KAPAK / Kıyamet Alametlerinden Deccâl Fitnesi
KAPAK
Kıyamet Alametlerinden Deccâl Fitnesi
Abdullah Sofuoğlu
Abdullah ibni Ömer radıyallahu anhümâ şöyle anlatmıştır:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aramızda iken Vedâ haccı’ndan söz ediyorduk, ama Vedâ haccının ne olduğunu bilmiyorduk. Nihayet, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Allah’a hamd ve senada bulundu, sonra da Deccâl’den bahsederek onun hakkında uzunca bilgi verdi. Şunları söyledi:
“Allah-u Teâlâ’nın gönderdiği her peygamber, ümmetini Deccâl konusunda uyarmıştır. Nuh ve ondan sonraki Peygamberler, ümmetlerini bu konuda uyarıp sakındırdılar. Şüphesiz ki o sizin aranızda çıkarsa, onun durumu ve hali size gizli kalmaz. Rabbinizin tek gözü kör olmadığı size gizli kalan, bilmediğiniz bir şey değildir. Deccâl’in ise, sağ gözü kör olup, sanki salkımından dışarı fırlamış yaş bir üzüm tanesi gibidir. Uyanık olunuz! Allah-u Teâlâ birbirinizin kanlarını ve mallarını, şu ayınızda bugününüzü haram kıldığı gibi, birbirinize haram kılmıştır. Dikkat ediniz, sizlere tebliğ ettim mi?”
Ashâb-ı kirâm:
– Evet tebliğ ettin, dediler. Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam:
“Allah’ım! Şahit ol” diye üç defa tekrarladı. Sonra da:
“Size yazık olur, bakınız, sakın benden sonra birbirinizin boynunu vurup da küffara dönmeyiniz” buyurdular. (Buhârî, Meğâzî 77. Bir bölümü için bk. Müslim, Îmân 274, Fiten 100)
Birçok ravilerden gelen hadis-i şerifler göstermektedir ki, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem âhirete irtihalinden önce Müslümanlara kıyamet alametlerini haber vermiştir. Bu haberlere göre Deccâl fitnesi insanoğlunun yeryüzünde göreceği en büyük fitnedir. (İbni Mâce, Fiten 33). Bu sebeple bütün Peygamberler ümmetlerine bu fitneden söz etmişler ve ondan sakındırmışlardır.
Deccâl inancı ve kıyamet alâmetleri inancı Musevilik ve Hıristiyanlıkta da mevcuttur. Bunun sebebi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin haber verdiği gibi her Peygamberin kendi ümmetini ondan sakındırmış olmasındandır. Bu konu İslâm’a diğer dinlerden geçmiş değildir, semâvî dinler arasında müşterek konulardan birisidir.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in, Deccâl’i, kıyamet kopmadan önce çıkacağını belirttiği on büyük alâmet arasında sayması da onun büyük bir hadise olduğunu göstermektedir:
Bir gün ashâb-ı kirâmdan bazıları, kendi aralarında bir konuyu müzâkere ediyorlardı. Nebiyy-i Ekrem sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, hangi hususu müzâkere ettiklerini sordu. Onlar da; “kıyâmet mevzuunu” dediler. Bunun üzerine Nebî sallâllâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“On alâmet çıkmadıkça kıyâmet kopmayacaktır: Duhân (duman), Deccâl, Dâbbetü’l-Arz, güneşin battığı yerden doğması, Îsâ bin Meryem’in inişi, Ye’cûc ve Me’cûc, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında yer batması, Yemen’den başlayıp insanları haşrolacakları yere sürecek bir ateşin çıkması.” (Müslim, Fiten, 39-40; Ebû Dâvûd, Melâhim, 11; İbn-i Mâce, Fiten, 28)
Yalancı ve Hilekâr Olacak
Deccâl kelimesi çok yalancı, hilekâr, hakkı bâtıla, iyiyi kötüye karıştıran kimse anlamına gelmektedir. Çeşitli Hadîs-i şerîflerden öğrendiğimize göre İslâm’a bağlılığın zayıfladığı bir zamanda Deccâl ortaya çıkacak birçok kişiyi dininden döndürecektir.
Deccâl Allah-u Teâlâ’nın kendisine verdiği bazı imkânlar sebebiyle hârikulâde özellikler gösterecektir. Önce peygamberlik sonra İlahlık iddiasında bulunacaktır.
Peygamber aleyhisselâm ümmetinden otuz kadar yalancı Deccâl çıkacağını, bunların kendilerini peygamber olarak tanıtıp “Ben Allah’ın elçisiyim” diyeceklerini haber vermektedir. (Buhârî, Fiten 25; Müslim, Fiten 84)
Tarih boyunca, zaman zaman peygamberlik iddiasında bulunan yalancılar çıkmıştır. Bunlara zayıf kişiler tabi olmuş, dini ilimleri bilen, imanı kuvvetli kişiler ise itibar etmemiştir. Bunların en büyüğü ise âhir zamanda ortaya çıkacak olan Deccâl’dir.
