AİLE VE TOPLUM / Akraba İlişkilerinde Ölçü

  • 19 Haziran 2026
  • 14 kez görüntülendi.
AİLE VE TOPLUM / Akraba İlişkilerinde Ölçü
REKLAM ALANI

AİLE VE TOPLUM
Akraba İlişkilerinde Ölçü
Gülistan Araştırma

 

Evlilik sadece bir erkekle bir kadının bir araya gelip yeni bir yuva kurması gibi görünse de gerçekte çok daha fazla kişiyi ilgilendiren bir ilişkidir. Bizim örf ve adetlerimizde ekseriyetle yeni evlenen çiftler ile akrabalar arasındaki ilişkilere bir hayli anlam yüklenir. Bu sebepledir ki, Türkçemizde bu akrabalık ve hısımlık ilişkilerine ayrı ayrı isimler verilmiştir. Mesela bir gelin veya damada göre, eşinin anne babasına kayınpeder, kayınvalide denilir. Geline nazaran kocasının kız kardeşine görümce denilir. Kocasının erkek kardeşine kayınbirader, onun karısına elti denilir. Damada nazaran hanımının kız kardeşine baldız, onun kocasına bacanak denilir. Abla, teyze ve halanın eşine enişte, ağabey, dayı, amcanın hanımına yenge denilir.
Bu akrabalık ilişkileri çoğu zaman hayatı güzelleştirir. Bayramlarda geniş aile bir araya gelir, yenilir içilir. Çocuklar aile içinde sevgi bağları kurarlar. Büyük anne, büyük babaların ilgisiyle, terbiyesiyle daha güzel yetişirler. Amcalar, dayılar, halalar, teyzeler ve onların çocukları bir aidiyet duygusu sağlar.
Dinimizde akrabalara iyilik yapmak, güzel geçinmek, bağları koparmamak emredilmiştir. Birçok âyet-i kerimede Allah’a ibadetten hemen sonra “…Anaya, babaya, akrabaya… iyilik yapmak…” (Nisâ, 36) emredilmiştir.
Allah-u Zülcelâl akrabalık bağına sıla-i rahim ismini vermiştir. Onun önemi hakkında:
“…Ona riâyet edene Ben de iyilik ve ihsanda bulunurum. Onu koparanı da lutuf ve merhametimden mahrum bırakırım.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Zekât, 45/1694)
Akrabaları ziyaret etmek, onlara ikram etmek sevap vesilesidir. Akrabalık bağlarını sürdürmenin birtakım zorlukları da olabilir. Ancak ona va’dedilen mükâfat, daha fazla ve daha büyüktür. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem akraba ile ilgiyi kesmemenin mükâfatlarından bir kısmını şöyle haber vermiştir:
“Rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse, akrabasını kollayıp gözetsin!” (Buhârî, Edeb 12, Büyû` 13; Müslim, Birr 20, 21; Ebû Dâvûd, Zekât 45)
Ne yazık ki günümüzde akrabalık bağları zayıflamıştır. Bunun önemli bir sebebi İslâm ahlakına uygun olmayan duygu ve davranışlar yüzünden bazen gönülleri sinsice meşgul edecek gerginliklerin yaşanmasıdır.
Ne yazık ki bazı kişilerin nefsani duygularına uyarak sergiledikleri hatalı davranışlar akrabalık bağlarının kopmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple öncelikle akrabalık bağlarında ölçünün ne olması gerektiğini hatırlamak gerekir.
Bazı ailelerde akrabalar karı koca arasındaki ilişkiye müdahale edebilmektedir. Yahut aşırı meraklı olup aile sırlarını araştırmak ve onların dedikodusunu yaymak suretiyle aile geçimine zarar verebilmektedirler. Hatta bazen evlilikte eşler arasında sağlam bir muhabbet ve uyum yoksa, dışarıdan gelen ufak bir müdahalenin büyük sorunlara sebep olabildiği de görülür.
Esasen bir evlilikte asıl olan, iki insanın birbirine karşı sorumlu olmasıdır. Ne erkeğin ne de kadının akrabalarının bir çifti birbirine düşürecek kadar evliliğe müdahale etme hakları yoktur.
