HİKMET PINARI / Çocuk Terbiyesinde Nebevî Usul

  • 06 Ekim 2026
  • 208 kez görüntülendi.
HİKMET PINARI / Çocuk Terbiyesinde Nebevî Usul
REKLAM ALANI

HİKMET PINARI

Çocuk Terbiyesinde Nebevî Usul

Hayrünnisa Hanım

REKLAM ALANI

 

Bismillahirrahmanirrahim.

يَا رَبِّ لَكَ الْحَمْدُ يَنْبَغِي لِجَلَالِ وَجْهِكَ وَعَظِيمِ سُلْطَانِكَ

Allah-u Zülcelâl, Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirmektedir:

وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقًاۜ نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى

“Ehline (ailene ve nesline) namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir.” (Ta-ha; 132)

Çocuklar temyiz çağına, yani aklının ermeye başladığı döneme geldiğinde onlara namazı öğretmek gerekir. Nitekim Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’e çocuklara namazın ne zaman emredileceği sorulduğunda şöyle buyurmuştur:

“Çocuk sağını solunu ayırt etmeyi bildiği zaman ona namazı emredin.” (Ebu Davud; Salat; 335)

Bu da bize gösterir ki çocuk eğitiminde erken yaş çok önemlidir. Nitekim “Ağaç yaşken eğilir.” sözü de bu hakikati ifade etmektedir.

Çocuk ne kadar küçük yaşta eğitilirse, Allah’ın izniyle İslam’ın farzlarını ve hükümlerini o kadar kolay benimser. Bu sebeple çocuklara sadece namaz değil; oruç, tesettür ve diğer bütün farzlar hakkında da ciddiyet ve hassasiyet kazandırmak gerekir. Allah-u Zülcelâl’in emretmiş olduğu bu hükümler; onların kalbinde küçük yaşta yer etmelidir.

Bununla beraber unutulmaması gereken önemli bir hakikat vardır: Çocukları terbiye etmeye çalışırken aslında en çok bizim terbiye olmaya ihtiyacımız vardır. Önce kendi hâlimizi gözden geçirmek, eksiklerimizi fark etmek ve düzeltmeye çalışmak gerekir. Zira sözlü nasihatten ziyade fiilî örneklik çok daha etkilidir.

Çocuklar, söylenenden çok gördüklerinden etkilenirler. Bu sebeple ibadetleri mümkün olduğunca onların görebileceği şekilde yapmak önemlidir. Namaz kılarken, Kur’ân okurken, tesbih çekerken, virdimizi yaparken onların bizi görmesi; bu hâllerin onların kalbine yerleşmesine vesile olur. Belki çocuk o anda bunu uygulamaz; fakat bu davranışlar onun zihnine ve kalbine nakşolur. Zamanla, hatta biz görmesek bile ilerleyen yıllarda bu tesirin ortaya çıkması mümkündür. Nitekim bizler de büyüklerimizden gördüklerimizi hayatımıza taşımışızdır.

Çocukları terbiye ederken nasıl bir yol izlenmesi gerektiği düşünüldüğünde, bu konuda en büyük örnek hiç şüphesiz Resûlullah Efendimiz aleyhisselatu vesselamdır.

Helâl Lokmanın Önemi

Tabii çocuk yetiştirirken en önemli hususlardan biri de ona helâl lokma yedirmektir. Nasıl ki zahirî olarak eğitimine önem veriyorsak, aynı şekilde onun bedenini besleyen gıdanın da helâl olmasına dikkat etmeliyiz. Helâl lokma ile beslenen bir çocuğun salihlerden olması umulur.

Bununla ilgili güzel bir menkıbe vardır:

Abdullah ibn-i Mübarek’in babası Mübarek, Merv şehrinin kadısının bahçesinde görevliydi; yani onun hizmetkârıydı. Kadının da bir kızı vardı ve dönemin zengin, makam sahibi birçok kimse bu kızı istemekteydi. Kadı Efendi kime vereceğini bilemiyordu.

Bir gün Kadı Efendi, Mübarek’ten bir sepet üzüm getirmesini istedi. Üzümü getirdiğinde tadına baktı ve ekşi olduğunu fark etti. Bunun üzerine:

“Bunun ekşi olduğunu bilerek mi getirdin? Tadına neden bakmadın?” diye sordu.

