karnını doyururdu. Günümüzde güya özgürlük var, hattâ çalışan hakları var. Ama öyle bir sinsi sömürü sistemi uygulanıyor ki, insanlar bazen insanlıktan çıkıyor.

Profesyonellik adı altında duygusuz bir hayat yaşanıyor. İnsan, sırf bedenden ve iş performansından ibaret bir varlık hâline geliyor. Yetenek adı altında insan tek fonksiyona indirgeniyor. Yaratılış gayesi nedir, hiç düşünmeden, ihtiyaç bile hissetmeden; çalış, kazan, harca kısır döngüsü içinde ömrünü tüketiyor.

Bilhassa kadınların çoğunun istihdâm edildiği hizmet sektöründe; müşteri memnuniyeti uğruna, sürekli yapmacık gülücükler dağıtmak zorunda olan çalışanlar, kısa zamanda tükenmişlik sendromuna giriyorlar. Çünkü profesyonelliğin gereği olarak; duyguları yönetebilme becerisi adı altında, gün boyunca kadın rûhuna aykırı bir şekilde, samimiyetsiz bir şekilde davranıyorlar.

Tezgâhtarlar, hostesler, müşteri hizmetleri çalışanları ve benzeri mesleklerde çalışan kişiler; gün boyunca âdeta bir maske arkasında sürekli rol yapıyor. Öyle ki yüzünde gösterdiği duygu ile kalbinde hissettiği gerçek duyguları arasında âdeta bir uçurum meydana geliyor. Hele bir de sırf beden olarak tüketildiği bir eğlence mekânında çalışanların hâlini düşünün…

Helâl Rızık İhtiyaca Yeter

Halbuki sırf para kazanmak için kendini böyle mahvetmeye gerek var mı? Zamanımızda insanlara ihtiyaç gibi gösterilen harcama kalemlerinin çoğu yaşamak için gerçekten gerekli olan şeyler değil. Bunun farkına varıp biraz tasarruf edildiği takdirde helâl dairesinde kazançlar insanlara pekâlâ yeterli gelir.

İnsanlar birçok harcamayı sırf biraz zevk almak, can sıkıntısından kurtulmak, kendini biraz değerli hissetmek uğruna yapıyor. Ama yaptığı harcama sadece kısacık bir an zevk veriyor, ardından pişmanlık duygusu geliyor.

Halbuki insan helâl dairesinde kazanıp sâlih ameller işlemeye devam ederse Rabbimiz, temiz, faydalı hoş ve güzel bir hayat va‘dediyor:

“Erkek veya kadın, kim mü’min olarak sâlih ameller işlerse, elbette ona (hayâten tayyibeten) hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile mükâfat vereceğiz.” (Nahl, 97)

Allah-u Teâlâ; mü’min kullarına asıl büyük mükafatı ahirette verecektir. Âhiretten evvel dünyada da yetecek kadar rızıklar, temiz ve hoş nimetler verir.

Nezih ve Bereketli Bir Hayat

Mü’min kullar; Allah’ın emir ve nehiylerine uymakla, fıtratı bozan tesirlerden muhafaza olunurlar, temiz ve faydalı şeylerle rızıklandırılırlar.

Eğer Allah’ın va‘dine inanır, güvenir, helâl ile iktifâ ederse; helâl lokmadan aldığı kuvvet ile sâlih ameller işlemek ona nasip olur ve ondan kabul buyurulur. Böylece hayatı boşa geçip gitmez; bereketli, faydalı, tayyibe bir hayat olur. Hebâ olup giden bir hayat içinde çürüyüp gitmemiş, hayatını ihyâ etmekle kendini de ihyâ etmiş olur.

Rabbimiz bunu bir misalle açıklar:

“Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir:

Güzel bir söz (kelime-i tayyibe), güzel bir ağaç (şecere-i tayyibe) gibidir ki; onun kökü sabit, dalı ise göktedir. Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alıp düşünürler.