İslâmî İlimlerin Önemi
Âhir zamanda müminler çeşitli imtihanlardan geçirileceklerdir. Bu imtihanlardan ancak imanı kuvvetli olan müminler yüz akıyla çıkacaktır. Bu hadis-i şeriflerden anlaşılmaktadır ki, âhir zamanda din o kadar zayıflayacaktır ki insanlar bir insanın ilahlık iddiasına inanıp dinden çıkacaklardır.
Bugün bu bize çok tuhaf görünse de aslında tarihte örnekleri vardır. Bazı toplumlarda insan görünümüne sahip ilah inancının itikadî zemini eski İran ve Hint dinlerinde görülen hulûl inancına dayanıyordu. Hulûl inancında -haşâ- kâinatın Yaratıcı’sının bir insan görünümüne bürünerek tecessüm ettiğine inanılıyordu. Yani insanların bir beşere İlah diye tapmaları görülmemiş bir şey değildir.
Âhir zamanda ortaya çıkacak olan Deccâl de belki bu gibi itikadî sapmaları kullanarak İlahlık iddia edecek olabilir. Belki de elindeki güç ve imkanlarla insanları etkileyerek İlahlık iddia edecektir. Hz. İbrahim aleyhisselamı ateşe atan Nemrut da Hz. Musa aleyhisselam’a inanmayan Firavun da ellerindeki imkanlarla azgınlaştıkları için İlahlık taslıyorlardı.
Dünya Sevgisi ile Aldatacak
Büyük bir güç, yetki ve imkânı ellerinde topladıkları zaman bazı insanların nefisleri alabildiğine azgınlaşmakta ve onları Rablık ve İlahlık taslamaya kadar götürebilmektedir. Âhir zaman Deccal’inin de olağanüstü güçlere sahip olacağı haber verilmiştir.
Bazı hadis-i şeriflerde haber verildiğine göre Deccâl olağanüstü güçlere ve büyük dünyalık servete sahip olacaktır:
“Rüzgârın sürüklediği bulut gibi insanların yanından geçer, ilâh olduğunu söyleyerek kendisine iman etmelerini ister, onlar da iman ederler. Göğe yağmur yağdırmasını emreder, yağmur yağar; yere bitki bitirmesini emreder, otlar, çayırlar biter; insanların yayılmaya gönderdikleri hayvanları daha gösterişli ve semiz, sütleri daha bol olarak döner. Daha sonra başka insanların yanına gelerek onları kendine inanmaya davet eder; fakat onlar kendisine inanmayıp teklifini geri çevirirler; deccâl de yanlarından ayrılıp gider. Lakin sabahleyin suları çekilip çayır çimenleri kurur, hayvanları da helâk olur. Deccâl bir örene uğrayıp ‘Definelerini ortaya çıkar!’ der, o harâbedeki defineler arıbeyinin peşinden giden arılar gibi deccâlin arkasından gider…”(Müslim, Fiten 110. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 59; İbni Mâce, Fiten 33)
Bu hadis-i şeriften anlaşılan odur ki, Deccâl insanlara dünyevî kazanç ve refahı vaad ederek kendisine bağlanmalarını sağlayacaktır. Kendisine boyun eğmeyenlere da dünyevî sıkıntılar ve darlıklarla eziyet edecektir.
Sahabeden Rib’î İbni Hırâş radıyallahu anh şöyle anlatmıştır:
Ebû Mesut el-Ensârî ile birlikte Huzeyfe İbni Yemân’ın yanına gittim. Ebû Mesut radıyallahu anh ona:
– Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den Deccâl hakkında duyduklarını söyle, dedi. Huzeyfe de şunları söyledi:
– “Deccâl, yanında bir su ve bir de ateş olduğu halde ortaya çıkacak. Bazılarının onun yanında gördüğü su gerçekte su olmayıp yakıcı ateştir. Bazılarının onun yanında gördüğü ateş de gerçekte ateş olmayıp soğuk, tatlı bir sudur. Sizden Deccâl’e kim yetişirse, ateş olarak gördüğü tarafta bulunsun. Zira o, tatlı, içimi güzel bir sudur.” Ebû Mesut el-Ensârî, Huzeyfe’nin böyle söylediğini ben de duydum dedi. (Buhârî, Enbiyâ 50, Fiten 26; Müslim, Fiten 105, 108)
Bu gibi hadis-i şeriflerde bildirildiğine göre Deccâl kendisine tabi olanlara bolluk, refah ve adeta bir dünya cenneti vaad eder. Ama cennet gibi gösterdiği şey aslında cehennem, cehennem gibi gösterdiği ise aslında cennettir. Hakiki müminler bunu anlayabileceklerdir:
“Deccâl’ın beraberinde bir cennet ve bir cehennem vardır. Onun cehennemi bir cennet, cenneti de bir cehennemdir.”(Müslim, Fiten, 104,109; İbn Hanbel, 5/383; İbn Mâce, Fiten, 33/ 4071)
Bu hadis-i şeriflerden çıkaracağımız ders şudur:
Müminler dünya hayatında daima imtihanlardan geçer. Dinin emir ve nehiyleri insana ateş gibi sıkıntılı görünür, halbuki insanı ateş azabından muhafaza eder. Dine sırt çevirip dünya menfaatlerine dalmak cennet gibi rahat görünür halbuki bu cehenneme giden yoldur.