Mübarek şöyle cevap verdi:

“Efendim, ben üzümün tadını bilmem. Çünkü ben onları tatmakla değil, korumakla vazifeliyim.”

Bu cevap üzerine Kadı Efendi onun takvasını gördü ve:

“Seni kızımla evlendirmek istiyorum. Çünkü sende haramlardan sakınma ve dine bağlılık görüyorum” dedi.

Daha sonra durumu hanımına ve kızına anlattı; onlar da razı oldular ve nikâh kıyıldı.

Fakat Mübarek, evlendikten sonra eşinin yanına gitmedi. Bu durum kırk gün devam etti. Nihayet kız bu durumu annesine, o da Kadı Efendi’ye anlattı. Kadı Efendi Mübarek’e bunun sebebini sordu.

Mübarek şöyle dedi:

“Efendim, siz kadısınız. Olur ki kızınız daha önce şüpheli bir lokma yemiştir. Bu kırk gün beklememin sebebi, onun helâl lokma ile beslenmesi ve eğer vücudunda şüpheli bir şey varsa temizlenmesidir. Belki Allah-u Teâlâ bize sâlih bir evlat nasip eder diye böyle yaptım.”

Yani o kırk gün boyunca, eğer vücuduna haram veya şüpheli bir şey girdiyse temizlensin; ardından kurulacak yuvadan doğacak evlat helâl lokma ile yetişmiş olsun diye bu hassasiyeti göstermiştir.

Kırk günün sonunda eşinin yanına gitmiş ve Allah-u Zülcelâl de onlara ileride büyük âlimlerden biri olan Abdullah ibn-i Mübarek’i nasip etmiştir.

İşte bu da bize gösteriyor ki; halis niyet, helâl lokma ve takva, salih nesillerin yetişmesinde en önemli vesilelerdendir.

Yine çocuk doğduğu zaman, hamilelik döneminde ona helâl yedirmek için insan gayret etmeli; doğduktan sonra da helâl lokma yedirmeye dikkat etmelidir.

Güzel İsim Konulmalı

Çocuk doğduktan sonra kulağına ezan okunması, kamet getirilmesi ve ona güzel bir isim verilmesi de, o çocuğun salih yahut salihalardan olması için büyük sebepler ve vesilelerdir Allah’ın izniyle. Bu yüzden bu hususlarda büyük bir dikkat ve gayret içinde olmak gerekir.

Bununla beraber çocuk, adeta bir bahçenin meyvesi gibidir. Aile nasıl bir bahçe ise, o bahçenin en güzel meyveleri de çocuklardır. İnsan bazen o meyvelerin güzelliğine ve lezzetine kapılarak, o nimeti veren asıl sahibini unutabilir. İşte burada Allah-u Zülcelâl’i unutmamak gerekir.

Şu yönüyle unutmamak gerekir: Çocuğa sevgi beslerken itidalli olmak lazımdır. Çünkü bu sevgi bazen insan için bir imtihan vesilesi olabilir. Aşırıya kaçıldığı zaman, insan çocuğa terbiye, edep ve adap verme konusunda eksik kalabilir.

Mesela şefkat ve merhamet gösterip de sabah namazına uyandırmaya kıyamamak ya da yaptığı bir hatayı görmezden gelerek sadece başını okşamak, sevgide itidal olmadığını gösterir. Bu durumda çocuk doğru ile yanlışı ayırt edemez. “Ben doğru da yapsam, yanlış da yapsam kabul görüyorum” düşüncesine kapılarak doğru yolu bulamaz.

Bu yüzden sevgide daima ölçülü olmak gerekir.

Nitekim Rabbimiz buyuruyor:

“Mal ve çocuklar dünya hayatının süsüdür.” (Kehf, 46)

Bu ayet-i kerimeyi unutmamak gerekir. Çocukların, Allah-u Teâlâ’nın verdiği bir nimet ve dünya süsü olduğu bilinmeli; fakat insan bu sevgiye kapılıp aşırıya gitmemelidir. Aksi takdirde, bu nimetler aynı zamanda bir imtihan vesilesi hâline gelir.

Çocuk Babanın Sırrıdır

Araplar arasında şöyle bir söz vardır: “Çocuk, babanın sırrıdır.” Bu ne demektir.

