HASBİHAL / Dilden Gönle Süzülen Üslup

  • 12 Ekim 2026
  • 109 kez görüntülendi.
HASBİHAL / Dilden Gönle Süzülen Üslup
REKLAM ALANI

HASBİHAL

Dilden Gönle Süzülen Üslup

Hüseyin USTAOĞLU

REKLAM ALANI

 

Toplum hayatında insanların anlaşması ve birbirleriyle yakınlaşmasını sağlayan en önemli iletişim aracıdır dil. Dil olmadan insan kendisini ifade edemeyeceği gibi acı ve sevinçlerde de ortak noktayı yakalamak mümkün olmazdı. Hal ve hareketlerle anlatılan iletişim sınırlı kalır, his, duygu, coşku, fikir ve düşüncelerimiz karşılık bulamazdı.

Bu nedenle dil, hayati öneme haiz bir iletişim ve aktarım aracıdır. Karşı tarafa bir mesajı ulaştırmak üzere kullanılan bu iletişimin sağlanması, sözlü veya yazılı şekilde mümkün olmaktadır. Toplumsal anlaşmanın bir ürünü olarak bireyler arasındaki iletişim bir uzlaşma zemini içinde dil vasıtasıyla tesis edilir.

İnsanoğlu kendisini diliyle topluma kabul ettirip, yine diliyle çevresinden uzaklaşır ya da uzaklaştırır. Diliyle sever ve sevilir, saygınlık kazanır veya nefret ettirir. Dil aynı zamanda lisan olarak da değerlendirilmekte olup, gönüllere ayna’lık yapmaktadır.

İnsanların iç dünyasından taşan müspet veya menfi düşünceler, dilde tercümesini bulur. Bu noktadan bakıldığında dil mevzuu çeşitli atasözlerine de konu olmuştur. “Allah insanoğluna bir ağız ve iki kulak vermiştir. Bir konuşup iki dinlesin diye!” “Dilim seni dilim dilim dileyim, başıma geleni senden bileyim.” gibi…

Konuşma ve yazma yeteneğinin insana, ilk insan Âdem aleyhisselam zamanından beri verildiği malum. Söz konusu kabiliyetler sadece bize ait müstesna özelliklerden değil midir? Bu özellikli nimeti kullanabilmek de çok önemli bir meziyet olsa gerektir. Ne dersiniz? Çünkü biz, iletişim içinde olduğumuz her sahada mesajımızı dille anlatıp dille aksettirmekteyiz. Dil yüzünden savaşlar çıkmış, dille askerimiz motive edilmiş, dil ile isyanlar sükûnete erdirilmiştir. Yine dille fitneler yaygınlaşmış ya da susturulmuş, dille kötülükler körüklenmiştir.

Gönülden yapılan dualarımız, bazen yalvarmak bazen de nazlanmak şeklindedir. Boynumuzu bükerek dilden gönle akıtılıp taçlandırılmıştır. Bütün bu hakikatler göstermektedir ki dil, değeri bilinmesi gereken en önemli iletişim aracıdır.

İşte bu yüzden olmalı ki atalarımız da;

“Sükût-u lisan, selameti insan!”

“Söz var, iş bitirir; söz var baş yitirir.” demekte.

Hz. Mevlana ise;

“Dili sözü bir olmayan kimsenin, yüz dili bile olsa, yine dilsiz sayılır.” diyor.

Mademki böyledir, o zaman; nerede, nasıl konuşulması ve dil ile gönlün bir bütün olması gerektiğine ışık tutan bu tecrübelere itibar edilmesi gerekmez mi? Lakin günümüzde sanki böyle söylenmemişçesine hareket edilmekte. Çoğu zaman ve zeminde dil; dedi-kodu, laf taşımak, olumsuzlukları körüklemek, sürekli bir eleştiri ve iğneleme aracı olarak kullanılmaktadır.

Tabi ki bunun temelinde gönül dünyasındaki marazilik ve çirkinlikler yatmaktadır. İçte olanlar dış dünyaya yansımakta olduğuna göre; olumsuz düşüncelerin ve manevi hastalıkların ev sahibi olan bir gönülden dile yansıyacak olan sözcükler de, ancak zehir etkisi taşıyacaktır. Hatta muhatabının kalbine saplanan zehirli bir kıymık gibi her gün yükselen bir acıyla ıstırap verecektir…

Sözümüz Özümüzü Yansıtmalı

Bizler; inanç, ahlak, kültür, tarih, duygu, düşünce ve hatıralarımız başta olmak üzere her şeyimizi dille taşımak ve aktarmak imkânı buluyoruz. İnsanlar arası iletişimlerde, kendimizi ifade biçimimizde, taleplerimizi dile getirirken veya her türlü diyalogumuzda sözlerimizi seçmeli, olumlu ve sıcak bir üslup içerisinde olmalıyız.

İfadelerimiz karşımızdakilere batmamalı, onları incitmemeli bilakis kucaklayıcı olmalıdır. Böyle olmalı ki, gönüller sükûnete ersin, sevgiler denize dönüşsün ve söz sarf ettiğiniz insana sözünüz etkili olsun. Aksi halde kırıcı ve kaba bir şekilde söylenen sözlerle insanların gönüllerine nasıl girilecektir? Girilse bile o gönülde nasıl yer tutulacaktır? Açtığınız dil yarası nasıl onarılacaktır? Bu yüzden güzel söylemekten kimse bir şey kaybetmeyeceği gibi, kişinin hem kendisi hem de çevresi birçok kazanım elde edecektir. Konuşulacağı yerde güzel söz söylemek, susulması gerektiği yerde de susmayı bilmek aynı zamanda aklı düzgün kullanmanın da bir göstergesi değil midir?

