PARANTEZ / Ümmetin İstişare Yeridir Hac

  • 19 Haziran 2026
  • 28 kez görüntülendi.
PARANTEZ / Ümmetin İstişare Yeridir Hac
REKLAM ALANI

PARANTEZ
Ümmetin İstişare Yeridir Hac
Hüseyin USTAOĞLU

 

Dünya müslümanlara o kadar çok renk giydirmiş ki, bir türlü sıyrılıp çıkamıyoruz içinden. Ancak bunun tek bir istisnası var. Her yıl mali ve bedeni gücü yeten müminlerin milyonlarcası kendilerine yapılan çağrıya kulak vererek kutsal yolculuğa çıkıyorlar. Yükümlü, akıllı, reşit, hür ve mali yeterliliğe sahip olan ve hac zamanında kutlu beldede görevini yerine getirenler hacı oluyor. Edasına mükelleflik yani, mali ve sıhhi yeterlilik de elbette gereklidir. Yol güvenliğine haiz, hürriyete mâni engeli olmayanlarla helâl dairede haccetmeye şartları uygun kadınlara da hac görevi farz olur.
İslam’ın beş temel esasından birisi olan haccın farziyeti ise kat’îdir. Kuran-ı Kerim’de yüce Allah Celle Celâlühü buyuruyor ki; “Onda apaçık deliller, İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Ona bir yol bulabilenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir.” (Al-i İmran:97)
Hac, bir ibadet olduğu kadar aynı zamanda bir görev de üstlenmektedir. Bu kutsi vazife, bir insanlık terbiyesi, bir ümmet bilinci, bir yeniden diriliş çağrısı olmak zorundadır. Sanki mahşerin bir provası, insanın kendisiyle yüzleştiği en çıplak ayna hüviyetindedir. Çünkü hac, sadece bireysel bir arınma değil, toplumsal bir uyanışın ibadetidir de aynı zamanda.
Dudaklarda aynı kelime, kalplerde aynı niyet ile; “Lebbeyk Allahümme lebbeyk…”
İhramın temiz ve saf beyazlığına bürünen hacılar, bu halleriyle dünyanın bütün renklerini atıyorlar üzerinden. Zengin-fakir, güçlü-zayıf, siyah-beyaz, doğulu-batılı; herkes tek renk olarak aynı hakikatin önünde eli bağlı duruyor.
Tavaf ise hayatın merkezine Allah’ı koymayı öğretiyor. Her ‘Şavt’ bittiğinde yeşil ışığa gelip ‘Hacerü’l Esved’ selamlanır. Bir yandan Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Efendimizin “Muhammedü’l Emin”liği de selamlanırken diğer taraftan ‘Veda Haccındaki Hutbesi’ de hatırlanır. Kâbe’de Hz. İbrahim’in, Hicri İsmail’de diğer Peygamberlerin manevi hatırası hürmetle ve minnetle anılır. Safa ve Merve de “Say” yaparken atılan hızlı adımlar ile Hacer Annemizin o panik hali ve imtihanının ağırlığı hem ruhen hem duygu olarak hem de bedenen hissedilir…
Arafat’a gelince o, sadece bir küçük dağın adı değildir. “Hac, Arafat’tır.” (Süneni Tirmizi, Kitabu’l Hac: 889) Hadis-i Şerif’inin tecelli ettiği ve bağışlanma anı olarak müminin kendini bulduğu yerdir. Vakfe yaparken ellerini göklere kaldıran hacı adayı, artık sadece kendisi için yaşamayacağının da sözünü verir. Çünkü bu ruhani manzara ona tek başına değil tüm İslam alemini bir ümmet, tek bina gibi olmayı öğütler. Hazreti Âdem babamız ile Havva Annemizin cennetten ayrılınca ilk buluştukları mekânda olmanın içten huzuruna erilir. Bütün kalbiyle; ‘Müslümanlar tek vücut olabilir’ gerçeğini idrak eder. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin bu husustaki; “Mümin, mümine karşı bir bina gibidir; bir kısmı diğer kısmını tutar.” (Buhari: Kitabü’l Mezâlim: 2446, Sahih-i Müslim:2585) buyurduğu gerçek ile kulluğunu taçlandırır.
Evet, hac görevinin yerine getirildiği bu özel mekânlarda ruhi değişimin devrimini yaşar insan. Müslümanlığın ‘kimlik kartında” veya duvardaki hatıra yahut bir belgedeki damga olmadığını, ihtiyaç duyuldukça, özlendikçe bakılacak bir albüm gibi de olunamayacağının ruhen öğrenildiği yerdir burası. Ümmet gerçekliğini iliklerine kadar yaşayarak bir sancının ve dertlenmenin içine girme halidir. Kişinin tefekkürü, müminler için de acı duyması gerektiğine dair sorumluluğa davet eder. Bu mükellefiyet ve inançla Rabbi ile arasına giren nefs ve şeytanları kovmak için Mina’ da eline aldığı taşı fırlatır. Kurbanını içindeki putları kırar gibi Allah Celle Celâlühü ’ye teslim olarak keser.
Ümmet Buluşması
