KAPAK / Nüfusun Yaşlanan Yüzü

  • 22 Temmuz 2026
  • 11 kez görüntülendi.
KAPAK  / Nüfusun Yaşlanan Yüzü
REKLAM ALANI

KAPAK

Nüfusun Yaşlanan Yüzü

Davut ZAT

REKLAM ALANI

Bir toplumun geleceği yetiştireceği nesillere bağlıdır. Nesil olursa gelecek de olur. Çünkü istikbale atılan en sağlam adım çocuk sayısıdır. Bu nedenle nüfus denilen olgu sadece bir istatistik verisi değildir. O bir milletin hatta ümmetin nabzıdır. Ne yazık ki, Müslüman coğrafyaların büyük bir kısmı, farkında olmadan demografik bir kışa doğru sürüklenmektedir. Genç nüfus oranlarının erimesi, yaşlı nüfusun altın oranı aşması, sadece bir ekonomi veya sosyal güvenlik sorunu değildir. Bu gerçeklik doğrudan bir iman ve tevekkül meselesidir. Bir nesil giderse; ilim gider, bilim ve teknik gider. Savunma gücü gider. Dinin tevarüs ettiği birikim gider…

Zira Kur’an-ı Kerim’de:

“Allah size kendi cinsinizden eşler yarattı, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar türetti; sizi güzel ürünlerle rızıklandırdı…” (Nahl; 72) buyrulmaktadır. Burada evliliğin, çocuk ve torun sahibi olmanın, çoğalmanın Allah’ın nimetleri arasında sayıldığını görmekteyiz. Yine:

“Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür…” (Kehf: 46) buyrularak çocukların insan hayatındaki değerine işaret edilmektedir.

Hadis-i Şeriflerde de evlenmek ve çok evlat sahibi olmak teşvik edilmektedir. Hazreti Aişe radıyallahu anha annemizden nakledildiğine göre, Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetime uygun davranmazsa benden değildir. Evlenin. Çünkü ben (kıyamet günü diğer) ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim…”(İbn Mâce, Nikâh, 1) Başka bir Hadis-i Şerifte ise:

“Evleniniz, çoğalınız, çünkü ben kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” (Beyhakî, VII/81).” şeklinde emrediliyor. Bu emirler konunun sadece bir nüfus meselesi ve bir dünya işi değil, ahirete yönelik bir yarış olduğunu ifade etmektedir. Müslüman bir toplum, eğer nüfus olarak azalırsa, diğer din mensupları veya seküler toplumlar karşısında varlığını korumakta zorlanacaktır.

Maziye kısa bir göz attığımızda; kültürün, hayata ve ahirete bakışın ne kadar değiştiğini anlayabiliyoruz. Yakın tarihe kadar çocukların sallandığı beşikler, “Lebbeyk” nidalarıyla, ilahilerle çınlardı. Doğan her yeni can, ümmetin ufkunu genişleten bir umut ışığıydı. Fatihler büyüten analar, âlimler yetiştiren babalar vardı. Şimdi ise beşikler boş, ocaklar tütmüyor, evlerin içinde yaşlı gözlerle yalnızlığa mahkûm edilmiş ihtiyarlar var. Bu sosyolojik ve demografik gerçeklik, doğrusu içimizi acıtıyor.

Halbuki İslam’ın sadece bireysel bir kurtuluş dini olmadığını, aynı zamanda bir medeniyet projesi olduğunu da unutmamak gerekir. Bu projenin devamı için sahada bedenler, kalpler ve zihinlere ihtiyaç vardır. Bunun kaynağı ise beşiklerin dolu olmasıdır. Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şeriflerde belirtilen bu hususları sadece birer tavsiye olarak ele alamayız. Aynı zamanda birer ümmet politikası haline getirmemiz zaruridir.

