İRFAN SOHBETİ / Senden Sonra Gelen Her Musibet Küçüktür

  • 12 Ekim 2026
  • 83 kez görüntülendi.
İRFAN SOHBETİ / Senden Sonra Gelen Her Musibet Küçüktür
REKLAM ALANI

İRFAN SOHBETİ

Senden Sonra Gelen Her Musibet Küçüktür

Seyda Feyzullah Konyevî -KS-

REKLAM ALANI

 

Kalplerin sadece Allah ve Resulünün muhabbetiyle çarptığı o asrı saadette Sumeyra binti Kays radıyallahu anha’yı ziyaret edeceğiz.

Onun hikayesi bir insanın kalbine yerleşen Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam sevgisinin ne kadar ihtişamlı ne kadar sarsılmaz bir kale olabileceğinin en berrak tasviridir.

Uhud dağının o tozlu, fırtınalı gününe gidelim ve bu sevginin kalpteki yerini bir temsil ile anlamaya çalışalım.

Bir insanın kalbi verimli bir toprak gibidir. O toprağa ekilen her duygu büyür, serpilir. Bunu kökleri yerin yedi kat dibine uzanan, dalları ise gökyüzünü okşayan devasa bir çınara benzetebiliriz. Fırtınalar kopsa, şimşekler çaksa, dünya altüst olsa o çınar yerinden kıpırdamaz. İşte Peygamber sevgisinin kalpte çoğalması, o imanın kök saldığının, meyveye durduğunun en büyük işaretidir. Gönle yerleşen bu sevgi hal olur, duruş olur, fedakârlık olur, neticede cennette gülüş olur.

Uhud Savaşı günüydü. Medine sokaklarına kara bulut gibi bir haber çöktü.

“Müslümanlar mağlup oldu, Peygamber aleyhisselatu vesselam öldürüldü.”

Bu söylenti, Sümeyra binti Kays radıyallahu anha’nın kalbine düşen bir kor ateş gibi oldu. Oysa onun o meydanda babası, kocası, kardeşi ve iki ciğer paresi yani iki de oğlu vardı.

Beş en yakın akrabası vardı Uhud meydanında. Beş canı, beş daldan çiçeği o meydandaydı. Fakat onun kalbi o beş canından önce cihanın canı olan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem için titriyordu.

Yerinde duramadı. Diğer hanım sahabilerle birlikte kalbindeki yangını söndürmek için Uhud’un kayalıklarına doğru koştular.

Savaş meydanına vardığında manzara yürek parçalayıcıydı. Sümeyra binti Kays’ın -radıyallahu anha- sırayla babasının, eşinin, kardeşinin ve iki oğlunun şehit düşmüş bedenlerini gördü.

Hepsi şehit düşmüştü. Ok ve kılıç darbeleriyle o aziz bedenler adeta paramparça olmuştu. Dağların bile taşımakta zorlanacağı bu ağır imtihan karşısında etrafındaki sahabiler gözyaşları içinde ona yaklaştılar. Taziyede bulunuyorlar;

“Sabret ey Sümeyra!” diyerek onu teselli etmeye çalışıyorlardı. Fakat o sarsılmayan bir kale, eğilmeyen bir elif gibi vakur duruyordu.

Sahabilerin yüzüne bakarak tarihe altın harflerle kazınacak o soruyu sordu:

“Resulullah’a ne oldu? O nasıldır? Hayatta mıdır?”

Onun bu metaneti ve engin muhabbeti karşısında sahabiler hayranlık içinde kaldılar. Kendi evlatlarının acısını bir kenara bırakıp sadece Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselamı soran bu yüce gönle cevap verdiler:

“Allah’a hamd olsun o iyidir, tam senin istediğin gibidir, hayattadır,” dediler.

Bu cevap Sümeyra binti Kays radıyallahu anhanın kalbindeki ızdırabı hafifletse de tamamen dindirmeye yetmedi. Onu sallallahu aleyhi ve sellemi dünya gözüyle görmedikçe mutmain de olamazdı.