Her şeyden önce akılda tutulması gereken ilk kural, bu gelinin ve damadın artık evlenecek yaşa gelmiş, kendi evliliğini nasıl idare edeceğine kendisi karar verebilecek olgunluğa ulaşmış yetişkin bir erkek ve kadın olduğunu unutmamaktır. Bir çocuk gibi sürekli hayatlarına karışmak, kararlarına yön vermeye kalkışmak doğru değildir.
Elbette yeni evlenmiş gençler bazı acemilikler yapabilir, hatta bazı hataları da olabilir. Ama kendi hatalarından ders alıp kendi evliliklerini rayına oturtmaları için zaman vermek en doğrusudur. En ufak meselede karışmaya bahane aramak doğru değildir.
Dışarıdan gelen müdahaleler çoğu zaman sorunları çözmez. Tam aksine işin içine şeytanın dürttüğü çeşitli duyguların da karışmasına sebep olur ve çözümü daha da zor hale getirir. Bu sebeple mümkün olduğu kadar akrabaların birbirinin evliliklerine müdahale etmemesi gerekir.
Zaten günümüzde gençler akrabalara karşı çok ön yargılı olabilmektedir. Bilhassa eski zamanlarda yaşanmış bazı kötü örnekler sebebiyle gelinler, kocasının ailesine karşı mesafe koymaya bahane arayabilmektedir. Hiçbir kötü niyeti veya olumsuz davranışı olmasa da kocasının yakınlarını hayatlarından dışlama ve kocasını ailesinden koparma çabası içine girebilmektedirler. Erkekler de birçok zaman karısının yönlendirmesine kapılıp, ailesiyle alakasını koparmaktadırlar. Bu durum erkek tarafında üzüntüye ve kötümser duyguların uyanmasına sebep olunca gitgide ilişkilerde gerginlik ortaya çıkmaktadır. Bu gergin ortam artık en küçük bir kıvılcımda yangın yerine dönmektedir.
Böyle gergin ilişkilerde son derece hassas davranmak gerekir. Bilhassa nefsani duyguların karıştığı söz ve hareketlerden kaçınmaya son derece dikkat edilmelidir.
Nefsani Duygulara Kapılmamalı
Akrabalar arasındaki geçimsizliklerin çok farklı sebepleri olabilir. Mesela bazen bir ailedeki evlatlardan biri ebeveyn üzerinde çok etkilidir. Gerek kendisinin baskın kişiliği sebebiyle gerekse ebeveynin bu evladına aşırı düşkünlüğü yüzünden evde hep o evladın sözü geçmektedir. Böyle şımarık yetiştirilmiş bir kişi her şeye egemen olmaya alıştığı için aileye yeni katılan gelin veya damada da karışmak isteyebilir. Bazen de ondan hoşlanmaz ya da onu kıskanır. Ailede onun yer edinmesine, sevgi kazanmasına tahammül edemez.
Bu sebeple aileye yeni katılan gelin veya damat aile büyükleriyle iyi geçinmek için ne kadar çaba gösterse de ona fırsat vermez. Çabalarını küçümser, yaptıklarında hep hata arar. Elbette bu durum, bu ailede yabancı olan, zaten acemilikler yapabilecek yaşta olan gelin veya damadın moralini bozar ve aileden uzaklaşmasına sebep olur. Bu gibi durumlarda aile büyüklerinin gözünü açması, bu gibi yanlışlara meydan vermemesi gerekir.
Allah-u Zülcelâl’in yasakladığı, akrabalık bağlarının kopmasına sebep olan hareketlerdir. Akrabalık bağlarının kesilmesi ise Rabbimizin rahmetinin kesilmesine sebep olmaktadır. Peygamber efendimiz -sav- “Akraba haklarını çiğneyen kimse cennete giremez.” (Buhari, Edep: 11.Müslim, Birr: 19) buyurmuştur.
Bununla beraber böyle bir durum yaşayan gelin hanımlar hemen küsüp ilişkiyi koparmaya bahane aramamalıdır. Velev ki kocasının bazı akrabaları onu o da bu akrabaları pek sevmemiş olsa da -ki sevmek zorunda değildirler- aradaki diğer kişilerin hatırına birbirlerine karşı saygılı olmak zorundadırlar.
