GÖNÜL SOHBETLERİ / İbadetlerin Faydası Bizim İçindir

  • 06 Nisan 2026
  • 27 kez görüntülendi.
GÖNÜL SOHBETLERİ  / İbadetlerin Faydası Bizim İçindir
REKLAM ALANI

GÖNÜL SOHBETLERİ

İbadetlerin Faydası Bizim İçindir

Seyda Muhammed Konyevi -KS-

REKLAM ALANI

 

Allah-u Zülcelâl bizi kendi ibâdeti için, onu tanımak için yaratmıştır. Ayet-i kerimede buyuruyor:

“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım.” (Zariyat; 56)

Yani Allah-u Zülcelâl, “Sizi ibâdet yapmanız için, Beni tanımanız için yarattım,” buyuruyor. Bunun için daima Allah-u Zülcelâl’e kul olmamızı istiyor. Başka bir ayet-i kerime şöyle buyuruyor:

“(Resûlüm!) De ki: dua ve yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan, 77)

Yani diyor ki, “De ki onlara, ‘Benim Rabbim duanız olmasa sizi ne yapsın?”

Hani diyoruz ya, “Ben seni ne yapacağım? Sen neye yarıyorsun?” Bilhassa biraz yaramaz olan, faydasız insanlara diyoruz ya. İşte Allah-u Zülcelâl de buyuruyor ki; “Söyle onlara, Rabbim ne yapacak sizi, eğer duanız olmasa? İbadet tevfikini, zikir yapma ve günahlardan muhafaza halini istemesek Allah’tan… Allah Azimuşşan diyor ki, “O zaman ben onları ne yapacağım?”

İşte ibâdet ve kulluk yapmadığımız zaman Allah-u Zülcelâl da -neuzubillah- böyle diyor. Onun için elimizden geldiği kadar Allah’a ibâdet etmek için gayret göstermemiz lazımdır.

Allah-u Zülcelâl’e karşı olan ibâdetlere, namaz olsun, oruç olsun, zekât olsun, hac olsun, yolun üzerindeki bir şeyi kaldırmak olsun, mü’min kardeşimize yardımcı olmak olsun, yani hangi ibâdet olursa olsun daima o ibâdetlere âşık olmamız lazımdır. Böyle olduğu zaman belki de Allah-u Zülcelâl bizim küçük bir ibâdetimize bakarak bizi af ve mağfiret edebilir.

Bilhassa namazın üzerinde elimizden geldiğince gayretli olmamız lazımdır. Çünkü namaz İslam dininin direğidir. Namazın olmaması, binanın direksiz olması gibidir. Onun için ilk olarak kendimize, ailemize, dost ve akrabalarımıza namaz ile tavsiyede bulunmamız lazımdır. Namaz bütün ibâdetlerin başıdır. Çünkü Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Kuşkusuz namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkor.” (Ankebut; 45)

Namazın kıymetini iyi bilelim. Rükûsu ile, secdesi ile huşû içinde, huzurlu olarak namazımızı kıldığımız müddetçe Allah-u Zülcelâl bizi muhakkak günahlardan muhafaza eder, hakiki bir tevbe ve salih amel yapmayı da nasip eder inşaallah!

Namazın içinde bütün meleklerin ibâdetleri vardır. Biz onları görmüyoruz ama göklerdeki meleklerin bir kısmı kıyam halindedir, bir kısmı rükû halindedir, bir kısmı da secde halindedir. İşte namaz meleklerin ayrı ayrı cemaat olarak yapmış oldukları bu ibâdetleri kendi içinde toplamıştır. Ve Allah-u Zülcelâl bu namaz ibâdetini bize nasip etmiştir. A’lâ isminde bir zat, Ankebut suresini tefsir ederken şöyle demiştir: “Namaz, meleklerin tümünün ibâdetlerini ve diğer ibâdetlerin çeşitlerini içinde topladığı için Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki:

“Ey kulum! Sen bu zayıflığınla Bana rükû yapıyorsun, secde yapıyorsun, kıyam yapıyorsun, tesbih yapıyorsun, tehlil yapıyorsun ve zayıflığına rağmen Bana bunları hediye ediyorsun, Ben keremimle, cömertliğim ve zenginliğimle sana niçin cennetin içindeki çeşit çeşit nimetleri vermeyeyim? Cemalimi niçin sana göstermeyeyim ve seni niçin af ve mağfiret etmeyeyim?”

