GÖNÜL SOHBETLERİ / Allah-u Zülcelâl Kalbimizde Samimiyet Görsün

  • 22 Temmuz 2026
  • 12 kez görüntülendi.
GÖNÜL SOHBETLERİ  / Allah-u Zülcelâl Kalbimizde Samimiyet Görsün
REKLAM ALANI

GÖNÜL SOHBETLERİ

Allah-u Zülcelâl Kalbimizde Samimiyet Görsün

Seyda Muhammed Konyevi -KS-

REKLAM ALANI

Allah-u Zülcelâl bir âyet-i kerimede buyuruyor ki:

اَلَا يَظُنُّ اُو۬لٰٓئِكَ اَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَۙ﴿٤﴾  لِيَوْمٍ عَظٖيمٍۙ ﴿٥﴾ يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمٖينَؕ

“Onlar, o büyük gün için -insanların âlemlerin Rabbinin huzuruna çıkacakları gün için- diriltileceklerini akıllarına getirmiyorlar mı?” (Mutaffifin 6-7)

Kıyamet günü öyle bir gündür ki, bütün insanlar hesap vermek için Rabbü’l Alemin’in huzurunda ayakta duracaklardır. Bu sebeple Allah-u Zülcelâl ona “Yevmin azim,” demiştir. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam bu ayeti okuduğu zaman, sanki Haşir Meydanında insanların saf saf dizilişini görüyormuş gibi -haddinden fazla- ağlamıştır.

Bu dünyada iken ahireti unutmamamız lazım. Eğer Allah-u Zülcelâl, insanların oradaki durumunu bir saniye kadar bize gösterseydi, korkudan başımızı secdeye koyup ölünceye kadar kaldırmazdık. Fakat imtihanda olduğumuz için kimseye gösterilmiyor. Bize düşen görev hem kendimizi hem de mü’min kardeşlerimizi Allah’a ibadete ve O’nun yolunda hizmete davet etmektir. Bu konuda insan, ne derece gayret gösterirse, Allah-u Zülcelâl de o kadar mükafat verecektir.

Eğer insan gevşeklik gösterip bu hizmetten vazgeçerse, bakarsın ki, Allah-u Zülcelâl onun yerine başka birini koyar ve onun hizmetini elinden alır. Allah-u Zülcelâl, bize muhtaç değildir. Bizler Allah-u Zülcelâl’e muhtacız.

Allah’ın rahmetine aşkla, muhabbetle sarılmalıyız. Bu şekilde olduğumuz zaman, Allah-u Zülcelâl bizi hayırlara vesile kılacaktır. Bizim gayretimizi ve samimiyetimizi gördüğü zaman, nice hayırları bizlere nasip edecektir.

Gerçekten Allah’ın kudret ve azameti çok yücedir, insan bunu anlamakta aciz kalıyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ve ondan sonraki evliyalar, Allah-u Zülcelâl’in kulları için hidayet kaynağıdır. Evliyalardan bir tanesi bir sohbetinde:

“Kim filan zatı görürse hidayete erecektir,” dedi. O’nun cemaatinden birkaç kişi ayağa kalkarak:

“Bu nasıl olur? Ebu Leheb ve Ebu Cehil gibi kimseler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in yüzünü gördükleri halde hidayete ermediler. Bu nasıl bir evliyadır ki, O’nun yüzünü gören hidayete erer?” diye itiraz ettiler. O evliya zat da:

“Ebu Cehil ve Ebu Lehep, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemi Abdullah’ın yetimi olarak gördüler. Eğer Allah’ın Resulü olarak baksaydılar, onlar da hidayete ererlerdi” diye cevap vermiştir.

İşte insan, evliyalara samimi ve hakiki bir niyetle baktığı zaman, mutlaka onlardan bir menfaat görecektir. Fakat kendi kafasından bir şey uyduran da o uydurduğunun karşılığını görecektir. İyi veya kötü…

Bilindiği gibi, Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselamdan sonra insanların en büyüğü Hz. Ebubekir radıyallahu anh’dır. Bunun sebebi, Hz. Ebubekir radıyallahu anhın diğer insanlardan daha muhabbetli ve imanının daha güçlü olmasıdır.

İnsanların Evliyaullah’tan en az menfaat alanı, intisap etmese dahi onları inkâr etmeyendir. Bu durumdaki bir insan, evliyalara hiçbir zaman intisap etmese de yine bir menfaat görür. Onun için Şeyh Abdukadir Geylânî kuddise sırruh şöyle buyurmuştur:

“Mü’minlerin aralarında manevi bir rabıta vardır. Bu muhabbet rabıtasıdır. Bir insan uzakta olan bir evliyayı hüsnü zan besleyerek düşünürse, kendisi ne kadar uzakta olursa olsun, yine menfaat görür. Bir insan, evliyanın yanında olup da ona itikadı olmazsa hiçbir menfaat göremez.”

