HİKMET PINARI / Tesettür ve Edeb İlahi Muhafazadır

  • 19 Haziran 2026
  • 24 kez görüntülendi.
HİKMET PINARI / Tesettür ve Edeb İlahi Muhafazadır
REKLAM ALANI

HİKMET PINARI
Tesettür ve Edeb İlahi Muhafazadır
Hayrünnisa Hanım

Allah-u Zülcelal, insanı yeryüzüne gönderdiğinde onu başıboş bırakmamış; hayatını düzenleyecek sorumluluklar ve hükümlerle mükellef kılmıştır. Bu sorumluluklardan biri de özellikle mümin kadınları ilgilendiren ve Allah-u Teâlâ’nın farz kıldığı tesettürdür.
Tesettür hepimiz için farzdır ve örtünmek, insanı daha şerefli hâle getiren, hayâyı güçlendiren en güzel nimetlerden biridir.
Tesettür Kur’an ayetlerine, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin hadislerine ve sahabe hanımlarının yaşayışına dayanır. Bu kaynaklarda tesettür, sadece kıyafet değil; aynı zamanda davranış ve duruş biçimi olarak öğretilmiştir.
Tesettür sadece dış görünüşle sınırlı değildir; kıyafet davranış ve sosyal medyada paylaşım, hepsi bunun bir parçasıdır.
Tesettür, Rabbimizin Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça emrettiği bir hükümdür. Bu noktada mümin için asıl önemli olan; bu emrin nasıl uygulanacağını doğru anlamaktır. Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin bu konudaki uygulamaları, hanımlarının giyimi, ayetler nazil olduğunda sahabe hanımlarının gösterdiği hassasiyet bizler için en temel ölçüdür.
Allah-u Zülcelal şöyle buyuruyor:
“يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ۚ ذَٰلِكَ أَدْنَىٰ أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ ۗ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا”
“Ey Nebî! Eşlerine, kızlarına ve mümin kadınlara söyle: Dış örtülerini (cilbaplarını) üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınıp eziyet edilmemeleri için daha uygundur. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Ahzâb; )
Burada Rabbimiz, doğrudan Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme hitap ederek; önce eşlerini, sonra kızlarını ve ardından bütün mümin kadınları zikretmektedir.
Örtünme emri ile ilgili önce Nûr sûresinin ilgili âyetleri nazil olmuştur:
“Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Dışarıda kalanlardan başka ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, başka kadınlar, hizmetlerinde bulunan köleleri ve câriyeleri, cinsi arzusu bulunmayan erkek hizmetçiler, kadınların avret yerlerinin farkında olmayan çocuklar dışında kimseye süslerini göstermesinler. Yürürken, gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz!” (Nûr, 31)
Bu âyet-i kerimede ise evden dışarı çıkarken kadınların dış giysi kullanmaları istenmektedir. “Cilbaplarını üzerlerine alsınlar” buyruğu, kadının dışarı çıkarken dış kıyafetini giymesi gerektiğini ifade eder. Yani sadece ev içindeki örtünme değil; dışarıda da ayrı bir örtü, bir dış kıyafet söz konusudur.
Bu emrin hikmeti de ayetin içinde açıkça belirtilmiştir:
Kadınların tanınmaları ve eziyet görmemeleri… Yani kötü bakışlardan, rahatsız edici durumlardan, şehevî ve günaha götüren her türlü bakış ve davranıştan korunmaları içindir.
Demek ki tesettür, sadece bir kıyafet değil; insanı hem zahirî hem de manevî olarak koruyan ilahî bir muhafazadır.
Ayetin sonunda da Rabbimiz, “Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir” buyurarak, kullarına bu emirleri bir rahmet olarak verdiğini hatırlatmaktadır.
Şimdi bu ayetin tefsirine baktığımızda şöyle ifade edilir:
“Ey Resûl! Eşlerine söyle, faziletli kızlarına söyle ve mümin kadınlara söyle…” Yani Rabbimiz burada sadece belirli bir gruba değil, bütün mümin kadınlara hitap ediyor. Onlara emredilen ise; kendilerini örtecek, vakarlarını ve izzetlerini koruyacak bir tesettürdür.
