DİN VE HAYAT / İslâm Medeniyetini Ne Kadar Tanıyoruz?

  • 24 Eylül 2026
  • 8 kez görüntülendi.
DİN VE HAYAT / İslâm Medeniyetini Ne Kadar Tanıyoruz?
REKLAM ALANI

DİN VE HAYAT

İslâm Medeniyetini Ne Kadar Tanıyoruz?

Hatice Kübra Ergin

REKLAM ALANI

Geçtiğimiz aylarda uzun bir zaman gündemi meşgul olan bir hâdise yaşandı. Aslında daha önce kısmen kamuoyuyla paylaşılmış olan Epstein dosyası yeniden açıldı.

Çok ibretli bir hâdiseydi bu. Ne zamandan beridir; hukuk, etik, kanun, kaide nâmına ne varsa bütün normları kendisinin koyacağını iddia eden batı âleminin içyüzü bir kere daha ortaya döküldü.

Bilinmeyen bir şey değildi aslında. Ama bu kadar “üst seviye” tabir edilen mevki sahibi zevâtın; bu kadar rezillikle, vicdansızlıkla, vahşetle iç içe olması bir “skandal” olarak kabul edildi.

Bizim için şaşırtıcı bir tarafı yoktu. İnsanı kulluktan çıkarıp -güya- ilâhlaştırmaya kalkışmanın tabiî sonucuydu. Allah’ın koyduğu din ve ahlâk hükümlerini beğenmeyip; kendi kendine etik ilkeler koyan insanın, gelebileceği noktalardan biriydi sadece…

Güya;

“–İnsana vahiy gerekmez!” diyorlardı.

“–İnsan; kendi aklı, kendi vicdanıyla doğru yolu bulabilir.” diye iddia ediyorlardı.

“–Artık inancın zamanı geçti, bilim çağı…” diyorlardı. İnançsız insanların; ellerine geçen imkânlarla, nasıl büyük kötülükler organize edebildikleri, bir kere daha ortaya çıktı.

Altından Siyonist Şantaj Çıktı

Aslında batının medeniyet iddiası ne zamandan beridir can çekişiyordu; Gazze’de son nefesini verdi. Bu skandal bir kere daha ortaya koydu ki; Gazze’de çocukların bedenine nişan alıp kurşun sıkanlar, üzerlerine binlerce ton bomba atanlar, bu ıssız adalarda da şantaj tezgâhlamak için başka çocukları çirkin bir şekilde istismâr ediyormuş.

Bizi pek şaşırtmayan; bu korkunç gerçeğin ve vicdan sızlatan rezilliğin altından da Siyonizm’in çıkmasıydı. Gazze’de o zulmün işlenmesi emrini verenler, göz yumanlar, protesto edenleri tutuklayanlar, haberlerini sansürleyenler; bu şantaj kumpasının içindeydi. Belki geçmişte çirkin işlere bulaştıklarından, Siyonizm’in zulmüne âlet olmaktan kaçınamadıkları için; belki de zaten bu zulmü birlikte plânladıkları için. Her iki ihtimal de aynı derece rezil.

Vicdanlar Kararmış

Bu hâdiseler bir de şunu gösterdi; bir yandan şeffaflık adı altında bunlar ortaya döküldü, ama asıl üzerinde kafa yorulacak mesele hâlâ görülmedi. Konuşmalar, tartışmalar magazin seviyesinde kaldı. Asıl görülmesi gereken; fark edilmedi, ibret alınmadı.

İnsanlar; artık kötülükleri göre göre, duya duya öyle alışmıştı ki, pek de öyle büyük bir hâdise olmadı. Belki bir asır önce böyle bir hâdise olsa insanlar sokaklara dökülür; “Bunlar nasıl olabiliyor?” diye isyan ederlerdi. Ama insanlık öyle bir hâle geldi ki; vicdanlar kabuk bağladı, basîretler bağlandı. Artık insanlar şuursuz bir sürüye dönüştü.

Dünya nüfusunun çoğunluğu, her türlü kötülüğü normal karşılar hâle geldi. Ahlâksızlıkla ünsiyet peydâ etti. Güya hümanizm adı altında; insan, insanlıktan çıktı.

Çocuk Hakları (!)

Bu hâdiselerin ibret verici bir yönü de yıllarca müslümanlara çamur atarlarken; -güya- kadın haklarından, çocuk haklarından dem vurmalarıydı. Küçük yaşta evlilikler konusunu dillerine dolarlarken; onlar küçük yaşta kızcağızlara, -kullan at- eşya muamelesini revâ görmüşlerdi.

Evliliği, aileyi kötüleyen binlerce kültür ürünüyle gençlerin kafasını karıştırırlarken; kariyeri, serveti, şöhreti en büyük başarı olarak sunarlarken; meğerse o şöhret basamakları nasıl çıkılıyormuş, açıktan işledikleri günahlar ve rezillikler yetmezmiş gibi, gizli saklı daha neler yapıyorlarmış ortaya çıktı!

Bu arada söz “çocuk hakları”na gelmişken, şunu ifade etmekte de fayda var; bugün bizler bazı meşhur âyet ve hadisleri biliyoruz diye, İslâm dînini hakkıyla bildiğimizi zannediyoruz. Hâlbuki İslâm’ı her yönüyle bilmiyoruz. Meselâ; kadın haklarını, çocuk haklarını sadece batı hukukunda ele alınmış meseleler zannediyoruz. Hâlbuki bu hususlarda İslâm dîninin ortaya koyduğu ölçüler ve hassâsiyetler bizim bildiğimizin çok ötesindedir. Meselâ, küçük yaşta evlilik meselesi çok çarpıtılır. Bu konu, İslâm hukukunda üzerinde çalışılmış bir meseledir.

