SIRAT-I MÜSTAKİM / Âyet ve Hadislerde Kıyamet Alametleri

  • 04 Mayıs 2026
  • 166 kez görüntülendi.
SIRAT-I MÜSTAKİM / Âyet ve Hadislerde Kıyamet Alametleri
REKLAM ALANI

SIRAT-I MÜSTAKİM

Âyet ve Hadislerde Kıyamet Alametleri

Gülistan Araştırma

REKLAM ALANI

Allah-u Zülcelâl âyet-i kerimede buyuruyor ki:

“Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine ait olan Allah ne yücedir! Kıyâmet saatini bilmek de O’na mahsustur. Siz O’na döndürüleceksiniz.” (Zuhruf; 85)

Kur’ân-ı Kerim’de kıyamet hakkında pek çok âyet-i kerime zikredilmektedir. Fakat kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmemiştir. Kıyâmetin ne zaman kopacağının bilgisini Allah-u Zülcelâl’e has bir gayb haberidir. Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulmaktadır:

“Sana kıyâmeti, (onun) ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir.” Sanki Sen onu biliyormuşsun gibi Sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Allâh’ın katındadır; ama insanların çoğu bilmezler.”” (A‘râf, 187)

Allah-u Teâlâ insanoğluna belli bir ömür tayin ettiği gibi, Dünya’ya da belli bir süre tayin etmiştir. Bu süre dolunca dünyanın sonu gelecektir. Âyet-i kerimede bildirildiğine göre kıyametin kopması ansızın olacaktır. Ancak bir insanın ölümü yaklaşınca sekerata girmesi gibi dünya da son zamanlarında ahir zaman alametleri ile sarsılacaktır.

Âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır:

“Onlar kıyâmet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar. Şüphesiz onun alâmetleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?” (Muhammed, 18)

Arapçada “Kıyâmet Alâmetleri”ni ifadesinin karşılığında kullanılan ifadelerden biri Eşrâtu’s-Sâ‘a kavramıdır. “es-Sâ‘a” Kur’an’da kıyâmetin “kopma zamanı”nı belirtmek üzere kullanılan isimlerden biridir.

Kıyamet kopmadan önce bazı alametlerinin ortaya çıkacağı konusunda âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler bulunmaktadır. Kur’an’da kıyâmet alâmetlerinden bazıları sadece ismen zikredilmiştir. Bunlardan bazıları; Ye’cûc ve Me’cûc’un istilası hakkındaki ayettir:

“Nihâyet bir zaman gelecek, Ye’cûc ve Me’cûc’un seddi açılacak, her tepeden yığın yığın akın etmeye başlayacaklar.” (En’am; 96)

Bir diğeri Dâbbetu’l- arzın çıkışından bahseden ayettir:

“Söylenen (kıyamet) başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir yaratık (Dâbbetu’l- arz) çıkarırız da insanların âyetlerimize kesin bir şekilde iman etmedikleri konusunda onlarla konuşur.” (Neml; 82)

Duhan yani kıyametten önce bir duman çıkması hakkındaki ayette ise şöyle buyurulur:

“Göğün bütün insanları kuşatan belirgin bir dumana bürüneceği günü bekle. Bu acı veren bir azaptır.” (Duhan; 10)

Kıyamet alametlerinin çoğu ise hadis-i şeriflerde haber verilmiştir. Kıyamet alametleri hakkındaki haberler, âlimler tarafından üç gruba ayrılmıştır. Bunlar: ortaya çıkış zamanına göre zuhur edip geçmiş alâmetler, zuhur etmekte olan ve artarak devam eden alâmetler, zuhurunun hemen ardından kıyâmetin kopacağı yakın alâmetlerdir. Müslümanlar arasında iç savaşların vuku bulması, Konstantiniyye’nin (İstanbul’un) fethedilmesi gibi birçok hadiseler aynen hadislerde haber verildiği gibi gerçekleşmiştir. Hatta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin Hatem’ul Enbiya olarak yani son nebi olarak gönderilmesi de kıyamet alametlerindendir.