Sevginin bir kuralı, sevdiğinin sevdiğini de sevmektir. Velev ki nefsin onu sevmek istemiyorsa bile sevdiğinin hatırına nefsini alt etmek gerekir.
İnsani ilişkilerde bir kural vardır; husumet karşılık bulamazsa uzun ömürlü olamaz. Bir kişi diğerine karşı düşmanlık hissediyor ama o taraf buna hiç karşılık vermiyorsa bir zaman sonra nefsani düşmanlık hisleri zayıflayacak ve vicdanın sesi galip gelecektir.
Rabbimiz Resul-ü Zişan efendimiz şahsında bizlere şöyle buyurmuştur:
“İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir” (Fussilet; 34)
Biraz düşünecek olursak nihayetinde karşımızdaki kişi bir müslümandır. Müslümanın nefsi kötülüğü fısıldasa da kalbi ve vicdanı da bu kötülükten rahatsız olacaktır.
Eğer bir kişi kötü duygular beslediği muhatabından iyilik görürse taşıdığı kötü duygudan dolayı utanır. İşte biz de bu şekilde davranmalıyız. Asla kötülüğe karşı kötülükle, düşmanlığa karşı düşmanlıkla cevap verip şeytana fırsat tanımamalıyız.
Velev ki muhatabımız gerçekten çok cahil olsa, iyi niyetimizi anlamak istemese bile yine de Allah-u Zülcelâl’in rızası için böyle yapmaya sabretmeliyiz. Eğer bir süre sebat ile iyi ve dostça davranırsak mutlaka Rabbimiz bize bir çözüm yolu nasip eder.
Muhatabının kötü duygularını hisseden taraf onun rekabetçi yapısını kışkırtacak davranışlardan kaçınıp sadece kendi üzerine düşeni yapmakla yetinse daha doğru olur.
İş Birliği ve Yardımlaşma
Akrabalar arasındaki sorunların bir kısmı da görev bölümüyle ilgili sorunlardır. Anne babanın yaşlandığı, hastalandığı, bakıma muhtaç olduğu dönemlerde kardeşler ve gelin görümce, elti gibi hısımlar arasında ufak tefek sıkıntılar ortaya çıkabilir. Hatta henüz bakıma muhtaç olmasalar bile sadece büyüklerin evine gelen misafirlere hizmet etmek gibi görevlerde dahi sorun çıktığı olur.
Bu sorunlarda bazen taraflardan birinin üzerine düşen görevi yapmak istememesi diğer tarafların da kalbinde sıkıntılı duygulara yol açar. Bazen de taraflardan biri elinden gelen çabayı gösterdiği halde diğeri rekabetçi duygular sebebiyle hep eksik kusur arar, çabasını takdir etmez. Netice olarak yine akrabalar arası sürtüşmeler ortaya çıkar.
Böyle durumlarda en güzeli, hizmet ve iyiliğin bir sevap vesilesi olduğunu düşünerek, velev ki diğer taraf üzerine düşeni yapmıyor olsa da fedakârlık göstermektir.
Dinimize göre anne babaya hizmet etmek bir lütuf değil bir vazifedir. Rabbimiz birçok âyet-i kerimede anne babaya iyiliği Allah’a kulluktan hemen sonra gelen ikinci bir görev olarak zikretmiştir:
“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle.” (İsra; 23)
Her evlat;
“Annem beni dünyaya getirdi, yetiştirdi. Babam bizim için çalıştı, gücünü kuvvetini bizim için harcadı. Onların benim üzerimde çok hakkı var. Allah-u Zülcelâl bu hakkı biraz olsun ödeyebilmem ve dualarını almam için bana bu hizmeti nasip etti,” diye düşünmeli, başka kimse yokmuşçasına işine bakmalıdır.
Bu hususta karı kocalar da birbirlerine yardımcı olmalı, anlayış göstermelidir. Ailenin gelin ve damatlarının ufak bir katkısı bile olsa teşekkür etmelidir.
