AİLE VE TOPLUM / “Ailene Namazı Emret!”
AİLE VE TOPLUM
“Ailene Namazı Emret!”
Gülistan Araştırma
Cenab-ı Allah Sevgili Peygamberimiz sallallâhu aleyhi veselleme ve ümmetin muallimlerine, rehberlerine şöyle buyuruyor:
“Habîbim! İnsanları Rabb-i Teâlâ’nın yoluna hikmetle (açık delillerle ve güzel vaazlarla) dâvet et. Ve onlarla muhkem ve güzel mukaddimelerle, mülâyim ve tatlı sözlerle mücadele et (ki dâvetin hüsn-i tesir hâsıl etsin).” (Nahl, 125)
Bu emir Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselamın şahsında bütün aile reislerine, eğitimcilere, idarecilere ve din görevlilerine yapılmış bir uyarıdır. Davet ve nasihatlerimiz daima güzel bir üslupla, yumuşaklıkla yapılmalıdır.
Bugün psikoloji sahasında yapılan çalışmalar da göstermektedir ki, insanlar sevdikleri kişileri daha çok örnek alırlar. Sevgi dolu bir ilişki insanın benlik duvarlarını yumuşatır, kalbini açar. Böylece muhatabının tembih ve nasihatlerini kabul etmesi kolaylaşır.
Aile yuvasında mutluluğu, huzuru, sevgiyi ve şefkati tadan bir evlat ona bu ortamı sunan anne babasının dünya görüşünü benimser, hayat tarzını severek örnek alır. Uyarı ve nasihatlerini sevgiyle, tatlı dille yapan bir aile reisi aile fertlerinin gönlüne tesir eder.
Allah Resûlü aleyhisselatu vesselam hem bir idareci olarak hem bir muallim olarak hem de baba olarak çok sabırlı, anlayışlı ve merhametliydi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin zamanında çocuk yaşta olan bütün sahabelerin bildirdiğine göre Allah’ın Resulü, çocukları çok sever, onlara selam verir, onlarla ilgilenir, onlara değer verir, onlara dua eder, onları öper-koklar, onlarla şakalaşır ve onlarla oynardı.
Torunlarını ve sahabelerin çocuklarını okşar, severdi. Sokakta gördüğü bir çocuğun kirlenmiş yüzünü temizlerdi. Torunlarını sırtında taşır; namazda secdede sırtına çıkarlarsa, ininceye kadar secdeyi uzatırdı.
Rasûlullah aleyhisselatu vesselam torunları ve sahabe çocuklarıyla şakalaşır, çocuklaşır, oyunlarına ufak tefek iştirak ederdi.
Peygamberimizin ilgi ve iltifatına mazhar olanlar yalnız erkek çocukları ve torunları değildi. Kız torunu olan Ümâme’yi de aynı şekilde sever, süslü bir giyimi ona yakıştırırdı. Namaz kılarken sırtına çıkarsa, secde yapacağı zaman yere kor, secdeden kalkarken de yine omzuna alırdı.
Kız çocuklarına hiç değer verilmeyen, hatta utanç olarak görülüp diri diri toprağa gömülen bir çağda kerimesi Hz. Fâtıma radıyallahu anh yanına geldiğinde onun için ayağa kalkar, elinden tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam da Fâtıma’nın yanına girdiği zaman Fâtıma hemen ayağa kalkar, elinden tutar, öper ve kendi yerine buyur ederdi. (Ebû Dâvûd, Edeb, 143)
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’e Medine hayatı boyunca on yıl hizmet eden ve O’nun aile hayatını en iyi bilenlerden biri olan Enes b. Malik radıyallahu anh şöyle buyuruyor:
“Çoluk-çocuğuna ve aile fertlerine karşı Hz. Peygamber’den daha şefkatli olan bir kimse görmedim.” (Tirmizi, Sünen, Birr ve’s-Sıla, 25/69, İbn Sa’d, Tabakât, I, 136)
Sahabeler arasında da ailevî geçimsizlikler olabiliyordu. Bazen erkek veya hanım sahabeler Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselama gelip durumu şikâyet edebiliyorlardı. Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam
“Allah katında en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” (Tirmizî, Menâkıb 63) buyuruyordu.
