GÖNÜL SOHBETLERİ / Mümin Kardeşlerimizi Allah İçin Sevelim

  • 06 Ekim 2026
  • 212 kez görüntülendi.
GÖNÜL SOHBETLERİ / Mümin Kardeşlerimizi Allah İçin Sevelim
REKLAM ALANI

GÖNÜL SOHBETLERİ

Mümin Kardeşlerimizi Allah İçin Sevelim

Seyda Muhammed Konyevi -KS-

REKLAM ALANI

Allah-u Zülcelâl âyet-i kerimede buyuruyor ki:

وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ

“Eğer Allah insanları haksızlıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onlara belirlenmiş bir sürenin sonuna kadar mühlet tanıyor. Ama süreleri dolduğunda onu bir an bile ne erteleyebilirler ne de öne alabilirler.” (Nahl; 61)

Allah’ın kullarına karşı gösterdiği merhamet ve sabrın büyüklüğü, bu âyet-i kerime ile anlaşılmaktadır. Eğer Allah-u Zülcelâl, zulümleri yüzünden insanları hesaba çekseydi, yer yüzünde hiçbir yaratık bırakmazdı. Bize, yaptığımız amel ile muamele etseydi, bizleri yok ederdi.

Allah-u Zülcelâl gerçekten çok merhametlidir. Biz de elimizi vicdanımıza koyarak, Allah Azze ve Celle bizlere nasıl muamele ediyorsa, bizim de o şekilde merhametli olmamız lazımdır.

İyilik, iyiliğe karşıdır. Bir kimse, başka bir kimseye iyilik yaparsa, karşısındaki insan da ona iyilik yapar. Allah-u Zülcelâl bizlere daima iyilik yapıyor ve merhametli davranıyor. Bizim de ona göre kendimizi düzeltmemiz lazımdır. Her zaman dediğim gibi, Allah-u Zülcelâl’i unutmamamız lazım. O, daima bizimle beraberdir.

Kudret ve azamet sahibi olan Allah-u Zülcelâl daima insanın kalbine bakar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Allah sizin suretinize değil, ancak kalbinize bakar” (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9)

Kalbimizin daima Allah-u Zülcelâl’e meyilli, aşk ve muhabbetle dolu olması lazım. Şunu hepimiz bilmeliyiz ki, Allah’a âşık olmak insana menfaat verir. Ne dünya ne de akrabaları, insana menfaat vermez.

İnsanın, Allah-u Zülcelal’in rızasını kazanmak için gayret halinde olması lazımdır. İnsan ne yaparsa Allah-u Zülcelal’in rızası için yapması gerekir. İnsan bir kimseyi sevdiği zaman da Allah-u Zülcelâl için sevmelidir.

Anlatıldığına göre, kıyamet gününde bir kişi mizanın önüne getirilerek, sevap ve günahları tartılır. Bu kimsenin günahları sevaplarından bir zerre kadar ağır gelir. Onu cehenneme doğru sevk ederken bu kimse Allah-u Zülcelâl’e:

“Ya Rabbi! Bana müsaade et. Dünyada iken bana karşı en merhametli davranan annem idi. Onun yanına gideyim bir zerre kadar bana sevabından versin de bu azaptan kurtulayım” diye yalvarır.

Allah-u Zülcelâl bu kuluna müsaade eder ve bu kimse annesinin yanına gidip, annesine:

“Anne, bir zerre kadar hayır eksik geldiği için cehenneme gidiyorum. Bana bir zerre kadar hayır hediye edersen, ben bu azaptan kurtulurum” der. Annesi:

“Ey oğul! Benim amellerim daha tartılmadı, belki benim günahlarım da sevaplarımdan bir zerre kadar ağır gelebilir. Benim durumum belli olmadığından dolayı, sana bir şey veremem,” diye cevap verir.

Bu kul, annesinden ümitsiz kalınca geri döner ve cehenneme götürülmek üzere zebanilere teslim edilir. Bu sırada, dünyada Allah için sevdiği dostlarından biri;

“Beni dünyada Allah için sevdiğinden dolayı sevaplarımı sana hediye ettim” der ve hemen bu kulu cennete sevk ederler.