Doğum Hızı Azalıyor

Rakamların dili bize çarpıcı gerçekler sunuyor. Demografik kışın eşiğinde bir millet ve ümmet olma yolunda hızlı bir kötüye gidiş söz konusudur. Gerek ülkemizde gerekse diğer İslam ülkelerinde doğurganlık hızının çok düştüğünü görüyoruz. İstatistikler Müslüman dünyanın üçte ikisinin artık nüfusunu yenileyemediğini gösteriyor. Durağan hatta azalan bir nüfus yapısına evrildiğimiz gerçeğini ortaya koyuyor.

Evlilik yaşının ilerlediği, çocuk sayısının düştüğü, boşanmaların çığ gibi büyüdüğü de bir başka üzücü durumdur. Nüfus yaşlanması kurallarına göre ülkemiz de dahil olmak üzere “yaşlı toplum” eşiğini geçmiş durumdayız. 2050 yılı projeksiyonları, Müslüman dünyanın yarısının çok yaşlı olacağını göstermektedir.

Peki neden bu duruma gelindi? Daha düne kadar genç nüfusu olan bir ülke iken şimdi neden paniklemeye başladık?

Nüfusumuz durağanlaştı ve yaşlanma olgusu ile karşı karşıya kaldık. Nesil çoğaltmak, var olan nesli korumak, dinin teşvik ettiği hususlarda özenli davranmak gibi meziyetlerimizi nasıl yok ettik?

Bir algı ve mazeretler silsilesi dillere pelesenk olmuş durumda. Geçim korkusu, rızık endişesi taşımak, gelecek korkusu, eğitim verememe kaygısı, konforu kaybetme tasası, kariyer tercihleri, sağlık ve güzelliği kaybetme endişesi, özgürlüğü yitirme ve rahatını kaybetme çekincesi gibi…

Müslüman aileler de Hıristiyan veya seküler batılı aileler gibi düşünmeye başladılar. “Bir, iki çocuk yeter” sloganını benimsemiş durumdalar. Bu yaklaşım aslında sadece sünneti terk etmekle kalmayıp, ümmetin ve milletimizin geleceğine de kıymak anlamı taşıyor. En’âm Suresinin 151 ve İsra Suresinin 31. Ayeti Kerimesi:

“Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; biz, sizin de onların da rızkını veririz.” şeklinde bize ihtarda bulunuyor. Söz konusu ayetler, nüfus meselesinin temel taşıdır desek eksik söylemiş olmayız.

Müfessirler, bu ayetlerdeki öldürmeyi üç şekilde tefsir ediyor; Cahiliyede kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi yani fiziksel öldürmeyi.  Kürtaj veya tüp bebek aşamasında embriyoların imhası olan doğum öncesi öldürmeyi. Ekonomik kaygılarla sürekli ve bilinçli şekilde çocuk yapmaktan kaçınmak olan nesli kesme amacıyla doğum kontrolüdür.

İslam alimleri nesli tamamen durdurma niyetiyle yapılan aile planlamasını haram kabul ederler. Zira bu, Allah’ın “rızıklandırma” vaadine güvensizlik şeklinde değerlendirilir ki, insanı itikaden tehlikeli bir boyuta taşır. Bugün birçok insanın çocuk sahibi olmayı ekonomik bir risk gibi değerlendirmesi, Müslüman çiftlerin “İki çocuk yeter, daha fazlasına maddi imkânımız yok” demesi, bu hükümden hareketle ayetin ruhuna doğrudan aykırılık teşkil etmiyor mu?

Rızık Endişesi

Allah Celle Celâlühü rızkı çocuklarla birlikte gönderdiğini bildirmiştir. Fakirlik, daha çok insanın hayat tarzı ve konfor beklentileriyle ilgili bir algıdır. Rızkın yeterli gelmemesi Yüce Yaratıcımız Celle Celâlühü ’den uzaklaşmanın, haram yollara sapmanın veya tembelliğin sonucu olabilir. Ancak helal kazancın peşinde koşan, tevekkülü elden bırakmayan bir müminin, “üçüncü çocuğa param yetmez” diye düşünmesi, itikadı zedeleyen bir güven eksikliğidir.