Allah-u Zülcelâl, bizi ne kadar seviyor ki, bizlere büyük fırsatlar bağışlamıştır. Kadının biri dua ederken:

“Ya Rabbi! Sen beni sevdiğin için beni affet” diyerek dua etmişti. Bunu duyan bir kişi:

“Allah’ın seni sevdiğini nereden biliyorsun?” diye sorunca, kadın:

“Çünkü Allah, beni sabaha kadar huzuruna kabul ederek, bana ibadet nasip ediyor. Başkaları sabaha kadar yatıyorlar. Eğer Allah beni sevmeseydi, bana bu ibadeti nasıl nasip edecekti?” diye cevap vermiştir.

İşte bizimki de böyledir. Allah-u Zülcelâl, Sâdât-ı Kiram’ın zâhirî ve manevî dairesine girmeyi ve intisap etmeyi bizlere nasip etmiştir. Bu durum, Allah’ın bizleri sevmesinin alametidir. Bunun değerini bilmemiz gerekir.

Nereye gidersek gidelim, daima Allah-u Zülcelâl’den bahsedelim. Allah-u Zülcelâl’e âşık olalım. Zira Allah celle celaluhu bizlere sayılmayacak kadar çok nimetler vermiştir. Bizlere imanı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin ümmeti olmayı ve Sâdât-ı Kiram’a intisap etmeyi nasip etmiş ve hizmet fırsatını elimize vermiştir.

Allah-u Zülcelâl bizlere bunlardan başka daha nice nimetler vermiştir. Bu nimetlerin değerini bilip şükrünü eda etmemiz lazımdır. Nerede oturursak oturalım, Allah-u Zülcelâl’den, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’den ve evliyalardan bahsedelim. Az da olsa onlara mutabaat edelim, onların yaptığı gibi yapalım.

Müminler Kardeştir

Şunu hepimiz bilmeliyiz ki; Kur’an-ı kerime, Hadis-i Şeriflere, fıkıh kitaplarına ve bizden önceki kıymetli zatların eserlerine baktığımız zaman, zannediyoruz ki; İslam bildiğimiz gibidir. Gerçekten -ümmet olarak- İslam dininden çok uzağız…

Bu ahir zamanda hakiki bir müslüman, bu milletin içinde çok yabancı ve gariptir. Maalesef bu zamanda müslüman müslümana tuzaklar kuruyor. Halbuki bunun yerine hepimiz seferberlik yapmak suretiyle bütün mü’min kardeşlerimize nasihatta bulunmamız lazım. İşin hakikati budur.

Hakiki müslüman öyle olacak ki, bütün müslüman kardeşleri ile el ele tutup Allah-u Zülcelâl’e yönelecek. Gerekirse bir müslüman kardeşimiz için canımızı feda etmemiz lazımdır. Bu konuyla ilgili olarak, Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66)

Herhangi bir yerde, mü’min kardeşimize bir musibet geldiğinde bizim de rahatsız olmamız yine bir mü’min kardeşimize bir rahatlık geldiğinde, bizim de rahatlık duymamız lazımdır. İşte müslümanın böyle olması gerekir. Eğer böyle olmazsa demek ki o kâmil müslüman değildir.

İnsi ve cinni şeytanlar vardır. Kendimizi onlardan muhafaza etmemiz lazımdır.

Cinni şeytan; İnsanı vesvese yoluyla Allah-u Zülcelâl’in yolundan çıkarıp günahlara teşvik eder. İnsî (insan) şeytan ise, bir mü’minin ilerlemesine engel olandır. Veya onu günaha sevk edendir. Bunlardan korunmak lazımdır.

Nefisten, şeytandan ve Allah düşmanlarından muhafaza olmamız için bazı kaleler vardır.

Birinci kale; Allah’a iman etmektir.

İkinci kale: Allah-u Zülcelâl’in kudret ve azametini tanımaktır. İnsan Allah’ın kudret ve azamet sahibi olduğunu bilirse, kendi kâr ve zararını insanlardan değil, hepsinin Allah’tan geldiğini bilir. Allah-u Zülcelâl, dünya ve ahireti, insanların yararına vesile kılıyor. Allah-u Zülcelâl, birinci olarak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’i insanların dünya ve ahiretine vesile kılmıştır. Ondan sonra bizim zamanımıza kadar gelen evliyaları… Hatta bazı evliyalar şöyle buyurmuşlardır:

“İnsan sabah kalktığı zaman, ‘Bunu ya da şunu yapacağım;’ dememelidir. Bunun yerine: ‘Acaba Allah bana ne yaptıracak?’ demelidir.”