Peki, bundan daha güzel bir şey var mıdır? Allah-u Zülcelâl’in kıyamet gününde bize bu şekilde hitap etmesinden daha güzel bir şey var mıdır?

Cennette öyle çok ve çeşitli nimetler vardır ki, insan bütün ömrünce bu nimetleri saysa yine de bitiremez. İnsan bu müjdeye bakarak ruhunu, canını namaz için feda etmesi lazımdır.

Kişinin Allah’a yönelişi, kıldığı namaza göredir. Şayet kişi namazda, huşuyla değil de şeytanın vesvesesiyle namaz kılarsa, o namaz tam yerini bulmaz. Namazı huşuyla kılmayan, vesveseyle kılanın durumu şuna benzer: Suçlu bir kişi, affedilmek üzere sultanın kapısına gelir. Orada bekler. Sultan onu karşılar, fakat o orada sağa sola sallanır bakınır, gerekli saygıyı göstermez. Sultan da onu affetmez ve ihtiyacını gidermez. İşte, namaz da böyledir. Kişi namaza durup, sağa sola bakarak namaza uygun olmayan davranışta bulunursa onun namazı yerini bulmaz.

Allah-u Zülcelâl kullarını daima, her konuda imtihan etmektedir. Namaz, oruç, Hac, zekât veya herhangi bir dünya işi, insanın önüne geldiği zaman Allah-u Zülcelâl, daima “Acaba kulum benim emrimi gözetecek mi?” diye kuluna bakmaktadır.

Sâlih ameller az olsa da devamlı işlendiği zaman, Allah’ın yanında çok makbuldür. Nasıl küçük damlalar devamlı aktığı zaman damladığı yerde bir iz bırakıyorsa, salih amel de az olsa da devamlı olduğu zaman, sahibinin ruhuna, kalbine, vücuduna iyi bir iz bırakır. Fakat, amel ne kadar çok olsa da devamlı olmadığı zaman, sahibine pek bir fayda sağlamaz.

Dikkat edersek, bir kova su, bir sefer beton üzerine döküldüğünde orada bir iz, tesir yapmaz. Her ne kadar, su çok olsa da bir sefer dökülüp sürekli olarak dökülmediği için orada bir eser bırakmaz. Fakat damla küçük olmasına rağmen, devamlı olarak aktığı zaman bir iz bırakır. Onun için bize verilen görevleri elimizden geldiği kadar, ara vermeden, devamlı olarak yapmalıyız. Devamlı olmayıp ara sıra yapılırsa, o görevler kişi üzerindeki menfaatini, tesirini kaybeder.

Allah-u Zülcelâl’in Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme emretmiş olduğu bütün şeyler onun ümmetine de emirdir.

Allah-u Zülcelâl, önceki Peygamberlerin ümmetlerinin onlara yapmış olduğu eziyetleri, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme bildirdiği zaman, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem onların hallerine bakarak teselli buluyor ve müşriklerin yaptığı eziyetlere karşı tahammül gücü artıyordu. Bu, bizim içinde çok büyük bir derstir. Biz de daima önceki Peygamberlerin ve Sâdât-ı Kirâm’ın hallerini, ahlâklarını bilirsek, çok büyük menfaat elde ederiz. Çünkü onların güzel ahlâkını bildiğimiz zaman: “Keşke benim ahlâkım da öyle olsaydı, keşke ben de onlar gibi amel yapsaydım.” diyerek, amelin üzerinde daha gayretli oluruz. Böyle olduğumuz zaman da inşaallah Allah-u Zülcelâl o amelleri ve o güzel ahlakları bize nasip eder.

Kişi işlediği günahı, hiçbir zaman küçük görmemelidir. O günahı, kime karşı işlediğine bakmalıdır. Günahı, kudret ve azamet sahibi Allah-u Zülcelâl’e karşı işlediği için ne kadar küçük olsa da yine de büyük sayılır.

