DİN VE HAYAT / Kumar Bağımlılığı Salgına Dönüşürken

  • 06 Ekim 2026
  • 148 kez görüntülendi.
DİN VE HAYAT / Kumar Bağımlılığı Salgına Dönüşürken
REKLAM ALANI

DİN VE HAYAT

Kumar Bağımlılığı Salgına Dönüşürken

Hatice Kübra Ergin

REKLAM ALANI

 

Yıllar önceydi. Eyüp Sultan Camii’nin çevresindeki bankta oturuyordum. Yanıma bir hanım oturdu. Orta yaşlarda, başını bir eşarpla örtmüş, Anadolu kadını görünümünde bir hanım. Düşünceli bir hâli vardı. Göz göze gelince tebessüm etti. Sonra birden derdini anlatmaya ve duâ istemeye başladı:

– Ne olur bana duâ et. Her cuma gelip burada duâ ediyorum. Kaçıncı defadır tevbe ediyorum. “Bir daha oynamayacağım!” diyorum ama bir türlü kumar illetinden kurtulamıyorum.

Çok şaşırdım. Bir kadının kumar bağımlısı olabileceği hiç aklıma gelmezdi. Genellikle heyecan arayışı ile ilişkilendirilen bir kötü alışkanlık olduğu için, erkeklerde görülmesi daha yaygın olarak bilinir. Ama son zamanlarda kadınlar arasında hesap vermek zorunda olmadığı kendi kazancına sahip olma oranı arttıkça, böyle kötü alışkanlıklar da yaygınlaşıyor.

Bu bahsettiğim kadın, büyük paralar kazanabilen biri değil. Evlere temizliğe giderek kazandığı üç kuruş parayla oynuyor. Oynadığı kumar çeşidi de piyango, toto, loto tabir edilen yaygın türlerden.

O gün ağzından duyduğum şu sözler, meğerse bütün kumar bağımlılarının düştüğü tuzak imiş:

– Bir ev parası kaybettim. Her seferinde bu son diyorum. Sanki bu sefer şansım dönecek, kaybettiklerimi geri kazanacağım gibi geliyor. Bir türlü aklımdan çıkaramıyorum.

Hiç bilgim olmadığı için ona pek yardımcı olamadım. Biraz bilgim olsaydı derdim ki:

– Bu senin kendi kendine çözebileceğin bir durum değil. Mutlaka yardım alman lâzım.

Dijital Kumar Salgını

Son zamanlarda dijital kumarın evlere kadar girmesi yüzünden, kumar problemi hiç tahmin edilemeyecek ailelerde bile görülür hâle geldi. Çünkü çocuk ve gençlerin en çok tıkladığı; film, dizi, oyun ve benzeri sitelerde devamlı reklâmları çıkıyor. Bu reklâmlar, deneme bonusu vererek beyne bir çengel atıyor. Ondan sonrasını zaten beyin kimyası, dopamin döngüsü vesâire kendiliğinden yapıyor. Yani insanın beynine bir kere o mikrop girince, âdeta kişinin beynini kurt gibi kemiriyor.

Sorun sadece çocuk ve gençleri etkilemiyor yuvalar yıkıyor. Yeşilay Derneğinin 2026 tarihli rapor endişe etmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.

Raporun tam adı: “Lisanslı ve Yasa Dışı Bahis ve Şans Oyunları Platformlarının Bağımlılık Riski Değerlendirmesi.”

Yeşilay bu raporu 460 kumar bağımlısı ile yaptığı anket ve analizlerle hazırlamış.

Rapora göre kumar bağımlılarının yüzde 80’i erkek, yüzde 63’ü ön lisans ya da lisans mezunu, yüzde 60’ı evli… Gelir düzeylerinin aritmetik ortalaması ise aylık 75 bin lira düzeyinde. Yani gelir düzeyi yüksek aile babaları büyük bir oran oluşturuyor. Bu haliyle de tam bir “aile yıkıcı, ocak söndürücü” etkisi var.

Araştırmaya göre Türkiye’de insanların yüzde 45’i günde en az 3 kez legal ya da illegal kumar reklamına rastlıyorlar. Bu reklamlara maruz kalan kitlenin yüzde 30’unun sonraki 7-10 gün içerisinde bahis ya da kumar oynadığı görülüyor.