Tüm dünya Müslümanlarının istişare yeridir hac. Birbirlerini görüp tanıma, gelişmişliklerini izleme, ilmi istişareler yapma örnek alıp mutlu olma yeridir. Yüce Allah’ın hikmetinden sual olunmaz. Haccı bir ibadet olarak tayin ederken aynı zamanda her ibadette olduğu gibi hikmetlerini de gösterir. Bu kutsi görev, ilim, istişare ve medeniyet buluşmasıdır. Yaya ve karayolu ile o zor zamanlarda yapılan hac yolculukları sırasında alimler bir araya gelir, usuller ve ilmi münazaralar yapılırdı. Fikirler tartışılır, kitaplar yazılır, İslam dünyasının sorunları konuşulur, ümmetin meseleleri istişare edilirdi. Hac serüveni en az üç ay devam eden meşakkatli yolculuğun ardından adeta İslam dünyasının yıllık kongresi gibi anlam kazanırdı. Orada ticaret de konuşulurdu, siyaset de. İlim de konuşulurdu, adalet de. Ümmetin geleceği de konuşulurdu. Nitekim Kuran-ı Keriminde Yüce Mevla’mız Celle Celâlühü bu hususta; “Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık…” (Bakara:125) diye buyurmaktadır.
İşte, asırlar öncesinden bugüne yansıyan ruhun tekrarı, kilometreler ötesinden ümmetin birbirine olan özleminin giderildiği kutlu bir mekân ve ibadet şeklidir haccetmek. İslam birliğinin en büyük vesilesidir. Zira dünyada hiçbir toplantı yeri hac kadar büyük, anlamlı ve kalabalık değildir. Milyonlarca insan aynı yerde, aynı zamanda, aynı amaçla bulunamaz. Bu hiç aksatılmadan hem de her yıl, tarihin gördüğü en büyük insan buluşmasıdır. Afrika’dan gelen bir alim, Anadolu’dan gelen bir mütefekkir, Endonezya’dan gelen bir öğretmen, Arap coğrafyasından gelen bir ilim adamı, Filistin’den gelen bir direnişçi, Bosna’dan gelen bir hatip, Orta Asya’dan gelen Müslüman Türk kardeşlerimizin hepsi aynı safta namaz kılıyor. Dua ediyor, tavaf yapıp şeytan taşlıyor. Kurban kesip ibadet ediyor. Başka şartlarda ve zamanlarda olsa bunca kalabalık bu kadar dar mekânda izdiham yapıp ezilmesi gerekir. Ancak haccın mekanlarında kalpler başka atar. Merhamet rikkate yükselir. İncelik ve duygu zirveye çıkar. Çünkü burası turistik bir ziyaret alanı değil, bilakis ümmetin kalbinin attığı yerdir…
Evet, haccın gayesi, Allah’a yönelmek ve takvayı yakalamak olmalıdır. Kutsal mekanlara özlemdir. Hac ve umre dönüşünde ise bu kutsi görevin bize kattıklarıyla birlikte kazanımlarımızı sonrasında da sürdürebilmeliyiz. Nitekim eskiden bir hac yolculuğu, bir medeniyetin yönünü değiştirmekteydi. Hacdan dönen alimler, şehirlerine sadece zemzem değil; fikir, ilim ve çözüm götürürdü. Bugün ise milyonlarca insan gidiyor, milyonlarca insan dönüyor. Ancak İslam dünyasının yaraları aynı kalıyor. Bu durum, haccın değil; bizim haccı anlayışımızın nasıl zayıfladığını gösteriyor. İşte acı olan budur.
Öyle ise bir hac mevsiminin daha sonuna gelirken kendimize soralım; hac bizi değiştirebildi mi? Evet diyebilmek için onu bir hatıra olmaktan kurtarmak ve kazanımlarımızı sürdürerek bakışımızı yenilemeliyiz. Sadece elimizdeki tesbih ve dilimizdeki dua olmamalı değişen. Parçalanmışlığımızın yerini birlik almalı, kendi konfor alanımızın dışına çıkarak ümmetin yaraları ile dertlenmenin de ufkunu açmalı hac mevsimimiz. Nasıl mı? Hem haccımızı yapacağız hem de ruhunu üzerimizde taşıyacağız. Haccın müslümana yüklediği sorumluluğun bilincinde olarak, bir uyanışa vesile olması adına çabamızı sürdüreceğiz. Yine hac vesilesi ile; vaktinde Ebrehe’nin Kâbe-i Muazzama’yı yıkmaya çalışmasıyla eş değer görülmeli Kudüs’ün yıkılmak istenmesi. Bugün hakimiyet onların gibi görünüyor olsa da her zaman zalimin ve kafirin elinde olmayacaktır. Zira mutlak hikmet ve kudret sahibi Allah Celle Celâlühüdür. İslam ümmetine soykırım yapan, bu ölümleri ve yıkımları sessizce izleyen, dünyanın her yerindeki müslümanlara teknik üstünlükleriyle kafir kinlerini kusan zalimlerin “Küfür tek millettir.” gerçeğini hatırlatmalı hac! Neden mi? Müslümanların da tek yürek olup kafire ve zalime karşı cephe oluşturabilmesi için…
Mademki her yıl Kâbe’nin etrafında aynı amaç uğruna milyonlarca insan toplanabiliyor. Mademki Allah Celle Celâlühü bu ümmete böyle bir fırsat veriyor. Böyle bir kalabalık oluşturup yüce bir mana etrafında bir araya gelebiliyoruz. O halde birlik olabiliriz. Aynı kıbleye dönebiliyorsak, tıpkı tavafta olduğu gibi veya saydaki gibi aynı hedefe de yürüyebiliriz. Aynı safta omuz omuza durabiliyorsak aynı davada da birleşebiliriz. Aynı Rabbe inananlar olarak onun verdiği ahlak ile terbiye olabiliriz. Orada yaptığımız dualar sosyal hayatımızda da mücadeleye ve davaya hizmete dönebilir. Orada kurulan birliktelik “Mümin Kardeşliği” ne, tevhide, dirilişe ve dayanışmaya vesile olabilir.
Ümmetin kalbi olan Kâbe’nin taçlandırdığı birliğin ve hac vesilesi ile birleşmiş ümmet ruhunun güncel hayata taşınması, şehirlere, kalplere, sokaklara ve ülkelere yayılması duası ile…

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