Bu kimse cennetin yolunda aniden secdeye kapanarak:

“Ya Rabbi! Senin için bana sevaplarını hediye eden kulunu affetmedikçe ben de cennete girmem,” diyerek münacatta bulunur.

Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah-u Zülcelâl ikisini de affederek cenneti nasip eder. Onun içindir ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifte:

“Dünyada Allah için dostluk yaptığınız insanları çoğaltın,” buyurmuştur.

Onun için aklımızı başımıza alalım ve birbirimizi Allah için sevelim.

Hasan Basri rahmetullahi aleyh diyor ki:

“Kimi görüyorsan ki, Allah’ın tâatinde, ibadetinde, zikrinde ise, bir Müslüman olarak onu sevmek senin üzerine borçtur.”

Demek ki bir kişi Allah’a kulluk ediyor, İslam hizmetinde bulunuyor, insanları tevbeye çağırıyorsa onu sevmek lazımdır.

Kurtuluş İçin İhlâslı Amel

Bizden önceki ashab-ı kiram, evliyalar, daima ilim okumuşlar, sırf Allah için amel yapmışlar, işte onlar Allah yanında makbul olan insanlardır. Öyleyse daima Peygamber aleyhisselatu vesselama ve onun ashabına mutabaat yapmak lazımdır. Bir de amellerimizi ihlâsla yapmamız lazımdır.

İhlâslı amel nasıl olur:

Hz. Ali radıyallahu anh, savaş esnasında bir düşmanı yere yatırmış kılıcını çekmişti. Tam kılıcını indireceği zaman adam Hz. Ali’nin yüzüne tükürdü. Hz. Ali kerremallahu veche hemen kılıcını indirdi, öldürmedi onu. Adam sordu:

“Niçin beni öldürmedin? Hâlbuki ben çabuk öldürmen için seni öfkelendirmek istemiştim.” Hz. Ali radıyallahu anhu şöyle cevap verdi;

“İlk önce öldürseydim, Allah için öldürmüş olacaktım. Ama sen yüzüme tükürdükten sonra nefsime geldi ki, eğer seni öldürürsem, kendi nefsim için öldürmüş olurum diye korkum.”

Bunu duyan adam Müslüman oluyor. Yani onların işi daima Allah içindi. Biz de öyle sırf Allah için amel yapalım.

Müslüman kardeşlerimize yanımızda olmadıkları zamanlarda da dua edelim. Çünkü onlara böyle gıyabında dua edersek melekler de bize dua eder ve derler ki, “Sana da öyle olsun!”

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki:

“Bir Müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşine yapacağı dua kabul olunur. Bir kimse din kardeşine hayır dua ettikçe, yanında bulunan görevli bir melek ona, ‘Duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin.’ diye dua eder.” (Müslim, Zikir 87, 88; İbni Mâce, Menâsik 5)

Yani ben “Ya Rabbi, mümin kardeşlerimi affet, günahlarını mağfiret et,” diye dua ettiğim zaman melekler diyecek ki, “Aynısı sana da olsun!”

Meleklerin duası benim duamdan daha makbûldür. Onun için daima mümin kardeşlerimize hem zâhirî hem manevî olarak yardımcı olalım.

Bir gün İbrahim bin Ethem’e:

“Allah-u Zülcelâl Kur’an-ı Kerim’de: ‘Dua ediniz kabul edeyim’ buyurmuştur. Dua ediyoruz ama kabul etmiyor, bunun sebebi nedir?” diye sormuşlar. İbrahim bin Ethem:

“Sebeb şudur:

Mukaddes ve muteâl olan Allah’ı biliyor; ama O’na itaat etmiyorsunuz.

Resulünü tanıyorsunuz; lakin sünnetine tabi olmuyorsunuz.

Kur’an okuyor; fakat onunla amel etmiyorsunuz.

Nimetini yediğiniz halde şükretmiyorsunuz.

İtaatkarlar için cennetin donatılıp hazırlandığını biliyorsunuz; ama ona gönülden talip olmuyorsunuz.

Asilere ateşten bukağılara ve zincirlere vurmak için cehennemin yaratılmış olduğunu biliyorsunuz; fakat ondan korkup kaçmıyorsunuz.