Onun için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle dua etmiştir:

“Ya Rabbi! Benim kalbime hayır tohumları ek.”

Allah-u Zülcelâl insanın kalbine hayır tohumları ektiği zaman o insan daima hayırlı işleri talep eder. İnsanın Allah’ı bu şekilde bilmesi lazımdır. Mesela:

“Allah-u Zülcelâl, kuvvet verdiği için elimi kaldırıyorum ve indiriyorum. Eğer Allah-u Zülcelâl kuvvet vermezse bunu yapamam,” demelidir.

Onun için Muhammed Diyauddin kuddise sırruh sekarat esnasında iken, bazı akrabaları ve salikleri onun etrafında toplanmışlar ve:

“Kurban biz biliyoruz ki, ölümden kimse kurtulamaz. Şimdi siz hayatınızı değiştireceksiniz. Yalnız sizden sonra bize nereyi tavsiye edersiniz?” diye sordular. Hazret kuddise sırruh biraz durdu ve onlara:

“Eğer sizin kalbinizde Allah rızası için bir istek bulunursa, Allah-u Zülcelâl sizi hakiki bir kapıya götürüp, rızasını sizlere nasip edecektir. Çünkü her şey onun emrindedir. Eğer kalbinizde Allah’ın rızası için bir istek yoksa, ben size nereyi tavsiye etsem de siz gidemezsiniz.”

Bakın o hayır tohumu ne kadar hayır getiriyor. Kalbe ekilen hayır tohumu, Allah’ın rızasını getirir. İşte bunu Allah-u Zülcelâl’den istemek lazımdır. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam şöyle dua ederdi:

“Allah’ım! Yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir” (İbn Hanbel, Müsned, I, 403)

Bunun için Allah-u Zülcelâl Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme güzel ahlak verdi ve Ayet-i Kerimede şöyle buyurdu:

“Hiç şüphesiz yüce bir ahlâk üzeresin” (Kalem; 4)

Allah-u Zülcelâl hiçbir peygamberi böyle sıfatlandırmadığı halde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemi bu ayet-i kerime ile sıfatlandırmıştır.

Şeytana karşı bizleri koruyan diğer kaleler; Allah’ın emir ve nehiylerini mü’min kardeşlerimize anlatmak, Allah’a tevekkül etmek ve yaptığımız ameli ihlaslı olarak yapmaktır. Bunların hepsi bizi, etrafımızdaki şeytana karşı koruyan kalelerdir. Bu nasihatlere uyar da kendimizi bu kaleler içerisinde kalarak korursak, şeytana bir köpek misali kalelerin arkasından seslenmek düşer ve o kalelerden dolayı şeytan bize hiçbir zarar veremez. Fakat bu kaleler olmazsa, şeytan daima insana hücum eder. O zaman şeytan, insanı çok kolay bir şekilde yoldan çıkarır. İşte bu kaleleri inşa etmemiz lazım.

Maalesef, nefsimiz bizi, biz de nefsimizi aldatıyoruz. Bu şekilde, birbirimizi aldatmak suretiyle, çok kıymetli bir sermaye olan vaktimizi boşa sarfediyoruz.

Allah-u Zülcelâl, çok kıymetli bir cevher olarak, aklı bizlere bağışlamıştır. Bu durumla ilgili olarak Allah-u Zülcelâl, bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“Gerçekten biz, Ademoğullarına akıl vermek suretiyle onları şan ve şeref sahibi kıldık.” (İsra; 70)

Eğer bu akıl ile derin olarak düşünürsek, elimizde ne kadar fırsatların var olduğunu anlarız. Bu ömürle, bu sermayeyle birçok şey yapabiliriz. İyi şeyler yaptığımız zaman, ne kadar kârlı olduğumuzu, yapmadığımız zaman da ne kadar zararlı çıktığımızı akıl ile çözebiliriz.

İşte insanın bunu düşünmesi lazım. İnsan bunu düşünmediği zaman, aklı tesirsiz hale gelmiş demektir. Çok kıymetli bir cevher olan akıl tesirsiz kalıp, saltanatını sürdüremiyor demektir.

Allah-u Zülcelâl, aklı bir padişah gibi insanın vücuduna yerleştirmiştir. İnsan bunu düşündüğü takdirde, aklını iyi kullanır.