Kötü bir sözün (kelime-i habîse) örneği ise, kötü bir ağaç gibidir: Onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkânı) kalmamıştır. Allah, iman edenlerin durumunu sapasağlam ve dosdoğru bir sözle hem dünya hayatında ve hem de âhirette sağlamlaştırır. Zâlimleri ise sapıklık içinde bırakır. Çünkü Allah dilediğini yapar.” (İbrâhîm, 24-27)

Allah-u Zülcelâl kalbini iman ile ihyâ ettiği kullarını; tertemiz, güzel bir hayat tarzına, makbul bir kulluk hayatına ileteceğini müjdeliyor:

“Şüphesiz yolun en güzeline (tayyib) iletilmişlerdir ve onlar övülen dosdoğru yola hidâyet ettirilmişlerdir.” (Hacc, 24)

Tayyibe kelimesi insan için kullanıldığı zaman kötü ahlâk ve çirkin davranışlardan arınmış, iyi davranışlarda bulunan kişi mânâsına gelir. Allah Zülcelâl, âyet-i kerîmede, mü’min, müttakî, sâlih kullarını tayyib; müşrik, kâfir ve fâsık kimseleri habîs olarak vasfetmiştir:

“Bu, Allah’ın murdar olanı (habîs) temizden (tayyib) ayırt etmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı üzerinde kılıp tümünü biriktirerek cehenneme atması içindir. İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır.” (el–Enfâl, 37)

Mü’minler tertemiz, dosdoğru, iyi ahlâklı ve herkese iyilik yapan kişilerdir. Üstün ahlâkları ile; saygı görürler, itimat kazanırlar, şerefli bir hayat yaşarlar. Dünyevî menfaatler uğruna, önüne gelen her çirkinliğe bulaşan kişiler gibi rezilliğe dûçâr olmazlar. Helâl ve temiz olan nimetlerle yetinir, kendilerini çirkinliklerden muhafaza ederler.

Bu mânâda tayyibe hayat kanaatkârlık mânâsında da açıklanmıştır. Hazret-i Ali radıyAllahu anh onu kanaat olarak tefsir edenlerdendir.

Bir mü’min, Allah’ın nasip ettiği rızka kanaat ettiği zaman; o, sade bir hayat yaşasa da mesuttur. Çünkü bu fânî dünyada ihtiyacına yeterli gelen bir rızık ile kanaat eder. İnsanın ihtiyaçlarını gidermeye ve hayır işlemeye yeten mal, onu azdıran fazla maldan daha hayırlıdır.

Helâl Rızık Kalbi Nurlandırır

Helâl rızıklara kanaat eden bir mümin, sırf çok kazanacağım diye helâl haram demeden önüne gelen her şeyi yapanlarla bir olabilir mi?

Câfer-i Sâdık kuddise sirruhû mü’mine bu dünyada va‘dedilen nimet hakkında şöyle buyurmuştur:

“Tayyibe hayat, Allah’ı tanımak (mârifetullah) ve Allah’ın huzûrunda doğru ve samimî duruştur.”

İman kalpteki bir nûrdur ve insan; hayata o nurla bakınca, Allah’ın emir ve yasaklarında hikmet görür, seve seve uyar. Rabbimiz bir âyet-i kerîmede buyuruyor ki:

“Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi için ona bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamayanın durumu gibi midir? İşte, kâfirlere, yapmakta oldukları; böyle süslü ve çekici gösterilmiştir.” (En‘âm, 122)

Eğer; “Neden bugün müslümanlar bu hâlde? Neden geçimsizlik, bereketsizlik, huzursuzluk var?” deniliyorsa; demek ki biz Allah’ın hidâyetine uymadığımız için bu hâldeyiz.

Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

“Bir toplumda; kötü kadınlar çoğalıp zinâ yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş bulaşıcı hastalıklara maruz kalır. Alışverişte hile yapılırsa, geçim darlığı başlar. Zekât verilmezse, yağmur yağmaz. Hayvanlar olmasaydı, rahmet yüzü görülmezdi. Dîne olan bağlılık zayıflayınca, düşmanların saldırısına maruz kalınır. Dîne uymayan idareciler zuhûr edince; anarşi çıkar, millet birbiriyle boğuşur.” (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, 5/22, 23)

Mü’minler; Allah’ın emir ve nehiylerine sırt çevirirlerse, o zaman dünyada da musîbetlere uğrarlar. Bundan ibret alarak tevbe etmezlerse, âhirette de perişan olurlar.

Allah Zülcelâl; bizleri, tevbe eden ve sâlih amel işleyen kullarından eylesin. Âmîn.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