Ölüm vardır, diye bildiğiniz halde onun için hazırlık yapmıyorsunuz. Annenizi, babanızı ve yavrularınızı toprağa gömüyor lakin bundan ibret almıyorsunuz.

Kendi kusurlarınıza bakmıyor, hep başkalarının kusurları ile uğraşıyorsunuz. Böyle olan birinin duası nasıl kabul edilir?” diye çok güzel bir cevap vermiştir.

Daima, kendi kusurlarımızla uğraşalım, mümin kardeşlerimizin hatalarına karşı ise gözümüz adeta kör gibi olsun.

Omuzumuza bir heybe astığımız zaman bunun bir torbası önümüze, bir torbası arkamıza gelecektir. Biz daima mümin kardeşlerimizin hatalarını o heybenin arka tarafına atalım, kendi hatalarımızı ise önümüzdeki tarafa koyalım. Çünkü böyle yaparsak, kendi nefsimizin ayıplarını görüp, onlarla meşgul olur, onları düzeltmeye çalışırsak onu temizlemiş oluruz.

Ama kişi eğer nefsini sever, onun kusurlarını görmezden gelirse kıyamet günü perişan olur. Çünkü Allah ona kendi kusurlarını soracak, başkalarının ne yaptığını sormayacak.

Fakat maalesef bizler başkalarını kınıyoruz, onların kusurlarıyla meşgul oluyoruz. Kendi kusurlarımızı arkaya atıyoruz, arka taraftaki torbaya koyuyoruz, mümin kardeşlerimizin kusurlarını gözümüzün önünde tutuyoruz, onlarla uğraşıyoruz. Onun için sürtüşme oluyor, İslam hizmeti ayakaltında kalıyor o zaman.

Allah-u Zülcelâl Hz. Musa aleyhisselama vahyetmiş:

“Biliyor musun Ya Musa, benim yanımda insanların en mebğud, yani kızdığım kul hangisidir?”

“Bilmiyorum Ya Rabbi!”

“Birincisi, Ya Musa, kibirli kullar. İkincisi, dili sert olan…”

Yani kiminle konuşursa onu rahatsız eder. Allah sevmiyor onu. Bak Allah-u Zülcelâl Hz. Musa’ya vahyetmiş, “Firavuna git, yumuşak dille konuş!”

Hâlbuki o “Ben sizin Rabbinizim,” diyordu.

“Üçüncüsü de bahil olan ve kötü ahlâk sahibi.”

Bahil, eli sıkı, çok cimri, kimseye bir şey ikram etmeyen, iyilik yapmayan demektir. Kötü ahlâk sahibi de kendisiyle geçinilmeyen, sert mizaçlı kişi demektir.

Hulasa kurtuluş yolumuz budur, güzel ahlâk sahibi olalım, insanları tatlı dille, yumuşak olarak Allah’ın yoluna davet edelim.

Allah’ın Yoluna Davet Edelim

Nerede oturursak daima Allah’ı anlatalım. Çünkü bir yerde Allah’ı zikredersek, oraya Allah’ın rahmeti iner.

Bakınız, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:

“Bir zikir halkası kurulduğu zaman, o zikir halkasının etrafında melekler de halka oluyorlar, ta Arş-ı Âlâ’ya kadar. Orada Allah-u Zülcelâl soruyor:

– Benim kullarımı nasıl gördünüz?

– Ya Rabbi, senin zikrini yapıyorlar, seni anıyorlardı.

– Siz şahit olun, ben de onları affettim, diyor Allah-u Zülcelâl. Ama melekler diyor ki:

– Ya Rabbi, bir kişi onların yanındaydı, onların içindeydi, fakat o zikir için gelmemişti, bir ihtiyaç için oraya gelmişti.

– Olsun, onlarla beraber oturan şahıs şaki (isyankâr) olmaz. Onu da onlarla beraber affettim. (Buhârî, Daavât 66)

Bakın, zikir için, tevbe için gelenleri Allah o kadar seviyor ki, oraya başka iş için gelenleri de onlar için affediyor. Bu kısa zamanımızı böyle iyi şeylerle değerlendirelim. Bunlar için kıyamet günü sevineceğiz, boş şeylerle uğraştığımız zamanlar için pişman olacağız.