Aklı güzel kullanmak için, daima dini sohbetlere gidilmelidir. Eğer gidersek dikkat edelim, İslam dininin tatlılığını kendi nefsimizde göreceğiz. İşte, ancak bunları yerine getirdiğimiz zaman saadet-i ebediyyeyi kazanmış olacağız. Bizim için yegâne kazanç, bu dünya hayatında iken saadet-i ebediyyeyi kazanmaktır.

Bizden önceki evliyalar, şimdi gittiler. Ne mutlu onlara ki, yanlarında bir şeyler götürerek saadet-i ebediyyeyi kazandılar. Bizler, denizden bir damla gibi de olsa, onlara mutabaat edelim ve bu konuda daima birbirimize nasihatte bulunalım. Bu şekilde birbirimize nasihatte bulunduğumuz zaman, Allah-u Zülcelâl’in rahmeti üzerimize inecek ve kalbimiz bununla tedavi olacaktır. Olabilir ki, yapmış olduğumuz sohbetten bir mü’min kardeşimiz nasihatımızı kabul eder de, onun tevbe etmesine vesile oluruz.

Bu ahir zamanda gerçekten ortam çok bozuktur. Kimin yanına gidersen git, ya gıybet ediyor veya dünyadan konuşuyor. Onun için daima iyi arkadaş seçmek lazım. Herkesin yanına oturmayıp, iyilerle beraber olmak gerekir. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur:

“İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin haline benzer: Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar meccanen verir ya sen satın alırsın ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise ya elbiseni yakar ya da (en azından) körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.” (Buhârî, Zebâih 31, Büyû’ 38; Müslim, Birr 146)

Eğer Allah-u Zülcelâl, bir kuluna hayır murad ederse, ona iyi bir arkadaş nasip eder. Bu durumdaki bir kimse, doğru yolda giderse, iyi arkadaş ona yardımcı olur. Yok eğer yanlış yolda giderse, arkadaşı onu ikaz edip düzelmesine yardımcı olur.

Eğer Allah-u Zülcelâl, bir kuluna -Allah muhafaza buyursun- şer murad ederse, ona kötü bir arkadaş nasip eder ki; doğru yolda gittiği zaman ona yardım etmediği gibi, yanlış yolda gittiği zaman da onu ikaz etmez. Onun için elimizden geldiği kadar iyi arkadaşları seçmemiz ve onlarla oturup kalkmamız lazım.

Herhangi bir cemaat, gerçek manasıyla Allah-u Zülcelâl’e yöneldiği zaman, onlara hayran olalım. Gavs-ı Hizanî kuddise sırruh:

“Siz, Allah için iki rekât namaz kılarsanız; bu bana dünyadan daha sevimli gelir,” buyurmuştur.

Bir gün melekler Allah-u Zülcelâl’e:

“Ya Rabbi! Sen İbrahim’e çok mal verdiğin için seni çok seviyor” dediler. Allah-u Zülcelâl:

“Ben onun kalbine bakıyorum. Sizler onun kalbini bilmiyorsunuz, gidin onu imtihan edin” buyurdu.

Cebrâîl, Mikâîl, İsrâfîl aleyhismüselam, Hz. İbrahim aleyhisselam’ı imtihan etmek için onun yanına geldiler. Hz. İbrahim aleyhisselam’ı bir dağ başında koyun ve deve sürülerinin yanında buldular. Bu üç melek:

“Biz ihtiyaç sahibi fakirleriz. Bizlere birkaç tane hayvan ver,” dediler. Hz. İbrahim aleyhisselam:

“Bir defa Allah’ın zikrini yapın istediğinizi vereyim” buyurdu. Melekler:

“Subbuhün, Guddusün Rabbüna ve Rabbül melaiketi hi ve’r ruh” dediler. Meleklerin tesbihi insanların tesbihine benzemez. Bu zikir Hz. İbrahim aleyhisselam’ın çok hoşuna gitti ve:

“Bir daha söyleyin sürünün yarısı sizin olsun” dedi. Melekler söyleyince Hz. İbrahim aleyhisselam yine:

“Bir daha söyleyin sürünün hepsi sizin olsun” dedi. Böylece bu zikirle bütün malını onlara hibe etti. Melekler:

“Bu hayvanlar bizlere lazım değil, biz meleklerdeniz” dediler. Hz. İbrahim aleyhisselam:

“Ben verdiğimi geri almam, sadaka olarak başkalarına verin” dedi.

İşte insan böyle olmalıdır. Yani insan, Allah için olmalı ve nefsini terbiye etmelidir.

Allah-u Zülcelâl, bütün ümmet-i Muhammed’den razı olacak şekilde, amel-i salih işlemeyi hepimize nasip etsin.

Âmin.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