Bir keresinde bir Kur’ân kursu hocası, hocahanım kardeşim; kendi talebeleriyle yaşadığı bir tartışmadan bahsetti. Onlara şöyle dediğini ve itirazla karşılaştığını anlattı:

–İslâm’da bir kız bülûğ çağına girince evlendirilebilir.

Bu hususta, doktor bir genç kızımızla aramızda geçen konuşmayı naklettim. Kızımız;

“–Bir genç kız; ergenliğe girer girmez, hamilelik ve doğum gibi evliliğin neticesi olan durumları yaşamaya hazır hâlde olmuyor. Gelişimini tamamlamadan bunları yaşayanlarda, hayâtî tehlikeler olabiliyor. Bu ve benzeri sebeplerle, evlilik için bir yaş sınırı olması gerekir.” demişti. Ben de;

“–İslâm dîni bir rakam zikrederek yaş sınırı koymamıştır. Çünkü İslâm dîni âlemşümûldür. Çok farklı iklimlerde, coğrafyalarda hayata tatbik edilecektir. Bu sebeple bir rakam zikredilmemiştir. Ama bu mevzu İslâm hukukunda ele alınmıştır. Fıkıh alanında derin bir ilmim yok, ama kadınların şâhitliğine dair hükümlere örnekler veren bir çalışmada rastladığımı hatırlıyorum: “Bir genç kızın; evliliğin getireceği durumlar için hazır olup olmadığı gibi ancak tecrübeli kadınların veya ebeler gibi işin mütehassıslarının bilebileceği konularda, kadınların şâhitliği geçerlidir.” diye bahis geçiyordu. Yani İslâm hukukunda bu konular ele alınmış. Ama bugün bizler İslâm hukukunu doğru düzgün bilmiyoruz.” demiştim.

İslâm Medeniyet Dinidir

İslâm bir medeniyet dînidir. Ortaya hem hukuk ölçüleri koymuştur hem de yapılan her işi ihsân üzere yapma anlayışını telkin etmiştir.

Elbette tarihin akışı içinde; bazı zor dönemlerde, çok hassâsiyet göstermek mümkün olmamış olabilir. Meselâ; savaş zamanlarında, yetim kızlar ortada kalacağına erken yaşta evlendirilmiş olabilir. Ama normal zamanlarda, hukuk ve ahlâkın incelikleriyle amel etmek daha doğru olur.

Bu gibi örneklerde de görüleceği gibi; çoğumuzun dînî bilgisi mahdut ve çok sathî olduğu ve kendi medeniyetimizi doğru düzgün tanımadığımız için alelacele hüküm veriyoruz. Bu da gençlerimizin, batının üstünlük imajından etkilenmesine yol açıyor.

Hâlbuki esas içinden geçtiğimiz devir öylesine maddiyatçı, öylesine katı kalpli ki; asıl bu düzende insanın hiçbir değeri yok. Eskiden komünist ülkeler için şöyle denilirdi:

“Kişiler devletin kulu kölesidir. Devlet hangi işi verirse onu yapmak zorundadır.”

Bugün kapitalist sistem de aynı noktaya doğru ilerliyor. Gençler neredeyse; iş bulmak, çalışmak, karnını doyurmak için; firmalar onlardan ne isterse, ne emrederse kendilerini onu yapmak zorunda hissediyorlar.

Âhirzaman hakkındaki hadîs-i şeriflerde bildirildiğine göre; kıyâmetten önce zuhûr edecek olan Deccal, kendisine tâbî olanlara bolluk, refah ve âdeta bir dünya cenneti va‘dedecektir. Ama cennet gibi gösterdiği şey aslında cehennem, cehennem gibi gösterdiği ise aslında cennettir. Hakikî mü’minler bunu anlayabileceklerdir:

“Deccal’in beraberinde bir cennet ve bir cehennem vardır. Onun cehennemi bir cennet, cenneti de bir cehennemdir.” (Müslim, Fiten, 104,109; Ahmed, 5/383; İbn-i Mâce, Fiten, 33/ 4071)

Deccal’in çıkacağı devre doğru gittiğimiz şu günlerde de bunun bir benzerini yaşıyoruz. Siyonist ve haçlı ittifakının ortaya çıkardığı zulüm düzeni, kendilerine direnen Gazze’ye güya cehennemi yaşatıyor. Hâlbuki onlar; îmanları ve teslîmiyetleriyle, şereflerini ve izzetlerini muhafaza ediyorlar. Kendilerine boyun eğdirdikleri yığınlara da; güya refah, özgürlük, teknolojik kolaylıklar ve eğlenceler va‘dediyorlar. Ama onların sonu psikiyatrik hastalıklar. Demek ki asıl Deccal çıktığı zaman, bu durum daha da belirginleşmiş ve hatlar keskinleşmiş olacak.

O günlere hazırlanmak için, kendimizi ve neslimizi çok iyi yetiştirmemiz gerekiyor. Allah-u Teâlâ bizleri ve nesillerimizi; âhirzaman imtihanlarında dalâlete düşmekten muhafaza etsin. Âmîn…

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