Gözleri yaşlı adeta yalvaran bir ses tonuyla etraftakilerden istekte bulundu:

“Onun bulunduğu yeri bana bildirin, onu bana gösterin de ona bir bakayım, göreyim onu. Madem hayattadır bana gösterin,” diyor.

Sahabiler iki cihan güneşi Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem bulunduğu tarafı işaret ettiler. Sümeyra binti Kays sanki çölde su bulmuş bir yolcu gibi işaret edilen yöne doğru hızla koştu ve nihayet gördü. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem sağ ve selametteydi, ayaktaydı.

Hemen ona doğru yaklaştı, mübarek giysisinin eteğinden tuttu ve şöyle haykırdı:

“Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Resulü. Sen hayattasın ya senden sonra gelen her musibet artık küçük ve hafif kalır.”

Muhabbet Ummanı Gönüller

Muazzam bir teslimiyet, fedakârlık ve muhabbet. Tarifi zor. Ne kadar bu anı tarif etmeye çalışsak kelimeler kifayetsiz kalır.

O hakikati açıklamaya yetmeyecektir kelimeler…

İşte bu, “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir…” sırrının kendini izhar ettiği bir sahnedir.

Bu dünya sahnesinde Uhud meydanında ve o zaman diliminde kaydedilen bu ihtişamlı manzara: “Bir müminde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem sevgisi nasıl olmalıdır?” sorusunun yaşanmış cevabıdır.

Sahabe-i kiram Efendimiz’e:

“Anam babam sana feda olsun,” derken bütün zerreleriyle bu hakikati yaşıyorlardı. Onların bu sevgisi İlahî bir cezbe haliydi. Ashab işte bu cezbenin bu aşkın kürsüsünden konuşuyordu.

Burada Sümeyra binti Kays radiyallahu anha bize gösterdi ki kalpte gerçek Peygamber sevgisi varsa dünyanın en büyük acıları bile o sevginin karşısında küçülür, ehemmiyetini kaybeder.

Onun vakur duruşu kıyamete kadar her müminin yolunu aydınlatacak bir iman meşalesidir. Ayrıca Sümeyra binti Kays radiyallahu anha o gün Uhud’da sergilediği duruş aslında kâinatın en büyük sırlarından birinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Büyük bir sevginin en derin acıları bile görünmez kıldığı haldir.

Özellikle Halik-i Zülcelâl ve O’nun Habibine olan en yüce sevginin insan ruhunda nasıl bir kalkan oluşturduğunu anlamak, acıların, musibetlerin ve dertlerin o sevgi karşısında nasıl eriyip gittiğini görmek muazzam bir yolculuktur.

Biz bu yolculuğa çıktık ve o sahneyi seyrettik. Şimdi bu yolculuğu ayetlerin ışığında, hadislerin rehberliğinde ve modern bilimin, psikolojinin pencerelerinden bakarak parça parça anlamaya çalışalım.

Kur’an-ı Kerim kalbini Allah ve Resulünün sevgisiyle dolduran müminlerin musibetler karşısında nasıl bir vakar ve metanete sahip olduğunu bizlere açıkça beyan eder. Onu imanla bağ kurar.

Allah-u Zülcelâl ayeti kerimede buyuruyor ki:

هُوَ الَّـذٓي اَنْزَلَ السَّكينَةَ في قُلُوبِ الْمُؤْمِنينَ لِيَزْدَادُٓوا ايمَاناً مَعَ ايمَانِهِمْ

“O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine sekinet, huzur ve güven indirendir.“ (Fetih; 4)

İnsanın Allah ve Resulüne muhabbeti çoğaldıkça imanı kuvvetlenir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem,

“Siz beni kendinizden, nefsinizden, annenizden, babanızdan, dünya malından, sevdiğiniz her şeyden daha çok sevmedikçe gerçek mümin olamazsınız.” buyuruyor.

Bakın sevgiyi imana bağladı. Şimdi böyle bir sevgi acıları nasıl dindirmez?