İyi İnsanın Alameti

Dünyada da insanların iyi olup olmadığının alametleri vardır. “Bu insan iyidir, bu insan kötüdür,” diye biliriz. Tabiî bu zâhirî olarak, yani görünen bakımındandır. İnsanın kabindeki niyetlerini Allah-u Zülcelâl bilir.

Musa aleyhisselam demişti ki “Ya Rabbi, Senin kimi sevdiğini, kimi sevmediğini nasıl bilebilirim? Bunun alametleri var mı Ya Rabbi?”

Allah-u Zülcelâl buyurdu ki, “Ben kimi seversem ona zikrimi, ibâdetimi, sâlih amelleri, namazı, orucu, zekâtı yapması için tevfik vereceğim. Eğer bunları kime nasip etmişsem onu seviyorum demektir. Kime buğz ediyorsam onu zikrimden ayırırım, tâatimi nasip etmem; o kişi günahlarla meşgul olduğu zaman ona gazab ettiğimin alametidir.”

Öyleyse biz de Allah kimi seviyor, kime gazap ediyor az çok anlayabiliriz. Eğer biz böyle günahlarla meşgul oluyorsak o zaman hemen tevbe etmek lazımdır. Eğer insan samimi tevbe ederse, tâat yapmak için gayret gösterirse, Allah’ın tevfiki, Peygamber aleyhisselatu vesselamın şefaati, evliyaların duası onunla beraber olacaktır. Eğer bunu yapmazsa o zaman tek başına nefsiyle baş başa kalacak, bunlardan mahrum kalacaktır. Öyleyse biraz gayret göstermek lazımdır.

Allah-u Zülcelâl buyuruyor: “Dua edin, icabet edeyim” (Mümin: 60). Yani Allah azze ve celle bize diyor ki, “Siz dua edin ben kabul edeceğim.”

Bazı insanlar geliyor, “Ailemle geçimsizlik yaşıyorum,” şu derdim vardır, bu derdim vardır… Ufak tefek dertler. Halbuki asıl dert, Allah-u Zülcelâl’in rızasını kazanmak, Allah-u Zülcelâl’in gazabından muhafaza olmaktır.

Bir Allah dostu, öyle diyelim çünkü Allah dostu sayılır; tıpkı dilenciler gibi, hani dünyevi bir şey isteyen dilenciler var ya, onun gibi kapı kapı dolaşmış:

“Bana merhamet edin! Ben sermayemi kaybettim bana merhamet edin!” diyor. Ona soruyorlar:

“Senin sermayen neydi? Ne kaybettin?”

“Benim bir kalbim vardı onu kaybettim, bana dua edin! Benim bir kalbim vardı, onunla Allah’a muhabbetle ibâdet ediyordum, onun gazabından korkuyordum, böyle diri bir kalbim vardı. İşte o benim sermayemdi, ahireti onunla kazanacaktım. Şimdi onu kaybettim, kalbime bir katılık geldi. Bana dua edin de kalbim yeniden ihya olsun, yine kalbim Allah’ın rızasını kazanmak için gayretli olsun.”

Ne kadar haklıydı. Biz dünya için dua ediyoruz Allah’a ama ahiret daha mühimdir. Asıl ahiret için, Allah’ın rızasını kazanmak için meraklı olmak lazımdır.

Allah’ın nazargahı insanın kalbidir. Allah insanın kalbine bakıyor. Orada Allah’a karşı samimi bir hal gördüğü zaman bize verecek inşallah. Onun için biz de öyle yapalım, kardeşlerimizden dua isteyelim. “Ahiretimizi kazandıracak sermayemizi, kalbimizin diriliğini, Allah’a karşı samimiyetini bize versin,” diye birbirimize dua edelim, verecektir inşaallah.

Kötü Fikirler Çoğalmış

İnsanlara da tevbeyi anlatalım, onları tevbeye çağıralım. Bugün buraya yeni gelenler de döndükleri zaman insanları tevbeye çağırsınlar. Çünkü dünya fitne denizi gibi olmuş, ne kadar kötü fikirler, insanlar birbirini aldatıyorlar. Onun için oturduğumuz zaman, aramızda sohbet ettiğimiz zaman hep Allah’a tevbe etmekten bahsedelim, evliyaların menkıbelerinden bahsedelim. Çünkü sen bir kişinin tevbesine sebep olursan onun sevabına da ortak oluyorsun.