Gerçek Tesettür
Bu tesettür, basit ve gelişi güzel bir örtünme değildir. Aksine, kadının iffetini muhafaza edecek, onu dış etkilerden koruyacak, ağırbaşlı ve dikkat çekmeyen bir örtünmedir. Rabbimiz “Cilbaplarını üzerlerine alsınlar” buyurarak, geniş ve bütün bedeni örten bir dış kıyafeti emretmektedir.
Cilbap; baştan aşağı vücudu örten, dışarı çıkarken giyilen bir örtüdür. Bu örtü, kadının değerli olan yerlerini muhafaza eder ve onu yabancı bakışlardan korur. Ayette de ifade edildiği gibi, bu onların tanınmaları ve eziyet görmemeleri için en uygun olan yoldur.
Yani kötü niyetli bir kimse, baktığında bir tamah bulmasın; kalbinde bir meyil oluşmasın. Tesettürün hikmeti de zaten budur: Fitneyi daha baştan engellemek.
Bu ayet aynı zamanda, “Tesettür sadece Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin hanımlarına mahsustur” diyenlere de açık bir cevaptır. Çünkü ayette sadece eşler değil; kızlar ve bütün mümin kadınlar birlikte zikredilmiştir. Bu da hükmün umumî olduğunu açıkça göstermektedir.
Şimdi soralım: Bu ilahî tekliften, bu sorumluluktan herhangi bir Müslüman kendini çıkarabilir mi? Elbette çıkaramaz. Bu, Allah’ın emridir ve bu emrin dışında kimse kendine bir yol açamaz.
O yüzden hiçbir kimsenin, kıyafet konusunda kendisine ayrı bir istisna oluşturması doğru değildir. Allah-u Zülcelal’in emri ne ise, müminin görevi ona teslim olmak ve o şekilde yaşamaya gayret etmektir.
Baktığımız zaman, ayetlerde iki önemli örtü zikrediliyor:
Birincisi “humur ( )”, yani başörtüsü… Bu, baştan örtülen ve göğüsleri de kapatacak şekilde kullanılan örtüdür.
İkincisi ise “cilbâb ( )”… Bu da dışarı çıkarken giyilen, baştan aşağı bedeni örten dış kıyafettir. İnsanı tanınmayacak, dikkat çekmeyecek hâle getiren; iffetini ve vakarını koruyan bir örtüdür.
Demek ki tesettür, sadece bir parça örtü değil; baştan ayağa, hem içte hem dışta Allah’ın emrine uygun bir örtünme şeklidir.
Şimdi kıyafete baktığımız zaman, tesettürün birkaç şekilde uygulanabildiğini görüyoruz.
Birincisi; baştan başlayıp aşağıya kadar uzanan, iki parçadan oluşan çarşaf şeklidir. Yani üst ve alt olmak üzere iki ayrı parçadan oluşan bir örtünme şeklidir.
İkincisi ise ferace şeklinde olan örtünmedir. Bununla birlikte, üzerine başörtüsü takılır ve bu başörtüsü de sadece başı değil, ön kısmı ve göğsü kapatacak şekilde büyük ve geniş olur.
Yani anladığımız kadarıyla tesettür, bu şekilde bedeni örten, dikkat çekmeyen ve ölçülere uygun olan iki temel şekilde uygulanmaktadır.

Dolayısıyla mesele sadece “Nasıl giyinmeliyiz?” sorusuyla sınırlı değildir. Bir mümin kadın, ev içinde ve dışında nasıl bir giyim kuşam içinde olmalı; bununla birlikte bu örtünmenin gereği olarak nasıl bir edep ve davranış sergilemelidir?