Sevgiyle Verilen Terbiye
Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam böyle şefkatle iyi ilişkiler kurduğu aile fertlerinin dini ve manevî eğitimini de hiç aksatmıyordu.
Allah-u Zülcelâl ayet-i kerîme nazil ederek:
“Ailene namaz kılmayı emret, kendin de ona sabırla devam et…” (Tâhâ, 132) buyurunca bu emre ilk itaat eden de Fahr-i Kâinat sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz oldu. Her gece teheccüd namazı vakti kızı Fâtıma radıyallâhu anhâ’nın evine gidip;
“–(Haydi) namaza!” diye buyurmaya başladı ve buna aylarca devam etti. (Buhârî, Teheccüd, 5; Tefsir; 1; Müslim, Müsâfirîn, 206; Müsned, I, 112)
Ümmetinin muallimi olan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem farz namazlarında cemaate imam olup kıldırıyordu. Cemaatle kılınan bu namazlara arka saflarda sahabe hanımları da iştirak ediyordu. Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam bazen bu hanımların yanlarında getirdiği çocuklarının ağlaması sebebiyle namazı kısa kıldırıyordu.
Ebû Katâde radıyallahu anh rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“(Çok kere) ben namaza, (kıraati) uzatmak niyetiyle dururum da (geriden) bir çocuğun ağladığını işitince annesine meşakkat vermemek için namazımı kısa keserim.” (Buhârî, Ezân, 65)
Bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin şefkat ve merhametinin bir örneğini görüyoruz. Onun merhamet dolu kalbi çocuğunun ağlayışını duyan bir annenin halini anlamış ve namazı uzatarak onu zora sokmak istememiştir.
Allah’ın Resulü, kadınların, çocukların, yaşlıların, işi gücü çok olup meşgul olan kimselerin de mescide gelmelerini, kulluk vazifelerini öğrenmelerini istiyordu.
“Onlar gelmesinler, huzuru bozuyorlar. Onlar yüzünden namazda çocuk sesi oluyor, dikkat dağılıyor,” demiyordu. Namaz kılarken torunlarından biri sırtına çıkmış, bu yüzden namazı biraz uzatmıştı. (Nesâî, İftitah, 83)
Nafile namazlarını yalnız başına kılan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem genellikle uzun sureler okuyor, rüku ve secdelerini uzun tutuyordu. Hatta kendisine bu namazlarda uymak isteyenler bu kadar uzun namaz kılmakta zorlanıyorlardı.
Bu hususta bir örneği Ebû Abdullah Huzeyfe İbnü’l-Yemân radıyallahu anhümâ şöyle anlatıyor:
“Bir gece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in arkasında namaz kıldım. Bakara Sûresi’ni okumaya başladı. Ben içimden, ‘Herhalde yüz âyet okuyunca rükû eder,’ dedim. O yüz âyetten sonra da okumaya devam etti. Ben yine içimden ‘Bu sûre ile namazı bitirecek,’ dedim. O yine devam etti. ‘Bu sûreyi bitirip rükû eder dedim,’ etmedi. Nisâ Sûresi’ne başladı; onu da okudu. Sonra Âl-i İmrân Sûresi’ne başladı; onu da okudu. Ağır ağır okuyor, tesbih âyetleri gelince tesbih ediyor, dilek âyeti gelince dilekte bulunuyor, istiâze âyeti geçince Allah’a sığınıyordu. Sonra rükûa gitti. “Sübhâne rabbiye’l-azîm (büyük Rabbimi tenzîh ederim)” demeye başladı. Rükûu da aşağı-yukarı ayakta durduğu kadar uzun oldu. Sonra “semiallâhu limen hamideh, rabbenâ leke’l-hamd (Allah, kendisine hamd edeni duyar, hamd yalnız sanadır ey Rabbimiz)” dedi ve kalktı. Hemen hemen rükûna yakın uzunca bir süre ayakta durdu. Sonra secdeye vardı ve “sübhâne rabbiye’l-a’lâ (yüce rabbimi tenzih ederim)” dedi. Secdesini de aşağı-yukarı kıyâmı kadar uzattı.” (Müslim, Müsâfirîn 203)
Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam Efendimiz “Namaz gözümün nurudur,” derdi. Ashabına “Secdeleri çoğaltın,” diye nasihatte bulunurdu.
