HASBİHAL / Ümmetin Sessizliğinde Kurban

  • 19 Haziran 2026
  • 15 kez görüntülendi.
HASBİHAL / Ümmetin Sessizliğinde Kurban
REKLAM ALANI

HASBİHAL
Ümmetin Sessizliğinde Kurban
Davut ZAT

 

İslam ümmetinin ve milletimizin hayatındaki özel ve değerli zamanlardan olan bir Kurban Bayramı’na daha ulaştık. Sadece sosyal dayanışma, karşılıklı sevgi ve hoş görü ile saygının tesis edildiği özel bir zamandan ibaret değildir kurban. Elbette ibadet ve manevi yönüyle de çok değerlidir. Her yıl tekrarlanarak ömrü olanların şahitlik ettiği bu bayramlarda, kendine has çeşitli programlarla kutlama etkinlikleri düzenlenmektedir. Bayram namazı kılmak, kurban kesmek ve kurban etlerini paylaştırmak, akraba, komşu ve hasta ziyaretleri yapmak bunlardan bazılarıdır.
Memleketlere yapılan heyecanlı yoluculuklar ve bayram ziyaretleri ile şenlenen haneler, toplu mekanlarda bir araya gelerek yapılan bayramlaşmalar ve bayrama özel yapılan tatlı ve kurban etinden yapılan yemek ikramları, Kurban Bayramının en belirgin özelliklerindendir. Konuyla ilgili Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz; “Arefe günü, kurban günü ve teşrik günleri biz Müslümanların bayramıdır. Bu günler yeme içme günleridir.” (Ebu Davud, Tirmizi, Nesai) buyurmuştur.
Yıl boyunca hayatın yoğunluğunda yorulan insanlar, ihmal ettikleri eş, dost ve yakınlarına kavuşmakta, onlarla dertleşmekte, birkaç günlüğüne de olsa duygusal ve manevi bir nefes alma imkânı bulmaktadırlar. Bayramlar bu şekilde hayatın yorucu temposuna bir soluk aldırmaktadır. Topluca bir dinlenme ve eğlenmenin yanı sıra, hasta ve yaşlı ziyaretleri ile yıl içinde ahirete yollanan insanların eksiklikleri bayramlarda fark edilmekte ve hayatın faniliği bir kez daha hatırlanmaktadır. Gelişen teknolojiye rağmen insan bedeni ve zihninde meydana gelen ezici yorgunluk ve teknolojiyi doğru kullanamamanın getirmiş olduğu duygu kaybı, ancak bayramlar gibi özel zamanlarda yumuşayarak coşkuya dönüşmektedir. Böylelikle duygusal ve ruhi derinlik yakalanabilmektedir…
Kurban kesmek geçmiş ümmetlerde de vardır. Cenâb-ı Hak Hz. Âdem Aleyhisselâm’ın çocuklarını anlatırken, onların kurbanlarını Allah’a Celle Celâlühü takdim ettiklerini, birinin kabul edildiğini, öbürünün ise kabul edilmediğini; “Bir de onlara Adem’in iki oğlunun başından geçen olayı hakkıyla oku! Hani ikisi, birer kurban sunmuşlardı da birininki kabul edildi, diğerininki edilmedi. Bu: “Ben seni kesinlikle öldüreceğim!” dedi. Diğeri: “Allah, ancak kendisinden korkanlarınkini kabul buyurur.” (Maide: 27) şeklinde Kuran-ı Kerimde bildirilmektedir.
Yüce Kitabımızda Hz. İbrahim Aleyhisselâm ‘ın oğlu İsmail Aleyhisselâm’ı kurban etmek isterken, Allah tarafından bir koçun kurban gönderildiğini ve onun kesildiğini; “Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik…” (Saffat; 107) ayeti kerimesiyle anlatılmaktadır. Hadisi Şerifte de: “Akrâba ziyâreti hâriç, Kurban Bayramı’nda, kurban kesmekten daha iyi amel yapılamaz.” (Taberânî) denilerek, kurban teşvik edilmektedir.
Kurban Bayramı’nda üç tane görev vardır ki, bunları yapmak her müslüman üzerine dinen vacip hükmündedir. Birincisi; ”Teşrik Tekbirleri” getirmektir. Hadisi Şerifte Rasulullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Bayramınızı tekbir getirmek suretiyle süsleyiniz.” (et-Tergîb ve’t-Terhîb Trc. 2:332) İkincisi; Bayram Namazı kılmak da vacip olan görevlerimizdendir. Kâinatın Efendisi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem:”Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır.” (Buhârî, ‘Müslim) şeklinde emir buyurmuş ve bundan sonra da bayram namazlarının kılınmasına başlanmıştır. Üçüncü görevimiz ise; kurban kesmektir. Gücü yeten kadın erkek herkesin üzerine vacip olmaktadır.