Hayırlı İnsan Olmak İçin

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir başka hadis-i şerifinde buyuruyor ki:

“En hayırlınız, kendisinden hayır umulan ve şerri dokunmayacağı hususunda emin olunandır; en şerliniz de kendisinden hayır ümit edilmeyen ve şerrinden de emin olunmayan kimsedir.” (Tirmizi, Fiten 76)

Demek ki yeryüzünde insanların hepsi, bir kişiden hayır umut ediyorsa o hayırlı bir insandır. Kim de onun şerrinden korku içinde olursa demek ki o en kötü insandır. Onun için elimizden geldiği kadar, insanlara karşı şefkatli ve merhametli bir insan olalım, böylece “en hayırlı” sıfatını kazanalım inşallah.

Çünkü Allah-u Zülcelâl’in mahlûkatı, Allah’ın ehli, ıyali gibidir. Nasıl ki bir adamın evinde, hanımı, çocukları, yaşlı anne babası gibi ev halkı var ve bunlara o adam bakıyor, geçimini sağlıyor, onları muhafaza ediyorsa, işte mahlûkatının rızıklarını veren ve onları koruyan da Allah-u Zülcelâl’dir.

Kim Allah-u Zülcelâl’in mahlûkatına faydalı olursa o Allah’ın yanında hayırlı insandır. Elimizden geldiği kadar Allah’ın yarattığı mahlûkata karşı menfaatli olalım.

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki:

“Müminlerin iman yönünden en mükemmeli, onların ahlâkı en güzel olanıdır. Müminlerin en hayırlısı, ailesine en hayırlı olanıdır.” (Tirmizi, Radâ, 11; Ebu Davut, Sünne, 11, 14)

Siz de biliyorsunuz, insanlar, güzel ahlâklı kişilerle her zaman oturup kalkmak ister, onunla maişet görmek ister; kötü ahlâk sahibi insandan da uzak olmak ister. Onunla konuşmak bile istemiyor.

Güzel ahlâk, güneşin buzu erittiği gibi insanların günahlarını eritiyor. Tevbe etmeden bile, eğer güzel ahlâk sahibi olursa onun hatalarını eritiyor. Elimizden geldiği kadar güzel ahlâklı olalım, İslam güzel ahlâktır; İslam ahlâkıyla sıfatlanalım, inşaallah.

Peygamber aleyhisselatu vesselam buyuruyor ki:

“Bir mü’min, güzel ahlâkı sayesinde, gündüz oruç tutup gece namaz kılan kimselerin derecesine ulaşır.” (Ebû Dâvûd, Edeb 7; Tirmizî, Birr 62).

Kötü ahlâk da bunun tam tersidir. Bir hadis-i şerif kaynağında bildirilmiştir ki:

“Güzel ahlâk, günahları, suyun kirleri temizlemesi gibi temizler. Kötü ahlâk ise, salih amelleri, sirkenin balı bozduğu gibi bozar.” (İ. Hibban)

İnsanın ahlâkı kötü olursa, insanları incitirse, kul hakkına girerse onun sevapları o kişilere gider. Sevabı kalmazsa da ona öbürlerinin günahları yüklenir. Sonunda o kişi cehenneme gider, neuzubillah.

Peygamber aleyhisselatu vesselam “… Kötü ahlâklı bir kişinin iyiliklerinin sevabı, o üzdüğü kişilere verilir. Sevapları biterse, o hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilir ve neticede cehenneme atılır.” (Müslim, Birr, 59) buyuruyor.

Onun için elimizden geldiği kadar, güzel ahlâk sahibi olalım, mümin arkadaşlarımızla güzel bir muhabbet kuralım, hizmetimizi öyle yapalım inşallah.

Bizden önceki ashab-ı kiram, evliyalar, sadatlar, Allah’a ve Resulüne âşık oldukları için, Allah’ın kullarına da merhamet duyuyorlar ve onları daima tevbeye davet ediyorlardı. Çünkü insanlara en büyük yardım, onları tevbeye davet etmektir.

Allah-u Zülcelâl bizi nefsimize teslim etmesin, bizi hayırlarda kullansın, âmin.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