İşte o zaman O’nun yolunda çekilen her eziyet ve cefa hafif kalır.

Manevî Şifa: Sekinet

Musibet anında teslimiyet ve sevgi gösteren kalbe Allah Azze ve Celle, sekinet adı verilen manevî bir ilaç indirir.

Sumeyra binti Kays radıyallahu anhanın beş yakınını kaybettiği an, dağ gibi dik durabilmesi kendi gücüyle değildi. Kalbindeki o muhabbete karşılık Allah’ın lütfettiği bir sekinet sayesindeydi.

Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sevginin insanı her türlü dünyevî zorluğa karşı nasıl güçlü kıldığını şu muazzam müjde ile anlatır.

“Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar:

Allah ve Resûlünü, herkesden fazla sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.” (Buhârî, İmân 9, 14, İkrah 1, Edeb 42; Müslim, İmân 67)

Yani imanın lezzetini bütün ruhunda hissetmiş olur.

Bir kişiyi sevdiğinde sadece Allah için sevmek. Hiç kimseye dünyevi bir sebepten dolayı sevgi beslememek. Kimi sevecekse onu Allah için sevmelidir.

Allah onu kurtarıp iman nasip ettikten sonra küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi görmek.

İmanın ve Peygamber sevgisinin tadını alan bir mümin için dünyanın getirdiği musibetlerin acısı ilacın acısı gibi olur. Sonunun şifa olduğunu bilir ve şikâyet etmez.

Sevgi acıyı teskin eden manevî bir ilaçtır.

Modern psikoloji ve nöroloji, beyin bilimi çalışmaları da Sumeyra binti Kays radiyallahu anhanın o gün yaşadığı ruh halini ve sevginin acıyı hafiflettiğini çalışmalarında doğrulamıştır.

Şöyle ki:

Birincisi, “giriş çıkış kapısı teorisi” ve odaklanma dedikleri bir durum var. Yani akla, kalbe, beyne giriş çıkış kapıları ve beynin bir şeye odaklanması. Şimdi bunu kısa bir şekilde izah edelim.

Bir insanın beyni, günde 60 bin ile 80 bin arası düşünceye sahiptir. Şu anda 50 tane düşünce aklınızdan gidip geliyordur. Hatta çoğunu tam algılayamıyorsunuzdur. 60 bin veya 80 bin düşünce bir gün içinde az bir şey değildir. Ama sinyaller daha çoktur. İnsan beyni aynı anda gelen milyarlarca sinyali işlemez.

Bir öncelik sırası belirler. Kapıyı kapatır, hangisinin gireceğine karar verirse, müsaade ederse ona kapıyı açar.

Psikolojide hiper odaklanma denen bir durum vardır. Şimdi buraya odaklanalım. Kişi hayatının anlamı olan, çok güçlü bağ kurduğu bir varlığa veya amaca odaklandığında, beyin acı sinyallerini taşıyan kapıları kapatır.

Sümeyra binti Kays radiyallahu anhanın zihni bütünüyle Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in sorusuna kilitlendiği için, sinir sistemi kayıp acısının şokunu o an en derinden hissetmemiştir. Evlatları, kocası, kardeşi, babası vefat etmişti. O acıların şokunu ve travmasını yaşamadı. Böylece sabrı kuşanmış büyük bir travmanın darbelerinden kurtulmuştur. İşte bu Allah ve Resulüne olan muhabbetin tesiri iledir.

İkincisi, sevgi hormonları ve psikolojik sağlamlık diye bir durum var. Yine bilimsel araştırmalar, derin sevgi, aidiyet ve yüksek amaca inanma duygusunun beyinde oksitosin, endorfin ve dopamin gibi hormonları zirveye çıkardığını gösteriyor. Bu hormonlar nedir? Endorfin, tıbbi olarak en güçlü ağrı kesicilerden bile daha etkilidir. Bu bizim vücudumuzda vardır. Allah Azze ve Celle bu özelliği vermiş ki, sen ona bağlandığın ve kendini ona teslim ettiğin zaman rahatlayasın diye. Onun zikriyle kalbin mutmain olsun diye…

Yüksek bir sevgi ve iman taşıyan insanlar, travmalara karşı muazzam bir psikolojik sağlamlık gösterirler. Sevgi, ruhsal bir anestezi sağlar. Acı, musibet, eziyet ve cefa oradadır ama ruhu felç edemez, ruha zarar veremez. Çünkü sen o sevgi, muhabbet ve teslimiyet ile sabır kalkanını kuşanmış oluyorsun.

