KAPAK / Kıymeti Azalmayan Hikmet: Harp Hiledir

  • 25 Haziran 2026
  • 73 kez görüntülendi.
KAPAK / Kıymeti Azalmayan Hikmet: Harp Hiledir
REKLAM ALANI

KAPAK
Kıymeti Azalmayan Hikmet: Harp Hiledir
Abdullah Sofuoğlu

Hicretin beşinci senesiydi. Uhud harbinde müslümanlar çok sayıda şehit vermişti. Bu durum İslam düşmanlarını cesaretlendirmişti. İş birliği içinde Müslümanlara saldırıp köklerini kazımak isteğiyle dışarıdan Kureyş ve Gatafan kabileleri içerden Benî Nâdir ve Benî Kureyza Yahudileriyle anlaşma yapmıştı.
Halbuki Rasûl-i Ekrem aleyhisselatu vesselam Efendimiz Medine’de yerleşmiş bulunan Benî Kureyzâ yahudileriyle barış antlaşması imzalamıştı. Fakat Benî Nadir’in ileri gelenleri Benî Kureyza’yı anlaşmayı bozma konusunda kışkırtmaya başladılar. Arap yarımadasının en büyük kabilelerinin Müslümanları yok etmek için anlaştıklarını söylediler. Benî Kureyza yahudileri de bunu görünce antlaşmayı bozdular.
Bu haber Müslümanların arasında duyulunca büyük bir endişeye sebep oldu. Bilhassa münafıkların bu durum hakkında ileri geri konuşması imanı zayıf olanların moralini bozuyordu.
Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam Medine’nin müdafaası için hendek kazılmasına karar vermişti. Fakat hendeğin kazılması sırasında münafıklar isteksiz davranıyordu. Bir yandan da şiddetli kıtlık vardı. Çünkü Medine’ye erzak gelemiyordu. Açlık, korku ve endişenin yanı sıra soğuk hava da sıkıntı veriyordu.
Müslümanlar her yönden zorluk içindeydi. Ortalığı fitne kaplamıştı. Bilhassa Benî Kureyzâ’nin ihaneti Müslümanları çok zor durumda bırakmıştı. Birçok kişi yahudilerin her an kadınlarına, çocuklarına saldırabileceğini düşünerek evlerinde bulunmak istiyordu. Bu da İslâm ordusunun zayıf düşmesine sebep oluyordu. Bu zorluklar içinde kuşatma yirmi gün kadar sürdü.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem savaşlarda ve önemli kararlarda istihbarata çok önem verirdi. Bu savaşta da öyle yaptı. Görevlendirdiği istihbaratçılar sayesinde düşmanın da en az kendileri kadar zorluk çektiğini öğreniyordu. Allah’a dua ediyor, yardım istiyordu. Nihayet yardım hiç beklenmeyen bir yerden geldi.
Nuaym bin Mes’ud Gatafan kabilesinden bir gençti. Dünya menfaatlerine ve zevklerine dalmış, ölümü düşünmeyen bir kimseydi. Hem Kureyş kabilesinden hem de Benî Kureyza Yahudilerinden birçok kişiyle samimi ilişkisi vardı. Bu savaşa kabilesi ile birlikte katılmıştı ama gönlünde bir huzursuzluk vardır. Allah-u Teâlâ onun gönlünü İslam’ın nuruna hazırlıyordu.
Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam müminlerle birlikte sabırla ve duayla düşmana mukavemet ediyordu. Bir yandan da Allah’ın yardımının nasıl geleceğini gözetiyordu. Derken bir gece yarısı Nuaym çıkıp geldi.
Gönlündeki huzursuzluk onu rahat ettirmemişti. Esasen İslâm hakkında duydukları onu etkilemişti. Bu dinin hak din olduğu kanaatine sahipti. Hele bir de suçsuz yere onlara savaş açmış olmaları vicdanını rahatsız ediyordu. Rasûlullah aleyhisselatu vesselam Efendimizin yanına gelip Kelime-i Şehadet getirdi.
Şimdiye kadar alıştığı dünyevî zevklerden vazgeçemeyeceğini düşünerek Müslüman olmamıştı ama şimdi bu kuşatma sırasında Allah-u Teâlâ birden kalbine hidâyet nûrunu bahşetmişti. Zalimler ve hainlerin safını terk edip iman ehlinin tarafına geçmeye karar vermişti.
Nuaym Müslüman olduğunu açıkladıktan sonra ekledi:
“Ya Rasûlallah! Ben Müslüman oldum ama kavmimin bundan haberi yok. Şimdi bana ne emredersen emret, yerine getireyim.”
Nuaym yeni müslüman olmuştu ama Allah’ın yardımıyla imanı öyle kuvvetliydi ki Müslümanlara nasıl faydam dokunur diye düşünüyordu. Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam ona:
“Kavmine git ve düşmanın gayret ve gücünü zayıflat. Çünkü harp hiledir.” buyurdu.