Hulasa olarak biz daima Allah-u Zülcelâl’in tevfikine muhtacız. İbadet yapmak için, günah yapmamak için daima onun yardımına muhtacız, merhametine muhtacız.

Hepimiz iman etmişiz elhamdülillah, imandan sonra da tevbe nasip etmiş, Allah-u Zülcelâl. Biz kesin olarak biliyoruz ki, Allah her şeye kadirdir. Bizim kalbimizi düzeltmeye, hidayetini vermeye, amel-i salih nasip etmeye de gücü yeter.

Öyleyse dünyevî ihtiyaçlardan önce bize hidâyet vermesi için, onun rızasını kazandıracak olan işlerde tevfik (başarı) vermesi için kalb-i halis ile dua edelim, hatalarımıza tevbe edelim.

Nasıl bir çocuk anne babasını terkedip kaçtığı zaman onu bekliyorlar, “Ne zaman dönecek bize?” diye… Allah-u Zülcelâl de bir kul isyan ettiği zaman, günah işlediği zaman, ibâdetten gafil kaldığı zaman öyle bekliyor, “Kulum bana ne zaman dönecek?” diye…

Biz biliyoruz ki anne baba çocuğuna karşı merhametlidir, ama Allah azze ve celle bizi yarattığı için o çok daha fazla merhametlidir.

Allah-u Zülcelâl fail-i hakikidir, anne baba mecazi sebeptirler. Yani Allah-u Zülcelâl yaratmayı asıl dileyen, buna kudreti yeten ve yaratan hakiki yaratıcıdır. Anne babayı ise bu yaratmaya sebep kılmıştır. O yaratmaya vasıta olan anne baba nasıl merhametliyse, Allah-u Zülcelâl ondan çok daha fazla merhametlidir.

İbrahim aleyhisselam bakıyor bir kişiyi kötülük yaparken görüyor, beddua ediyor, Allah onu helak ediyor. İkincisini görüyor yine beddua ediyor Allah yine helak ediyor. Üçüncü sefer beddua edeceği zaman Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki:

“Ya İbrahim, dur! Ben onları yaratmışım, onlara acıyorum. Sen onları yaratmadığın için onlara acımıyorsun.”

Allah-u Zülcelâl bize böyle merhametlidir. Bir anne baba merhameti sebebiyle nasıl ki evladının dönmesini bekliyor, döndüğü zaman ferahlanıyorsa; Allah-u Zülcelâl o sonsuz merhametiyle kulunun tevbe edip dönmesini çok daha fazla istemektedir. Hani ayet-i kerimede buyuruyor ya:

“Allah tevbe edenleri sever, temizlenenleri sever,” (Bakara, 222)

İşte bir insan tevbe ettiği zaman Allah onu seviyor. Allah bir kulunu sevdiği zaman ona dost olur. Dost dostuna azab etmez.

İşte biz de bir kulun tevbesine vesile olursak o zaman Allah’ın razı olacağı bir iş yapmış oluyoruz.

Eğer sen insanların tevbe edip Allah ile arasını düzeltmesine vesile olursan Allah-u Zülcelâl senden razı olacak, sana da ona da dünyada ve ahirette hayırlar verecek, dualarınızı kabul edecek.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifinde buyuruyor:

“Bütün insanlar hata yapar, hata yapanların en hayırlısı ise hatasından dönendir.” (İbn Mâce, Zühd, 30)

İnsan günahından tevbe etttiği zaman Allah-u Zülcelâl hem onun günahını affeder hem de o günahları sevaba çevirir. Her zaman diyorum Allah-u Zülcelâl bu tevbeyi nasip etmeseydi bizim halimiz ne olacaktı?

Günahlardan kendimizi muhafaza edemiyoruz. Eğer tevbe de olmasaydı halimiz ne olacaktı? Onun için bu merhamet kapısından ayrılmayalım, sımsıkı sarılalım. Ne hata yaparsak yapalım ister büyük ister küçük ister orta, daima hemen Allah-u Zülcelâl’den özür dileyelim, tevbe edelim. Bizi affedecektir inşallah.

Allah hepimizi hayırlarda kullansın, şeytanın ve nefsin eline bırakmasın. Amin.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