“Giyinik Çıplaklar”
Şimdi burada Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in tesettürle ilgili uyarılarına da bakıyoruz. Sahabe hanımlarının tesettürü nasıl anladıklarını ve bu emir geldikten sonra nasıl giyindiklerini görüyoruz. Rivayetlerde onların dışarı çıktıklarında dikkat çekmeyen, ağırbaşlı kıyafetler giydikleri ifade edilir. Bu da tesettürde dikkat çekmemenin önemli bir ölçü olduğunu gösterir.
Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:
“Cehennem ehlinden olup da henüz görmediğim iki grup vardır:
Bunlardan biri, ellerinde sığır kuyrukları gibi kırbaçlar bulunan ve insanlara zulmeden bir topluluk; diğeri ise giyinmiş oldukları hâlde çıplak olan, başkalarını da kendileri gibi olmaya çağıran ve başları deve hörgücü gibi olan kadınlardır. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi almazlar. Halbuki onun kokusu şu şu kadar uzak mesafeden duyulur.” (Müslim, Cennet 53, 2857)
Bu hadis-i şerifte geçen “giyinmiş oldukları hâlde çıplak olanlar” ifadesi çok dikkat çekicidir. Yani üzerlerinde elbise olduğu hâlde; ince, dar, şeffaf ya da vücut hatlarını belli eden kıyafetler giyen kimseler kastedilmektedir. Aynı zamanda bu kişiler, başkalarını da bu şekilde giyinmeye teşvik eden kimselerdir.
Resûlullah Efendimiz bu kimseler hakkında çok ağır bir uyarıda bulunmuş ve onların cennetin kokusunu dahi alamayacaklarını ifade etmiştir.
Yine bir başka rivayette, Hz. Âişe radıyallahu anhâ’nın kız kardeşi Esmâ radıyallahu anhâ, ince bir elbise ile Resûlullah Efendimiz’in huzuruna geldiğinde, Efendimiz ondan yüzünü çevirmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Ey Esmâ! Kadın bulûğ çağına erdiği zaman, şu ve şu (yüz ve ellerini işaret ederek) dışında hiçbir yerinin görünmesi uygun değildir.” (Ebû Dâvud, Libas: 31)
Bu hadis de bize açıkça gösteriyor ki tesettür; ince, dar veya dikkat çekici kıyafetlerle değil, örtücülüğü sağlayan ve iffet ölçüsünü koruyan bir şekilde olmalıdır.
Sonuç olarak, bize düşen görev; Resûlullah Efendimiz’in öğrettiği şekilde giyinmek, tesettüre riayet etmek ve bu konuda hassasiyet göstermektir. Hem kıyafetimizle hem de davranışlarımızla bu ölçülere uygun yaşamaya gayret etmektir.
Makyaj ve Parfümle Dışarı Çıkmamalı
Yine Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin bu konudaki uyarılarına baktığımızda, kadınların kendi aralarında veya kendilerine helâl olan kimselerin yanında güzel koku sürünmelerinde bir sakınca olmadığı ifade edilmiştir. Ancak kadın, evden dışarı çıkarken; özellikle mescide giderken ya da yabancı erkeklerin bulunduğu ortamlara girerken koku sürünmesi uygun görülmemiştir. Çünkü bu durum, erkeklerin dikkatini üzerine çekebilir. Bu da sadece kadının kendisi açısından değil, karşı taraftaki erkeğin huşusunu bozması ve onu günaha sevk etmesi açısından da sakıncalı bir durumdur.
Bu sebeple, böyle bir davranış hem kişinin kendisi için hem de başkalarını etkilediği için daha büyük bir sorumluluk doğurur.
Bununla ilgili olarak Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
“Bir kadın, koku sürünerek dışarı çıkar ve kokusunu hissettirmek için bir topluluğun yanından geçerse, zinaya yaklaşmış olur.” (Tirmizî, Edeb, 35.)
Yine başka bir rivayette:
“Bir kadın koku sürünürse, yatsı namazına bizimle beraber gelmesin.” buyurmuştur.
Bu hadisler, özellikle dışarı çıkarken sürülen kokunun, yabancı erkeklerin dikkatini çekmesine sebep olabileceğini ve bunun sakınılması gereken bir durum olduğunu açıkça göstermektedir.