Nuaym akıllı bir gençti. Etkili ve ikna edici söz söylemesini bilirdi. Hemen Benî Kureyza’dan tanıdığı kişilerin yanına gitti. Onlara:
“Siz bu memleketin yerlisisiniz. Burada aileleriniz, evleriniz, mallarınız var. Ama Kureyş ve Gatafan öyle değil. Harbi kazanırlarsa ganimet elde ederler. Kazanamazlarsa da memleketlerine döner giderler. Onlara bir şey olmaz. Bu sebeple onlardan güvence almalısınız. Söyleyin onlara içlerinden şerefli kişileri size rehin olarak göndersinler. Böylece sizi ortada bırakıp gidemezler,” Dedi.
Oradan ayrılınca doğru Kureyş ve Gatafan kabilelerinin önde gelenlerinin yanına vardı. Onlara da:
“Benî Kureyza kabilesi Müslümanlarla anlaşmış. Duyduğuma göre sizden kabilenizin eşrafından kişileri rehin isteyecekler ve onları Müslümanlara teslim ederek aralarını düzelteceklermiş,” manasında sözler söyledi.
Ebû Cehil bu söylentinin aslı olup olmadığını anlamak için oğlu İkrime’yi Benî Kureyza’ya gönderdi. İkrime:
“Kuşatma çok uzadı, artık beklemeye sabrımız kalmadı. Babam size haber gönderdi, yarın Müslümanların üzerine hep birlikte saldıralım, diyor” dedi. Yahudiler Nuaym’ın sözlerinden etkilenmişlerdi. Bu sebeple:
“Yarın Cumartesidir. Biz o gün hiçbir iş yapmayız. Bunun yanında bize eşrafınızdan yetmiş kişiyi rehin vermedikçe sizinle birlikte harb etmeyiz,” dediler.
İkrime kavmine döndü ve duyduklarını anlatınca onlar da Nuaym’ın Yahudiler hakkında söylediklerinin doğru olduğuna kanaat getirdiler.
Nuaym radıyallahu anhın bu şekilde düşmanları birbirine düşürme faaliyeti etkili oldu. Aralarındaki haince anlaşma bozuldu. O gece yarısı Allah’ın yardımıyla şiddetli rüzgâr çıktı. Düşman askerlerinin çadırları bile başlarına yıkıldı. Perişan bir vaziyette kaçarcasına gittiler.
Sabah olunca, müslümanlar, düşmanların kaçıp gittiğini gördüler. Allah-u Zülcelâl’in Peygamberine vaad ettiği yardımın yetiştiğini anladılar.
Nuaym radıyallahu anhın vesilesiyle Allah-u Zülcelâl Müslümanların imanını, teslimiyetini ve sabrını mükafatlandırmıştı. Nuaym’ın parlak zekâsı, “Harb hiledir” düstûrunun güzel bir örneği olarak İslâm tarihine geçti.
İstihbaratın Önemi
Savaşlar daima taktikler ve stratejilerle kazanılır. Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam İslâm’a davet faaliyetlerinde olsun, devlet işlerinde olsun her zaman istihbarat faaliyetlerine ve stratejik hamlelere önem vermiştir.
Kendisine risalet vazifesi verilmeden önce savaşlar ve devlet işleri ile ilgili tecrübesi olmadığı halde Allah-u Teâlâ ona mucizevi bir fetanet ve basiret bahşetmiştir. Öyle ki Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam kısa sürede sayıca çok üstün olan düşman ordularına galip gelmiş ve 23 yıl gibi kısa bir sürede Arap yarımadasında İslâmı egemen kılmıştır.
Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam düşmanlarının hamlelerini önceden tahmin edebilmek ve oyunlarını bozmak için istihbarat faaliyetlerine büyük önem vermiştir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem gerek Mekke devrinde gerek Medine döneminde İslâmî ve siyasi faaliyetlerini sürdürürken son derece tedbirli ve temkinli davranmıştır. Medine’li Müslümanlarla Akabe’de biat ettiği zaman bunu o kadar gizli yürütmüştür ki ne Kureyş önde gelenlerinin ne de Medine’de kendisine düşmanlık edecek olan münafıkların haberi olmamıştır.
Medine’ye hicretin ardından İslâm düşmanlarının faaliyetlerini izlemek için istihbarat ağı kurmuştur. Medine’nin güvenliğini sağlamak için seriyye denilen birlikler görevlendirmiştir. Bu birlikler gazveler öncesinde düşman ordusunun konumunu, sayısını ve su kuyularını tespit etmek gibi vazifeler yapmıştır. Bedir Savaşı öncesinde de düşman ordusunun durumu, su kaynaklarının yerleri ve kervana dair bilgiler istihbarat faaliyetleriyle önceden haber alınmıştır.