Atalarımız; “Söz gümüşse sukut altındır” ve “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır” ifadeleri ile konuya veciz bir açıklama getirmişler. İstiklal Marşı şairimiz merhum Mehmet Akif de safahatında;

“Ağlarım, ağlatamam, hissederim söyleyemem.

Dili yok kalbimin, ah ondan ne kadar bizarım.” mısraları ile dilsizliğin büyük bir felâket olduğundan bahsetmektedir. Ayrıca konuyla ilgili Hz. Ali radıyallahu anh de;

“Kişinin haysiyeti, dilinin altında gizlidir,” buyurmak suretiyle dilin önemine vurgu yapmıştır.

Özellikle de sosyal sorumluluk üstlenmiş, halkın önünde örnek ve model olmak durumunda olanların; oturmasından kalkmasına, konuşup hareket etmesine kısacası her haline dikkat etmesi gerekmez mi?

Böylelerinin özel yaşamlarındaki tercihleri bizatihî üslupsuzluk olabilir. Kimsenin özeline sözümüz olamaz. Ancak, ihraz ettikleri görevler gereği olsun bir nebze efendi ve güzel sözlü olmaları, şeref ve şiarın, mesuliyetin icabı olsa gerektir. Aksi durum, temsil görevlerine de zarar verir.

İsmi piyasada adam sırasına karışmış olanların, sebebi ne olursa olsun üslubunda tercihli bir seçicilik olması gerektiğine inananlardanım. Her zaman seviyenin üst düzeyde tutulması lazımdır.

Toplum önünde olan kişilerin dilini arı gibi değil şefkatli bir anne gibi kullanmaları gerekir. Böylesi hem kul hakkı hem de topluma örnek olmak açısından çok mühim bir meseledir. Bu nedenledir ki hiçbir çıkar, hiçbir birliktelik, hiçbir siyasi mülahaza ve antlaşma dilimizin güzelliğinin önünde yer almamalıdır. Gerek ikili ilişkilerde gerekse kurumsal alanlarda yapıcı olmayan kaba sözlerle çevresini kirletenlerin dile, idareye, kurumlara ve sosyal yapıya katkısı düşünülebilir mi hiç?

Toplumların kültürünü tahrip etmek isteyenler önce dile darbe vururlar. Geçmişle bağlarını kopartmak ve halkını cahil etmek isteyenler de yine o toplumun dilini elinden almakla hedeflerine ulaşırlar. Bir birlikteliği bozmak, bir dostluğu yıpratmak ve bir ocağa ateş düşürmek, ancak dili keskin kılıç gibi kullanmak ve kullandırtmakla mümkündür.

Peki, ne oldu da böyle oldu? Asırlardır; “Ya hayır söyle ya da sus” kaidesine uygun hareket eden bu milletin iletişimdeki konuşma diline.

Bu nasıl bir sevgisizlik? Nasıl bir fütursuzluk ve üslupsuzluktur. Yoksa sözcük hazinemizdeki güzel cümleler tatile mi gönderildi. Lügatlerimiz tedavülden mi kaldırıldı? Yok yok! Dili keskin kılıç gibi kullanan, laf taşımaktan ve dedi kodu etmekten başka amaca hizmet etmeyenlerin suçunu, sözlüklere ve edebiyata yüklemek haksızlık olur.

İnsanın konuşma biçimi; edebinin, eğitiminin, kültür ve görgüsünün de ispatıdır. Onlara kötü söz ve aynı üslupla karşılık vermek, sizleri de bu kimselerin düştükleri çukura çeker. O yüzden bırakın kendi çukurlarında debelensinler. Onlar; kulaklarına üfürülenle hareket eden, muhakeme yeteneğinden yoksun, vicdanı körelmişlerdir. Sahibinin sesiyle konuşan, para diye gaza gelip caz yapanlardır. Kalıbına bakılıp adam sanılsalar da zaman ve ilahi adalet onlar hakkında en adil hükmü verir.

Öyleyse ne mi diyorum? Bize düşen; feraset ve basiret yoksunluğunun yansımalarını yansıtan bu zavallı kişiliklere aldırış etmeksizin, doğru bildiğimiz yolda yürümektir. Leyleğin sermayesinin; “lak lak” olduğunu bildikten sonra, gerisinin önemi var mıdır? Bazen susmak da en güzel konuşma şeklidir anlamasını bilene. Korktuğunuz için değil, size böylesi daha güzel yakıştığı için!

Susmaktan anlamasını bilmeyenler, konuşulanı anlamaktan yoksun edep fukaraları değil midir ki zaten! Büyük tasavvuf adamı ve gönül insanı Yunus Emre;

“Söz ola, kese savaşı, Söz ola, kestire başı! Söz ola, ağulu aşı, Yağ ile bal ide bir söz!” diyor.

Büyüklerimiz boşuna mı demiş: “Üslub-u beyan, aynı ile insandır” diye. Evet, bu büyük veciz anlatımlar üzerine söylenebilecek daha fazla bir söze hacet yoktur…

Nice doğruları ve güzellikleri tatlı ve yapıcı bir üslupla kırıp dökmeksizin dile getirmek hepimizin haklı bir beklentisidir. Bu beklenti içinde güzel sözler duymanız ve dilden dökülen sözün güzelliğinde gönüllere misafir olmanızı diliyorum.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