Yani mesele sadece koku meselesi değildir. Dikkat çekmeye yönelik her türlü davranış bu kapsamın içindedir.
Makyaj yapmak, süslenmek, dikkat çekici takılar takmak, cazip ve dikkat çekici kıyafetler giymek… Bunların hepsi, yabancıların dikkatini çekecek şekilde olduğunda sakınılması gereken durumlardır.
Günümüzde ise bunun tam tersi bir durum görülebiliyor:
Dışarı çıkarken süslenmek
En dikkat çekici kıyafetleri giymek
Parfüm kullanarak dikkat çekmek
Oysa tesettürün ruhu, gizlenmek ve korunmak, yani dikkat çekmemektir. Günümüzdeki gibi “dışarıya ayrı bir hazırlık” yapmak, bu anlayışla bağdaşmamaktadır.
Günümüzde tesettür konusu sadece dışarı çıkmakla sınırlı değildir. Sosyal medya da bu kapsamın içine girer.
Sosyal Medya ve Tesettür Meselesi
Günümüzde sosyal medya, fiziki olarak dışarıda görünen kişi sayısını katbekat aşan bir “ifşa” mecrası haline gelmiştir. Bir kadın sokakta yüzlerce kişiye görünürken, sosyal medyada paylaştığı bir fotoğrafla binlerce veya milyonlarca yabancı erkek tarafından görünür hale gelmektedir.
Bu durum, ayet ve hadislerin emrettiği “tesettür” ve “muhafaza” ilkelerine aykırıdır. Kişi evinde tesettürlü de olsa, profil resmi, durum paylaşımı veya herhangi bir görseliyle kendini ifşa etmesi, kendini yabancı erkeklere göstermesi anlamına gelir. Bu nedenle Müslüman bir kadının, fotoğraflarını sosyal medyada profil resmi olarak kullanmaması ve kendi görselini paylaşmaması gerektiği vurgulanmaktadır.
Özetle: Tesettür, sadece fiziki bir örtünme değil; aynı zamanda “tanınmamak, teşhir edilmemek ve mahremiyeti korumak” esasına dayanır. Sosyal medya ise bu mahremiyeti ortadan kaldıran, kişiyi ihtiyacı olmadığı halde milyonlara açan bir araçtır. Müslüman kadının hem sokakta hem de dijital âlemde bu hassasiyeti gözetmesi önemlidir.
Bir insan dışarı çıktığında belki 50–100 kişi onu görür. Ama sosyal medyada yapılan bir paylaşım binlerce hatta milyonlarca kişiye ulaşabilir. Bu nedenle, fotoğraf paylaşmak, profil resmi yapmak, günlük hayatı (ev hali, eşiyle görüntüler vb.) paylaşmak aslında kişinin kendini geniş kitlelere ifşa etmesi anlamına gelir. Bu yüzden bir Müslüman kadının, kendini koruması gereken alanlardan biri de sosyal medyadır.
Allah-u Zülcelal bizleri İslam ile şereflendirdi. Elhamdülillah, bu İslam davası üzerinde daim kılınalım, hizmetkarı olalım. Kıyamete kadar İslam’ı sürdüren nesiller için, Allah’ın emrettiği şekilde yaşayarak gelecek nesillere güzel örnekler bırakalım. Sadece sözle değil, davranış ve hayatımızla da örnek olalım.
Birbirimize nasihat ve iyilikte bulunmak, tavsiye vermek, nasihatte vesile olmak da Allah’ın izniyle hem dünyada hem ahirette yüzümüzü ak kılar.
İhlâsla yapılan her amel, sadaka-i cariye olur; amel defterimizi kapatmaz, kıyamete kadar sevap kazandırır. Allah-u Zülcelal bizleri kendi rızasına uygun salih ameller işlemeye, doğru şekilde örtünmeye ve yaşamaya nasip etsin. Ölümümüz de Allah’ın huzuruna yüzümüz ak bir şekilde çıkmayı nasip etsin. Âmin.

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