İnsanlara imamlık yaparak farz namazlarını kıldıktan sonra evine gelip sünnet namazlarını kılıyordu.
Abdullah b. Şakîk radıyallahu anh anlatıyor:
“Hz. Âişe radıyallahu anhaya Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin nafile namazlarını sordum. Şöyle dedi:
“Resûlullah benim evimde öğleden evvel dört rekât (nafile namaz) kılar, sonra (mescide) çıkarak insanlara namaz kıldırır, ardından gelir ve iki rekât (nafile daha) kılardı. Cemaate akşam namazını kıldırır, sonra (benim evime) gelir, iki rekât nafile kılardı. Cemaate yatsıyı kıldırır ve yine benim evime gelir, iki rekât (nafile) kılardı. Geceleyin vitirle beraber olmak üzere dokuz rekât namaz kılardı…’” (Müslim, Müsâfirîn, 105; Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 1)
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bu nafile namazlarında uzun uzun okur, tesbih eder, dua ederdi. Ebû Seleme b. Abdurrahman radıyallahu anh Hz. Âişe annemize Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin namazlarının nasıl olduğunu sorduğu zaman Hz. Âişe annemiz şöyle cevap vermişti:
“Resûlullah Ramazan’da da Ramazan dışındaki gecelerde de on bir rekâttan fazla namaz kılmazdı. Önce dört rekât kılardı ki o rekâtların güzelliğini ve uzunluğunu sorma! Sonra dört rekât daha kılardı. Bunların da güzelliğini ve uzunluğunu sorma! Sonra da üç rekât (vitir namazı) kılardı…” (Buhârî, Salâtü’t-terâvîh, 1; Müslim, Müsâfirîn, 125)
Görülebileceği gibi Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam namazı uzun uzun okuyarak, uzun uzun rüku ve secde ederek kılardı. Yalnız başına kılınan nafile namazların böyle uzun kılınmasını tavsiye ederdi.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme bir sahabesi: “En faziletli namaz hangisidir?” diye sorduğunda cevaben: “Kıyamı (ayakta duruşu) uzun olan namazdır” buyurmuştu. (Müslim, Müsâfirîn 164-165)
Fakat insanlara imamlık yaptığı zaman namazı bu şekilde uzatmaz ve imamlık yapacak sahabelere de buna dikkat etmelerini tembih ederdir.
Ebû Hüreyre radıyallahu anhudan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Sizden biriniz insanlara namaz kıldırdığında (namazı) kısa tutsun. Çünkü cemaat içerisinde hasta, zayıf ve yaşlı kimseler olabilir. Ama biriniz tek başına namaz kıldığında, dilediği kadar uzatsın.” (Nesâî, İmâmet, 35)
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin namazda bile zayıflara, meşguliyetleri olanlara ve sabredemeyecek durumda olanlara karşı ne kadar merhametli olduğunu görüyoruz. Bunun yanında Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ümmetinin içindeki farklı durumdaki kişilere hassasiyet gösterdiğini de anlıyoruz. Bizler de Allah’ın emir ve yasaklarını muhatabın durumuna göre derecelendirerek anlatmalıyız. Zorlanarak terk etmelerine sebep olmamalıyız.
Peygamberimizin dinin direği namaz hususunda bile herkesin durumunu göz önüne alarak anlayışlı olmasında bizim için çok büyük bir örnek var.