Diğer görevlerimize gelince; kurban kesemeyenlere kurban eti dağıtmak, yetim ve öksüz kalpleri okşamak, dargınlıkları unutmak, hasta ve yaşlıları ziyaret ederek yalnızlıklarını paylaşmak, düşkün ve yaşlıların ihtiyaçlarını karşılamak, bayramlarını kutlamak ve onların gönül yaralarını sarmak bu günlerde daha da bir önem kazanmaktadır.
İçinde yaşadığımız çağın karşımıza çıkardığı şartlar, insanlarımızın hayatlarındaki yolculuğu da büyük ölçüde değiştirmiş, olaylara bakış açılarında çeşitlilik ve farklılıklar meydana getirmiştir. Bayramların bayram havasında kutlanmak yerine tatil yörelerinde bir izin olarak geçirilmesi buna en çarpıcı örnektir. Böylesi bayramların önemi kavramaktan ve ruhunu yakalamaktan uzaklaştırmaktadır.
Üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise eski bayramlar kadar sevinç ve coşkuyla kutlayamadığımızdır. Zira bayram edemeyenlere bayramı yaşatamıyoruz. Çünkü yeryüzündeki mazlum coğrafyalar, özellikle de başta Filistin olmak üzere, Doğu Türkistan’da ve Myanmar’da Lübnan’da İran’da insanlık adına her türlü ilkelliğin yaşandığı, insaf dışı, zalimce muamelelerin sürdürüldüğü savaş günlerini yaşamaktayız. Bayram sabahları sevinçle başlaması gerekirken yüreklerimiz buruk. Selalar içli, derinden okunuyor. Tekbir sesleri bomba sesleriyle karışıyor. Bir tarafta kurbanlar kesiliyorken, o güzelim coğrafyalarda mazlum insanlar, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar ayırt edilmeden kurban ediliyor. Akan kanlar kurban kanı değil, zulmün ayak bastığı yerlerde. Kurşunlar insana değiyor. Böyle olunca bayramın anlamı da değişmiyor mu? Bir ibadet olduğu kadar zorlu bir imtihana da dönüşmüyor mu bu yönüyle?
Kurban günleri düşmana karşı yeri ve zamanı geldiğinde bir antrenman hükmü taşıyordu oysa. Hz. İbrahim’in teslimiyeti ile Hz. İsmail’in sabrı arasında kurulan o ilahi köprü, bugün ümmetin yüreğinde yeniden kurulmak zorundadır. Zira kurban, sadece bir hayvanın kesilmesi değil, kulun Allah’a teslimiyetidir. Kurbanımızı keserken bencilliğimizi, kötü huylarımızı, duyarsızlığımızı da keseceğiz. Merhametsizliğimizi, kalpsizliğimizi ve birlik içinde olmamızı engelleyen ne varsa onları boğazlayacağız. Kurban kestiğimiz kadar kutsallarımız yolunda kurban olmasını da bileceğiz. Dünya kurban keserken, kurban edilenleri hiç akıldan çıkarmayacağız. Böylelikle bayramımızı anlamına uygun şekilde yakınlaşmanın vesilesi edeceğiz.
Allah’a yaklaşmak, insana yaklaşmak, mazluma yaklaşmak, yetime yaklaşmak, garibe yaklaşmak için fırsata dönüştüreceğiz. Ümmet olarak birbirinden uzak düşmüş kuru bir kalabalık görüntüsünden kurtarmalı bayram birlikteliklerini. Aynı kıbleye döndüğümüz gibi aynı acıya da dönmesini bilecek kalplerimiz. Bayram namazında saf tutan omuzlar, mazlumların yükünü taşımalı, kurban kesen eller, garibanların yarasını sarmalı, hissetmeli yaralının ıstırabını. İşte o zaman kurban ve bayram yeterince anlam kazanacaktır.
Bayramı vesile bilip biraz daha insafa gelerek, insana hayvan kadar değer vermeyen anlayışların yeryüzünü ne hale getirdiğini görmeliyiz. Vahim durumu ruhumuzun derinliklerinde hissetmek insani bir zorunluluktur. İslam ve insan olmak bunu zorunlu kılmaktadır. Kurban kesmeyi eleştirmek yerine asıl kınanması gerekenin, bu kanlı katliam tabloları olduğu bilinciyle hareket etmek her vicdan sahibi üzerine bir borçtur. Böyle sevinçli bir günde tezat duygular içinde hüzünlü bir bayram yaşıyoruz. Çoğu İslam ülkesinin halkları sapık bir kavme kurban ediliyor. Öyle ise bayramımız mübarek olsun diye nasıl söyleyelim…

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