İşte âhir zaman Deccâl’i bu imtihanı daha da keskin bir hale getirecektir. Deccâl’e karşı çıkanlar dünyevî musibetlerle, darlıklarla imtihan olacaklardır. Uyanlar ise güya rahat yaşayacaklardır. Ama bu durum aldatıcıdır.
Allah-u Teâlâ dinine sımsıkı sarılan hakiki mü’minlere Deccâl’in hilelerini tanıma imkânı verecektir. Onlar bu görüntüye kanmayacaklar, Allah’ın emirlerine sarılacaklardır. Demek ki Müslümanlara düşen her çağda İslâmî ilimlere sarılmak, ilmi öğrenip yaşayarak gelecek nesle aktaran âlimler yetiştirmek ve dünyayı asıl gaye haline getirmemektir. Buna dikkat eden müminler Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve ihsânı ile Deccâl’in gücüne karşı koyacaklar, dinlerini muhafaza edecekler ve neticede kurtuluşa ereceklerdir.
Peygamber Efendimiz aleyhisselâm’ın bazı hadis-i şeriflerde “Sizin adınıza Deccâlden başka şeylerden daha çok korkuyorum” buyurması, sahabe-i kiram gibi imanı kuvvetli kimseler için Deccâl’in büyük bir tehlike teşkil etmeyeceğini göstermektedir. Demek ki Müslümanlara düşen görev kendilerini ve çocuklarını dinlerine sımsıkı bağlı şekilde yetiştirmektir.
Deccâl’den Korunmak İçin Duâ
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem dualarında cehennem azâbından, kabir azâbından, hayat ve ölüm fitnesinden Allah’a sığındığı gibi, “Allahım! Kör deccâlin fitnesine uğramaktan sana sığınırım” (Müslim, Mesâcid 128) diyerek Deccâl fitnesinden Cenâb-ı Hakk’a sığınmıştır. Böylece bizim de ondan Cenâb-ı Hakk’a sığınmamızı tavsiye etmiştir. Bir başka hadis-i şerifinde:
“Kehf sûresinin baş tarafından on âyet ezberleyen kimse Deccâl’den korunur” buyurmuştur. (Müslim, Müsâfirîn 257; Ebû Dâvûd, Melâhim 14) Kehf sûresinin sonundan on âyet okunması tavsiye edildiği de kaydedilmektedir. Bu sûrede Cenâb-ı Hakk’ın zâtını ve sıfatlarını bilmekten söz edilmekte ve O’nun ashâb-ı Kehf’i zâlim Dakyanus’un şerrinden koruduğu anlatılmaktadır. Cuma günleri Kehf suresini okumanın Deccâl’in fitnesinden muhafaza olmaya vesile olduğu müjdelenmiştir.
Bu gibi hadis-i şeriflerden anlaşıldığı kadarıyla Deccal fitnesi Allah’a sığınılması gereken büyük fitnelerdendir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin bu gayb haberlerini anlatarak ikaz etmesindeki asıl sebep, müslümanların hem kendilerini hem gelecek nesillerini bu zorlu imtihanlara dayanacak şekilde yetiştirmeleri içindir.
Hadis-i şeriflerde bildirildiğine göre Hz. Îsâ aleyhisselam yeryüzüne inerek Deccâl’i öldürecek, insanları onun şerrinden kurtaracaktır. Bundan sonra kıyamet alametleri birbiri ardına gerçekleşecektir. Daha sonra Allah-u Teâlâ mü’minlerin ruhlarını kabzedecek, yeryüzünde en kötü insanlar kalacak, kıyamet onların üzerine kopacaktır.
Bu hadiselerin ne zaman meydana geleceğini bilmiyoruz. Önemli olan her müminin kendi kıyametine yani ölüme hazırlanmasıdır. Bu gayb haberlerinden alacağımız hisse, müslümanların her devirde çeşitli imtihanlardan geçecek olması ve buna göre hazırlık yapmasıdır. Gelecek nesillerimizin bu imtihanlardan sarsılmadan, son nefeste iman üzere âhirete göçmeleri için İslâmî ilimleri öğrenip öğretmeli, tesirini kuvvetlendirmeliyiz.
Allah-u Zülcelâl bizleri bütün imtihanlardan yüz akıyla çıkan kullarından eylesin. Amin.