Yani babanın en gizli, saklı hâlleri bile çocuk vasıtasıyla ortaya çıkabilir demektir. Çünkü çocuklar, anne ve babalarının hâllerine vakıf oldukları için onların davranışları ve konuşmaları, aslında anne ve babanın birer yansımasıdır. Bu sebeple Araplar, “Çocuk babanın sırrıdır” demişlerdir.

Bazen çocukların uygun olmayan hâlleri de anne ve baba için bir imtihan ve sevap vesilesi olabilir. Yani bu durum sabır gerektiren bir imtihandır. Bu yüzden, asi veya yaramaz bir çocuğu olan kimse hakkında suizan edilmemelidir. Aksine, “Belki onun çocuğu düzelir, benimki bozulabilir” düşüncesiyle hareket edip o kimse için dua etmek, onlar hakkında hüsnüzan beslemek en güzelidir.

Zira çocuk bazen anne ve baba için bir göz aydınlığı olduğu gibi, bazen de bir imtihan vesilesi olabilir. Böyle durumlarda bir başkasının çocuğu üzerinden o aileyi kınamak, ayıplamak veya hatalarını dile getirmek yerine; Allah-u Zülcelâl’den o çocuğun ıslahı ve terbiyesi için dua etmek gerekir. Çünkü aynı durumun bizim başımıza da gelebileceğini düşünmek gerekir.

Yine denilmiştir ki: “Anne çocuk için bir medresedir.” Bu yüzden annenin terbiyesi, çocuk eğitiminde çok büyük ve önemli bir yere sahiptir.

Çocuk, ilk manevî terbiyesini anneden alır. Adeta onun mayası annedir. Sonraki manevî tesirler de bu temel üzerine bina edilir. Eğer temel çürük olursa bina da çürük olur; fakat temel sağlam olursa bina da sağlam olur, Allah’ın izniyle.

Bediüzzaman Said Nursî rahmetullahi aleyh bu hakikati şöyle ifade etmiştir:

“Ben seksen senelik ömrümde seksen bin zattan ders aldım. Yemin ederim ki en esaslı ve sarsılmaz dersleri, her vakit bana dersimi tazeler gibi tesir eden nasihatleri merhum annemden almışım.”

Yani onun annesinden aldığı terbiye, adeta fıtratına yerleşmiş; diğer aldığı bütün ilimler ve dersler ise bu sağlam temel üzerine bina edilmiştir. Bu da bize gösteriyor ki annenin verdiği manevi terbiye, çocuğun hayatında en köklü ve belirleyici unsurlardan biridir.

Kişi Sevdiğiyle Beraberdir

Çocuk terbiyesinde en önemli hususlardan biri de; Allah-u Zülcelâl’i, Resûlullah Efendimiz’i sallallahu aleyhi vesellem, Ashâb-ı Kirâm’ı, Ehl-i Beyt’i, Allah dostlarını ve âlimleri çocuklara sevdirebilmektir.

Ne yazık ki günümüzde sosyal medya buna tam anlamıyla izin vermemektedir. Çocuklara gerçek İslam kahramanlarını anlatmak, o şahsiyetleri sevdirmek ve onların izinde yetiştirmek zorlaşmıştır. Hatta sadece çocuklar için değil, büyükler için de bu durum ciddi bir tehlike hâline gelmiştir.

Bu yönüyle bakıldığında adeta bir mücadele içerisindeyiz. İnsan, sosyal medyanın aldatmasına kapılmadığı, vaktini israf etmediği ve çocuklarını edep, adap ve İslam terbiyesiyle yetiştirmeye çalıştığı zaman adeta bir mücahid hükmündedir.

Çünkü insan, Allah-u Zülcelâl’in dostlarını; Resûlullah Efendimiz’i sallallahu aleyhi vesellem, Ashâb-ı Kirâm’ı, Ehl-i Beyt’i ve salih kulları çocuklara sevdirdiği zaman, Allah’ın izniyle İslam’ı sevdirmek de kolay olacaktır.

Bu konuda şu hadis-i şerif çok manidardır:

“Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb 96;)

Bu hadisten anlaşıldığı üzere, insan kimi severse ona tâbi olur. Bu yüzden çocuklara doğru örnek şahsiyetleri sevdirmek gerekir.