Ebû Hureyre Radıyallahu Anh’den rivayet edildiğine göre, Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Sizden herhangi birinizin sırtına bir bağ odun yüklenip satması, herhangi bir kişiden dilenmesinden hayırlıdır. O da ya verir yahut vermez.” (Buhârî, Zekât 50, 53; Müslim, Zekât 106.)  Öyle ise insan, çocuk da dünyaya getirecek, rızkını da arayacak, tevekkül de edecektir. Çünkü Kur’an-ı Kerim, yalnızca bireysel ibadetlerden bahsetmez. Aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olarak neslin çoğaltılmasından da söz eder:

“Onlar, “Ey Rabbimiz!” derler, “Bize mutluluk getirecek eşler ve çocuklar bahşet; bizi günahtan sakınanlara öncü yap!” (Furkan: 74)

Görüleceği üzere burada önemli olan yalnızca çocuk sahibi olmak değildir. Hayırlı ve güzel ahlaklı nesiller yetiştirmekten de bahsedilmektedir. Nitekim; Zekeriya Aleyhisselâm’ın duasında da bu hakikati görmekteyiz:

“Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum; karım da kısırdır. Tarafından bana yerimi alacak bir halef ver; o, Yakub hanedanına da varis olsun; Rabbim, onu rızana erdir!” (Meryem; 5-6) diye dua etmesi, neslin sadece biyolojik devamı değil; iman, ilim ve ahlak mirasının sürdürülmesi arzusunu da göstermektedir.

Genç Nüfus Kuvvet Kaynağıdır

Bir toplumun yaşlıları ne kadar kıymetli olursa olsun, genç nüfusu erimişse, o toplum devlet olarak ayakta kalamaz. Tıpkı bir ağaç gibi düşünebiliriz. Dalları kurumaya başlamış, gövdesi çürümüş, genç filizler çıkmıyorsa, o ağaç ölüme mahkûmdur.

Bu hususta Hazreti Nuh Aleyhisselâm, kavmine yönelik: “Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Bağışlanma dileyin ki size gökten bol bol yağmur indirsin. Mallar ve oğullar vererek sizin imdadınıza koşsun. Sizin için bahçeler yapsın, ırmaklar yapsın.” (Nûh; 12) diye çağrıda bulunmaktadır.

Şayet bir toplumda genç nüfus azalırsa; orada canlılık, heyecan, yenilikçilik, fedakârlık ve cihad ruhu da azalır. Yaşlanan bireyler, değişime ayak uyduramazlar.

Kur’an-ı Kerim gençliğin üstünlüğünü birçok ayette örtülü olarak vurgular:

Kehf Suresi’nde bahsedilen Ashab-ı Kehf, gençlerden oluşmaktadır. Onlar, putperest bir topluma başkaldırdılar, inançları uğruna mağaraya çekildiler.

Hz. İbrahim Aleyhisselâm putları kırdığında gençti.

Hz. Yusuf Aleyhisselâm, zindanda tevhid davetini yaptığında gençti.

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin peygamberliği 40 yaşında ilan edildi. 63 yaşında vefat ettiğinde, ordularının komutanları 20’li ve 30’lu yaşlardaki genç sahabelerdi.

Elbette ki yaşlı nüfus saygıyı hak eder; tecrübesinden istifade edilir. Ancak bir yerde eğer yaşlı nüfusu genç nüfusuna baskınsa, o toplumda her yaşlı bir “tecrübe pınarı” olmaktan çıkıp bir “yük” haline gelebilir. Bakımevleri dolar, yalnız yaşayan yaşlıların sayısı artar, aile bağları zayıflar ve nesiller arası kopuş derinleşir. Bu senaryo bugün, Avrupa ve Japonya gibi ülkelerde yaşanmaktadır. Aynı durumu ileriki yıllarda ülkemizde ve diğer ümmet coğrafyasında da yaşamak istemiyorsak, bugünden harekete geçmek mecburiyetindeyiz…

Allah Celle Celâlühü, neslimizi bereketlendirsin. Bizi salih evlatlar yetiştirmeye muvaffak kılsın. Neslimizi de İslam’a, ilme ve insanlık yararına hizmetkâr eylesin. Âmin.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