Câbir radıyallâhu anh şöyle anlatır:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz hutbe îrâd ettikleri zaman gözleri kızarır, sesi yükselir; “Düşman, sabah veya akşam üzerinize hücum edecek, kendinizi koruyunuz!” diye ordusunu îkaz eden bir kumandan gibi heyecanı artar ve şehâdet parmağı ile orta parmağını bir araya getirerek:

“Benimle kıyâmetin arası, şu iki parmağın arası kadar yaklaştığı sırada ben peygamber olarak gönderildim.” buyururlardı.” (Müslim, Cum’a, 43. Ayrıca bkz. İbn-i Mâce, Mukaddime, 7)

İlmin ortadan kalkıp cehaletin yaygınlaşması, sarhoşluk veren içkilerin içilmesi, zinanın alenî hale gelmesi gibi sosyal hadiseler ise zuhur etmekte olan hadiselerdir. Bundan sonra kıyamete yakın ortaya çıkacak büyük hadiseler kalmıştır.

Ahlâkî ve Manevî Çöküş

Alimlerden bazıları kıyâmet alâmetlerini mahiyetleri açısından gruplandırılmıştır. Buna göre manevî yönden bozuluşu gerçekleştiren olaylar ahlâkî alâmetleri; güneşin batıdan doğması, sık sık vuku bulan depremler, duhân gibi hadiseler de fizikî alâmetleri teşkil etmektedir.

Manevî ve ahlâki çöküntü hakkındaki hadislerin sayısı çoktur. Ebû Hüreyre radıyallâhu anh şöyle anlatır:

Rasûl-i Ekrem sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz bir yerde sahâbîleriyle konuşurken bir bedevî çıkageldi ve:

“–Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye sordu.

Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz sözlerini kesmeden konuşmalarına devam ettiler. Bunun üzerine sahâbîlerden biri:

“–Bedevînin sorusunu duydu, fakat soruyu beğenmedi.” dedi. Bir başkası da:

“–Hayır, soruyu duymadı.” dedi.

Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz konuşmalarını bitirince:

“–Kıyâmet hakkında soru soran nerede?” buyurdular.

Bedevî:

“–Buradayım, yâ Rasûlâllah!” dedi.

“–Emanet zâyî edildiği zaman kıyâmeti bekle!” buyurdular. Bedevî:

“–Emanet nasıl zâyî olacak?” diye sordu.

Rasûl-i Ekrem sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz de:

“–Emanet ehil olmayan kimseye verildiği zaman kıyâmeti bekle!” buyurdular. (Buhârî, İlim 2, Rikak 35)

Bu hadis-i şerifte kastedilen emanet, müslüman bir toplumun idaresi, ilimlerin öğrenilip tatbik edilmesi gibi vazifelerdir. Bu önemli emanetlerin ehil olmayan kimselere verilmesi demek, ehil olmayan kişilerin bu vazifeleri ele alıp sonra da üstlendikleri vazifeleri hakkıyla yerine getirmemeleri ve sonuçta toplum düzeninin bozulması demektir.

Kıyametin ahlâkî ve manevî yönden alametleriyle ilgili haberlerin birçoğu müslümanları bu kötü hallerden sakındırmayı amaçlar. Bu hadîs-i şerîflerin bir kısmı şöyledir:

“Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hâin sayılacak, hâinlere güvenilecek. Kişi kendisinden şahitlik etmesi istenmediği hâlde şahitlik edecek, yemin etmesi istenmediği hâlde yemin edecek. İnsanların dünya (nîmetlerinden en fazla istifâde ederek) en mes’ûd olanı, Allâh’a ve Rasûl’üne îmân etmeyen alçak oğlu alçak olacak!” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, XXIII, 314; Heysemî, VII, 283)