Netice olarak, Sümeyra binti Kays’ın Uhud’daki o muhteşem duruşu ne bir hissizlik ne de bir donukluktur. O kalbini öyle büyük, öyle evrensel, öyle ilahi bir muhabbetle doldurmuştu ki, kâinatın en ağır musibetleri bile o okyanusa düşen birer damla gibi kalmış, okyanusun rengini değiştirememiştir.

Sevgi acıyı yok etmese de ancak acının insanı ezmesine, çürütmesine ve isyan ettirmesine engel olan İlahî bir güç ve kalkandır.

İşte Allah ve Resulünü sevmek ve Onların muhabbetiyle yaşamak, insana mecazi, geçici ve fani zorlukları zarar vermeyecek derecede hissettirir. Ondan ibret aldırır, ders aldırır, şifa bulur, kişiliğini oluşturur, onunla daha bir olgun hale gelir.

Allah-u Zülcelâl hiçbir özelliği boşuna vermemiştir insanoğluna. Onun bedeninde ve ruhunda olan her şey birbirine bağlı iken aynı zamanda hepsi aslında kendisine bağlıdır. Allah-u Zülcelâl’in zatına bağlıdır. Ona bağladığın her şeyde saadete erersin, rahatlık hissedersin, mutmain olursun. Ondan koptuğun an senin dünyan da kararır, Allah korusun, âhiret de elden gider.

Dünyanın fani ve geçici eziyetleri dedik zira bu dünyanın keyf-u sefası da geçicidir, eziyet ve cefası da geçicidir. Bir saat önce yediğimiz yemeğin lezzetini nasıl ki şu anda hissetmiyorsak, bir saat önce çektiğimiz herhangi bir eziyetin de acısını şu anda unutmuşuzdur. Dolayısıyla bu eziyetlere takılıp geride kalmamak lazım.

Hayat devam ediyor, imtihan devam ediyor. Giden gitti, ân’ı yaşamak lazım. Gelecekte biz oraya varacak mıyız belli değil. Öyleyse bulunduğumuz anı Allah ve Resulüne her zaman bağlamamız gerekir. Bütün hayatımız, ölümümüz, namazımız, ibadetlerimiz, her şeyimiz Allah içindir.

Allah-u Zülcelâl hepimizin kalbini kendisine, kendi muhabbetine, Resulünün muhabbetine, salih zatların muhabbetine her zaman açık eylesin.

Allah-u Zülcelâl bizi kendisine teslim olan kullarından eylesin, gerçek müminlerden eylesin.

Sümeyra binti Kays Radıyallahu anhanın muhabbeti gibi, O’nun teslimiyeti gibi bize muhabbet ve teslimiyet nasip eylesin.

Allah-u Zülcelâl başta Gazze’deki kardeşlerimiz olmak üzere Doğu Türkistan’da, Myanmar’da, Sudan’da, dünyada nerede mazlumlar varsa, nerede mağdurlar varsa onlara yardım etsin, onların yardımına bizi de vesile kılsın.

Allah-u Zülcelâl müminlere birlik beraberlik nasip eylesin ve müminleri muzaffer kılsın. Allah-u Zülcelâl hepinizin sıkıntılarınızı gidersin, sizlere hastalarınıza şifalar ihsan eylesin. Dünya ve ahirette hepinizi mesut ve bahtiyar kılsın.

Allah-u Zülcelâl rızkınıza, ticaretinize bereket koysun. Sâdâtlerin yolunda, sırat-ı müstakimde sabit kılsın.

Amin.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