Günümüzde çocuklar, bazı hayalî karakterleri kendilerine örnek almaktadır. Sürekli onları izledikleri için zihinlerine yerleştirir ve zamanla onları model alırlar. Bu da içi boş bir kişilik oluşumuna sebep olabilir.

Buna karşılık bizler, çocuklara gerçek kahramanları anlatmalıyız. Mesela Hz. Ali radıyallahu anh anlatılabilir; onun cesareti, Zülfikâr isimli kılıcı ve kahramanlığı çocukların ilgisini çeker. Yine Ca‘fer-i Tayyar radıyallahu anh neden “Tayyar” (uçan) lakabını almıştır, bu anlatılabilir.

Aynı şekilde Hâlid bin Velîd radıyallahu anh’ın ne kadar büyük bir komutan olduğu, İslam uğruna verdiği mücadeleler anlatılabilir. Bunlar çocukların dikkatini çeken, onların hayal dünyasını besleyen gerçek ve değerli örneklerdir.

Bu tür şahsiyetler anlatıldıkça çocuklar onları merak eder, birbirlerine anlatır, onları örnek almaya başlar ve onlar gibi olmaya gayret ederler.

Bu da gösteriyor ki çocuk terbiyesinde en önemli adımlardan biri, doğru sevgiyi kazandırmak ve doğru örnekleri tanıtmaktır.

Edeb ve Terbiye

Bununla beraber çocuğa adab-ı muâşereti öğretmek de her anne babanın mükellefiyetlerindendir. Temizlik konusu başta olmak üzere bunların hepsi aslında İslam edeplerindendir. Helaya girerken ve çıkarken dikkat edilecek hususlar, yemek yerken uyulması gereken edepler gibi konular çocuklara öğretilmelidir.

Nitekim Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, Ömer İbn-i Ebî Seleme radıyallahu anhuya yemek esnasında şöyle buyurmuştur:

“Oğlum! Besmele çek, sağ elinle ye ve önünden ye.” (Buhârî, Et`ıme 2, 3; Müslim, Eşribe 108)

Bu yüzden elimizden geldiği kadarıyla çocuklara adab-ı muâşereti öğretmek; İslami değerleri ve bu değerlere gösterilmesi gereken hürmeti anlatmak gerekir. Mesela Kâbe’ye hürmet edilmesi gerektiğini, camilerin bizim mukaddes mekânlarımız olduğunu, Kur’ân-ı Kerîm’in ve diğer dinî kitapların saygı gösterilmesi gereken değerler olduğunu öğretmeliyiz. Yine seccade, tesbih gibi şeyler basit gibi görünse de dinimizi yaşamada önemli vesilelerdir; bunlara da hürmet gösterilmesi gerektiği anlatılmalıdır.

Çocukların bunları idrak edebilmesi için anlatım tarzımız da çok önemlidir. Onlara sadece bir çocuk gibi değil, bir birey gibi, bir büyük gibi muamele etmek gerekir. Onların seviyesine inerek konuşmak, göz teması kurmak son derece önemlidir. Çünkü anne baba ile çocuk arasında boy farkından dolayı yukarıdan aşağıya konuşmak, verilen nasihatin tesirini azaltır.

Hâlbuki çocuk ne kadar kızgın veya dalgın olursa olsun, onun seviyesine inip, onu bir birey olarak muhatap aldığınızda bütün dikkatini toplar ve sizi dinler.

Nitekim İmam-ı Gazâlî rahmetullahi aleyh çocukların bu hâlini şöyle ifade etmiştir:

“Çocuk, boş bir levha gibidir; ona ne nakşedilirse onu alır.”

Yine Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in çocuklara verdiği değeri gösteren bir hadis-i şerifte şöyle rivayet edilmiştir:

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, çocuklara da büyükler gibi selam verirdi. Enes bin Mâlik radıyallahu anh da çocuklara selam vermiş ve:

“Peygamber sallallahu aleyhi vesellem da çocuklara selam verirdi.” demiştir. (Buhari, İstizan 15)

Bu da bize şunu gösterir: Çocukları küçümsemek, “Bunlar anlamaz” demek yerine onları bir birey olarak kabul edip muhatap almak gerekir. Bu şekilde onlara değer verildiğinde, onlar da bu değerin farkına varır ve söylenenleri daha dikkatli bir şekilde dinlerler, Allah’ın izniyle.