İrademiz Elimizde mi?

İnsanoğlu kendini irade sahibi zanneder. Hâlbuki insanın iradesi ancak mükemmel şartlarda kendi elindedir. Yani ancak fıtratı bozulmamış, duyguları hasar almamış, akl-ı selîm sahibi insan; iradesini iyiye güzele doğruya kullanabilecek kabiliyete sahiptir. Ayrıca bu kabiliyeti de devamlı geliştirmek îcap eder. Bunun için fıtratı bozan tesirlerden uzak kalmak, rûhunun ihtiyacını doğru yollarda kazanç ve kemalât elde ederek doyurmak lâzımdır.

Kişinin iradesini ve şahsiyetini devamlı geliştirmesi için kendine emek vermesi şarttır. Bunun için hep en güzele tâlip olmalı ve devamlı gayret ile kendini yetiştirmelidir. Yoksa hayatta karşılaşılan ufak tefek bir imtihanla bile kişinin iç âleminde çöküntü olabilir. Hattâ sırf yaşlanmaya bağlı beyin küçülmesi gibi tabiî sebeplerle bile insanın iradesi gitgide zayıflayabilir.

Mâneviyat büyüklerimizin îkaz ettiği bir husus vardır:

“Kalpte irade yoktur.” derler. Kalp, bir şeylere tutkuyla bağlanabilme özelliğine sahiptir. Eğer sen doğru adrese bağlamazsan, yanlış adreslere bağlanmasına mâni olamazsın.

Kalbin iradesi yoktur ancak kalbe tesir eden şartlara dikkat etmek mümkündür. Lokma helâl ve tayyip olacak. Arkadaşın sâlih olacak. Gözünden, kulağından kalbine girene çıkana dikkat edeceksin. Yani tercihlerine her an dikkat edecek, devamlı sakınacaksın. Kalbini âciz ve savunmasız bir bebek gibi mânevî kundaklara sarıp muhafaza edeceksin.

Yalnız kendini değil aileni de koruyacaksın. Aile reisi olmak, sadece para kazanıp ellerine tutuşturmaktan ibaret değil. Asıl mesele para kazanmak değil, helâlinden kazanmak.

“İrade sende değil, irade paradadır.” denilmesi boşuna değil. Ehline ıyâline kızıp kahır, sitem etmeden önce, onların eline verdiğin harçlığı; “Nasıl kazandın? Zekâtını verdin mi?” diye düşüneceksin.

Kontrol edemediğin cihazı ellerine vermeyeceksin. Tıklama geçmişini kontrol etmeyi bileceksin. Nereye girip çıkıyorlar, kimlerle etkileşime giriyorlar, bileceksin. Onların muhitini sen seçeceksin. İyi tesirler aldıklarından emin olacaksın.

Elbette aileler ne kadar dikkat ederse etsinler, çevre şartlarının bu kadar ifsâd edici olması da normal değil. Çünkü her aile, bu tehlikelere karşı tedbir alacak güce sahip değil. Anne-baba olmak için, önce gidip emniyet ve istihbarat mensuplarının aldığı eğitim gibi yüksek eğitim almak mı gerekiyor?

Yasaklamak Çözüm!

İçki, kumar, uyuşturucular ve kötü alışkanlıklar; sadece bir ahlâk meselesi olmaktan çıktı. Herkes kendi iradesiyle bunlardan korunsun, deyip geçemeyiz.

“Yasaklamak çözüm değil!” borazanını öttürenlere meydanı bırakamayız.

Yapılan araştırmalara göre; dijital kumarı serbest bırakan ülkelerde, kumar bağımlılığı ve buna bağlı problemler hızla artmış. Elbette yasaklamak tek başına çözüm sayılmamalı, diğer çözüm yolları da geliştirilmelidir. Ama bu kadar serbest ve rahat olmasının problemleri önü alınamaz şekilde büyüttüğü de unutulmamalıdır.

Küçük bir grubu tedavi etmek için kaynak ayırmak başka, bir salgın karşısında acze düşmek başka. Elbette ki yaygınlaşmasını önlemek için elden gelen her tedbir alınmalıdır.