Uhud Savaşından önce Mekke’deki müslüman olduğunu gizleyen istihbaratçılar müşriklerin savaş için hazırlandıkları haberini Peygamberimiz’e önceden ulaştırılarak müslümanların da hazırlık yapılması sağlanmıştır.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem düşmanın ani baskın yapmasını önleyecek şekilde muhaberat faaliyetleri yaparken bir yandan da kendi niyetini ve hazırlıklarını gizli tutarak düşmanı aciz bırakmıştır.
Esasen bütün zamanlarda geçerli bir kural vardır ki, savaşları önleyen en önemli taktik, bir düşmanın savaşmak istediği topluluk hakkında bilgi sahibi olamamasıdır.
Bilgi Çağının İmtihanları
Sosyal bilimciler insanlık tarihini bölümlere ayırırken, tarım çağı, sanayi devrimi gibi ifadeler kullanırlar. Sanayi devriminden sonra ise bilgi çağına gelindiğini söylerler.
Bilgi her devirde önemlidir. Bilgi savaşta da en büyük güçtür. Düşmanının zayıf ve güçlü yönlerini bilmek, o savaşı başlatmak için cesaret kaynağıdır. Çünkü düşmana dair bilgiye sahip olmak onu nasıl tesir altına alabileceğini de bilmeyi sağlar. Onların birliğini, dirliğini, manevîyatını bozmanın yollarını bulmaya yardımcı olur.
Bu sebeple bir toplumun bilgileri, hassasiyetle saklanması gereken en değerli hazinesidir. Ancak günümüzde halkımızın büyük bir çoğunluğu bu gerçeğin farkında değildir.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı saldırı da bu konuda çok ibret verici bir örnektir. Hatırlayalım, önce İran’da muhalifler sokak olayları başlattı. Bu hadiseler düşmanlara bu ülkeyi yenmek konusunda cesaret verdi.
Bu yazıda asıl amacımız İran’ın inanç sistemi veya siyasi tutumunu konu etmek değil. Konumuz yaşananlardan ibret almaktır. Aynı şekilde Venezuela veya Ukrayna gibi örnekler üzerinden de konuşulabilir.
Hangi toplum ve devlet olursa olsun, güvenlik için en önemli husus, önemli bilgilerin sır tutulması, düşman eline geçmemesidir. Hatta her bilgi ve veri önemli olabilir.
Günümüzde yapay zeka sistemleri çok büyük veriyi işleyip sonuçlar üretebilmektedir. Yani bir ülkede halkın ne kadarlık kısmının ne kadar süreyle sosyal medya kullandığı, orada yayılan bilgilere ne kadar güvendiği gibi bir veri bile çok kıymetlidir. Çünkü o verileri işleyenlerin o halkın görüşünü nasıl etkileyeceğini bilmelerini sağlar. Hangi içeriklerin ilgi çektiği, hangilerinin inandırıcı bulunduğu gibi birçok ip uçları bu halkın görüşlerini, tercihlerini ve önemli kararlarını etkileyebilir.
Bu sebeple günümüzde de Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin taktik ve stratejilerini öğrenip hayata geçirmenin büyük önemi vardır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem sadece ibadetleriyle değil yöneticiliği ile de en güzel örnektir.
Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselamın Mekke’den Medine’ye hicret hazırlıklarını gizlice yürütmesi, Mekke fethine hazırlık yaparken niyetini gizlemesi gizliliğin ne kadar büyük bir güç olduğunu göstermektedir.
Sır saklamak, mahremiyetini korumak, şahsi bilgilerini sızdırmamak hem kişilerin kendi güvenliği hem de İslam toplumunun emniyeti için önemlidir. Müslüman kendisinin, ailesinin ve ülkesinin sırlarını saklamaktan aciz olmamalıdır. Bu da bir nevi harp hilesidir.
“Harp hiledir,” hadîs-i şerîfi rivayet eden sahâbî sayısı itibariyle neredeyse mütevâtir derecesine yaklaşmış hadislerden biridir. Hadiste geçen hile diye çevrilen “had‘a” veya “hud‘a” kelimesi Müslümanların sayısını, hazırlıklarını veya zayıf yönlerini gizlemek şeklinde de olabilir. Bunlar bazen İslâm ordusunun daha az kayıpla daha az tehlikeye girecek şekilde zafer elde etmesini sağlamayı hedefler. Bazen de bu taktikler savaşı önler. Savaşa gerek kalmadan düşmanın taviz vermesini ve anlaşma yapmasını sağlar. Bugün de aynı stratejiler önemini korumaktadır.
Ahir zamanda Müslümanların türlü türlü imtihanlardan geçmekte olduğunu unutmamamız ve tedbiri elden bırakmamamız gereklidir. Gelecek nesillerimize de Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin bu tedbirlerini öğretmemiz çok yerinde olur.
Allah-u Zülcelâl bizleri bu mücadelelerimizde mensur ve muzaffer eylesin. Amin.

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