İslâmî Hükümleri Öğretmeli

Çocuklara sadece namaz değil; oruç, tesettür ve diğer bütün farzlar hakkında da ciddiyet ve hassasiyet kazandırmak gerekir. Allah-u Zülcelâl’in emretmiş olduğu bu hükümler; onların kalbinde küçük yaşta yer etmelidir.

Kız çocuklarına tesettürün önemi anlatıldığı gibi, erkek çocuklarına da edep ve tesettür öğretilmelidir. Mesela diz kapağının üstünü açık bırakacak şekilde giyinmemeleri gerektiği küçük yaşta öğretilmelidir.

Çocuklara Allah’ın emirlerini anlatırken “Bu çocuktur, anlamaz.” diye düşünmemek gerekir. Bilakis Kur’ân-ı Kerîm’de geçen ayetler onlara da okunmalı; ancak anlayabilecekleri şekilde açıklanmalıdır. Namazla, tesettürle ve diğer ibadetlerle ilgili ayetler sade bir dille izah edilerek öğretilmelidir.

Özellikle namaz konusunda erkek çocukları için babanın örnek olması çok önemlidir. Baba çocuğunu cemaatle namaza götürmeli ve fiilî olarak örnek olmalıdır. Kız çocukları için ise annenin rehberliği daha ön plandadır. Anne, kendi hâliyle ve öğretimiyle kızına namaz hassasiyetini kazandırabilir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır: Anne gün içerisinde çocukla daha fazla vakit geçirdiği için bazen çocuk tarafından yeterince ciddiye alınmayabilir. Buna karşılık çocuklar genellikle babayı daha fazla dikkate alır ve onun sözlerine daha çok önem verir. Bu sebeple babanın namaz konusunda daha dikkatli ve kararlı olması gerekir.

Eğer baba çeşitli sebeplerle eve geç gelir, çocuklarıyla yeterince ilgilenmezse bu konuda mesul olur. Aynı şekilde anne de aşırı şefkat ve merhamet göstererek çocuğun her istediğini yapar, onu namaza kaldırmaya kıyamaz veya İslam’a aykırı isteklerine müsamaha gösterirse o da mesul olur.

Bu nedenle anne ve baba, çocuklarına karşı gösterdikleri sevgi ve merhameti ölçülü tutmalı; onların terbiyesi ve dini eğitimi konusunda ciddi ve kararlı olmalıdır. Çünkü bu, hem bir emanet hem de büyük bir sorumluluktur.

Namazı, Kur’an’ı, zikri, duayı yalnızca sözle değil, hâl ile de öğretmek gerekir. Bir davranış, bin nasihate bedel olabilir. Aynı şekilde, çocuklara bir şey yasaklanırken önce kişinin kendisine bakması gerekir. Mesela “Telefonla fazla vakit geçirmeyin.” diyen bir kimse, kendisi sürekli telefonla meşgulse, bu nasihat etkili olmaz. Çünkü çocuk söz ile davranış arasındaki çelişkiyi fark eder.

Kur’ân-ı Kerim’i Öğretmeli

Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem hayatı boyunca Kur’ân-ı Kerîm’i öğretmekle meşgul olmuştur. Bu sebeple bizler için de çocuklarımıza Allah-u Zülcelâl’in emirlerini ve farzlarını öğrettikten sonra en önemli vazifelerden biri Kur’ân-ı Kerîm’i öğretmektir.

Nitekim Mekke döneminde, İslam daveti gizli olarak yapılırken Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Dârü’l-Erkam’da ashâbına Kur’ân-ı Kerîm’i öğretir, aynı zamanda nazil olan ayetleri yazdırırdı. Ashâb-ı kiram bu ayetleri yazar, daha sonra diğer Müslümanlara ulaştırarak onların da öğrenmelerine vesile olurlardı.

Cündüb İbn-i Abdullah radıyallahu anh bu eğitim metodunu şöyle ifade etmektedir:

“Biz ergenlik çağına yaklaşmış bir grup genç olarak Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile beraberdik. Kur’ân’ı öğrenmeden önce imanı öğrendik. Sonra Kur’ân-ı Kerîm’i öğrendik. Kur’ân sayesinde imanımız daha da arttı.” (İbn-i Mâce, Mukaddime, 61)

Bu rivayetten çıkarılması gereken çok önemli bir ders vardır: İslam’ı öğrenirken takip edilecek doğru bir usul vardır. Sahâbe-i kiram önce imanı, yani Allah’a imanın esaslarını ve gerekliliklerini öğrenmiş; ardından Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenmişlerdir. Böylece öğrendikleri Kur’ân, onların imanını daha da kuvvetlendirmiştir.