Netice olarak bütün ilişkilerde olduğu gibi akrabalık ilişkilerinde de kul hakkına hassasiyet gösterilmelidir. Herkes kendini karşı tarafın yerine koyarak nefsi için istemediğini başkasına yapmamalıdır.

REKLAM ALANI

Evlilik sadece bir erkekle bir kadının bir araya gelip yeni bir yuva kurması gibi görünse de gerçekte çok daha fazla kişiyi ilgilendiren bir ilişkidir. Bizim örf ve adetlerimizde ekseriyetle yeni evlenen çiftler ile akrabalar arasındaki ilişkilere bir hayli anlam yüklenir. Bu sebepledir ki, Türkçemizde bu akrabalık ve hısımlık ilişkilerine ayrı ayrı isimler verilmiştir. Mesela bir gelin veya damada göre, eşinin anne babasına kayınpeder, kayınvalide denilir. Geline nazaran kocasının kız kardeşine görümce denilir. Kocasının erkek kardeşine kayınbirader, onun karısına elti denilir. Damada nazaran hanımının kız kardeşine baldız, onun kocasına bacanak denilir. Abla, teyze ve halanın eşine enişte, ağabey, dayı, amcanın hanımına yenge denilir.
Bu akrabalık ilişkileri çoğu zaman hayatı güzelleştirir. Bayramlarda geniş aile bir araya gelir, yenilir içilir. Çocuklar aile içinde sevgi bağları kurarlar. Büyük anne, büyük babaların ilgisiyle, terbiyesiyle daha güzel yetişirler. Amcalar, dayılar, halalar, teyzeler ve onların çocukları bir aidiyet duygusu sağlar.
Dinimizde akrabalara iyilik yapmak, güzel geçinmek, bağları koparmamak emredilmiştir. Birçok âyet-i kerimede Allah’a ibadetten hemen sonra “…Anaya, babaya, akrabaya… iyilik yapmak…” (Nisâ, 36) emredilmiştir.
Allah-u Zülcelâl akrabalık bağına sıla-i rahim ismini vermiştir. Onun önemi hakkında:
“…Ona riâyet edene Ben de iyilik ve ihsanda bulunurum. Onu koparanı da lutuf ve merhametimden mahrum bırakırım.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Zekât, 45/1694)
Akrabaları ziyaret etmek, onlara ikram etmek sevap vesilesidir. Akrabalık bağlarını sürdürmenin birtakım zorlukları da olabilir. Ancak ona va’dedilen mükâfat, daha fazla ve daha büyüktür. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem akraba ile ilgiyi kesmemenin mükâfatlarından bir kısmını şöyle haber vermiştir:
“Rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse, akrabasını kollayıp gözetsin!” (Buhârî, Edeb 12, Büyû` 13; Müslim, Birr 20, 21; Ebû Dâvûd, Zekât 45)
Ne yazık ki günümüzde akrabalık bağları zayıflamıştır. Bunun önemli bir sebebi İslâm ahlakına uygun olmayan duygu ve davranışlar yüzünden bazen gönülleri sinsice meşgul edecek gerginliklerin yaşanmasıdır.
Ne yazık ki bazı kişilerin nefsani duygularına uyarak sergiledikleri hatalı davranışlar akrabalık bağlarının kopmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple öncelikle akrabalık bağlarında ölçünün ne olması gerektiğini hatırlamak gerekir.
Bazı ailelerde akrabalar karı koca arasındaki ilişkiye müdahale edebilmektedir. Yahut aşırı meraklı olup aile sırlarını araştırmak ve onların dedikodusunu yaymak suretiyle aile geçimine zarar verebilmektedirler. Hatta bazen evlilikte eşler arasında sağlam bir muhabbet ve uyum yoksa, dışarıdan gelen ufak bir müdahalenin büyük sorunlara sebep olabildiği de görülür.
Esasen bir evlilikte asıl olan, iki insanın birbirine karşı sorumlu olmasıdır. Ne erkeğin ne de kadının akrabalarının bir çifti birbirine düşürecek kadar evliliğe müdahale etme hakları yoktur.