Dünyevî ihtirasların insanların asıl gayesi haline geldiği bu dönem hakkında Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurur:

“Öyle bir zaman gelir ki kişi malını helâlden mi, haramdan mı kazandığına hiç aldırış etmez.” (Buhârî, Büyû, 7, 23)

Böyle zamanlar hemen hemen her asırda görülmüştür ama kıyamete yakın iyice yaygınlaşacaktır. Öyle ki faiz uygulamaları umumi bir hal alacaktır:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki fâiz yemeyen hiç kimse kalmayacak! Kişi doğrudan yemese bile ona tozundan bulaşacak.” (Ebû Dâvûd, Büyû, 3/3331)

Bugün ne yazık ki bu alametlerin çoğu gerçekleşmiştir. Bu durumun sebebi de İslâmî ilimlerin terk edilmesi, hükümlerinin öğrenilip tatbik edilmemesidir. Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“İlmin kaldırılması, cehlin kökleşmesi, içkinin içilmesi ve zinânın çoğalması, kıyâmet alâmetlerindendir.” (Buhârî, İlim, 21)

İnsanlık tarihinde günahların işlendiği devirler hep olmuştur ama hemen hemen hiçbir zaman günah içinde bulunduğumuz zaman kadar normalleşmemiştir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bunun da kıyamet alametlerinden biri olduğunu haber vermiştir:

“Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği tavsiye etmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VII, 280)

Fitne ve Karışıklıklar

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ahir zamanda çok savaşların, fitnelerin, karışıklıkların çıkacağını bildirerek müslümanları ikaz etmiştir. Bu sebeple ahir zaman hadislerine aynı zamanda fiten ve melahim hadisleri de denilmiştir.

Kıyamet alametleriyle ilgili haberlerin birçoğu insanları ortaya çıkacak fitnelere uymaktan sakındırmayı amaçlar. Mesela Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem müslümanlar arasında iç savaşlar çıkacağına dair ikazlarda bulunmuş, bundan sakınmaları konusunda uyarmıştır:

“İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.”

“Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi:

“Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56)

Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam “ölen de öldüren de ateştedir,” buyurarak müslümanın Müslüman kardeşine silah çekmemesi gerektiği yönünde uyarmaktadır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuşlardır:

“Nefsim kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun ki, imâmınızı (devlet başkanınızı) öldürmedikçe, kılıçlarınızı çekip birbirinizle savaşmadıkça ve dünyanıza şerlileriniz vâris olmadıkça kıyâmet kopmaz.” (Tirmizî, Fiten, 9/2170)

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin buyurduğu hadiseler birer birer gerçekleşmiştir ve halen de birçoğu meydana gelmektedir.

Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselamın kıyamet alametleri hakkındaki hadislerinin birçoğu müminleri dinlerine sımsıkı sarılmaları hususunda uyarmayı amaçlar. Çünkü bu alametler en çok dinini bilmeyen ve dini hayatında gevşeklik içinde olanları etkileyecektir. Bilhassa dini ilimleri terk edenler yaşadıkları hadiseleri anlayamayacak bunlara karşı doğru tavrı ortaya koyamayacaklardır.  Bu sebeple dini ilimlerin öğrenilmesi, dinin hayata tatbik edilmesi çok önemlidir.

Nitekim bir gün Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz:

“Öyle bir zaman gelecek ki okumaya meraklı kurrâ çoğalacak; fakihler (dîni anlayıp yaşayan âlimler) ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak ve herc (kargaşa ve anarşi) çoğalacak!” buyurmuşlardı.