Günümüzde bazı kimseler çocuklarını doğrudan hafızlığa mı vermeli yoksa önce medrese eğitimi mi aldırmalı diye tereddüt edebilmektedir. Bu noktada birçok âlim, önce İslami ilimlerin öğrenilmesini tavsiye etmiştir. Çünkü çocuk, İslam’ın temel bilgilerini öğrenmeden sadece ezber yoluyla Kur’ân-ı Kerîm’i hafızasına alırsa, okuduğunu anlamadan ezberlemiş olur.

Elbette hafızlık çok büyük bir şereftir. Fakat Kur’an’ı hakkıyla anlamaya, onun emir ve yasaklarını öğrenmeye, imanın gerekliliklerini kavramaya çalışmak da bu eğitimin temelidir. Çocuk sadece “annem babam istiyor” diye ezber yaptığında, kalbine yerleşmeyebilir. Fakat önce iman, sonra Kur’an usulüyle yetiştiğinde, okuduğu Kur’an onun imanını kuvvetlendirir.

Bu sebeple eğitimde izlenmesi gereken önemli bir yol şudur: Çocuğa önce iman esasları, imanın şartları, İslam’ın şartları ve bunların hikmetleri öğretilmelidir. Bu temel İslami eğitim verildikten sonra Kur’ân-ı Kerîm’i ezberlemesi, öğrendiği bilgileri tasdik eden ve pekiştiren bir vesile olacaktır. Nitekim sahâbe-i kiramın izlediği yol da bu olmuştur.

Son olarak, çocukları sadaka ve iyiliğe alıştırmak da son derece önemlidir. İbadetlere alıştırılırken çoğu zaman sadaka vermek göz ardı edilebilir. Çünkü genellikle “Çocuğun malı yok ki sadaka versin.” diye düşünülür. Hâlbuki çocuklar nasıl diğer ibadetlere alıştırılıyorsa, sadaka ve infaka da alıştırılmalıdır.

Zira dünya sevgisi her insanın kalbinde yer eder. Sadaka ise bu sevginin önüne geçmeye vesile olur. Bu sebeple çocuğu kendi harçlığından, biriktirdiklerinden infak etmeye teşvik etmek gerekir.

Bu hususta Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in şu tavsiyesi güzel bir örnektir:

“Çorba pişirdiğin zaman suyunu fazla koy; sonra komşularını gözet ve onlara da bir miktar ver.”

Yine kendisine:

“Hangi sadaka daha üstündür?” diye sorulduğunda Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:

“Fakirin cömertliğidir.” buyurmuş ve ardından:

“Önce bakmakla yükümlü olduklarından başla.” diye ilave etmiştir.

Bu hadis-i şerifler çocuklara öğretilerek; aileye, kardeşlere, akrabalara ve arkadaşlara ikram etme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Böylece çocuk cimrilikten korunur. Çünkü çocuk büyüdükçe paraya karşı bir bağlılık oluşur ve onu başkalarıyla paylaşmak zorlaşabilir. Sadaka ise bu bağlılığı dengeleyen en önemli vesilelerden biridir.

Bu noktada çocuklara sadakanın malı eksiltmeyeceği, aksine bereketlendireceği anlatılmalıdır. Allah-u Zülcelâl’in, verilen sadaka karşılığında malı artıracağını öğretmek; bu bilinci kazandırmak gerekir. Diğer ibadetlerle birlikte sadakanın da ehemmiyeti mutlaka vurgulanmalıdır.

Çocuğuna İslâm’ı öğreten, namazda ve diğer ibadetlerde istikrarı gösteren anne baba aslında en büyük emanetlerden birine sahip çıkmış olur.

Allah-u Zülcelâl bizlere ve evlatlarımıza akl-ı selîm nasip etsin. Hepimizi İslam şuuruyla yaşayıp onu taşıyan kullarından eylesin. Zürriyetimizi İslam’ın hadimi ve varisi kılsın inşaallah.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