Her şeyden önce akılda tutulması gereken ilk kural, bu gelinin ve damadın artık evlenecek yaşa gelmiş, kendi evliliğini nasıl idare edeceğine kendisi karar verebilecek olgunluğa ulaşmış yetişkin bir erkek ve kadın olduğunu unutmamaktır. Bir çocuk gibi sürekli hayatlarına karışmak, kararlarına yön vermeye kalkışmak doğru değildir.
Elbette yeni evlenmiş gençler bazı acemilikler yapabilir, hatta bazı hataları da olabilir. Ama kendi hatalarından ders alıp kendi evliliklerini rayına oturtmaları için zaman vermek en doğrusudur. En ufak meselede karışmaya bahane aramak doğru değildir.
Dışarıdan gelen müdahaleler çoğu zaman sorunları çözmez. Tam aksine işin içine şeytanın dürttüğü çeşitli duyguların da karışmasına sebep olur ve çözümü daha da zor hale getirir. Bu sebeple mümkün olduğu kadar akrabaların birbirinin evliliklerine müdahale etmemesi gerekir.
Zaten günümüzde gençler akrabalara karşı çok ön yargılı olabilmektedir. Bilhassa eski zamanlarda yaşanmış bazı kötü örnekler sebebiyle gelinler, kocasının ailesine karşı mesafe koymaya bahane arayabilmektedir. Hiçbir kötü niyeti veya olumsuz davranışı olmasa da kocasının yakınlarını hayatlarından dışlama ve kocasını ailesinden koparma çabası içine girebilmektedirler. Erkekler de birçok zaman karısının yönlendirmesine kapılıp, ailesiyle alakasını koparmaktadırlar. Bu durum erkek tarafında üzüntüye ve kötümser duyguların uyanmasına sebep olunca gitgide ilişkilerde gerginlik ortaya çıkmaktadır. Bu gergin ortam artık en küçük bir kıvılcımda yangın yerine dönmektedir.
Böyle gergin ilişkilerde son derece hassas davranmak gerekir. Bilhassa nefsani duyguların karıştığı söz ve hareketlerden kaçınmaya son derece dikkat edilmelidir.
Nefsani Duygulara Kapılmamalı
Akrabalar arasındaki geçimsizliklerin çok farklı sebepleri olabilir. Mesela bazen bir ailedeki evlatlardan biri ebeveyn üzerinde çok etkilidir. Gerek kendisinin baskın kişiliği sebebiyle gerekse ebeveynin bu evladına aşırı düşkünlüğü yüzünden evde hep o evladın sözü geçmektedir. Böyle şımarık yetiştirilmiş bir kişi her şeye egemen olmaya alıştığı için aileye yeni katılan gelin veya damada da karışmak isteyebilir. Bazen de ondan hoşlanmaz ya da onu kıskanır. Ailede onun yer edinmesine, sevgi kazanmasına tahammül edemez.
Bu sebeple aileye yeni katılan gelin veya damat aile büyükleriyle iyi geçinmek için ne kadar çaba gösterse de ona fırsat vermez. Çabalarını küçümser, yaptıklarında hep hata arar. Elbette bu durum, bu ailede yabancı olan, zaten acemilikler yapabilecek yaşta olan gelin veya damadın moralini bozar ve aileden uzaklaşmasına sebep olur. Bu gibi durumlarda aile büyüklerinin gözünü açması, bu gibi yanlışlara meydan vermemesi gerekir.
Allah-u Zülcelâl’in yasakladığı, akrabalık bağlarının kopmasına sebep olan hareketlerdir. Akrabalık bağlarının kesilmesi ise Rabbimizin rahmetinin kesilmesine sebep olmaktadır. Peygamber efendimiz -sav- “Akraba haklarını çiğneyen kimse cennete giremez.” (Buhari, Edep: 11.Müslim, Birr: 19) buyurmuştur.
Bununla beraber böyle bir durum yaşayan gelin hanımlar hemen küsüp ilişkiyi koparmaya bahane aramamalıdır. Velev ki kocasının bazı akrabaları onu o da bu akrabaları pek sevmemiş olsa da -ki sevmek zorunda değildirler- aradaki diğer kişilerin hatırına birbirlerine karşı saygılı olmak zorundadırlar.