Meselenin başka bir yönü de şu:

İnsanlar eşit yaratılmamıştır. İnsanlar arasında çeşitli zâfiyetlerden muzdarip birçok kişi bulunur. Meselâ her yüz kişiden yaklaşık beş veya on kadarı; dikkat eksikliği, hiperaktiflik, duygu regülâsyonu sıkıntısı gibi farklılıklar gösterir. Bu kişiler eğer aynı zamanda yüksek zekâlı, çalışkan, iyi bir muhitte kendini yetiştirme fırsatına nâil olmuş kişiler değillerse, dopamini uyaran madde veya alışkanlıklara daha kolay kapılabilirler.

Bipolar bozukluk, borderline kişilik bozukluğu, historiyonik kişilik bozukluğu gibi birçok psikiyatrik durumlarda; madde bağımlılığı veya kumar bağımlılığı, alışveriş bağımlılığı ve benzeri alışkanlıklar daha sık görülür.

Ailelerin bilmesi gereken bir konu şudur ki; bu bozukluklar, dindar aile çocuklarında da görülebilir. Bu ayıp değildir. Bu da hayattaki diğer imtihanlar gibi bir imtihandır. Bu hastalıklar da belli bir ölçüde tedavisi veya takibi ve kontrol altına alınması mümkün olan rahatsızlıklardır.

Bizler âciz kullarız. Allâh’ın bizim için takdir ettiği imtihanları yaşıyoruz. Bunlar her ailede, her fertte görülebilir.

Ailelere düşen bir şey de şu ki; bizler çocuklarımızın sadece derslerindeki başarılarıyla ilgilenip, ruh hâllerini, yaşadıkları insânî durumları ihmal etmemeliyiz. Eve geldikleri zaman, onların hâliyle yakından alâkadar olmalıyız. Nasıl bir duygu hâli içinde, kimlerle arkadaşlık ediyor, nasıl etkilere maruz kalıyor bilmeliyiz.

Çocuğumuz bir sıkıntı yaşıyorsa, bunu ilk önce bize söyleyebilmeli. En son duyan biz olmamalıyız. -Allah korusun- bir hata yapmışsa da bunu bize anlatabilmeli ve yardım alabileceğini bilmeli. -Allah korusun- o hatayı kendi kendine çözmeye kalkarken, daha büyük kötülüklere sürüklenebileceğini unutmamalıyız.

Müslüman bir toplum olarak; psikolog, psikiyatr, psikoterapist olarak kendi inanç ve hassâsiyetlerimizi iyi bilen uzmanlar yetiştirmeliyiz. Etkili çözümler geliştirmeliyiz.

Elbette ideal olan odur ki, bir müslüman toplumda böyle bir durum hiç olmasın. Bunlar, bu kadar kolay ulaşılabilir olmasın. Ama madem bunu sağlayamıyoruz, o hâlde çözümlerini bulmak zorundayız.

Aileyi Savunmak Zorundayız

Aile yılında çocuk sahibi olmayı teşvik edeceksek, biraz da bu meseleleri çözmemiz gerekiyor. Bir aile nice fedâkârlıklarla evlât yetiştiriyor. Üç-beş kuruş için evlâtlarımızı mahvedenlere, asla geçit verilmemesi gerekiyor. Bu konularda hükûmetlerin ellerinden gelen hukukî müdahaleyi yapması için, bizim de yanlarında durmamız gerekiyor.

Şu anda toplumda; en savunmasız, en âciz, en mazlum kişiler ebeveynler. Bütün meslek dallarının hak ve menfaatlerini savunmak için bir araya geldikleri; sendikaları var, meslek odaları var, dernekleri, kulüpleri var. Ama ebeveynlerin hiçbir şeyleri yok.

Evlât yetiştirmek için bütün ömrünü fedâ etmesini beklediğimiz anne-babalara karşı borcumuz var. Onların evlâtlarını korumak, bu ülkenin idarecilerinin en önde gelen vazifelerinden biridir. Biz de onlardan bunu talep etmeli ve yanlarında durmalıyız.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