Ashâb-ı kirâm:

“–Herc nedir ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sorunca şöyle buyurdular:

“–Birbirinizi öldürmenizdir. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanlar Kur’ân okuyacaklar, okudukları boğazlarından aşağıya geçmeyecek (yani kalplerine tesir etmeyip tatbikata geçirilmeyecek). Ondan sonra öyle bir zaman gelecek ki münâfık, kâfir ve müşrik, mü’minle Allah hakkında mü’minin söylediği sözler gibisini söyleyerek tartışacak!” (Hâkim, Müstedrek, IV, 504/8412. Krş. Buhârî, İlim, 24)

Dinin zâhirî hükümlerini öğrenmek de önemlidir ama bilhassa ilmin kalbe nakşedilmesi zaruridir. Çünkü takvâ kalptedir. İhlâs kalbin samimiyetidir. İnsanın kurtuluşu ancak bunlarla mümkündür.

Eğer müminler muttakilerin öncüleri olan Allah dostlarının etrafında birleşip dinlerini muhafaza etmezlerse Kur’ân ve Sünnet’i kendi aklına göre yorumlayan, dinde reforma kalkışan saptırıcı sözde ilahiyatçılar insanların imanına büyük zarar verir.

Nitekim Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz şu îkazda bulunmuşlardır:

“Karanlık geceler gibi birtakım fitneler ortalığı kaplamadan evvel, sâlih ameller işlemekte acele ediniz! Öyle zamanlar geldiğinde insan, sabah mü’min iken akşama kâfir olarak çıkar; akşam mü’min iken sabaha kâfir olarak çıkar. Dînini küçük bir dünyalığa satar.” (Müslim, Îmân, 186)

Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam bir başka hadis-i şerifinde ise şöyle buyuruyor:

“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı/dirençli davranıp Müslümanca yaşayan kimse, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.” (Tirmizî, Fiten,73; Ebu Davud, Melahim,17).

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin bahsettiği zaman, ahir zamandır. Dünyanın ömrüne nazaran ahir zaman kısa bir dönem olsa da biz insanların ömrüne nazaran uzun süren bir zamandır. Elbette Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselamın devrinden bu yana meydana gelen hadiselerin birçoğu müslümanlar için ağır bir imtihan olmuştur. Biz de ahir zamanın değişik safhalarından bazılarını idrak ediyoruz.

İslam aleminin birliğini kaybettiği, bir kısmında komünizmin bir kısmında ise yerli işbirlikçilerin İslam’ı yaşamayı ve öğretmeyi yasakladığı dönemler yaşandı. Memleketimizde de ezanın değiştirildiği, namazlık sureleri öğretenlerin bile hapse atıldığı, bazı camilerin ahır hâline getirildiği bir zaman dilimini büyüklerimizden duyduk. Ülkemizde namaz kıldığı için ordudan atılan, memuriyetinde zorlu yerlere sürgüne gönderilen, başı örtülü olduğu için ya kendisi ya da kocası çeşitli mahrumiyetlere mahrum kalanlar oldu.

Günümüzde ise müslümanlar evlat imtihanı, ekonomik baskılar, savaş tehditleriyle imtihan ediliyor. En çok da nefis mücadelesi ile imtihan edilmeye devam ediyor. Görünüşte camiler açık ama dünya meşgalesi ve nefse hoş gelen eğlenceli uğraşlar insanları Allah’a kulluk etmekten mahrum ediyor.

Kısacası hepimiz adım adım kıyamete yaklaşıyoruz. Kâinatın kıyameti ne zaman koparsa kopsun bizim kendi ecelimiz olan kıyametimiz kısa bir müddet sonra kopacak.

Allah-u Zülcelâl’in kudreti her şeye yeter. Dilerse o dinini aziz kılacak nesiller getirir. Dinine musallat olan her türlü fitneyi bertaraf etmek onun için hiçbir şey değildir. Ama bu hadiseler içinde asıl biz imtihan oluyoruz. Bize düşen ahir zaman alametlerinin bir bir zuhur ettiği bu çağda dinimizi muhafaza için endişe duymak ve çok gayret etmektir.

Cenab-ı Hak bizleri bu zorlu imtihanda muvaffakiyete eriştirsin. Amin.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