TEFEKKÜR UFKU / Marksizm ve Modern Bilim Çatışır Mı?
TEFEKKÜR UFKU
Marksizm ve Modern Bilim Çatışır Mı?
Dr. Cengiz Karagöz
Modern bilimin din ile ilişkisine dair tartışmalar yüzyıllardır devam etmektedir. Modern bilimi savunanlar, dinin toplumları geri bıraktığını ve ilerlemenin ancak bilimin ışığında mümkün olacağını iddia ederler. Özellikle 19. yüzyılda pozitivizmin etkisinde kalan modern bilim, materyalizme vurgu yaparak adeta metafizik alana meydan okumuştur. Bu görüşün temelleri Aydınlanma felsefesine dayanır.
Aydınlanma düşüncesinden beslenen akılcılık felsefesi, zamanla pozitivist bakış açısına evrilmiştir. Ancak bu tartışmalarda sıklıkla gözden kaçan bir nokta vardır: Geçtiğimiz asırda modern bilim, Marksistler tarafından sert eleştirilere maruz kalmıştır.
Bu Marksistler, Frankfurt Okulu mensupları olarak bilinir. Frankfurt Okulu, 1923 yılında Almanya’da Frankfurt Üniversitesi bünyesinde Toplumsal Araştırma Enstitüsü’nü kuran bir grup Marksist düşünürün oluşturduğu ekolün adıdır. Savundukları felsefi ve sosyolojik akıma “Eleştirel Teori” adını vermişlerdir. Max Horkheimer, Theodor W. Adorno ve Herbert Marcuse gibi isimlerin öncülük ettiği okul, klasik Marksizm’i de eleştirerek revizyona gitmeyi tercih etmiştir. Marksist teoriyi psikanaliz ve felsefe ile harmanlayan Frankfurt Okulu, modern toplumu, kültür endüstrisini ve kitle iletişim araçlarını sert bir dille eleştirmiştir. Okulun dikkat çekici yönlerinden biri de modern pozitivist bilim anlayışını eleştirel bir yaklaşımla yeni bir düşünce sistemi inşa etme çabasıdır.
Frankfurt Okulu’nun modern pozitivist bilime yönelttiği eleştirilerden biri, pozitivizmin yöntemine ilişkindir. Pozitivizm, toplumu incelerken doğa bilimlerinin matematiksel, niceliksel ve deneysel yöntemlerinin esas alınması gerektiğini savunur. Ancak Frankfurt Okulu’na göre insan, yalnızca bu yöntemle anlaşılamaz. İnsan, laboratuvar ortamında çözümlenecek bir nesne olmaktan ziyade bilinci, anlam dünyası, tarihsel arka planı ve öznel yönleri olan bir varlıktır. İnsanı yalnızca istatistiksel verilere indirgemek, onu basitleştirip şeyleştirmekten öteye geçemez. Bu yöntemi benimseyen bilim, rakamsal veriler üzerinden toplumu dönüştürme misyonu üstlenir; çünkü insan sayılara indirgenerek değersizleştirilmiştir.
Pozitivist yöntem, materyalist eğilimi nedeniyle yalnızca gözlemlenebilir, ölçülebilir ve deneysel olanla ilgilenir. Frankfurt Okulu ise böyle bir anlayışın toplumsal adaletsizlikleri tespit etmekten ve çözüm üretmekten yoksun olduğunu öne sürer. Mevcut gerçekliği aşmayan bilimsel çalışmalar, statükonun ürettiği çelişkileri ve sömürü ilişkilerini gözden kaçırır. Bu yolla alternatif çözümlere ulaşılamaz. Verilerle toplumu ölçmeye çalışmak, mevcut adaletsizliklerin üzerini örtmeye hizmet edebilir. Sayısal veriler, mevcut düzenin sorgulanması yerine, var olan adaletsizliklerin mekanik bir şekilde devam etmesine yol açar.
Pozitivist bilim anlayışı, araştırmacının öznel değerlerden, ideolojiden ve toplumsal ilişkilerden bağımsız, nesnel bir şekilde hareket edebileceğini savunur. Frankfurt Okulu ise bunun saf bir hayal olduğunu düşünür. Bilimsel bilgi üretimi, içinde bulunulan tarihsel dönemin sosyal ve ekonomik ilişkilerinden bağımsız düşünülemez. Toplumsal ilişkiler ve kurallar, belirli tarihsel süreçteki insan bilincinden ve eyleminden arınmış değildir. Bilimin bu gerçeklikten ayrı ele alınması yanıltıcıdır. Pozitivizm, toplumsal olguları insan iradesinden bağımsız ve değişmez doğal yasalar olarak sunduğu için mevcut düzenin aksaklıklarını göremez. Tarafsızlık iddiasındaki pozitivist bilim, toplumdaki güç ve hiyerarşi ilişkilerini gizleyerek eleştirel yaklaşımdan kaçınır.
Kısacası Frankfurt Okulu düşünürleri, modern bilimin bile eleştirel teori çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurgularken, bilim ve teknolojinin nasıl manipüle edilebileceğini tartışmışlardır. Bu ekol modern bilimi ve pozitivizmi tamamen reddetmezler ancak bunların yeniden ele alınmasını önerir. Okul, yalnızca modern bilimi değil, aynı zamanda geleneksel Marksizm anlayışını da eleştirir.
Geleneksel Marksizm, toplumsal yapının ana belirleyicisi olarak yalnızca ekonomik ilişkileri kabul ederken; Frankfurt Okulu, kültürün ve psikolojinin de insan ilişkilerinde önemli bir rol oynadığını savunur. Dolayısıyla Marksist olduğunu iddia eden bir kişinin tek rehberinin akıl ve modern bilim olduğunu söylemesi bir çelişkidir.
Geçen yüzyılda ortaya çıkan Frankfurt Okulu gibi yeni Marksist akımlar, akla ve modern bilime radikal eleştiriler getirmişlerdir.
Modern bilim Marksizm ile çatışır mı?
Evet, çatışır.