Sevginin bir kuralı, sevdiğinin sevdiğini de sevmektir. Velev ki nefsin onu sevmek istemiyorsa bile sevdiğinin hatırına nefsini alt etmek gerekir.
İnsani ilişkilerde bir kural vardır; husumet karşılık bulamazsa uzun ömürlü olamaz. Bir kişi diğerine karşı düşmanlık hissediyor ama o taraf buna hiç karşılık vermiyorsa bir zaman sonra nefsani düşmanlık hisleri zayıflayacak ve vicdanın sesi galip gelecektir.
Rabbimiz Resul-ü Zişan efendimiz şahsında bizlere şöyle buyurmuştur:
“İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir” (Fussilet; 34)
Biraz düşünecek olursak nihayetinde karşımızdaki kişi bir müslümandır. Müslümanın nefsi kötülüğü fısıldasa da kalbi ve vicdanı da bu kötülükten rahatsız olacaktır.
Eğer bir kişi kötü duygular beslediği muhatabından iyilik görürse taşıdığı kötü duygudan dolayı utanır. İşte biz de bu şekilde davranmalıyız. Asla kötülüğe karşı kötülükle, düşmanlığa karşı düşmanlıkla cevap verip şeytana fırsat tanımamalıyız.
Velev ki muhatabımız gerçekten çok cahil olsa, iyi niyetimizi anlamak istemese bile yine de Allah-u Zülcelâl’in rızası için böyle yapmaya sabretmeliyiz. Eğer bir süre sebat ile iyi ve dostça davranırsak mutlaka Rabbimiz bize bir çözüm yolu nasip eder.
Muhatabının kötü duygularını hisseden taraf onun rekabetçi yapısını kışkırtacak davranışlardan kaçınıp sadece kendi üzerine düşeni yapmakla yetinse daha doğru olur.
İş Birliği ve Yardımlaşma
Akrabalar arasındaki sorunların bir kısmı da görev bölümüyle ilgili sorunlardır. Anne babanın yaşlandığı, hastalandığı, bakıma muhtaç olduğu dönemlerde kardeşler ve gelin görümce, elti gibi hısımlar arasında ufak tefek sıkıntılar ortaya çıkabilir. Hatta henüz bakıma muhtaç olmasalar bile sadece büyüklerin evine gelen misafirlere hizmet etmek gibi görevlerde dahi sorun çıktığı olur.
Bu sorunlarda bazen taraflardan birinin üzerine düşen görevi yapmak istememesi diğer tarafların da kalbinde sıkıntılı duygulara yol açar. Bazen de taraflardan biri elinden gelen çabayı gösterdiği halde diğeri rekabetçi duygular sebebiyle hep eksik kusur arar, çabasını takdir etmez. Netice olarak yine akrabalar arası sürtüşmeler ortaya çıkar.
Böyle durumlarda en güzeli, hizmet ve iyiliğin bir sevap vesilesi olduğunu düşünerek, velev ki diğer taraf üzerine düşeni yapmıyor olsa da fedakârlık göstermektir.
Dinimize göre anne babaya hizmet etmek bir lütuf değil bir vazifedir. Rabbimiz birçok âyet-i kerimede anne babaya iyiliği Allah’a kulluktan hemen sonra gelen ikinci bir görev olarak zikretmiştir:
“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle.” (İsra; 23)
Her evlat;
“Annem beni dünyaya getirdi, yetiştirdi. Babam bizim için çalıştı, gücünü kuvvetini bizim için harcadı. Onların benim üzerimde çok hakkı var. Allah-u Zülcelâl bu hakkı biraz olsun ödeyebilmem ve dualarını almam için bana bu hizmeti nasip etti,” diye düşünmeli, başka kimse yokmuşçasına işine bakmalıdır.
Bu hususta karı kocalar da birbirlerine yardımcı olmalı, anlayış göstermelidir. Ailenin gelin ve damatlarının ufak bir katkısı bile olsa teşekkür etmelidir.
Netice olarak bütün ilişkilerde olduğu gibi akrabalık ilişkilerinde de kul hakkına hassasiyet gösterilmelidir. Herkes kendini karşı tarafın yerine koyarak nefsi için istemediğini başkasına yapmamalıdır.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